Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yeni Yıla, “696 sayılı KHK endişesi” ile giriyoruz

29.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Hükümetin “15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahına özel” diyerek savunduğu Kanun Hükmündeki Kararname, “somut ifadelerin yer almaması” yüzünden, ülkede “Paramiliter grupların önünü mü açıyor” yaygın endişesini yarattı. Akıllara bir süredir ortaya çıkan “bazı” gruplar geliyor. GÖZLEM, atılan adımı uzmanlara sordu, işte yanıtlar…

Olağanüstü Hal kapsamında çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “terör eylemlerini bastıran kişilerin” cezai sorumluluğu ortadan kalkıyor. KHK’ye göre, “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin cezai sorumluluğu olmayacak.” KHK’nin 121’inci maddesinde “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” ifadesi yer alıyor.

Gözlem’in görüşlerine başvurduğu uzmanlar, söz konusu düzenlemenin hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu ve toplumsal barışı zedeleyici unsurlar içerdiği noktasında birleşiyorlar. Özellikle SADAT ve Özel Harekat Derneği gibi “son dönemde adı ön plana çıkan grupların ‘bu madde ile’ neler yapabileceğine dair iddiaların ciddiye alınması gerektiği” ifade ediliyor. Emekli Albay Soner Aydın, “Özellikle HÖH diye tabir edilen Halk Özel Harekatı, tamamıyla yasadışıdır. Bunun hukuk devletlerinde yeri yoktur, böyle bir sivil toplum örgütü olamaz. Bir devletin güvenliği, yasal güvenlik birimlerince sağlanır. Bu tür yapıların bulunması ve çeşitli düzenlemelerle devlet tarafından da desteklendiği gibi bir görüntü verilmesi, bunlara karşıt başka oluşumların ortaya çıkması durumunu da beraberinde getirebilir ki bu toplumsal barış adına oldukça tehlikeli bir durum” yorumunu yapıyor.

KHK’de, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere ilişkin ‘tek tip kıyafet’ uygulamasına dair hükümler de yer alıyor. Düzenlemeyle, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” iddiasıyla cezaevinde hükümlü ve tutuklu bulunanlar, duruşmalara “badem kurusu ve gri renkte tulum” giyerek getirilecek. Bu da düzenlemenin tartışılan yanlarından biri olarak ön plana çıkıyor.

 

 

‘TOPLUMSAL BARIŞI YARALAYACAK BİR DÜZENLEME’

Yekta Güngör Özden (Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı): 696 sayılı KHK, Anayasa’nın kanun hükmünde kararname çıkarılmasına ilişkin hükümlerinin yürürlükten kaldırılmasının ardından çıkmıştır. Ancak Anayasa değişikliğine ilişkin yasanın bu kararnamelerin yürürlükten kaldırılmasını söylemesinden sonra bu hali ayrıca belirleyerek uygulamayı 2019 seçimlerinin sonrasına bıraktığından, iktidar bu fırsattan istifade ederek kendi istediği kuralları yaşama geçirmeye çalışmaktadır. KHK’ların yalnızca bir yeri değil, birçok yeri Anayasa’ya aykırıdır. Bu, bana bir nevi “görevin kötüye kullanılması” durumunu anımsatmaktadır. İktidar, siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için Anayasa’yı, hukuku ve gerçekleri göz ardı etmekte, toplumsal barışı yaralayacak yeni olumsuzlukları gündeme getirmektedir. Son kanun hükmünde kararnamenin bugüne kadar basına yansıyan kanunlara aykırılığını içeren düşünce ve yorumların çoğuna katılıyorum. Bunların yurttaşlarımız tarafından dikkate alınması, iktidarın bu girişiminin Anayasa’ya ve hukuka aykırı olduğu noktasında birleşmesi gerekiyor ki oylarını ona göre versinler. Biz bir hukuk devletiysek, bunun gereklerini yerine getirmek zorundayız. Olağanüstü halin ilanını gerektiren durumlarla ilgisi olmayan 54 yasada birden düzenleme getiren bu KHK’nın bana göre hukuken geçerli yanı yok denecek kadar azdır.

 

 

‘İÇERİĞİ MUĞLAK VE HUKUK DEVLETİNE YAKIŞMIYOR’

Albay (E) Soner Aydın: Günlerdir tartışılan söz konusu 696 sayılı KHK; bence içeriği, muğlaklığı, tartışılma yöntem ve üslubu ile çağdaş, demokratik, sosyal hukuk devletine yakışmayan pek çok unsuru içermektedir. Toplam 137 maddeden oluşan bu kararnamenin diğer 136 maddesi ise gündemde bile değildir ve kamuoyu diğer maddelerde nelerin geçtiğinin farkında bile değildir. Konumuza dönersek, bu KHK’nın 121’nci maddesi; ilk olarak kapsadığı zaman süreci açısından sorunludur. Bu KHK’da zaman tanımlanırken “15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler” şeklinde kullanılan ifade; çok açık ve net bir şekilde ucu açık bir zaman sürecini ifade etmektedir. Adalet Bakanının ve Hükümet Sözcüsünün “bu KHK 15 ve 16 Temmuz 2016 tarihini kapsamaktadır” demelerinin hiçbir hukuki değeri olmadığı kanaatindeyim. Yargının bu açıklamaları yasa yerine koyarak yargılama yapamayacağı tartışılamaz sanırım. Eğer kastedilen gerçekten de 15/16 Temmuz 2016 tarihleri ise neden açık açık yazılmadığını da anlamak mümkün değildir.

Bir diğer husus muğlaklığıdır. “Darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler” kapsamına kimler girecektir? Gerçekten darbeyi bastırmak maksadıyla hareket edenler nasıl belirlenecektir? Bir toplumsal kargaşa ortamında, olayın taraflarının yanında bir de kargaşadan yararlanarak kişisel çıkar elde etmeye çalışanlar, bu nedenle gerçekten suç işleyenler olabilir. Hatta olayları fırsat bilerek kişisel husumet ile hasmına zarar verenler de olabilir. Bu hususların tamamı adli işlemlerle ortaya çıkarılabilir. Devam niteliğindeki eylemler nasıl ayırt edilecektir? Hangi eylemler devam niteliğinde sayılacaktır? Buna kim nasıl karar verecektir? Bunlar da muğlak hususlardır.

Ayrıca; darbeye karşı hareket ettiğini iddia edenler nasıl organize olabildiler? Hedeflerini nasıl seçtiler? Cumhurbaşkanının çağrısıyla sokağa çıkanlar nereye nasıl gideceklerini, kiminle çatışacaklarını nereden biliyorlardı? Çatıştıkları grupların darbeci mi, yoksa darbeye karşı koyan güvenlik güçleri mi olduklarını nasıl anlayabildiler? Böyle bir çatışma ortamında dost ile düşmanın ayırt edilmesi son derece zor ve kritik bir husustur. Ben “Meskûn mahal muharebesi” olarak adlandırılan böyle bir çatışma ortamında hiç eğitim almamış bir sivilin doğru hedefe yönlenmede ne derece başarılı olabileceğini kuşku ile karşılıyorum. Ya o galeyana gelen insanlar darbeyi önlemeye çalışan, bütünüyle masum bir güvenlik görevlisine veya masum bir vatandaşa zarar verdilerse? Asıl önemlisi; darbe gecesi ve sonraki gün, çağrıyla harekete geçenler, darp, yaralama, öldürme yetkisi aldıklarına nasıl karar verdiler? Böyle bir yetkiyi hangi hukuk devletinde kim verebilir? Olaylarda kullanılan ateşli, kesici ve delici silahların nasıl elde edildiği de ayrıca sorulması gereken bir sorudur. Bu nedenlerle KHK bu şekliyle o gece yaşanan bütün olayların, işlenen bütün suçların üstünü örtecek nitelikte bir düzenlemedir kanaatindeyim.

Bu arada konu ile ilgili tartışmalara da değinmek istiyorum. Bilimin, hukukun egemen olduğu çağdaş bir toplumda bir konu bilimsel ve hukuki gerekçeler üzerinden tartışılmalıdır. Bugüne kadar izlediğim hiçbir tartışmada bilimsel ve hukuki bir yaklaşım göremedim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “bundan gocunanlar FETÖ’nün kurşun askeridir” şeklindeki açıklamaları da arzu ettiğimiz bilimsel bir açıklama değildir. Sonrasında yaptığı bütün açıklamalara ve beyanatlarına bakıldığında; çağdaş, demokratik bir hukuk devletinin, iktidar olmak için mücadele eden bir siyasi partisinin liderinin konuyu böyle basit polemikle izah etmeye ve kabul ettirmeye çalışması anlaşılabilir ve yakışan bir tutum değildir. Bu hain darbe girişimi sonrasında kuşku ve endişesini demokratik yolla, düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde eleştiri kapsamında dile getiren herkesin FETÖ’cü ilan edilmesini son derece haksız buluyorum ve ciddi bir siyasi partinin genel başkanına yakıştıramıyorum.

Böyle bir yasal düzenleme, hukuk devletine yakışan bir düzenleme değildir. Bir hukuk devleti; suçlunun bile hak ve menfaatlerini koruyacak düzenlemeler yapmalıdır. Çağdaş bir hukuk devletinde, devletin yasa ile kurduğu güvenlik birimleri dışında hiç kimsenin koruma ve kollama görev ve yetkisi olmamalıdır. Kaldı ki ucu açık ve muğlak ifadelerle, TV’lerden verilen talimat ve çağrılar üzerine galeyana gelerek sokağa çıkıp düşman gördüğü herkese saldırabilecek potansiyel bir güç yaratabilecek bir düzenleme; birlik, beraberliğimiz, huzur ve güvenliğimiz açısından son derece tehlikelidir. Bence bu, gelecekte olabilecek her türlü çatışmayı özendirebilecek, insanları “nasıl olsa affedilirim” düşüncesine sevk edebilecek, iç çatışmalara zemin hazırlayabilecek bir yaklaşımdır.

(Engin TATLIBAL)

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Uzmanlar, enflasyonda yaşanan ve halkın “şüphe ile” karşıladığı düşüşün vergi oranlarında ve akaryakıtta yapılan indirimlerle gerçekleştiğini, bunun ise orta vadede da...

19 otelden ikisinin rezervasyonlarının Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un sahibi olduğu ETS Tur tarafından yapıldığı” haberleri kamuoyunda tepki yarattı. tepki çe...

Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türk bankalarının genel durumunu değerlendirdi.

Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı (EGEV) Başkanı Mehmet Ali Susam, ikincisi düzenlenen Ege Ekonomik Forum süresince Ege ekonomisinin ve potansiyelinin Türkiye’nin gündemi...

GÖZLEM, bu soruyu siyasetin duayenlerine ve uzmanlara sordu, işte görüşleri…

Rusya ve Ukrayna, bir kez daha savaşın eşiğinde... Rusya’nın üç gemisine el koyduğu Ukrayna seferberlik ilan etti ve Rus Ordusu bölgeye ilave S-400’ler sevk etti. Geri...

GÖZLEM, “AK Parti’nin adayları belli, CHP – İYİ Parti ittifakı kimleri aday göstermeli sorusunun cevabını uzmanlardan aldı, işte görüşleri…

Yazarlar
Website Security Test