Facebook ta paylaştweet le

Vatandaş bugününden memnun değil, yarınına da güven ve ümitle bakmıyor

30.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ülkedeki ekonomik krizin, vatandaşın “Tüketici Güven Endeksi’ne yansıyan” tespit ve beklentilerini somutlaştıran rakamları,  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklandı.

TÜİK’in Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile ortak olarak yaptığı “mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici eğilim anketi sonuçlarının ortaya koyduğu tüketici güven endeksi” mart ayında yüzde 86.7 iken bir ayda yüzde 7,5 oranında düşerek nisan ayında 80,2 oldu.

Ankete göre, geçen 12 aylık dönemde “hanenin maddi durumu endeksi” Mart ayında 67,3 iken, Nisan ayında yüzde 4,9 oranında azalarak 64,0 oldu. Türkiye için Dünya Bankası da yoksulluk uyarısında bulundu. Dünya Bankası'ndan yapılan açıklamada, Türkiye'de yoksulluk oranının üst üste ikinci yıl da artarak 2020'de yüzde 12,2'ye yükseldiği ifade edildi. Bir önceki dönem yüzde 10,2 olan orana ise salgın sonrasında dönüşün zor olacağı kaydedildi.

Tüketici eğilim anketine katılanlar, geleceğe dönük beklentileri de olumsuza döndü. Anket, “gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklenti endeksinin” de mart ayında 87,9 iken, nisan ayında yüzde 7,9 oranında azalarak 81,0 olduğunu ortaya koydu.

“Gelecek 12 aylık döneme ilişkin ‘Genel Ekonomik Durum Beklentisi’ endeksi” ise Mart ayında 94,1 iken, Nisan ayında yüzde 11,9 oranında azalarak 82,9 oldu.

Anket sonuçları “geçen 12 aylık döneme göre gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksinin” de mart ayında 97,4 iken, nisan ayında yüzde 4,7 oranında azalarak 92,8 olduğunu gösterdi.

Uzmanlar vatandaşın “bugününden memnun olmadığı”, dahası “geleceğinden de emin ve ümitli olmadığının ortaya çıktığı” görüşündeler.

 

DÜNYA BANKASI'NDAN TÜRKİYE'DE YOKSULLUK UYARISI

Dünya Bankası'ndan yapılan açıklamada, Türkiye'de yoksulluk oranının üst üste ikinci yıl da artarak sürdüğü belirtildi.  Hafta başında yayınlanan “Dünya Bankası analizlerinin yer aldığı” Türkiye Ekonomik İzleme Raporu'nda, "2019 yılında yüzde 10.2 olan yoksulluk oranının 2020 yılında yüzde 12.2'ye yükseldiği tahmin edilmektedir. Şu anda yoksulluk oranını Pandemi öncesi seviyelere geri getirmek bir zorluk teşkil etmektedir" görüşüne yer verildi.

“Kredi patlaması" gibi atılan adımların desteğiyle, Türkiye'nin 2020 yılında pozitif büyüme sağlayan birkaç G-20 ülkesinden birisi haline geldiğine dikkat çekilen raporda “Ancak bu büyüme, beraberinde yükselen enflasyon, uluslararası rezervlerde düşüş, lirada zayıflama, cari açıkta sert bir artış ve şirketlerde finansal stres getirdi” denildi.

"2020 yılının sonundaki toparlanma, işgücü piyasalarının bir miktar toparlanmasına yardımcı olurken, özellikle kadınlar, gençler ve düşük vasıflı işçiler olmak üzere birçok çalışan geride kaldı. Bu durumun, yüksek enflasyon ile birlikte, yoksullara daha fazla zarar vermiş olması muhtemeldir" denilen rapora göre, “ihracattaki toparlanma ve düşük baz etkisi sayesinde Türkiye'deki yıllık büyümenin 2021'de yüzde 5 gibi ‘kayda değer bir seviyeye ulaşması’ bekleniyor” görüşü yer aldı.

 

TÜSİAD BAŞKANI KASLOWSKİ: “İŞSİZLİK VE HAYAT PAHALILIĞI GELECEĞİMİZİ DE TEHDİT EDİYOR”

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) 23. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi’nde konuşan TÜSİAD Başkanı Kaslowski, “İşsizlik rakamlarında artışın hızla devam ettiğini” belirterek “geniş tanımlı işsizliğin yüzde 28’e kadar yükseldiği zor bir süreçten geçildiğini” söyledi.

Kaslowski "Geçtiğimiz hafta kısa çalışma ödeneğinin yeniden uzatılmasına dair çıkan kararı son derece olumlu karşılıyoruz. İstihdama yönelik desteklerin devam etmesi gerektiğine de inanıyoruz. İşsizlik ve hayat pahalılığı, sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de tehdit eder durumdadır. Bu alanlarda çok ciddi adımlara ve ilerlemeye ihtiyacımız var” dedi.

"Enflasyon-faiz-döviz sarmalından bir an evvel çıkıp, global gidişatı doğru okuyup yakalamamız gerekmekte. Aksi takdirde küresel ekonomideki yerimizi korumamız mümkün olmayacaktır” diyen Kaslowski şunları söyledi: “Masada çözmemiz gereken bir enflasyon problemimiz var. Bu temel sorunu çözmek için para politikasının öngörülebilir olması, disiplinli ve şeffaf bir şekilde yönetilmesi ve Merkez Bankamızın enflasyon hedeflemesi konusunda her türlü aracı bağımsız bir şekilde kullanmasını bekliyoruz. Enflasyon ile mücadelede başarılı olmaz isek diğer makroekonomik sorunlarımızı da çözemeyiz. Aksi durumda, orta-uzun dönemde büyümenin finansmanı için gerekli olan dış kaynak ihtiyacına ulaşmak mümkün olmayacak ve istihdam ve işsizlik sorunları daha da derinleşecektir.”

 

“ARTIK MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Parlamenter Demokrasi tasfiyesi edilerek getirilen Cumhurbaşkanlığı Sisteminin yarattığı tek adam yönetiminin ülkeyi hem ekonomik,  hem de siyasi açıdan yönetemeyeceği iyice gün yüzüne çıkmış bulunuyor.  Zira tarih defaten ispatlamıştır ki Türkiye büyüklüğünde bir ekonomi ve toplum asla tek merkezden yönetilemez. Ekonomiler geliştikçe büyür ve çeşitlenir. Uzmanlıklar artar ve çeşitlenir. Bu nedenle uzmanlaşmış kurumlara ve tabandan başlayan katılım süreçlerine, yerelleşmeye ihtiyaç duyar. Oysa Türkiye’ye getirilen merkezi yönetim sistemi,  Uzman kurumların karar yetkisini elinden aldığı gibi (en belirgin örneği Merkez Bankası), belediyelerin yerel yönetim gücüne bile tahammül edemeyip önlerini kesiyor. Hatta kendinden yana olan ve olmayan diye köklü bir ayrımcılığa da yol açıyor.

Bu yapılanmaların hepsi Bilgi Toplumundan Toplum 5.0’a geçmekte olan bir çağın tüm gerçeklerine ters düşüyor. Bu yüzden giderek artan merkezileşme eğilimleri 2013 yılından beri Türkiye’de kişi başına düşen milli gelirin giderek düşmesine yol açarak 11-12 bin dolar bandından 7-8 bin dolar bazına doğru düşmesine neden oldu. Son yıllardaki yanlış siyasi tercihler ve yanlış ekonomi yönetim kararları ekonominin kontrolden çıkmasına yol açtı. Devlet kurumları parti devleti durumuna dönüştürüldü. Yargı tümüyle siyasi otoritenin işaretleri ile yönlenir durumda. Bu ortamda ekonominin sağlıklı yönlenmesi beklenemezdi. Özellikle 2018 Seçimlerinde bütçe kaynakları tüketildi.  3 açık olarak Enflasyon, bütçe açığı ve dış açık hep birlikte kötüleşti. Yanlış dış politika tercihleri ile ülke tamamıyla yalnızlığa terk edildi. Tüm bu yanlış karar ortamında, yanlış ekonomi politikaları, yanlış para politikası ve ihtiyaç duyulan sıcak paranın bulunamayışı döviz kurlarını 3 katına doğru taşımaya başladı. Ekonomi yıllardır tasarruf ve yatırım yapamaz duruma geldi. Ülkenin geleceği yap işlet devret modeli ile borçlandırılarak, yandaş holdinglere peşkeş çekiliyor.

Bütün bunlar kontrol altındaki medyanın algı yönetimi ile kamufle edilerek, gerektiğinde siyah, beyaz gösteriliyor. Bu süreçte genç işsizliği yüzde 25-30 bandında geziniyor.  Yetişmiş yazılımcı beyin işçilerimiz Berlin ve Hollanda yazılım şirketlerine göç ettiler. Gençler umudunu bu ülkeden keserek yurt dışında gelecek aramaya başladı. Bütün bunlara bir buçuk yıla doğru uzanan Pandemi geldi. Kaynaklarını tüketmiş bir ekonomide, en başta işsizler, çiftçiler ve küçük esnaf ile tüketici kendi başına bırakıldı.  Yanlış pandemi yönetimi krizin derinleşmesine, yoksulluğun artmasına hizmet etti.  Tüm yanlış politikalar ve yanlış yönlendirmeler yolsuzluğun artmasına hizmet etti. Bütün bu veriler ışığında Mart ayından Nisan ayına geçerken tüketici güven endeksi 7,5 puan azalmış; halkın maddi durumu yüzde 4,9 düşmüş; Maddi durum beklentisi yüzde 7,9 düşüş gösteriyor ve nihayet genel ekonomik durum beklentisi de yüzde 11,9 düşüş gösteriyor. Bu veriler toplumun gelecek beklentilerini kaybettiğini ve bozulma eğiliminin giderek daha da kötüleşeceği düşüncesinde olduğunu gösteriyor.  Nihayet 17 gün tekrar tam kapanma belli kesimleri daha da yoksulluğa, daha yüksek işsizliğe, daha çok esnafın kapanmasına ve gelecek beklentilerinin önümüzdeki aylarda daha da kötüye gitmesini beraberinde getireceklerdir. Gençler iş bulma umudunu kaybettiği için yurt dışına gitme yollarını arıyorlar. Zira bunlar bilişim teknolojisini daha yakından takip ettikleri için, umutlarını bu ülke ekonomisinden kesmiş durumdalar.

Bir başka önemli neden artık yandaş olmayan gençlerin iş bulma şansının olmadığını, liyakat sisteminin yerlerde süründüğünü çok iyi biliyorlar. Oysa bizim gençliğimizde torpil vardı; ama en azından işe girenlerin bir yarısı kendi başarısı ile işe girebilir inancında idik.  Uygulama ve gerçek de çalışan insanların önünü bu güne kıyasla çok daha geniş biçimde açıyordu. Bu nedenle yanlı ve yandaş uygulamalar gençlerin umut ve beklentilerinin yitirilmesine yol açtı. Ülkeden umutlarını kestiler. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Mevcut tek parti yönetimi, muhafazakar ve mutlak ideolojik temelli dar dünya görüşündeki tabanı stabilize etmek uğruna, ülkeyi ve ekonomiyi feda etmekten vazgeçmeli… Aksi durumda sadece beklentiler ve umutlar değil, ülke ekonomisi ve geleceğimiz yok olmaya gidiyor.

 

“KÖTÜ OLAN BEKLENTİLER DAHA DA KÖTÜLEŞMİŞ DEMEKTİR”

Dr Ali Nail Kubalı (Ekonomist) –Güven endeksleri 100 olduğunda, endeksin konusu olan ekonomik beklentinin endeksin başlangıç tarihinden beri değişmediğini gösterir! Eğer endeks 100’ün üzerinde çıkarsa beklentiler iyiye yönelmiş; 100’ün altında çıkarsa kötüleşmiş demektir! Endeks bir önceki dönemde zaten 100’ün altında ise ve bu son ankette daha da aşağıya düşmüşse esasen kötü olan beklentiler daha da kötüleşmiş demektir!

Bu durum yurt içi bireylerin harcamalarını azaltacaklarını, iç talebe bağlı ekonominin de yavaşlayacağı ihtimalini güçlendirir!

Peki ilaç?

İlaç ise dış talebin artması, ihracatın artması, ithalat yerine de yerli üretimle ithalatın ikame edilmesidir!

Kurun bugünkü seviyesi buna olanak vermektedir! Devletin ihracatçıya dövizinin geldiği tarihte kur aşağı gitmişse dövizini ihraç tarihindeki kurdan bozacağını garanti etmesi yeterli olabilecektir!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye’de coronavirüse karşı alınan tedbirler tartışma konusu olmaya devam ediyor. Daha sıkı önlem gerekirken gelen 1 Mart ve 13 Nisan ‘normalleşmeleri’ salgında en k...

“Türkiye uzun yıllardır yaptığı yanlışların sonucunu yaşıyor” diyen Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Kasalı’ya göre,...

Muhalefet, Erdoğan’ı ağır şekilde eleştirirken, AKP sözcüsü “Soykırım” sözünü CHP’nin söylettiğini” iddia etti.

Öneri, eski İzmir Defterdarı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura’nındı, gündeme GÖZLEM Yayın Kurulu üyesi Serkan Aksüyek getirdi…

“Kongreler yapmak, İslam Devletler Birliği’ni kurmak, İstanbul’u başkent yapmak, Arapça’yı resmi dil ilan etmek” siyaset yapmak değil mi?

Yazarlar