Facebook ta paylaştweet le

İki ana soru: “Kırmızı harita” için 18 gün yetecek mi? “Aşı sorunu” çözülecek mi?

30.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye, günlük coronavirüs vaka ve can kaybı sayılarının tırmanışa geçmesinin ardından "tam kapanma" kararı aldı. Sağlık Bakanlığının açıkladığı 29 Nisan verilerine göre, Türkiye'de son 24 saatte 37 bin 674 yeni vaka tespit edilirken 339 kişi de Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye'de şu ana kadar 4 milyonun üzerinde coronavirüs vakası kaydedildi. Bu süreçte 39 bin 398 kişi de coronadan hayatını kaybetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 29 Nisan saat 19.00'dan 17 Mayıs saat 05.00'e kadar Türkiye'de "tam kapanma" tedbirlerinin uygulanacağını açıklamasının ardından, İçişleri Bakanlığı uygulanacak kısıtlamalara ilişkin usul ve esasları belirleyen bir genelge yayımladı. 81 il valiliğine gönderilen genelgeye göre, ülkedeki Covid-19 salgını ile mücadele için 17 gün boyunca "tam zamanlı" sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak.

Market, bakkal, manav, fırın gibi yerler açık olacak. Şehirler arası seyahatlere zorunlu haller dışında izin verilmeyecek. Üretim, imalat, tedarik ve lojistik, sağlık, tarım ve orman alanlarında çalışanlar, sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulacak. Sokağa çıkma muafiyetini kötüye kullananlar hakkında ise idari/adli yaptırımlar uygulanacak.

 

Bu nasıl kapanma

Aralıksız en uzun kapanma sürecinde, zorunlu gereksinimleri karşılayacak iş yerleri ve bazı istisnai sektörler dışında tüm işletmeler kapalı kalacak. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSKAR) yayınladığı rapora göre, istihdamın yüzde 83’ü için kapanma zorunluluğu yok.

Raporda, toplam 26 milyonluk istihdamın yüzde 61’ini oluşturan 16 milyon çalışanın, kapanmaya ilişkin açıklanan genelgelerde doğrudan muaf olduğu ortaya çıktı. İstihdamın yüzde 22’sini oluşturan 5 milyon 973 bin çalışanın da kapanmada kısmen muaf olduğu gözüküyor. Dolayısıyla kapanma dolayısıyla 26 milyon istihdamın 22 milyonu için çalışma hayatında bir değişiklik olmayacak. İşyerlerindeki kalabalık eskisi gibi devam edecek.

Desteksiz kapanma kararına tepkiler de sürüyor. İşlerini güçlükle yürüttüklerini açıklayan iş dünyası temsilcileri hükümetten acil destek açıklaması bekliyor. Beklentilerde, nakit ücret ve ciro desteği, kredilerde yeniden yapılandırma, uzun vadeli ve belirli süre geri ödemesiz ve düşük faizli yeni destek paketleri ile başta vergi ve SGK primleri olmak üzere kamu olan yükümlülüklerde erteleme talepleri öne çıkıyor.

 

Muhalefet vatandaşa destek istiyor

Siyasetin gündeminde ise kapanmadan etkileneceklere yönelik ekonomik destekler var. Muhalefet partileri ise tam kapanma sürecinde, gelir kaybına uğrayacak olan kesimlere ekonomik destek sağlanmasına dönük yasal düzenleme yapılmasını istiyor.

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak'a göre "tam kapanma"nın maliyeti oldukça yüksek olacak ve bunun da sorumlusunun hükümet olduğunu belirtti. Öztrak, "kapandık" demekle sorunun çözülmediğini, kapanma nedeniyle gelir kaybına uğrayacak kesimlere nefes aldıracak çözümler sunulması gerektiğini belirtti: "Siz kapanma kararı aldığınız zaman ortada kalacak bir sürü insan var. İnsanların ödemeleri var, tahsilatları var, çekleri var. Nasıl kirasını ödeyecek kapalı işletme sahibi, nasıl çalışanlarının paralarını ödeyecek? Diyorsunuz ki 'evde kal', tamam ama sen evde kal dediklerini canlarıyla cüzdanları arasına sıkıştıramazsın. Bütün dünya vatandaşlarına diyor ki, evde kalın canınız bana emanet, malınız da bana emanet, ben size her türlü desteği vereceğim, siz sağlığınızı düşünün. 17 gün kapattığın zaman, esnafın ya da kapattığın yerlerin kirasını vereceksin, elektrik su paralarını vereceksin. Yanında çalışan işçinin parasını vereceksin. Dünya bunu yapıyor. Kararı sen aldığına göre, insanların kazanamadığını da bir şekilde tazmin etmek zorundasın."

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkan ise dünyanın kapandığı dönemde Türkiye'nin "lebalep açıldığını ve iliklerine kadar virüsle dolduğu" belirtti. Türkkan, şunları söyledi: "Dünya virüsle ilgili meselesini neredeyse çözmek üzere, artık normal hayata dönerken biz kapanmaya karar verdik. İktidarın öncelikle işi olmayan veya geçici işlerde çalışanlara yönelik acil destek paketi açıklaması gerektir. Bu süreçteki vergi ödemeleri ve borçların da ertelenmesi önem taşıyor. 1 ay boyunca belediyelerin su, elektrik şirketlerinin de elektrik alacaklarından vazgeçmesi gerekir.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kapanmanın destek paketi ile beraber olması gerektiği çağrısında bulundu. Babacan, “Biz DEVA Partisi olarak en az iki haftalık bir kapanmanın gerekli olduğunu söylüyorduk. Bu, Türkiye için gereklidir. Ancak kapanmayla beraber vatandaşlarımıza bir destek paketi açıklanması gerekiyordu. Bütün dünya bunu böyle yönetiyor. Kapanıyor, ama aynı zamanda vatandaşına doğrudan destek veriyor.  Küçük işletmeler, esnaf, gündelikle geçinenler, yevmiye ile geçinenler, günlük kazanıp günlük harcayanlar. Bütün bu vatandaşlarımız şu anda üç hafta boyunca mağdur kaldılar. Biz hükümetten acilen bir destek paketi açıklanması bekliyoruz şu anda. Kapanma ancak destek paketi ile beraber olmalıdır ve tabii ki etkin bir aşılama programı ile de beraber kapanma anlamlıdır."

Gelecek Partisi de herhangi bir destek paketinin açıklanmamasına tepki gösterdi. Gelecek Partisi’nin bu konuda yayınladığı video mesajda, "Bu 18 günde geçmediğimiz köprülerden, tünellerden, binmediğimiz trenlerden, inmediğimiz garlardan, uçak yüzü görmememize rağmen havalimanlarından, hazinenin müteahhitlere ödeyeceği para tam 1,5 milyar lira. Gelecek Partisi olarak teklifimiz şudur, bu 18 günlük devlet garantili 1,5 milyar lirayı müteahhitlere değil, vatandaşlara ödeyin.”

 

 

IMF: PANDEMİ’DE, TÜRKİYE “MİLLİ GELİRE GÖRE” HALKINA EN AZ DESTEK VEREN 3 ÜLKEDEN BİRİ

Uluslar arası Para Fonu (IMF), dünya çapında ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarında pandemi harcamalarının oranlarını gösteren bir rapor yayınladı. Rapora göre Türkiye, yüzde 1,9 oran ile en az yardımı yapan ülkeler arasında. Raporda, Ocak 2020’den Mart 2021’e kadar hükümetlerin duyurduğu ekonomik ve sağlık yatırımları, harcamaları ve yardımları baz alınarak, hangi ülkenin halkına ne oranda destek verdiğini gösteriyor.

Yapılan haritalandırmada, ülkelerin GSYH bütçelerine göre harcama oranları, yüzde 10+, yüzde 7,5-10, yüzde 5-10, yüzde 2,5-5 ve yüzde 2,5 altı olarak sıralanmış. Türkiye, en düşük destek veren yüzde 2,5 grubuna giriyor. Burada dahi, yüzde 1,5 orana sahip olarak, destek harcamaları yapan ülkeler arasında en alt sıralarda yer alıyor. Bu oranla Türkiye, girdiği gelişmekte olan ülkeler sıralamasının çok altında, az gelişmiş ekonomiler sıralamasındaki ülkelerle yarışıyor.

 

Yurttaşa destek yüzde 0,4

Benzer ekonomik çaptaki ülkelerin aksine, ülke ekonomilerinin, likidite, garanti desteği oranlarında ise Türkiye başı çekiyor. GSYH’nin yüzde 6,4’ü kadar garanti sağlayan Türkiye’de, sağlık sektörüne ayrılan oran yüzde 0,3, yurttaşa sağlanan destek ise yüzde 0,4. Listede Lüksemburg yüzde 27 ile başı çekerken, onu yüzde 25 ile ABD ve yüzde 19 ile Yeni Zelanda izliyor.

Covid-19 döneminde nakit harcamaların ve gelir desteklerinin GSYH içindeki payı, salgına dönük nakit harcamaların ve vatandaşlara yönelik nakit gelir desteklerinin milli gelirin ne kadarını oluşturduğunu göstermektedir. Ocak 2021 itibariyle doğrudan gelir artırmaya dönük nakdi mali destekler küresel olarak toplam 7,9 trilyon ABD doları ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 7,4’ü olarak hesaplanmaktadır.

Zengin ülkeler vatandaşlarına gayri safi yurt içi hasılalarının yüzde 12,7’si düzeyinde nakit harcama ve gelir desteğinde bulunurken, orta gelirli ülkelerde bu oran yüzde 3,6, yoksul ülkelerde yüzde 1,6’dir. Türkiye’de ise yüzde 1,1’dir.

Covid-19 döneminde (2020) nakit harcama ve gelir desteklerinin GSYH içindeki payının en fazla olduğu ülke yüzde 19,1 ile Yeni Zelanda oldu. Yüzde 16,7 ile ABD, yüzde 16,2 ile İngiltere ve yüzde 16,1 ile Avustralya, Yeni Zelanda’yı izledi.

 

Türkiye son üçte

Covid-19 döneminde hükümetlerce yapılan nakit harcama ve gelir desteklerinin GSYH içindeki payının en az olduğu üç ülke ise (IMF tasnifinde yer alan seçilmiş ülkeler içinde düşük gelirli ülkeler hariç) Meksika, Türkiye ve Arnavutluk oldu. Meksika’da nakit harcamaların ve gelir desteklerinin GSYH içindeki payı yüzde 0,7’dir. Türkiye ve Arnavutluk’un Covid-19 döneminde nakit harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 1,1 düzeyinde.

 

“ESNAFA DESTEK VERİLMELİ”

Zekeriya Mutlu (İzmir Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği Başkanı) –  “Vaka ve kayıp sayısının artması bizi de endişelendiriyor. Bu nedenle önlemlere büyük özveri ile uyuyor, işimizi kaybetme pahasına toplum sağlığı için üzerimize düşen ödevleri yerine getirmeye devam ediyoruz.

Dolayısıyla üyelerimize yönelik yeni destekler de hayata geçirilmelidir. Bu noktada önceden dile getirdiğimiz Kısa Çalışma Ödeneği’nin uzatılması üyelerimizi rahatlatmış, çalışanlarına kol kanat germeleri için güç vermiştir. Ancak gelinen noktada özellikle esnaf kesimi için yeni nakdi desteklerin düşünülmesi veya mart ayında biten kira ve gelir kaybı desteklerin sürdürülmesi gerekmektedir.

Bunun yanı sıra yasaklı günlerde büyük marketlerde ve şubelerinde temel ihtiyaç dışı ürünlerin satışı yasaklanmalı, bugünlerde açamayan üyelerimize karşı haksız rekabet son bulmalıdır. Neredeyse işyeri kirasına yakın bedellere ulaşan katı atık faturalarına da kesin bir çözüm getirilmelidir. İşyeri uzun süredir kapalı olan küçük işletme veya su tüketimi olmayan esnaf katı atık bedelinden muaf tutulmalı ya da sembolik bir ödeme yapmalıdır. Salgın bitse bile esnafın eski günlerine dönmesi çok zor olacaktır. Bu nedenle yeniden ayağa kalkabilmemiz için bir kaç yıl geri ödemesiz, uzun vadeli, düşük faizli krediler düşünülmelidir.

Yargı Reformu Paketi kapsamında, Borçlar Kanunu’nda bazı düzenlemeler planlanması bu çerçevede Kira sözleşmeleri konusunda değişiklik yapılması, salgın şartlarında kira ödemelerinin nasıl olacağının düzenlenmesi, zorunlu olarak faaliyetleri durdurulan işletmelerin kapalı kaldıkları süre boyunca kira ödememesi gündemdedir.  Kiranın hiç olmazsa bir bölümünden vazgeçilmesine yönelik öneriler de bulunmaktadır.

Kiralar nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıklar, gözlerden kaçsa da toplumda büyük sıkıntılar yaratmıştır. 40 yıldır aynı dükkânda çalışan esnaf bugün yıllardır uyum içinde olduğu mülk sahibiyle mahkemelik olmuş durumdadır. Düzenlemenin bir an önce hayata geçirilmesi, bu konuda yaşanan ekonomik sıkıntıların sosyal bir soruna dönüşmesini de engelleyecektir” diye konuştu.

 

“KISITLAMALAR SİHİRLİ DEĞNEK DEĞİL, HIZLI AŞILAMA ŞART”

Lütfi Çamlı (İzmir Tabip Odası Başkanı)-
Bilindiği üzere şubat ayının ikinci haftasından itibaren vaka artışı olmasına rağmen kontrollü bir açılım süreci başlatıldı. Bu süreçte bilim insanları, tabip odaları buna şiddetle karşı çıkıp çok daha etkili tedbirler alınması gerektiğini mutlaka toplumsal hareketliliğin yavaşlatılması gerektiğini ve sosyal ekonomik desteklerle birlikte bir kolektif korunmaya geçilmesi gerektiğini ifade ettiler ama bunlar dinlenmedi. Ve bu süreçte ne yazık ki sadece iki ay içinde 10 bin vatandaşımız öldü. Ve 7-8 binlerden 60 binlere varan vaka sayılarına ulaştık. Gelinen noktada, “tam kapanma” kararları alındığını görüyoruz. Ancak bu tam kapanma kararları bizim önerdiğimiz kolektif korunma ile çok uyumlu değil. Birincisi, zorunlu, hayati sektörler dışında fabrikalarda, iş yerlerinde çarkların durmasını istemiştik. Oysa baktığımız zaman imalat, sanayi, üretim, inşaat bunların hepsinin devam ettiğini görüyoruz. Çarklar durmuş değil. Gündelik çalışan, yevmiyeli çalışan işçilerin çalışma koşulları, esnafın dükkân kapatması…  Bu, sosyal ve ekonomik destek olmadan insanların adeta evde açlığa mahkûm edilmesidir. Bunun bu haliyle kabul edilebilir olması mümkün değildir. Bu öncelikle tam kapanma değil. Fabrikalarda, iş yerlerinde çarklar dönüyor. İş hayatı devam ediyor. Sadece bir sokağa çıkma kısıtlaması gelmiş durumda. Güya alınan tedbirlerle bir miktar vaka düşüşü olsa bile bu bilim insanlarının ve tabip odalarının önerdiği sosyal ve ekonomik destek paketi, kolektif korunma tanımından oldukça uzak. Keşke bu karar bizim önerdiğimiz şekilde çok daha önce alınabilseydi. Keşke bu kadar ölüm, bu kadar vaka artışı olmadan, salgın bu kadar şiddetlenmeden önerdiğimiz bir takım tedbirler hayata geçirilseydi. Kaldı ki baktığımız zaman mantalitenin toplum sağlığını korumaktan öte gene ekonomik kaygılarla yani yaklaşan turizm sezonunu ıskalamamak adına yapıldığını görüyoruz. Bütün amaç turizm sezonu için hazır hale gelmek ve vaka sayılarını düşük tutmak. Sonrası için stratejik bir plan yok. Amaç turizm dönemini iyi geçirmek. Mayıs sonrasında birden bire bir açılım meydana gelecek. Bu tür kısıtlamaların olduğu süreçlerde hızlı bir aşılama ile toplumsal bağışıklık elde edilmeye çalışılır. Bu tür kısıtlamalar sihirli değnek değildir. Pandemiyi ortadan kaldırmaz. Sadece vaka sayıları bir süre için düşer. Düşen vaka sayılarının verdiği zaman fırsatı içinde de hızlı bir aşılama ile toplumsal bağışıklık elde edilir. Pandeminin mücadelesinde asıl önemli olan konu budur. Yakın dönemde ülkeye gelecek bir aşı da söz konusu değil. Yetkililer de bu konuda tam ve net açıklamalar yapmıyor. 50 milyon gelecek, 100 milyon gelecek gibi algılar yönetilip şu ana kadar hiç aşının gelmeyeceğini dolayısıyla aşının neredeyse duracağını anlıyoruz. Toplumsal bağışıklığın gecikmesi pandemi ile mücadelede en önemli zaaflardan biri olacaktır.


İzmir’de son haftalarda açıklanan resmi rakamlara göre yüzde 10’luk bir vaka artışı var. İzmir de kontrol altında diyemeyiz. Sadece vaka artış hızı düştü. Yüzde 40 olan artış, yüzde 10 oldu. Ama hala vaka sayısı artıyor. Bunu gözden kaçırmayalım. Kontrol altına aldık, yavaşlattık değil, sadece vakaların artış hızı yavaşladı, oysa vakalar artmaya devam ediyor. Yoğun bakımlara ilgi, talep hala devam ediyor. Yeni yoğun bakımlar, yeni pandemi servisleri açılmaya çalışılıyor. Bunun için birçok kamu hastanesinde gerekli düzenlemelerin yapıldığını görüyoruz. Kısacası şu an için henüz bir sonuç alınabilmiş değil.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Yoksulluk sınırını 10 bin liraya yükselirken”, gelir dağılımında “varlıklılar ile dar ve sabit gelirli milyonların arasındaki uçurum” büyüyor ve “Orta sınıfı” olumsuz...

GÖZLEM, bu soruların cevabını aradı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Türkiye’de coronavirüse karşı alınan tedbirler tartışma konusu olmaya devam ediyor. Daha sıkı önlem gerekirken gelen 1 Mart ve 13 Nisan ‘normalleşmeleri’ salgında en k...

“Türkiye uzun yıllardır yaptığı yanlışların sonucunu yaşıyor” diyen Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Kasalı’ya göre,...

Muhalefet, Erdoğan’ı ağır şekilde eleştirirken, AKP sözcüsü “Soykırım” sözünü CHP’nin söylettiğini” iddia etti.

Yazarlar