Facebook ta paylaştweet le

Amiraller için zorlama “darbe iddiası” adaletin kapısından döndü

16.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki güvenlik ve egemenlik haklarını düzenleyen Montrö Sözleşmesi'nin tartışmaya açılmasına tepki gösteren 104 emekli amirallerden 10'unun gözaltına alınmasının yankıları sürüyor. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve ifadeye çağrılanların tamamı serbest bırakılırken, Cuma günü 7 isim daha ifadeye çağrıldı.

Savcılıkta serbest bırakılan Alaettin Sevim, Atilla Kezek, Atilla Kıyat, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Mustafa Özbey, Ramazan Cem Gürdeniz, Turgay Erdağ, Türker Ertürk, Ali Sadi Ünsal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Engin Baykal, Nadir Hakan Eraydın ile “hakimlikçe serbest bırakılan”  Ergun Mengi hakkında hakimlikçe yurt dışına ve il dışına çıkış yasağı adli kontrol şartı uygulandı. Daha sonra “elektronik kelepçe” takıldı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından, Ankara Adliyesi’ne getirilen 14 emekli amiralin savcılık sorguları yaklaşık 4.5 saat sürdü. Savcının, amirallere emniyetteki sorgularına ek olarak, bildirideki imzaları yer alan isimlerin sıralamasında bir hiyerarşik sıralama olup olmadığını yönelttiği öğrenildi. Ayrıca amirallere TCK 316/2 maddesi gereği imzalarını çekip çekmedikleri sorulduğu, amirallerin tamamının suç işlemek amacıyla hareket etmedikleri için imzalarını çekmeyeceklerini söyledikleri belirtildi.

Gözaltına alınıp serbest bırakılan emekli amirallerden ve Mavi Vatan doktrininin mimarlarından emekli amiral Cem Gürdeniz, yaşananları “basit bir iletişim kazasının yanlış alanlara çekilmesi” olarak yorumladı. Gürdeniz, adliye çıkışında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Haklı tarafta, doğru tarafta olmak bunlar önemli. Bu kadar basit bir basın açıklamasından bu aşamaya gelmek de tam anlamıyla bir iletişim kazası. Ama bu kazanın nedenini bizde aramayın. Metin çünkü çok net, iyi niyetle hazırlanmış bir metin ama bu... Yine de hukuk sistemine, adalet sistemine ve polis teşkilatına kendi adıma teşekkür ediyorum" dedi.

104 emekli amiraller TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un "Bir Cumhurbaşkanı Montrö'yü feshedebilir mi?" sorusuna "Teknik olarak evet" yanıtı vermesi ve Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı'nın sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kamuoyunda başlayan tartışmalarla ilgili 4 Nisan'da bir bildiri yayımlamıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 104 emekli amiral hakkında 4 Nisan'da "devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma" suçlamasıyla soruşturma başlatmıştı.

Bildiride "Türkiye'nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz" denilmişti. Tuğamiral Sarı'nın tarikat evindeki görüntülerine ilişkin de "TSK ve Deniz Kuvvetlerini Atatürk'ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyoruz" ifadesi kullanılan bildiri, hükümet tarafından "darbe çağrışımı" olarak değerlendirilmişti.

 

7 kişi daha ifadeye çağrıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, amirallerin bildirisine ilişkin soruşturmada 6 emekli amiral ile 1 emekli generali ifadeye çağırdı. Soruşturma kapsamında İstanbul, Muğla, Antalya ve Ankara'da 6 emekli amiral ile 1 emekli generale gelecek hafta ifade vermek üzere Ankara Emniyet Müdürlüğüne gelmeleri konusunda tebligat yapıldı. Evlerinde arama yapılan bu kişilere ait dijital materyale de el konulduğu öğrenildi.

 

********

 

“O AÇIKLAMAYI YEMİNLERİNE SADAKATLERİNİN GEREĞİ OLARAK YAPTIKLARINI DEĞERLENDİRİYORUM”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Geçtiğimiz hafta gündeme oturtulan Emekli Amirallerin “Bildirisi”; önce “darbe bildirisi” ardından “darbe ima eden bildiri” olarak adlandırıldı. Sonuçta darbeyle ya da darbe imasıyla ilgisi olmadığı, bunun ülkemizin gidişatından duyulan endişeyi ifade eden bir açıklama olduğu ve bir darbenin sosyal medya ortamında örgütlenemeyeceği anlaşılmış olmalı ki; gözaltına alınan ve tutuklanmaları talebiyle mahkemeye çıkarılan Amirallerin tamamı serbest bırakıldı. Darbe ile ilgili en küçük bir bağlantı, en küçük bir şüphe kırıntısı bile bulunabilseydi hiçbirisini serbest bırakmazlardı ve hala darbe, darbenin nasıl da deşifre edildiği, kimlerin ne kahramanlıklar(!) yaptığı konuşuluyor olurdu. Bunun bir darbe bildirisi olduğunu iddia edenler bile anlamış olmalılar ki; hiçbirisi mahkemenin kararını yorumlamadı.

Bu süreçte Amirallere yapılanlar hak, hukuk ve adalet kavramlarına, devletin itibarına büyük zarar vermiştir. Amirallerin henüz ifade bile vermeden, yıldırım hızıyla maruz kaldıkları ilk muamele; lojmanlarından çıkarılmaları, Kuvvet Komutanlığı yapmış olanların yakın korumalarının kaldırılması (sonradan çağrı üzerine koruma hakkı verildi) ve orduevlerine alınmamaları (şimdi TESUD 2.Başkanı olan Emekli Albay Hüsnü Şimşek’in itirazı üzerine AYM’nin 2018 yılında verdiği hak ihlali kararına rağmen) olmuştur. Sonra sabahın erken saatlerinde polislerle evlerinden alınmaları, terörist yakalamış gibi kollarına giren polislerle sıra sıra emniyete götürülmeleri ve bunun görüntülerinin servis edilmesi, günlerce ifadeleri alınmadan gözaltında tutulmaları, gözaltı süresinin uzatılarak eziyet edilmesi, bazılarının gecenin bir yarısı serbest bırakıldıktan sonra orduevine alınmamaları ve gece saat 02:15’de eşleri ile birlikte orduevinden çıkarılmaları üzüntü verici uygulamalardır. Bu aynı zamanda ülkemizdeki kutuplaştırmanın, kindarlığın hangi boyuta ulaştırıldığının ve TSK içindeki karşılıklı güven, dayanışma ve ahde vefa duygularının nasıl yok edildiğinin acı bir göstergesi olmuştur.

Ben Amirallerin maruz kalabilecekleri muameleyi -bu kadar ağırını olmasa bile- tahmin etmiş olduklarını, buna rağmen “Barışta ve savaşta…” diye başlayan, “…icabında vatan, Cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine and içerim” diye biten asker yeminlerine sadakatlerinin gereği bu açıklamayı yaptıklarını değerlendiriyorum.

Bence Amirallerin açıklaması hedefine ulaşmıştır. Rusya-Ukrayna gerginliğinin ulaştığı boyuta ve ABD’nin müdahale girişimlerine bakıldığında; Möntrö Boğazlar Sözleşmesinin Türkiye’nin güvenliği açısından ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmeyi başarmışlar, hatta bu konuda yöneticilere örnek olmuş, onların yollarını aydınlatmıştır.

Dikkat çekilen diğer bir konu sarıklı amiral konusudur. Bu konuda bir disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma neredeyse bir aydır sonuca ulaştırılmamış, yargıya intikal ettirilmemiştir. Bilindiği gibi askeri mahkemeler Balyoz ve Ergenekon kumpasları sürecinde dönemin hükümeti tarafından kapatılmıştır. Bu durumda eğer konu sivil yargıya intikal ettirilirse her yönüyle tartışmaya açılacaktır. Askeri disiplin soruşturmasının kamuoyuyla paylaşılması söz konusu olmadığına göre; disiplin yaptırımıyla yetinileceği, sessizliğe bürüneceği, aksi halde tarikatların tepkisi ile karşılaşılacağı ve bunun göze alınamayacağı kanaatindeyim. Bu nedenle ben bunun yargıya intikal ettirileceğini düşünmüyorum.

Açıklamada değinilen “anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerinin titizlikle sürdürülmesi zarureti” ise hiç ele alınmamıştır. Anayasa değişikliğinin ve sivil bir anayasa yapılması gerekliliğinin sık sık gündeme getirildiği bu dönemde ele alınabileceğine de ihtimal vermiyorum. Çünkü öyle sanıyorum anayasa değişikliğinin ana konusu değiştirilemez maddeler olacaktır. Amirallerin açıklaması gündemdeyken bunu kimsenin tartışmaya açmayacağını, aksi halde darbe iması iddialarının bütünüyle çökeceğini değerlendiriyorum.

Amirallerin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıkları dikkate alındığında mahkeme sürecinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Benim kanaatim, yargılama sonucunda Amiraller büyük olasılıkla beraat edeceklerdir. Aksi halde gündeme gelmesi istenmeyen pek çok konu gündeme gelecek, Amiraller savunmalarını güçlendirmek için anayasanın değişmez maddelerini, temel ilkelerimizi, Atatürk İlke ve Devrimlerini, laikliği, laiklik karşıtı girişimleri, demokratik haklarını konu edebileceklerdir. Cumhur İttifakının kendisine muhalif olan hiçbir örgütlü harekete tahammülü yoktur. Yargılamanın uzaması örgütlü hareketin uzun süre gündemde kalması demektir. Bu nedenle zaman içinde olayın sönümlenmesi beklenecek ve sessizce sonuçlandırılacaktır diye düşünüyorum.

Şehitler haftasında bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, Allah’tan; vatanımızı ve milletimizi, şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak olumsuzluklardan korumasını diliyorum.

 

*******

 

“MUHALEFET, GÜNDEMİN DEĞİŞTİRİLMESİNE İZİN VERMEMELİDİR”

 

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar) – Ülkemizin gündemi, tam 8 gün, suni bir konuyla meşgul edildi. 104 emekli amiralin, Montrö Sözleşmesi tartışmaları ile bir sarıklı amiral meselesini konu edinen basın duyurularından, zorlamayla bir ‘darbe iması ve tehdidi’ suçlaması çıkarılmaya çalışıldı. Oysa emekli amiraller, her vatandaş gibi, anayasal haklarını kullanarak, kendilerinin ilgi ve uzmanlık alanına giren konularda görüşlerini açıklamışlardı. Tıpkı emekli büyükelçiler ve eski parlamenterler gibi…

Bu konunun bu denli köpürtülüp büyütülmesinin temel nedeni, ülkenin ve halkın gerçek gündeminin gölgelenmeye çalışılmasıydı. Oysa vatandaşın, halkın ve ülkemizin çok önemli sorunları vardı. Biz bu yaklaşımı, Gözlem’in 2 Nisan 2021 tarihli sayısında yayımlanan, ‘Vatandaş iş, aş, sağlık ve huzur derdinde!’ başlıklı yazımızda ayrıntılarıyla ortaya koymuştuk.

 

Elbette bu olayın, irdelenmesi gereken askersel, hukuksal ve siyasal birçok yönü vardır. Biz, ilgi alanımız olan siyasal yanı üzerinde durmak istiyoruz. Yaşanan süreçten hem iktidarın ve hem de muhalefetin önemli dersler çıkarması gerekiyor. Bizce, iktidar sorumluluğu taşıyan siyasilerin, koşulları zorlayarak suni gündemler yaratmaya çalışmaları boşuna çabadır ve siyaseten yanlış bir iletişim yöntemidir. Bu durum, seçmen tarafından fark edilmekte ve bu yolu zorlayanları daha çok yıpratmaktadır.

Muhalefetin de böylesi olağanüstü gelişmeler karşısında daha temkinli, daha soğukkanlı ve ilkeli davranması gerekiyor. Aniden yaşanan gelişmeler karşısında, muhalefet temsilcilerinin birbirleri ile görüş alışverişinde bulunmaları ve mümkün olduğunca tavırlarını ortaklaştırıp, kamuoyu karşısında birlikte ortak tutum almaları önemlidir. Örneğin, muhalefet kesiminden, tecrübeli bir siyasetçi olarak bilinen İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in; vatandaşın demokratik biçiminde görüşlerini açıklama hakkı ilkesinden hareketle, bu konuya daha sakin, daha ilkesel ve pozitif yaklaşması beklenirdi. Oysa Akşener, ilk anda, fevri bir çıkışla, emekli amiralleri ‘zevzeklik’ yapmakla suçlamıştır. Bu suçlama unutulmayacaktır.

Biz böylesi durumlarda, muhalefetin, muhalefet partilerinin; iktidarın oluşturmak istediği gündemin peşine takılmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Unutulmamalıdır ki, vatandaşın temel gündemi iş, aş, sağlık ve huzurdur. Muhalefet, vatandaşın, halkın, temel gündeminin değiştirilmesine izin vermemelidir!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Yoksulluk sınırını 10 bin liraya yükselirken”, gelir dağılımında “varlıklılar ile dar ve sabit gelirli milyonların arasındaki uçurum” büyüyor ve “Orta sınıfı” olumsuz...

GÖZLEM, bu soruların cevabını aradı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Türkiye’de coronavirüse karşı alınan tedbirler tartışma konusu olmaya devam ediyor. Daha sıkı önlem gerekirken gelen 1 Mart ve 13 Nisan ‘normalleşmeleri’ salgında en k...

“Türkiye uzun yıllardır yaptığı yanlışların sonucunu yaşıyor” diyen Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Kasalı’ya göre,...

Muhalefet, Erdoğan’ı ağır şekilde eleştirirken, AKP sözcüsü “Soykırım” sözünü CHP’nin söylettiğini” iddia etti.

Yazarlar