Facebook ta paylaştweet le

“Türk’süz” ve “Atatürk’süz” rota değişikliğine doğru mu?

2.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Atatürk Heykellerine saldırılar artarken, art arda yenilenen sivil ve askeri yönetmelikler ve yönergelerle, çıkarılan Danıştay kararları, ülke gündeminin en başına “Nereye gidiyoruz” sorusunu oturttu.

Türkiye’de tarikatçılık büyük biz hızla güçlenir ve yayılırken, “Türk ve Atatürk” isimleri Anadolu’dan silinmeye çalışılıyor, “Atatürk’e ve Atatürk İlkelerine saldırılar” giderek artıyor.

Bu tabloyu destekleyen TV’lere ve gazetelere seyirci kalınırken, aksine “saldırganlara karşı, onları teşvik edici” bu suskunluk ve hareketsizlik yaşanıyor.

Muhalefet, “İstanbul Sözleşmesi / Kanal İstanbul / Montrö Sözleşmesi de kaldırılabilir mi” tartışmaları ile meşgulken…

Danıştay’ın da onayı ile üst üste “Anayasaya ve kanunlara aykırı kararlar” geliyor. Son ay içinde, Danıştay aracılığı ile okullarda “Andımız’ın yasaklaması” ve “Devlet Madalyalarından Atatürk kabartmalarının çıkarılması” kararlarına, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “oluru ile” Devlet Türk Müziği Koroları’ndan da “Türk isminin kaldırılmasına” 4 ilden başlanması eklendi.

“Türk ve Atatürk isimleri, Atatürk Devrimleri” sivil ve askeri okulların yönetmelik, yönerge ve kitaplarından silinirken, Harp Okulları ve Astsubay yüksekokulları “öğrenci alış” yönetmeliklerinden “irtica ve bölücü görüşleri benimsenmemiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” hükmü çıkarıldı.

Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk Salı günkü yazısında “Türk ve Atatürk’e karşı adımların ‘bununla da bitmediğini” ortaya koyan bir gelişmeyi anlattı. Harp Okulları ve Astsubay Yüksek Okulları “kurs yönergeleri” yenilenmişti ve Milli Savunma Üniversitesi’nin hazırladığı yeni yönergede “Atatürk adı ve Atatürk İlkeleri” de tamamen çıkarılmıştı.

Devlete isyan etmiş bölücü şeyhlerin adları meydanlara verilir, heykelleri dikilirken… “İngilizlerin adamı” ve Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan, Atatürk ve Devrimleri’nin düşmanı, “yobaz hocalar” mezarları başında valilerin, milletvekillerinin de katıldığı törenlerle anılırken… “Atatürk” adı Anadolu’daki statlardan, caddelerden, parklardan, müzelerken, kültür evlerinden, “Ne Mutlu ‘Türküm’ diyene” sözü dağdan taştan silinmeye devam edilirken… Bugünlerde “Atatürk heykellerine saldırılar ve Atatürk aleyhine faaliyetler hızla artarken”, Milli Eğitim’de “okullardaki sosyal öğrenci faaliyetleri tarikatların kontrolüne verilirken… Türk Silahlı Kuvvetleri yönetmelik ve yönergelerinde yapılan “Atatürk’e ve Atatürk ilkelerine karşı” değişiklikler, ülke gündeminin başına “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunu oturttu.

Tam da bu sırada “bir Amiral’in bir tarikata mensup olduğu, hizmet otosuyla “Şeyh’ine ibadet için gittiği”, sarık ve cübbe giydiği, video ve resimleriyle ortaya çıktı.

 

Atatürk heykellerine saldırılar…

Bu arada, Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesi Yeniçiftlik Mahallesi’ndeki Nizamettin Demirdöven İlkokulu’nda Atatürk heykeline çirkin bir saldırı oldu.

Atatürk büstünün üstüne ve okul duvarına spreyle yazılar yazıldı. Saldırıda bulunanlar bir de sayfalarca mektup bıraktı. Nefret içeren mektupta, “Okullarda İslamı öğretmek yasak. Atatürk’e tapan insanlar yetiştirmek putperestliktir” gibi ifadeler yer alıyor.

Marmaraereğlisi’ndeki Yeniçiftlik Nizamettin Demirdöven İlköğretim Okulu’nun yanı sıra Yeniçiftlik Belediye Ortaokulu ve Opet Anadolu Lisesinde de Atatürk büstüne saldırılar olduğu ortaya çıktı.

 

Şentop ve Öztrak’tan sert tepkiler…

Tekirdağ Milletvekili ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Tekirdağ’da Atatürk büstlerine yapılan saldırılarla ilgili sosyal medyadan yayınladığı mesajda “Tekirdağ’ımızın Marmaraereğlisi ilçesinde, bazı okullarımızda Atatürk büstlerine yapılan provokatif, alçakça saldırıları kınıyorum. Valimiz ve savcılığımız olayı yakından takip etmektedir. Olayın fail ya da faillerinin tespiti için gerekli çalışmalar süratle sürdürülmektedir” dedi.

CHP Sözcüsü ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak da şu açıklamayı yaptı:

“Tekirdağ Marmaraereğlisi’nde Atatürk büstüne yapılan saldırıyı lanetliyorum. Saray’ın vesayeti altındaki yargı tarafından okullardan Andımızın, devlet nişanlarından Atatürk’ün kaldırılması bu müessif saldırıları cesaretlendiriyor. Saldırganların derhal yakalanmasını bekliyoruz.”

 


“Biz siyasetçiler, hepimiz suçluyu”

Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı)- Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı) - Atatürk büstlerine saldırı, yeni bir olay değil. 1950’lerden sonra başladı. “Ticaniler” diye bir tarikat vardı o zaman. Bugün “kökten dinci” dediğimiz bir tarikat. Onlar da Atatürk büstlerine, heykellerine saldırıyorlardı. Ticaniler pek kalmadı da şimdi onlar gibi caniler var. O caniler de ötekiler gibi büstlere saldırıyorlardı. Büstlere saldırmak aslında karşı devrimin en alt tabakasının yaptığı işler. Türkiye’de artık herkes görsün bunu. Bir karşı devrim gerçekleştirmek yolunda el ele yürüyenler var. Bunlar tabii yukarılarda da var. Büstlere saldıran üç beş kişidir. Bunlar aşağı tabakadır, aşağılık insanlardır. Anadolu’da Atatürk’ün “Türk” adı silinmeye çalışılıyor. Herkes aklını başına alsın, bu ülkeye sahip çıkanlar, cumhuriyete ve cumhuriyetin değerlerine sahip çıkanlar işin ciddiyetini anlasınlar. Birçok insan işin ciddiyetini anlamıyor. Tıp fakültelerinde gerçekleştirilen bir kurbağa deneyi vardır ya; yıllardan beri o yapılıyor. Bir süre sonra kurbağa içgüdülerini, reflekslerini tüketecek ve iş yapamayacak hâle gelecek. AKP’li çok sayıda çağdaş insan da görüyorum. Çağdaş kadınlar görüyorum, AKP’ye destek veriyorlar. AKP’ye destek vermek aslında din devletine, dini referans alan bir partinin devleti yeniden dönüştürme çabalarına destek vermektir. Günlük olaylar içinde bu kaybolup gidiyor. Bu insanlar kazandıkları tepeleri, mevkileri yitirmemek için, bir takım insanlar para kazanmak için, başka sebeplerden bu gidişe destek veriyorlar. Bu gidiş, apaçık belli. Bu “dinci” bir ekip. “Dindarlık” ayrı bir kavram olduğu için “dinci” kelimesini kullanıyorum. Söz gelimi, Mareşal Fevzi Çakmak çok dindar bir adamdır. 5 vakit namazını kılan, içki içmeyen, orucunu tutan… Dindar ama cumhuriyetin bütün devrimlerini desteklemiş, cumhuriyetin laik ruhuna uygun inancı taşıyan bir insandı. Atatürk de ona saygı gösterirdi. Onu Çankaya Köşkü’ne yemeğe davet ettiğinde “Mareşal böyle şeylerden hoşlanmaz” diye düşünerek masaya içki getirilmemesine dikkat ederdi. Mareşal’e olan saygısından ötürü. Yoksa Atatürk içiyordu. İçkiyi övmüyordu ama içtiğini de gizlemiyordu. Mareşal “dinci” değil, dindardı. Şimdi ise “dincilik” egemen söylem, egemen ideoloji haline geldi. Dinciliği besleyen okullar katlanarak artıyor. Geçmişte de bu yanlışlar yapıldı, 1946’da başladı.  Amerika’ya sığınmaya başladığımızdan bu yana devam ediyor. Bu işin kökü onda, şimdikileri suçlayarak işin içinden çıkamayız. Biz siyasetçiler hepimiz suçluyuz. Ben kendimi de bunun içine koyarak söylüyorum. İki defa bakanlık yaptım, müsteşarlık yaptım, parti genel başkanlığı, birçok görev yaptım bu ülkede. Dolayısıyla ben de bu suçlu siyasetçilerden birisiyim. Biz siyasetçiler bugünkü gelinen noktadan hepimiz suçluyuz. Lafı eğip bükmeye lüzum yok. Bu özeleştiriyi yapmazsak bugünkü kitleyi uyaramayız. Yarının güzel günleri için de katkıda bulunamayız. Türkiye’yi bugünlere biz getirdik. Nasıl getirdik? Demokrat Parti, “Kuran kursu” diye bir saçmalığı yaygınlaştırdı. Kuran kursu, Kuran’a aykırıdır. Kuran kurslarında Türk çocuklarına Arapça anlamadan okuyup yazmak öğretiliyor.  Bu Kuran’a aykırıdır. “Kuran’ı anlamadan okumak ve öğrenmek haramdır” diyen gerçek âlimler var. Bu Kuran herhalde name için gelmedi, şarkı değil. Fransızca şarkıyı dinlersin zevklenirsin, anlamadığın hâlde. Kuran zevk için gelmedi, içinde bir şeyler yazıyor. Mahalle imamlarına teslim edilen, zavallı, bilgisiz bir şey bilmeyen adamlara teslim edilen çocuklar… Bu yanlış. Bunu Demokrat Parti başlattı. İş 1946’dan sonra başladı, Köy Enstitüleri kapatıldı. Köy Enstitüleri’ni kapatan Demokrat Parti değildir.  Maalesef Batı’nın, Amerika’nın telkiniyle, sömürücü ağaların kışkırtmasıyla Köy Enstitüleri’ni kapatan CHP’dir. Demokrat Parti, kapatılmış köy enstitülerinin kapılarına kilit vurdu. Köy Enstitüleri ruhu öldürülmüştü. O dönem İmam Hatip okulları açılmaya başladı. Ülkemizin çoğunluğu Sünni’dir, tamam. Sünni yurttaşlarımızın din adamı ihtiyaçlarını karşılamak için üç beş tane İmam Hatip Okulu açılmasına bir şey diyemeyiz. Devletin açmaması lazım da… Devlet niye herhangi bir dinin mezhebinin bir yorumunu dayatsın ki? Böyle bir devlet çağdaş, laik bir devlet olamaz. Ama biz hepimiz, bütün siyasetçiler, özellikle sağcı denilen siyasetçiler, biz bunu sevdik, besledik, açtık… Şimdiyse 5 bini geçti. Tevhid-i Tedrisat nerede kaldı? Yok artık. Din adamı ihtiyacını karşılamak için açılan okullar, bırakınız alternatif modeli, birincil model hâline geldi. Şu anda Türkiye’de İmam Hatipli olmak bir üstünlük. En yukarıdaki yetkili, İmam Hatip mezunu. O yüzden İmam Hatipler kayrılıyor, çoğaltılıyor. İmam Hatipli olarak yetişen bir kişi bilim insanı olmaz. Olması da beklenmez zaten. Tek tük, okuduklarını aşan, bilim bilincine ulaşanlar hariç, onlar var ve onlar çok değerli. Atatürk’ün heykellerinin kırılması, hastalığın sivilceleridir. Bünyeye çok kötü bir hastalık yerleşiyor. Bu virüs, coronadan daha tehlikeli bir virüs. “Corona” dediğiniz virüs yurttaşlarımızı öldürüyor, hepimizin hayatını kararttı. Yeryüzünü tehdit eden büyük bir sıkıntı ama coronadan daha büyük bir hastalık var. Bu hastalık gittikçe yayılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin içine girdi ve gittikçe çoğalıyor, büyüyor. Bunların sivilcelerinden bir tanesi de bir takım kişilerin Atatürk heykeline saldırması… Şu anda da tabii ki cesaret alıyorlar.

 

Her gelen İmam Hatiplerin üzerine koydu. İmam Hatiplerin böylesine çoğalması yanlış. Bir devlet neden imam hatip okulu açsın? Laik devlet imam yetiştirir mi? Böyle bir saçmalık zırvalık olur mu?

Gelinen noktada Atatürk karşıtlığı üstünlük sebebi oldu. Atatürk karşıtlığı çok rahat konuşuluyor. Bütün enerjimizle halkımızı uyarmalıyız. Türklüğü etnik gruplardan birisi derecesine indiren bir anlayış sonunda neye sebep oldu? Bizim halkımızın yüzde 90’ı bundan 20 sene önce her şeye rağmen iki Mustafa’yı severdi. Hem Mustafa Kemal’i hem de Muhammet Mustafa’yı. Birisi dinimizin büyüğü, birisi de ulusumuzun büyüğü derler, ikisini de severlerdi. Birkaç yıl önce yapılan bir ankette, (şimdi daha da değişmiş, kötüleşmiştir) halkımızın yüzde 70’i Atatürk’ü seviyor, yüzde 30’u sevmiyor. Yüzde 30’dan biraz fazlası da Peygamberi rehber kabul etmiyor. “Atatürk’ü sevenler” ve “Peygamberi sevenler” diye iki Mustafa da ayrışmaya başladı. Bunun sebebi kim? Kim yol açtı? Bu iktidar. Dolayısıyla tabii ki bu iktidarı da uyarıyorum. Bunu yapamazsınız, çok zorluyorsunuz. Bundan vazgeçin, zorunuz ne? Cumhuriyet olmasaydı, Hilafet olsaydı siz oralara çıkabilecek miydiniz?  O makamlara gelebilecek miydiniz? Cumhurbaşkanı olabilecek miydiniz?

Birçok yerde yenilmez sanılan iktidar yenildi. Halk yendi. Millet ittifakı yendi. Öyleyse Millet İttifakı’nı korumak lazım. Genişletmek lazım. Türkiye’yi bu iktidardan kurtarmak lazım. Çözüm bu. Bu çözüm Türkiye’yi hızla gittiği uçurumdan kurtarır. Çözüm, Türkiye’nin yeniden Atatürk ayarlarına dönmesidir. Tam laiklik ve Türklük duygusu… Hepsi çözümün bir parçası. Bize Türklüğümüzü Andımız öğretti. Cumhuriyetin başlarında yurttaşlar Türklüğünün farkında bile değildi. Ama Cumhuriyet, ana dili Türkçe’den başka olanlara da Türklük bilinci verdi. Büyük bir kazanımdı. Bu iktidar onu da parçalıyor. Türkiye’yi her anlamda meçhule götüren bu iktidardan kurtulmak için Millet İttifakı’nın gelmesi lazım. Millet İttifakı geldikten sonra da önlemler almak lazım. Türklük duygusu, keskin laiklik ve bilim...  Çözüm, Türkiye’nin yeniden akıl ve bilim yoluna dönmesidir.

 

“Atatürk düşmanlığı aleniyete çıkmıştır”

Metin Öney (Eski Milletvekili) – Bu konuların hiç biri "tesadüf" değildir. Değildir çünkü: Son 20 yıla bakıldığında bu ve benzeri pek çok konu gündeme gelmiş ve uygulanmıştır. Zaman için de ne yazık ki toplum buna alışmıştır. Bu alışma esnasında "rejimimizin" ne kadar değiştiği de anlaşılamamıştır veya umursanmamıştır.

Öncelikle konuya anayasa açısından bakalım. Anayasanın ilk dört maddesi "Devletimizin kuruluş felsefesini" içerir. Bu maddeler hemen her seferinde çeşitli sebeplerle değiştirilmesi için girişimlerde bulunulur. Şimdi de çokça gündeme getirilen "yeni anayasa" veya ne demekse "sivil anayasadan" murat muhtemelen bu maddelerin olmadığı bir anayasadır.

Şimdi.

Zaman içinde ve öncelikle birçok kez TC kaldırılmıştır. Ne mutlu Türk'üm diyene muhteşeme vecizesi kaldırılmıştır. Hemen pek Devlette bulunan and yani Andımız yasaklanmıştır. "Türk" ve "Atatürk" isimleri pek çok yerden kaldırılmıştır.

Atatürk büst ve heykelleri sürekli saldırıya uğramaktadır. Artık Atatürk düşmanlığı aleniyete çıkmıştır. Durmadan bu konuda yazılar yazılmaktadır. Üniversite öğretim üyelerinin ve hatta bazı dekanların söz ve beyanları bu konularda ciddi endişeler yaratmaktadır. Yönetmelikler değiştirilmekte ve son dönemde Harp okulları ve Astsubay okullarından "irticai faaliyetler" bölümü kaldırılmıştır. Bu ve benzer çok sayıda yapılanları yazmak mümkündür.

Bütün bunlara toplumun kısa sürekli tepkileri dışında başta muhalefet olmak üzere kayda değer bir tepki oluşmamıştır. Hatta bu konularda yaratılan "korku iklimi" hemen herkesi kapsamı içine almış ve demokratik ve tepkileri daha göstermek mümkün olamamaktadır.

Her şey kısa zaman içinde kabul edilir hale gelmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin bir "kuruluş felsefesi" vardır. Bu aynı zamanda kurtuluş savaşının da kuruluş felsefesidir. Bunlar başta Atatürk olmak üzere, laiklik, Cumhuriyet, demokrasi, Türk'lük bağımsızlık, hukuk devleti gibi yüksek kavramlardır.

Zaman içinde bütün bunlardan adım adım geriye gidişler olmaktadır. Bunu "tesadüf"lerle izah asla mümkün değildir. Hiç şüphesiz "rejim" ile ilgili ciddi kaygılar yaratan davranışlardır. Bu yanlış ve tehlikeli yoldan bir an evvel dönülmeli ve "rejim" fabrika ayarlarına hızla dönmelidir.

 

“Laik devlet yapısı inançsızlık olarak gösteriliyor”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Anayasamız, başlangıç bölümünde; Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda, O’nun belirlediği milliyetçilik anlayışıyla, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya alet edilemeyeceğine, Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi varlığının korunmasına kesin ifadelerle vurgu yapmış, bu değerleri; değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk üç maddesiyle koruma altına almış ve Türk Milleti’nin vatan ve millet sevgisine emanet etmiştir. Bu değerlerimiz, Atatürk’ün ve Millî Mücadele kahramanlarımızın, şehitlerimizin, gazilerimizin Türk Milleti’ne emanetidir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ebedi varlığının teminatıdır. Vatan ve millet sevgisi de bu değerlere bağlılıkla ölçülmelidir.

Atatürk; Türk Millî Mücadelesi döneminde bir taraftan işgalcilerle savaşırken diğer taraftan işbirlikçi, bölücü, yıkıcı ve irticai odaklarla mücadele etmiştir. Cumhuriyet tarihimiz de bu bölücü, yıkıcı ve irticai odaklardan gelen saldırıların ve Türk Milleti’nin verdiği mücadelenin örnekleriyle doludur. Buna rağmen son dönemde bu odaklarla mücadelemiz; demokrasi ve özgürlükler bahane edilerek, siyasi çıkarlar gözetilerek ve bölgemizde çıkar kollayan emperyalist devletlerin kumpas, tehdit ve şantajlarıyla sekteye uğratılmaktadır.

Türk adı; Atatürk’ün milliyetçilik ve halkçılık ilkeleri ile açıkça tanımlanmış, Cumhuriyetimizi kuran atalarımız tarafından benimsenmiş, kabul görmüş ve Atatürk; kendisini Türk Milleti’nin sadık bir unsuru olarak gören herkes tarafından kurucu önderimiz olarak benimsenmiştir. Buna rağmen; “içinde Türk adı geçiyor” denilerek andımızın yasaklanması, devlet dairelerinin tabelalarında Türkiye Cumhuriyeti’ni sembolize eden TC’nin silinmesi, ürünlerimizde kullanılan “Türk Malı” ibaresinin yerine “Yerli ve Milli” gibi aidiyet belirtmeyen bir ifadenin kullanılması, devlet madalya ve nişanlarından Atatürk kabartmasının kaldırılması, yönetmeliklerden “yıkıcı ve irtica” kavramlarının, eğitim müfredatından Atatürk İlke ve Devrimlerinin çıkarılması, Devlet Türk Müziği Korolarındaki “Türk” kelimesinin kaldırılması, Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün silinmesi, camilerde Atatürk’ün anılmaması, Atatürk heykellerine ve büstlerine yapılan saldırılar ve daha pek çok uygulamaya bakıldığında rotamızın saptırılmakta olduğu endişesine kapılmamak mümkün değildir. Bütün bunların dış destekli bölücü, yıkıcı terör örgütlerinin ve irtica odaklarının talepleri olduğunu bilmeyen yoktur. Günümüzdeki gelişmelere bakıldığında ise neredeyse Atatürkçü Düşünce Sistemini savunanların terörist olarak gösterilmesi aşamasına gelinmiştir.

Bölücü, yıkıcı örgütlerin ve irtica odaklarının ortak noktası; Türk adına ve Atatürk ilke ve devrimlerine saldırıda sınır tanımamalarıdır. Bunun altında; emperyalist devletlerin, temel ilkelerimizi ve kurucu değerlerimizi unutturarak, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozarak ve laiklik ilkesini ortadan kaldırarak, amaçlarına uygun, parçalanmış, güçsüz, etkisiz, işlevsiz, üretemeyen, bağımlı devletçikler yaratmak düşüncesi vardır. Bu düşünceyle hareket eden emperyalist güçler; kültürel değerlerimizi istismar ederek PKK terör örgütünü, inanç değerlerimizi istismar ederek tarikat ve cemaatleri kullanmakta, kışkırtmaktadırlar. İçinde bulunduğumuz durum pek çok çıkar grubu tarafından fırsat olarak görülmekte, siyasetimiz de bu kutuplaşmaları nasıl oya çevireceğinin hesabını yapmaktadır. Hiçbirisi sonucun nereye varacağının bilincinde değildir.

Ülkemizde; kültürel farklılıklar “etnik aidiyet” kılıfına sokulmaya, laik devlet yapısı inançsızlık olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu durum Türk Milletini birbirinden çok uzak kutuplara itmekte, emperyalist güdümlü kumpaslar ve provokasyonlarla körüklenecek iç çatışmalara zemin hazırlamaktadır. Yakın tarihte, ülkemizde sahneye konan kumpaslar, darbe girişimleri ve benzer durumdaki ülkelerin ne hale geldikleri ortadadır. Bu badireden sıyrılmak için devletimizin, milletimizin ve siyasetin kurucu değerlerimize, Atatürk ilke ve devrimlerine koşulsuz sahip çıkması gerekmektedir. Oysa bu umut her geçen gün hayata geçirilen uygulamalarla biraz daha yitirilmektedir. Bu durumda “Laik Cumhuriyeti ve Atatürk İlke ve İnkılaplarını Koruma Platformu” kurulması ve halkımızın siyasetten demokratik yollarla talepte bulunması kaçınılmaz hale gelmektedir. Aksi halde bizden sonraki nesiller Türk’ün ve Atatürk’ün anlam ve önemini bilemez halde kendilerine layık görülen kadar topraklarda, layık görülen koşullarda yaşamaya mecbur bırakılacaklardır.



Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Muhalefet, Erdoğan’ı ağır şekilde eleştirirken, AKP sözcüsü “Soykırım” sözünü CHP’nin söylettiğini” iddia etti.

Öneri, eski İzmir Defterdarı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura’nındı, gündeme GÖZLEM Yayın Kurulu üyesi Serkan Aksüyek getirdi…

“Kongreler yapmak, İslam Devletler Birliği’ni kurmak, İstanbul’u başkent yapmak, Arapça’yı resmi dil ilan etmek” siyaset yapmak değil mi?

104 emekli amiralin Montrö Boğazlar Sözleşmesi tartışmaları ve “cübbeli amiral” konusunda, 3 Nisan akşamı yaptığı açıklamanın ardından başlatılan soruşturma genişletil...

Yazarlar