Facebook ta paylaştweet le

4’üncü başkan Ağbal ile beraber “istikrar” ve “güven” de gitti

26.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Naci Ağbal’ın gece yarısı kararnamesiyle görevden alınmasının faturası ağır oldu. Merkez Bankası Başkanlığı görevinin 20 ayda dört kez el değiştirmesi “güven” sarsıcı oldu. 7 Kasım 2020'de atanan Ağbal, dört aylık görev sürecinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “karşıyım” dediği faizleri, döviz artışını durdurmak için yüzde 10.25’ten yüzde 19’a çıkarmıştı.

TCMB’nin yeni başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun “faiz” indirimine gideceği beklentisiyle dolar haftaya sert hareketlerle başladı. Borsa İstanbul, son 8 yılın en sert düşüşünü yaşadı.

 

Pazartesi gecesi hacimsiz piyasada 8,45’leri gören dolar, bankalararası işlemlerin başlamasıyla biraz gevşese de 8 lira sınırına yakın işlem gördü. Türk Lirası, Pazartesi günü dolar karşısında yüzde 10 civarında değer kaybetti. Dolar Çarşamba günü 8 liranın üzerinde işlem görmeye başladı. Borsa İstanbul'un BIST 100 endeksi, TCMB’deki değişimin ardından ilk işlem gününde sert düşüş yaşadı. Borsada, hızlı düşüş nedeniyle iki kez üst üste devre kesici uygulaması çalıştı ve işlemler durduruldu. BIST 100 endeksi günü yüzde 9,79 düşüşle tamamladı. 2013 yılından beri kaydedilen en sert düşüş olan bu gerilemeyle endeks 2021 yılının kazançlarını sildi.

Merkez Bankası başkanlığındaki beklenmedik değişiklik uluslararası piyasalarda da “şok” etkisi yarattı. İsveç Bankası Nordea’nın küresel strateji şefi Andreas Steno Larsen, Twitter’da yaptığı paylaşımda, “Erdoğan Merkez Bankası’nı yönettiği sürece Türk Lirası’nda hiçbir zaman boğa pozisyonu (iyimser pozisyon) almayacağız.” ifadelerini kullandı.

Çok uluslu bir bankacılık ve finansal hizmet şirketi olan Rabobank, Türk Lirası için oluşturduğu ihtiyatlı iyimser görüşü terk ettiğini açıkladı. Rabobank’ın döviz piyasası stratejisti Piotr Maty, “Artan yurtiçi reel faizlerin talebi canlandıracağı görünümü varsayımı temelinde lira için oluşturduğumuz ihtiyatlı iyimser görüşü terk ettik.” dedi.

 

“Belirsizlik arttı”

JP Morgan, Morgan Stanley, Moody’s gibi uluslararası derecelendirme kuruluşları, MB’de yaşanan değişikliğe yönelik yaptıkları değerlendirmede belirsizliğin arttığına dikkat çekti. Üç kurum açıklamasında kısa vadede belirsizliğe vurgu yaparken, şeffaflık ve öngörülebilirliğin önemine değindi. JP Morgan, “Türk yerel varlıkların potansiyel kırılganlıklarının arttığı” kaydedilirken, Morgan Stanley, değişikliğin kısa vadede “belirsizliği artırdığı” ifade edildi. Moody’s’in açıklamasında ise görev değişiminin politika belirsizliğini artıracağına vurgu yapıldı.

 


“Umutlar suya mı düştü?”

İngiltere'de haftalık yayımlanan Economist dergisi, Naci Ağbal'ın ardından yaptığı değerlendirmede Lira'nın yüzde 10'dan fazla değer kaybettiği günü "Kara Pazartesi" olarak nitelendirdi ve Türkiye'nin döviz kriziyle karşı karşıya olduğunu yazdı.

İki yılda, TCMB’nin üç başkanının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevden alındığını hatırlatan Economist, TCMB'nin bu niteliğiyle "Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeye aday" olduğunu savundu.

Economist'teki değerlendirmede şu ifadelere yer verildi: "Ağbal'ın görevden alınması benzerleri arasında en dramatik örnek oldu. Uzun bir gecikmenin ardından 18 Mart'ta yapılan faiz artırımı, TCMB’nin Erdoğan hükümetinin bir uzantısı olmaktan daha fazlası olduğuna yönelik yatırımcılarda umut yaratmıştı. Ancak umutlar suya düştü. Dört yılda dolar karşısında yarı yarıya değer kaybeden ve son süreçte bir nebze soluk alan Türk Lirası yeniden uçurumun kenarında.”


“Maliyeti 1 trilyon lira”

 Karar gazetesi yazarı ekonomist İbrahim Kahveci, Ağbal’ı görevden alan kararnamenin maliyet tahminini yaptı. Kahveci, “1 trilyon maliyetli kararname!” başlıklı yazısında, şu ifadeleri kullandı: “Bir kararnamenin sadece bir günlük maliyeti 1 trilyon lira olur mu? Ya da bir ülkeye bir günde 1 trilyon lira nasıl zarar verilebilir? İşte bunu ülke olarak cuma akşamı yayınlanan kararname ile görmüş ve yaşamış olduk. Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevden alındı ve yerine yeni bir başkan ataması yapıldı... Ve piyasalar çöktü. Kur seviyesi 1 lira yükseldiğinde sadece 450 milyar dolarlık dış borcun TL maliyeti 450 milyar lira artmış oldu. Yıllık 200 milyar dolarlık ithalatın da maliyetine sadece 1 lira eklediğimizde artık 200 milyar lira fazla ödeyeceğiz. Hazine garantili müteahhitlere de artık 200 milyar lira fazladan ödemeye başlıyoruz. Ama bunun yanında en önemlisi faiz artışı da artık maliyetlerde…”

“Ülkemiz yeni bir ekonomik fırtınanın içine girmiştir” diyen Kahveci, faizleri yükseltmenin bile “bu ateşi” söndüremeyeceğini belirtiyor:  “Elbirliği ile Türkiye bir çalkantılı döneme daha sokuldu. Ama bir fark var: Daha önceki krizlerde iyi dönemlerin ardından kriz yaşanıyordu. Şimdi ise 2015 yılında başlayan yüksek işsizlik, 2016-2018 arası finansal çalkantı ve 2018 sonrası reel krize yeni bir fırtına daha eklemiş olduk.

 

Faizlerde seyir nasıl olacak?

Erdoğan'ın 19 Mart'ta görevden aldığı Naci Ağbal'ın yerine Merkez Bankası Başkanlığına atadığı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun negatif reel faizi savunduğu, Yeni Şafak gazetesindeki yazılarından biliniyor. Kavcıoğlu, Merkez Bankası’nın 19 Kasım'da politika faizini yüzde 10,25'ten 15'e çıkarma kararından sonra yazdığı yazıda, "Soros ekibinin” Türkiye'yi faiz artırımı yönünde köşeye sıkıştırmak için tüm yolları kullandığını yazdı.

Kavcıoğlu, o dönem Merkez Bankası'nın yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanlığı yönetiminin de değişmesinin "faiz lobisi ve destekçilerini" umutlandırdığını belirtti ve bu grupların bağımsız bir Merkez Bankası Başkanı istediğini aktarmıştı. Faiz oranı yüzde 17’yken Yeni Şafak’ta kaleme aldığı yazıda, “… Yatırım ve üretim maliyetini doğrudan etkileyen kredi maliyetlerinin makul seviyede olması için faiz artışından vazgeçmemiz gerekir…” demişti.

 

Yeni başkanın işi zor

Şahap Kavcıoğlu, başkanlığa atandıktan sonra yaptığı ilk açıklamada, enflasyonda kalıcı düşüş hedefiyle çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Kavcıoğlu, faizle ilgili kararın alındığı Para Politikası Kurulu toplantılarının kamuoyuna ilan edilen takvime uygun (15 Nisan) şekilde yapılacağını belirtti.

Kavacıoğlu’nun işi gerçekten zor. TCMB’nin rezervleri eksideyken, piyasalara güven vermenin yanı sıra hem “faizi indirmek” hem de “enflasyonu düşürmek” gibi zorlu bir görevi var. Kasım ayında dolar kuru 8,40’ları gördüğünde faiz oranı 10,25’di. Bugün faiz yüzde 19 olmasına rağmen dolar kuru 8 lirayı aştı. Kavcıoğlu, faizi indirirken kurun yükselmesini de engellemek zorunda. Bu arada CDS primiyle uğraşırken, MB’nin 128 milyar dolarlık rezervini yerine koyacak. Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre “Şubat 2021 sonu itibarıyla TCMB’deki brüt resmi rezervler 95,3 milyar dolar, net rezervler – 2,2 milyar dolar, swaplar 58,1 milyar dolar ve sonuç olarak swaplar hariç net rezervler – 60,3 milyar dolar olarak hesaplanıyor.”

 

Ağbal, görevden neden alındı?

Naci Ağbal Kasım ayında TCMB Başkanı olduktan sonra faiz artışları ve aktif rasyosu uygulamasının kaldırılması gibi yaptığı doğru işlerle piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmesini sağlamıştı. Dolar 7,20’ye kadar gerilemişti. Türkiye’nin uluslararası risk primi (Credit Default Swap/CDS) düşüş eğilimine girmişti. Ağbal’ın görevden alınmasıyla CDS 156 baz puan yükselerek, Kasım 2020'den sonraki en yüksek seviye olan 466 baz puana çıktı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Naci Ağbal'ın görevden alınmasının, Berat Albayrak'ın Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde eriyen 130 milyar doları araştırmasıyla ilgili olabileceğini söyledi. Babacan, “Merkez Bankası’nın 130 milyar dolarını çarçur ettiklerini üstüne basa basa söylüyoruz. Bir rivayete göre, gece görevden alınan Merkez Bankası Başkanımız ‘ya şuna bakın, ne oldu’ demiş. Devlet geleneğinden gelen, devletin sahip olduğu her şeyin aslında millete ait olduğunu bilen bürokratlarımızda bu kaygı vardır: ‘Bu 130 milyar dolar yok, nereye gitmiş?’ Bununla ilgili yapılan bir çalışma neticesinde bu kararın alındığıyla ilgili bir rivayet var. Doğru yanlış bilmeyiz, doğruysa şaşırmam. Çünkü kimse bu rezervlerin ne zaman, hangi kurdan, hangi yöntemle satıldığını bilmiyor.” dedi.

***

 

“Anlaşılan odur ki, hükümet panik içindedir”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 'gösterge faizini 2 puan artırarak yüzde 19'a çıkardı' diye Cumhurbaşkanı Merkez Bankası başkanını değiştirdi. Başkan 20 ayda dördüncü defa değişti. Bu uygulama normalde ve istikrarlı ekonomilerde görülmemiş bir olaydır. Anlaşılan odur ki, hükümet panik içindedir. Merkez Bankası yeni başkanı, ani bir politika değişikliğinin olmayacağını bildirmesine rağmen, kurlarda bir gecede yeniden yüzde 10 dolayında şok artışlar oldu. Borsa iki defa kapandı. Bu durumda demek ki kur artışlarının tek nedeni güven sorunudur. Gerçekten de peş peşe gelen, HDP ile ilgili kararlar, İstanbul Sözleşmesi, Gezi Parkı'nın kağıt üstünde bir vakfa devredilmesi, MB Başkanının değiştirilmesi kararlarına, otokrasinin test edilmesi gibi yorumlar yapıldı. Ancak siyasi hedef ne olursa olsun, bu kararlar ekonominin şifrelerini onarılmayacak şekilde bozdu. Başka bir ifade ile aynı hükümet istese de güven tazeleyemez ve ekonomiyi tekrar rayına sokamaz. Halk ve basın da bilmeyerek bu tuzağa düştü. Söz gelimi bazı iktidar yanlısı gazeteler ile bazı muhalif gazeteler de, bakar kör gibi aynı çizgide enflasyonu görmeden nominal faizlerin yüksek olduğunu manşetlerine taşıyarak MB Başkanının değiştirilmesine çanak tuttular. Son üç yıldır yaşadıklarımızı çabuk unuttuk. Hükümet de ders almadı.

Enflasyonun üstünde yüksek reel faiz üretimde maliyetleri artırır ve enflasyona yansır. Ancak kur şokları daha yüksek oranda ve daha hızlı maliyet artışı yaratır ve enflasyona daha hızlı yansır. Çünkü üretimde kullanılan ithal girdi oranı yüksektir. Dahası, kur artışları özel sektörü ve bankaları zora sokarak ilave maliyet getirir. Türkiye'de Dolarizasyon yanında anlaşmalar yasak olsa da döviz üstünden yapılıyor.  

MB'nin kısa dönemde elinde faizden başka araç kalmadı. Dolarizasyon oranı yüksek olduğu için, Merkez Bankası ve dört kamu bankası siyasi iktidar tarafından siyasi popülizmde kullanıldığı için para politikası çalışmıyor. Merkez Bankası'nın kur şoklarını yumuşatmak için elinde satacağı döviz rezervi kalmadı. Bu durumda kısa dönemde tek araç, reel faiz vermektir.

 

Faizle kurları tutmak kısa dönemde mümkündür. Bugünkü kurdan dolar yüzde 40 dolayında daha değerlidir. Buna rağmen yine de artıyorsa, bunun nedeni politikasızlıktır. Doğrusu kısa dönemde reel faiz vermek yanında, orta ve uzun dönemde istikrar programı yapmaktır. Hükümet istikrar programının ne olduğunu bilmiyor. Açıklanan ekonomik reform paketinden bunu anladık.4. Bundan sonra ne yapmalıyız? Tez zamanda IMF ile Stand- by düzenlemesi yapmalıyız. IMF güven açısından yerli ve yabancı sermaye için çıpa olacaktır. Ayrıca taze döviz girişi, döviz arzını artıracak ve kur artışını önleyecektir. IMF politikaları gelir dağılımını olumsuz etkiler ve fakat ekonominin çökmesinin, iki kişiden birinin işsiz kalmasının yıkıcı etkileri daha da yüksektir. Orta dönemde, bir geçiş süreci içinde dalgalı kur politikasını değiştirip, yarı sabit kur politikasına geçmek gerekir. MB kanununu değiştirip, bankanın bağımsızlığı teminat altına alınmalı ve TL gözetmesi yanında aynı zamanda döviz kurunu da gözetmesi sağlanmalıdır. Orta dönemde hukuk ve demokrasi alt yapısını yeniden kurarak, mülkiyet hakkını güvenceye almak gerekir. Yine, orta ve uzun vadeli, ''kalkınma'' programı yapmalıyız. Türkiye şartlarında bu program ancak planlama ile yapılabilir. Bunun için önce, akademisyenlerin de görev alacağı, yeni kalkınma planları yapılmalıdır. Bu plan içinde, devletin yeniden yapılanması, devlet-piyasa optimum dengesinin sağlanması, üretimde ithal girdi payının düşürülmesi gibi yapısal sorunlara çözüm politikaları oluşturulmalıdır.

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Muhalefet, Erdoğan’ı ağır şekilde eleştirirken, AKP sözcüsü “Soykırım” sözünü CHP’nin söylettiğini” iddia etti.

Öneri, eski İzmir Defterdarı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura’nındı, gündeme GÖZLEM Yayın Kurulu üyesi Serkan Aksüyek getirdi…

“Kongreler yapmak, İslam Devletler Birliği’ni kurmak, İstanbul’u başkent yapmak, Arapça’yı resmi dil ilan etmek” siyaset yapmak değil mi?

104 emekli amiralin Montrö Boğazlar Sözleşmesi tartışmaları ve “cübbeli amiral” konusunda, 3 Nisan akşamı yaptığı açıklamanın ardından başlatılan soruşturma genişletil...

Yazarlar