Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Çiftçi fakirleşirken, ithalattan kimler milyarlar kazanıyor?

19.2.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankara’ya gelmek isteyen çiftçilere ise izin verilmedi.

MEHMET KOCABIYIK

Türkiye, her yıl artan nüfusa karşılık, Tarım ve gıda ürünleri üretimi bakımından yerinde sayıyor ve hatta bazı ürünlerde geriliyor.

Buna karşılık tarım ürünleri ithalatı giderek artarak 2020 yılında 10 milyar dolara dayandı. Bir zamanlar ihraç ettiğimiz birçok ürünü bugün buğdaydan pamuğa, ayçiçeğinden mercimeğe ithal durumuna düşen bir Türkiye var.

Bu tablo, Türk çiftçiyi yerine, yabancı ülkelerin çiftçisinin desteklendiği anlamına geliyor.

Bu süreçte bir başka acı tablo daha yaşanıyor; “çiftçilikte gelecek görmeyen” gençler kentlere göç ediyor ve ülkede çiftçi yaş ortalaması 50 yaşın üzerine çıkıyor, onlar da “yeterli desteği görmediklerini ve bu sebeple traktörlerini bile sattıklarını” söylüyorlar.

Çiftçi giderek fakirleşirken, “tarım ürünleri ithalatından”, yüzlerce milyon, hatta milyarlar kazananlar var. Türk lirasına karşı doların değerinin düşmesi de, 2021 yılında “tarım ürünleri ithalatçılarını” çok daha mutlu edecek.

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “AKP iktidarının çiftçiyi destekleyip üretimi artırmak yerine, ülke içinde tarım ürünlerinin fiyatını baskılamak ve bir avuç ithalat lobisini zenginleştirmek için ithalatı tercih ve teşvik ettiğini” öne söyledi.

“AK Parti iktidarlarında Türkiye'de üretilebilecek ürünlerin ithalatına 114 milyar dolar ödendiğini” belirten ve "2020 yılında Bakan Pakdemirli, Cumhuriyet döneminin ithalat rekoru kıran bakanı olarak tarihe geçti. 2020 yılında 9,5 milyar dolarlık tarım ürünü ithal edildi. Türk lirası olarak karşılığı ise 66 milyarı buldu” diyen Sarıbal şu açıklamayı yaptı:

"2 milyon 100 bin civarına düşen çiftçinin sadece bankalara borcu 129 milyar lirayı geçti. Bu borcun 5 milyara yakını takipte. Çiftçilerin tarlasına, traktörüne, ineğine haciz geldi. Tarımda birkaç ürün dışında tamamen dışa bağımlı hale geldik. Bu gidiş, gidiş değil. Beka dedikleri şey tam da bu. Dün 'Paramız var ki ithal ediyoruz.' diyenler, bugün para olsa bile ithalat yapamayacak duruma getirdi ülkeyi. O yüzden gübre alamıyoruz. O yüzden çiftçimizden aldığımızın çok üzerinde fiyatlarla ithalat yapıyoruz.”
Sarıbal “çiftçinin durumunu” da şöyle anlattı:

"2 milyon 100 bin civarına düşen çiftçinin sadece bankalara borcu 129 milyar lirayı geçti. Bu borcun 5 milyara yakını takipte. Çiftçilerin tarlasına, traktörüne, ineğine haciz geldi. Tarımda birkaç ürün dışında tamamen dışa bağımlı hale geldik. Bu gidiş, gidiş değil. Beka dedikleri şey tam da bu. Dün 'Paramız var ki ithal ediyoruz.' diyenler, bugün para olsa bile ithalat yapamayacak duruma getirdi ülkeyi. O yüzden gübre alamıyoruz. O yüzden çiftçimizden aldığımızın çok üzerinde fiyatlarla ithalat yapıyoruz."

*******

“TARIMIMIZ, ARACI VE TÜCCARLARIN ELİNE TESLİM EDİLMİŞTİR”

Kamil Okyay Sındır (CHP İzmir Milletvekili) –Üretim, dış tüketimi yeterli düzeyde karşılayamazsa ithalat ihtiyacı doğar ve yapılır. İthal edilen ne varsa bu iç tüketimde büyük oranda kullanılıyor demektir. İthalatın bir kısmı “dâhilde işleme” kapsamında olarak yani örneğin; ithal edilen buğdayın bir kısmı fabrikalarda una dönüştürülerek ihraç ediliyor. Bu konuya dikkat çekiyorlar ama ithal edilen buğdayın büyük bir kısmı esasında, üretimin iç tüketimi karşılayamaması sebebiyle yapılmaktadır. Öte yandan bizim ithal etmediğimiz bir ürün yok. Her ürünü bir şekilde, ülke olarak ithal ediyoruz. İthalatın kimi zaman “örümcek ağı” dediğimiz, piyasalarda üretimdeki dalgalanmalar, arz fazlalığı ya da eksikliğine bağlı ithalat ihtiyaçları olabilir. “Fakat aslında neden ithal ediyoruz?” sorusuna yine bir soru ile “Türkiye’de tarım politikası üretimi desteklemek ve üretimin kalitesini arttırmak yönünde mi yapılıyor, yoksa ithalata dayalı; tüketimi teşvik eden bir politika mı uygulanıyor?” Türkiye’nin politikasının “çok net bir şekilde” ithalata ve tüketime dayalı olduğu ortadadır. Üretimi ve kalitesini arttırma politikası yerine, dışarıdan ithal edelim, “param da var” olduğu sürece ithal ederim anlayışıyla sürdürülmektedir. Bu noktaya gelmemizin bir diğer sebebi de üretimde plansızlık, programsızlık ve israf politikasıyla yönetilmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Türkiye ithalat mantığı sebebiyle; gıda ürünlerini hariç tutarak, hayvansal ve bitkisel ürünler bazında tarım ürünlerinde dış ticaret açığı veren bir ülke konumundadır. Dış ticaret dengesi bizim aleyhimizde büyüyor ve biz de artık tarım ürünleri ithal eden bir ülke durumuna geldik. Türkiye’de son 18 yıla baktığımızda tarım alanları yaklaşık 35-36 milyon dönüm yani 3.6 milyon hektar küçüldü. Ekilebilir tarım alanlarındaki bu küçülmeye bir kıyas örnek olarak; “Hollanda’nın toplam tarım alanı yaklaşık 1 milyon hektar” bizim son 18 yılda ekilebilir tarım alanındaki küçülmemiz 3.6 milyon hektar. Hollanda’nın tarım ürünleri ihracatı 100 milyar Euro’nun biraz üzerinde bulunuyor. Küçülen tarım alanımızın Hollanda’nın toplam tarım alanından neredeyse 4 kat fazla olduğunu düşünürsek; onların üretim politikasıyla bu kayıp alanımızı işleyebilmiş olsaydık, bu haliyle bile tarım ürünleri ihracatında geleceğimiz nokta 4 katına çıkabilirdi.

Biz Hollanda kıyasından hareketle 400 milyara yakın tarım ürünleri ihracatı gelirimizi kaybetmişiz ve şimdi 10 milyar dolarlık tarım ihracatımızı konuşuyoruz. Maalesef ki 18 yılda dışta kalan tarım alanlarından kaybettiğimiz zararımız, ithalat rakamımızın çok çok ötesinde bulunuyor. Bunun sebebi; plansızlık, programsızlıktır, Türkiye’nin gerçeklerini görmemektir, devletin; çiftçinin yanında olmayışıdır. Piyasaların; aracı, ithalatçı, tüccarların eline teslim edilmiş olmasıdır.

*******

“ÜRETİME ŞİRKETLERİN KARAR VERİYOR OLMASI, TÜKETİCİYİ DE ÜRETİCİYİ DE MAĞDUR EDİYOR”

Tevfik Türk (Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı)– Ülkemizdeki tarım politikası ne yazık ki “kamu yararı” gözetilerek yapılmamaktadır. Tamamen şirket tarımı ve firmaların üretim planlaması yapması, ürünleri onların üretmesi, ihtiyaç olunan ürünlerin üretilmesi, burada devletin bir üretim planlaması söz konusu değildir. Hangi ürünün ne kadar üretileceğine, hangi ürünlerin üretilmesi gerektiğine dair bir çalışması yok. Tamamen serbest piyasanın istekleri, taleplerine göre üretim yapması durumu söz konusu. Doğal olarak üreticiyi doğru şekilde yönlendiren bir mekanizma yok. Kimi ürünler -para eden, etmeyen- bazı yıllar çok üretiliyor. Önceki yıl para eden ürün sonraki yıllarda revaç görüyor ve ekim alanı fazlalaşıyor, fakat bu kez de üretim fazlası oluşuyor ve üreticiye kazandırdığı rakam düşüyor. Öte yandan sonraki yıl bu kez de, zarar eden üretici o üründen vazgeçerek başka bir ürüne yönleniyor ve bu kez de ürünün az olması sebebiyle fiyatı artıyor. Böyle bir dengesizlik söz konusu.

Ne yazık ki, böyle bir üretim planlamamız olmadığı için fiyatlarda bir artış olduğu zaman üreticiye ithalat sopası gösteriliyor. İş hemen ithalata dönüyor ve eksik ürünleri bu yöntemle alarak piyasada ürünü düşürme çabası karşımıza çıkıyor. Bu konudaki temel yaklaşımımız budur. Çiftçilerin girdi maliyetlerinin yüksek olması, mazot, gübre, tohum gibi birçok girdi ürününde dış ülkelere, yurt dışı kaynaklı ulusal firmaların kontrolü altında gidiyor. Tabi hal böyle olunca -üretimden kaynaklı- piyasada fiyat dalgalanmaları çok yüksek düzeylerde seyrediyor.

Sözleşme odaklı üretim yaptırdığımız zaman üretim odağımız şirketlerin istediği şekilde ürettiriyor. Bu da doğal olarak ticari bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlayış da en düşük fiyattan malı alıp en yüksek fiyattan satmak odaklı oluyor. Üreticiden ürünü en düşük fiyata aldığınızda hem üretici para kazanamıyor hem de girdi maliyetlerini karşılayamıyor. Öte yandan tüketiciye de bu ürün çok yüksek fiyatla almasına sebep oluyor. Üretimi kendilerine göre şekillendiren şirketler ve aracı dediğimiz alım satımı yapanlar, en yüksek kârı elde etmiş oluyor. Sözleşmeli tarım yaptığınız zaman firmalar, çiftçinin birçok sosyal hakkını karşılamıyor, hava muhalefeti sebebiyle oluşan sorunlarda üreticinin yanında olmuyor. Şirketlerin politikasıyla giden bir anlayış elbette ki ticari bir kaygıyla yapılmasına yol açıyor. Şirketler depolayabildiği kadar ürünü özellikle de patates, soğan vb. gibi dayanıklı olan ürünleri ellerinde tutarak kendileri için fiyatların artmasını sağlıyorlar. Tabi burada devletin müdahale etmesi gerekiyor. Dayanıklı ürünün stoklanabilmesi ve o ürüne olan arzın sürekli olarak olması fiyatların çok yükseklere çıkmasına yol açıyor.

Dolayısıyla; sağlık, eğitim, tarım vb. gibi sektörler kamu/devlet eliyle yönetilmesi gerekiyor. Devlet bu sektörlerdeki planlamaları kendisi yapsa, yani nerede ne üretileceğine, ne kadar üretileceğine karar verse, bunu da tüm ülkenin üretim planlaması olarak topyekûn halinde yapması gerekiyor. Devletin piyasadaki ürünlere ihtiyaca, arza göre üretmesi hem ithalatı aşağı çekerken hem de ihracatı arttırabilmek anlamına geliyor. Bu sayede de iç piyasada yaşanan bu derece yüksek fiyat dalgalanmalarının da önüne geçilmiş olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

İzmir depreminden en çok etkilenen ilçenin Belediye Başkanı “Kentsel dönüşüm haritamız hazır” dedi.

Sisam (Samos) fayının kırılmasıyla oluşan deprem sonrası, özellikle Bayraklı ve Karşıyaka ilçelerinde 116 kişi hayatını kaybetti, 1034 kişi yaralandı. 500’ü aşkın bina...

Türkiye bir yandan Coronavirüsüyle mücadelesini sürdürürken bir taraftan da normalleşme adımlarını atmaya başladı. Bu normalleşmenin en önemli göstergelerinden birini ...

Ekonomik kriz ve coronavirüs salgını etkileri özellikle düşük gelirli aileleri zorlamaya başladı. Türkiye'de gıda ürünlerindeki fiyat artışları nedeniyle yaşanan geçim...

Bir taraftan Türkiye ile istikşafi görüşmeleri sürdürürken, tansiyonu da yüksek tutmaya çalışan Komşu, son olarak Ege’nin uluslararası sularında bilimsel ve teknik ara...

Türkiye'de yaşanan ekonomik krize, Pandemi yasak ve kısıtlamaları da eklenince vatandaşlar, esnaf, çiftçi, şirketler “maddi olarak” zor duruma düştü. 2020’de “şirket i...

Cumhur İttifakı, son günlerde muhalefete yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Uzmanlara göre muhalefete yönelik artan baskı, kullanılan sert dil, iktidar partilerinin ...

Yazarlar
Website Security Test