Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İktidara; “Hoşgörülü ol” Muhalefete; “Hırçınlaşma” Basına; “Tansiyonu düşür”

6.2.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Boğaziçi Üniversitesi’nde Melih Bulu’nun rektör olarak atamasının ardından üniversite akademisyen ve öğrencilerin “Kayyum Rektör” protestoları yaklaşık bir aydır devam ediyor.

MEHMET KOCABIYIK

Türkiye siyasetinde de, ekonomisinde de “olumsuz gelişmeler” önlenemiyor, devam ediyor. Siyasetteki gerilim de, ekonomideki olumsuz fatura da her geçen gün kabarıyor. Bu tablo, vatandaşı üzüyor, endişelendiriyor ve gelecek için ümidini kırıyor.

Ekonomide, daha önce soğan-patates fiyatları yüzünden üreticileri “gıda teröristi, hain” ilan eden iktidar, şimdi de gıda enflasyonunun ve fiyat artışlarının sorumlusu olarak suçladığı küçük esnafı, manav, kasap, bakkal, marketleri “zalimlikle” itham edip, ağır cezalara çarptırmakla tehdit ediyor.

İktidar ittifakı ile muhalefet blokununun “gerilimli” siyaseti toplumu geriyor. Yeni gerilim alanı Boğaziçi Üniversitesi oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak atanan ancak üniversite akademisyen ve öğrencilerin “Kayyum Rektör” protestoları yaklaşık bir aydır devam ediyor. Siyasi geçmişi yüzünden üniversitede istenmeyen Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasıyla başlayan eylemler, farklı bir boyuta taşındı.

Öğrencilerin tutuklanmasına giden süreç, Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü’nün öğrenci sergisi kapsamında hazırlanan, üzerinde Kabe, Şahmeran ve LGBTİ bayrakları bulunan kolajı hedef göstermesiyle başladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kabe fotoğrafının bulunduğu kolajın yere serildiği iddiasına ilişkin resen soruşturma başlattı.

Melih Bulu’nun istifa etmesi için eylem öğrencelere polisin sert müdahalesi tepki çekti. Öğrenci eylemleri diğer illerde de destek gördü. İstanbul’da Kadıköy ve Ankara Kızılay’da destek için toplanan kalabalıklar “Asla aşağı bakmayacağız” sloganları atarak eylem yaptı. Yurdun birçok kesiminde ise sosyal medyadan organize olan vatandaşlar saat 21.00’de pencere ve balkonlarından tencere ve tavalarla tempo tutarak Boğaziçililere destek verdi.

Gösterilerin hedefindeki Bulu, “istifa etmeyi düşünmediğini olayların en fazla altı ay içinde sona ereceğini” belirtti. "Elbette böyle sert geçecek bir 6 ay değil. Tansiyon düşecek ancak 6 ay içinde kriz tamamen biter" diyen Bulu, göreve geldiğinden beri 100 kadar akademisyen ile konuştuğunu ve 20 öğretim görevlisinin mahalle baskısı uygulayarak işi bloke ettiğini iddia etti.

Siyaset gerilimden mi besleniyor?

Türkiye geçmişte öğrenci olaylarından çok acıklı ve sancılı günler yaşadı. Toplumda gerilimin düşmesi için iktidar ve muhalefete büyük görevler düşüyor. Ülke menfaatleri, iktidarın öğrencilerin taleplerine yönelik daha “Hoş görülü” davranması, muhalefetin de “Tansiyonu düşürücü” söylemlerde bulunmasını gerektiriyor. İktidardan da muhalefetten de “provokasyon” uyarısı geliyor, ama gerilimi düşürmek için kimse adım atmıyor.

Türkiye’de en ufak bir eylemde bulunanların için “terörist” ifadesinin kullanılması toplumu geriyor. Boğaziçi Üniversitesi’n Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasıyla başlayan eylemler de farklı bir boyuta taşındı. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin canlı bağlandığı Artvin-Bilecik-Çankırı-Gaziantep-Iğdır il kongrelerinde öğrenciler için "terörist" ifadesini kullandı. Erdoğan, "Siz öğrenci misiniz, rektörün odasını basmaya çalışan teröristler misiniz?" dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, bu gerilim çizgisini beslemekten geri durmadı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, olaylara müdahil olarak, Twitter’dan "Boğaziçi Üniversitesi'nde Kabe-i Muazzama'ya yapılan saygısızlığı gerçekleştiren dört LGBT sapkını gözaltına alındı" paylaşımında bulundu. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da Twitter’dan yaptığı paylaşımda, "Boğaziçi Üniversitesi önünde Müslümanların mukaddes mekanı, kıblemiz Kabe’ye ve İslami değerlerimize yönelik yapılan hadsiz saldırıyı kınıyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak konunun takipçisi olacağız ve bu saygısızlığı yapanlar hakkında yasal yollara başvuracağız" diyerek olaylara müdahil olmuştu.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, "AK Parti Boğaziçi olaylarının büyümesini, Gezi benzeri toplumsal olaylara dönüşmesini istiyor ve bunun için kışkırtıyor. AK Parti'nin Gezi olaylarında da daha önce kurduğu bu oyuna düşmemek gerekir. AK Parti yeni anayasa öncesi toplumsal tansiyonu yakın zamanda sokağa taşımak istiyor" dedi.

DW Türkçe'ye açıklamalarda bulunan Anayasa hukukçusu Dr. Serkan Köybaşı, Bakan Soylu’nun tweetinde kullandığı ifadelerin açık bir nefret söylemi örneği olması gibi, Erbaş’ın paylaşımının da laiklik ilkesini ihlal ettiğini dile getirdi. Köybaşı, "Diyanet laiklik ilkesi çerçevesinde hareket etmek zorunda olan resmî bir kuruluş. Dolayısıyla belli bir dinin veya kutsal değerlerinin savunulması için dava takibi yapmak gibi bir görevi yok" diye ekliyor.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Dr. Berk Esen, iktidarın muhalefeti din temalı bir tartışmaya çekerek bölmek istediğini belirtti. DW Türkçe'ye konuşan Esen’e göre iktidar, Boğaziçi meselesinde kendi tabanını bile ikna edemediği için olayı "elit" tartışması gibi kültürel bir çatışma üstünden yürütmek istedi ancak başarılı olamayınca provokasyon baş gösterdi. AKP’nin otoriterleşen her sağ popülist iktidar gibi sürekli olarak kutuplaştırma politikası yürüttüğünü hatırlatıyor. Eylemlerin diğer üniversitelere sıçraması korkusu da olduğu düşüncesinde.

Esen, meseleye din teması eklenince muhalefetin zora düştüğü ve böylece iktidarın da amacına ulaştığını kaydederek, "Millet İttifakı’nın içinde bir dolu merkez sağ parti var. Bu partilerin de seçmenleri çeşitli dini hassasiyetlere sahip oldukları için iktidar muhalefeti bölmek istiyor" değerlendirmesinde bulundu.

*******

“İKTİDAR, MUHALEFET, BASIN VE KOLLUK GÜÇLERİ ‘YAPICI’ OLMALIDIR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) –Ülkenin sorunlarının değişik alanlarda, değişik bir biçimde tepki görmesi doğal toplum davranışlarıdır. O davranışların düzenleyicileri tarafından aşırıya kaçmadan; yakma, yıkma, dökme, kırma olmadan yalnızca demokratik çizgiler doğrultusunda seslerini yükseltmeleri beklenir. Yönetimin de yapılan bu tür davranış ve tepkilere anlayışla karşılayarak, onların seslerini çıkarmalarına olanak tanıması, baskıdan, zulümden ve özellikle de ülkemizde “görüntüleri hüzün veren” polislerin sert davranışları ve müdahalelerinden uzak kalması gerekir. Öğrencilerin gençliğine, düşüncelerinin tazeliğine, gençliklerinin de getirdiği anlayışlarına bu tür sert müdahaleleri yapmaktan uzak durmak gerekir. Özellikle de bu yaşanan olaylar sürecinde öğrencilerin “yurt severliğine” yönetim kadrosundan söylenen kötü sözlere de maruz bırakılmamalıdır.

Maalesef polislerin “çok şiddetli” müdahaleleri, gençlere karşı bir nevi baskı oluşturma çalışmaları asla uygun görülebilecek tutumlar değildir. Yönetimin anlayış biçimi, demokrasinin yaşamasının başlıca göstergedir. Yönetim sertliğe başvurursa, öğrencilere karşı “politik, siyasi” amaçlarla sertlik gösterirse, bunlardan hiçbir zaman olumlu sonuç alınamaz. Hem yönetimin öncelikle; anlayışlı, sükûnetli, eşit ve demokrat davranmasını; hem de öğrencilerimizden tepkilerini “aşırıya kaçmadan” demokratik bir çizgide yansıtmalarını bekliyorum.

Basınımız ise Türkiye’nin sorunlarını sert ve sertliğe çağrı biçimde değil, yapıcı eleştirilerle, yapıcı tutum ve görüşlerle yansıtması gerekiyor. Kimi gazetelerin ve yayınların “koyu iktidar karşıtlığıyla” kimi gazete ve yayınların ise “koyu iktidar destekçisi” tutumlarıyla kamuoyuna seslenmeleri, toplumda “bölünmeye” sebep oluyor. Basınımız da her iki açıdan şapkasını önüne koyarak düşünmeli ve yapıcılığı “objektif” olarak sağlamalıdır.

*******

“BAĞNAZLIKTAN HOŞGÖRÜYE”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Ülkemiz 18 yıllık sürecin ikinci yarısında her istediğini siyaseten gerçekleştiren bir iktidara sahip oldu. Buna rağmen, siyasi gerginliğe dayalı bağnazlığı araç olarak kullanmaktan çekinmeyen bir İttifak ile yönetiliyor. Devletin yapısı ve yönetim sistemi değiştirilerek, partili Cumhurbaşkanı olarak tek bir kişinin yönetimine bırakıldı. Yargı tümüyle kontrol altına alındı. Yasama meclisi etkinsiz ve işlevsiz duruma sokuldu. Anayasa Mahkemesi kararları yok hükmünde sayılıyor. Ekonomi dip ve salgın zirve yaptı. Yoksulluk, işsizlik, enflasyon ve yolsuzluklar toplumun gündemini belirliyor. Tüm bu koşullara rağmen İktidar bloku, toplumsal uzlaşıyı sağlayacak bir üslup ve yaklaşım yerine, tüm muhalefeti ötekileştiren, gerginliğe dayalı, toplumu kutuplaştırıcı bağnaz bir siyasi üslupla yoluna yine devam ediyor.

Demokratik koşullar içinde muhalefetle yarışmak yerine, muhalefetten bir parça koparma ve mümkünse kendi ittifakına katma uğraşını, yine aynı yaklaşımla sürdürüyor. Ne yazık ki, bütün bunlara çanak tutan kendine bağımlı ve kontrol altında, tansiyonu yüksek tutmaya odaklanmış olan, sektörün büyük kesimini kapsayan yandaş medya bulunuyor. Üstelik bu medya sistemi üzerinden muhalefetin gündemini büyük ölçüde yine İktidar Bloğu belirliyor.

Muhalefet de, karşı karşıya geldiği bu ortam karşısında, duygusal tepkisini hırçınlaşma olarak gündeme getiriyor. Ülke içinde muhafazakâr seçmeni yanında tutmak için tribünlere oynamaktan zevk alan İktidar, tüm komşuları ve batılı ülkeler tarafından dış ilişkilerde derin bir yalnızlığa itilmiş bulunuyor. Sonuçta, ülkemiz içinde yüksek tansiyonlu bir toplumsal gerilim ortamı; ekonomi, işsizlik ve yoksullukta iyice dibe doğru bir gidiş ve pandemide ise, muhtemelen değişime uğramış virüs ile birlikte, yeniden zirveye taşınacak bir durum ve dış ilişkilerde derin yalnızlık yaşanıyor. Bütün bu kısır döngülerin ve çıkmazların nedeni açıktır ki, yanlış üzerine kurulmuş politika hesap, tercih ve uygulamalarıdır. Ülkemiz her şeye rağmen, bu durumdan kurtulabilir. Yeter ki, karar merciinde olanlar durumun vahametini algılayıp, yeni bir bakış açısı ile yeni bir rota, politika ve strateji değişikliği içine girsinler. Bugünün ortam ve koşullarında öncelikle ve açıl olarak iktidar ve muhalefete her şeyden önce şu uyarı ve tavsiyelerde bulunabiliriz. İktidar Cephesi; suçlayan, kutuplaştıran ve ötekileştiren bir üslup yerine, çağdaş demokrasinin bir arada yaşama ve toplumsal bütünleşme ve uygarlık dili olan demokratik hoşgörüyü öne çıkarmalıdır. Zira hoşgörünün karşıt kavramı olan bağnazlık, kavgaya, çatılmaya ve bölünmeye hizmet eder. Oysa hoşgörü; uzlaşmaya, barışa, refaha, çoğulculuğa, bütünleşmeye, demokratik davranışa, özgürlüğe ve güvenliğe hizmet eder.

İktidarın demokratik hoşgörü dili ve üslubunu kullanması, muhalefetin tepki olarak hırçın bir muhalefet yapmasını ve üslup kullanmasını zaten boşa çıkarır. Bu nedenle iktidarda bir hoşgörü yönünde rota değişimi olursa, muhalefet en baştan hırçın muhalefet yapmayı bırakmalıdır. Bunun yerine iktidar olabilmenin, aklıselime dayalı politika, strateji ve projelerini hazırlanmaya odaklanmalıdır. Gerektiğinde, özellikle dış politikada, demokratik işbirliği içinde ülkemizin yalnızlaşmasının önüne geçen ortak projelerde yerini almalıdır. Diğer yandan sağlıklı bir toplumda beşinci kuvvet olan medya, yandaş medya olmak ve yakın olduğu partilerin çığırtkanlığını yapmak yerine, doğruları araştıran, doğru enformasyon aktarmaya hizmet eden bir rotaya girmelidir. Daha da önemlisi, siyasi arenadaki gerilimleri, TV kanallarında her gün körüklemek yerine, sosyal sorumluluk duygusu içinde tansiyonu düşüren bir rota değişimine girmelidir. Görüldüğü gibi ülkemizin huzura, güvene, adalete, uzlaşmaya, hukukun üstünlüğüne ihtiyacı bulunuyor. Bunun için öncelikle iktidarın demokratik hoşgörü rotasında bir dil ve davranış sergilemesi gerekiyor. Muhalefetin ise, duygusal tepkilerle hırçın davranış sergilemek yerine kendini iktidara taşıyacak bilimi, aklıselimin ve toplum ihtiyaçlarının gözetilmesine dayalı proje ve stratejilere odaklanması gerekiyor. Ayrıca Medya sektörü, yandaş çığırtkanlığı yapmak yerine, kendine gelerek, tansiyonu düşürücü, çözüme katkı yapan, sorumluluk bilinci içinde bu sürece girmelidir. Ayrıca yaşana krizden çıkış için bu üç kesimin de birlikte katılması gerekir ki, ülkenin önü gerçekten açılabilsin.

*******

“DİLİNDEN NEFRETİ, ELİNDEN ŞİDDETİ UZAK TUT...”

Metin Öney (Eski Milletvekili) –Bu konularda benim ana sloganım şudur: Dilinden nefreti, elinden şiddeti uzak tut... Ana ilke bu olmalıdır. Nefret ve şiddet hiç bir hareketi başarıya götüremez. Aksine sonu hüsrandır.

Ülkede asayişi, huzuru ve refahı sağlama görevi iktidara aittir. Çünkü millet, oyunu iktidara bu sebeplerle vermektedir. O halde iktidar hoşgörü sahibi olmak zorundadır. Sorumluluk bunu gerektirir. Yangına körükle gitmesi düşünülemez. Olaylar karşısın da dahi iktidar, Devlet gücünü yasa dışı bir tarzda kullanamaz, kullanmamalıdır. Demokratik rejim, herkesin yasalar çerçevesinde, hak ve özgürlüklerini en küçük bir endişe duymaksızın kullanabilmesi rejimidir. İktidar, azınlık görüşlerin de aynı zamanda iktidarıdır. Onlarında söz ve düşüncelerini açıkça ifade etmelerini sağlamakla mükelleftir.

Muhalefetin de "sadece muhalif olmak için muhalefet yapması" düşünülemez. Aksine, hırçınlaşmadan, hoşgörü ile fikirlerini ve eleştirilerini toplumun beğenisine sunmalıdır. Şüphesiz, meydan meydan ilkelerini ve görüşlerini savunmalıdır ama bunu yaparken asla "hiddete, nefrete ve şiddete" kapılmamalıdır. Tıpkı iktidar gibi, toplumun huzur ve güvenini sağlamak ve bu konuda katkıda bulunmak muhalefetin de görevidir. Keskin sirke kabına zarar verir. Yapıcı muhalefet asla "tabi" muhalefet değildir. Aksine eleştiren ve fakat eleştirilerini eski deyimle "usuletle ve suhuletle" (usule uygun ve sakin bir biçimde) yapan muhalefettir.

Basına gelince, dördüncü kuvvet denen bu kurumun; yorumlama, haber verme noktasında yapacağı bütün eylem ve işlemler, “mutlaka ortamı germek yönünde değil, tam tersine ortamı yumuşatmak yönünde olma” temel ilkesine bağlı olarak görevini yerine getirmeliydi, yapılmadı, yapılmıyor. Sonuna kadar özgür ve fakat o derece de sonuna kadar sorumluluk duygusu taşıyan bir temel organ olarak görev yapmalıdır. Bu bakımdan ne iktidarın ve ne de muhalefetin "yandaşı" olmamalıdır. Objektif habercilik vazgeçilmez ilke olarak kabul edilmelidir.

Sonuç olarak;

Demokratik rejimin vazgeçilmez üç organı iktidar, muhalefet ve basın başta da ifade etmeye çalıştığımız gibi, "dilinden kin ve nefreti, elinden şiddeti uzak tutmalıdır..."

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Bir taraftan Türkiye ile istikşafi görüşmeleri sürdürürken, tansiyonu da yüksek tutmaya çalışan Komşu, son olarak Ege’nin uluslararası sularında bilimsel ve teknik ara...

Türkiye'de yaşanan ekonomik krize, Pandemi yasak ve kısıtlamaları da eklenince vatandaşlar, esnaf, çiftçi, şirketler “maddi olarak” zor duruma düştü. 2020’de “şirket i...

Cumhur İttifakı, son günlerde muhalefete yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Uzmanlara göre muhalefete yönelik artan baskı, kullanılan sert dil, iktidar partilerinin ...

İNG Global İcra Kurulu Üyesi ve Pazar Liderleri Bölge Başkanı Abay “Pandemi insanlık için derslerle dolu. Bir yandan da fırsat aslında. Eskiden ‘Olmaz’ dediğimiz çok ş...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

ABD Doları, 2020’de Covid-19 salgını ile birlikte, küresel piyasalarda düşme eğilimine girerek 2018 seviyelerine gerilerken, Türkiye’de tarihi zirveleri görmüştü. Bu s...

Yazarlar
Website Security Test