Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ne olacak/ne olmalı, “‘İn-Çık’ların” sonu?

30.1.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Uzmanlara göre, döviz cinsinden yüksek borçluluk, yüksek kur, yüksek enflasyon ve yüksek faiz sarmalı, döviz rezervlerinin de düşük olması ekonomide risk algısını artırıyor.

MEHMET KOCABIYIK

ERDOĞAN / AĞBAL (TCMB) / REEL SEKTÖR / ENFLASYON / DOLAR BEŞGENİNDE FAİZ… 

Türkiye ekonomisi yeni yıla 2020’den devreden risklerle girdi. Yüksek faiz, yüksek enflasyon, pahalı döviz, yüksek işsizlik, cari açık, bütçe açığı başta olmak üzere tüm verilerde olumsuzluk sürüyor. Ekonomi yönetiminin değişmesiyle birlikte göreceli de olsa yaşanan toparlanma sürecinin devamı için kontrolün elden bırakılmaması gerekiyor.

Ekonomide sorunlar devasa boyutlarda. Ancak hükümet sorunlara kalıcı neşter vurmak yerine algıyı yönetmeye çalışıyor. Uzmanlara göre, döviz cinsinden yüksek borçluluk, yüksek kur, yüksek enflasyon ve yüksek faiz sarmalı, döviz rezervlerinin de düşük olması ekonomide risk algısını artırıyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası geçen hafta politika faizini yüzde 17’de sabit tuttu. Türk Lirası bu yüksek faizle döviz karşısında değer kazanarak rahatladı ama ekonomide tansiyon düşmüyor. Türkiye söz konusu oranla Avrupa’da en yüksek faiz veren ülke olurken, uzmanlar bu durumu yanlış ekonomi politikalarının sonucuna bağlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Faiz sebep enflasyon neticedir" diyerek “baskıyla” düşük faiz uyguladığı dönemde, Merkez Bankası’nın döviz rezervleri adeta erimiş, ardından hem Merkez Bankası Başkanı hem de Hazine ve Maliye Bakanı değiştirilmişti.

Yeni ekonomi yönetiminin kararlı duruşu, ekonomik verilerde de kendisini göstermeye başladı. Merkez Bankası, Naci Ağbal göreve geldiğinde 10,25 olan politika faiz oranı, iki ayda yüzde 17’ye yükseltti. Yeni ekonomi yönetiminin yoğun çabaları dövize olan talebi düşürdü. Haftalık banka ve para istatistiklerine göre 8 Ocak-15 Ocak haftasında yurt içi yerleşiklerin toplam döviz mevduatları 514 milyon dolar azalarak tarihi zirve olan 235 milyar 857 milyon dolardan 235 milyar 343 milyon dolara geriledi. Vatandaşların yabancı para mevduatları ise 1 milyar 32 milyon dolar azaldı.

Ekonomik verilerde bozulan dengeler bir türlü düzeltilemezken, ekonomi ve para politikası belirsizlikten bir türlü kurtulamıyor. Faiz artışıyla dövize olan talep düşerken, Erdoğan, Merkez Bankası’nın geçen hafta faizi sabit tuttuğu toplantının öncesinde ve sonrasında yaptığı konuşmalarda “Yüksek faize kesinlikle karşıyım. Bizim arkadaşlar kızıyor biliyorum ama kusura bakmasınlar eğer ben bu ülkenin başkanıysam, cumhurbaşkanıysam, bunu anlatmaya devam edeceğim. Çünkü ben yüksek faizle ülkenin kalkınacağına inanmıyorum" mesajı verdi.

Perşembe günü yılın ilk enflasyon raporunu açıklayan TCMB Başkanı Naci Ağbal, faiz indirimini konuşmak için çok erken olduğunu söyledi. Para politikasındaki sıkı ve ihtiyatlı duruşun kararlılıkla sürdürüleceğini vurgulayan Ağbal, "Enflasyona ilişkin mevcut veriler ve riskleri değerlendirdiğimizde enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarına varma hedefi doğrultusunda para politikasını sıkı duruşuna uzun süre devam etmemiz gerektiği görülüyor. Faiz indirimi patikası şeklinde yaklaşıma girmek için erken olduğunu değerlendiriyoruz. Tüm faktörler belli noktaya gelene kadar sıkı para politikası devam edecek. Bizim fiyat istikrarı temelinde hükümetle varılan mutabakat temelinde enflasyon hedefi yüzde 5 dolayısıyla para politikası kurulu olarak karar alırken yüzde 5 hedefi doğrultusunda karalar alıyoruz.” dedi.

Ekonomistler her şeye rağmen MB’nın faiz kararını olumlu buluyor. Ancak yüksek faizin işe yaraması için yapısal ve köklü reformların hayata geçirilmesi gerektiğine işaret ediyor. İktisatçı Mahfi Eğilmez, yazısında, “Faiz artırımı ekonomideki bütün sorunları çözecek sihirli bir değnek değil. Hatta borçlar, finansman maliyetleri gibi bazı sorunların da büyümesine yol açacak. O nedenle faiz artışı geçici zaman kazandırır, sorunları kökünden çözmez. Bundan sonra görev siyasetçilerdedir. Çünkü ekonomik, sosyal ve siyasal çerçevede gerçek anlamda yapısal reformlara girmediğimiz sürece faiz artırmamızın sonu gelmez. Faiz fobisinden kurtulmuş ve faizin neden değil sonuç olduğunu anlamaya başlamış olduğumuza ilişkin görüntüler geleceğe daha olumlu bakmamız için önemlidir.” uyarısında bulunuyor.

Fiyat artışları vatandaşı zorluyor

Türkiye enflasyonla mücadelede Kasım ayından bu yana daha ciddi görünse de fiyat artışlarının önüne geçilemedi. Gıda ürünleri başta olmak üzere elektrik, su, doğalgaz, otoyol, köprü, tünel iğneden ipliğe her şeye zam geldi. Uzmanlara göre enflasyonunun arkasında da yapısal sorunlar var. “Özellikle iç talebi canlandırmaya yönelik politika tercihleri karşısında arz tarafında yeterli artış gerçekleşmez ise enflasyonist baskı artmaya devam edecektir” uyarısı yapılıyor.

“TÜRKİYE’NİN RİSKLERİ ARTIYOR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Türkiye üç tehdit altında sıkıştı, kaldı. Birisi, ABD, CAATSA yaptırımları. Bu yaptırımların nereye ve kime kadar gideceği hiç belli değil. İkinci tehdit, demokrasi ve hukukta her gün bir adım daha geri düşmemizdir. Üçüncüsü, ekonomide çöküştür… Başta döviz sorunu geliyor. Halen Türkiye’yi yönetenler ve tüm medya reel faizi konuşmuyor. Avrupa'daki ve Türkiye'deki nominal faizleri karşılaştırıyorlar. Yüksek faiz deniliyor. Gerçekte halen reel faiz yüzde 3 kadardır ve bu faiz Türkiye'nin risk puanının altındadır. Reel faizler yüksek değil, enflasyon nedeni ile nominal faizler yüksektir. Yüksek reel faizin de olumsuz etkileri var, ama kur şokları doğrudan ekonomide deprem yaratıyor. Üstelik artık Merkez Bankasının elinde kur şoklarını önleyecek rezerv de kalmadı. Dahası altın rezervlerini de bozduruyor. Yüksek faiz diyenler, sanki Türkiye 2018 kur şokunu yaşamamış gibi bakıyorlar. Doğrusu MB'nin faizleri Türkiye riski kadar 3-4 puan reel faiz düzeyinde tutması ve fakat arkasından hükümetin kur politikasını, MB yasasını değiştirmek ve ayrıca planlama içinde yapısal çözümlere gitmesi gelmelidir. Her şeyi faiz ve para politikasına bırakırsak bu günkü sondan kurtulamayız. Kaldı ki bu gidişle, Türkiye dış borçlarında da temerrüt'e düşebilir. Dış borcun GSYH oranı yüzde 55 dolayındadır. Yüksek değil fakat Türkiye'nin dış borç ödeme kapasitesi düşüktür. Çünkü bu senede 39 milyar dolar cari açık veriyor. Türkiye'nin faiz konusunda çıkmaza girmesinin bir nedeni hükümettir, diğer nedeni de finans sektörü ve bu sektörün spekülatif faaliyetlerin aracı olan militanlardır.

Merkez Bankası, son Para Piyasası Kurulu toplantısında beklendiği gibi, gösterge faizini yüzde sabit tuttu. Artırması veya düşürmesi için bir sebep yoktu. Reel faiz beklentilerinin bir sonraki enflasyon beklentisine göre hesaplanması gerekir.

 

“TÜRKİYE, ‘YABANCI SICAK PARAYI’ DOĞRU KULLANMAK ADINA BİR ‘FON’ KURMALIDIR”

Dr. Ali Nail Kubalı (Ekonomist) –  Her zaman vurguladığım gibi; faizlerin artırılarak, Türkiye’nin döviz ihtiyacının sıcak para girişi ile sağlanmaya çalışılması yöntemine karşıyım. Buna karşı olmamdaki ilk sebep biz, sıcak parayı dar boğazdan kurtulmak amacıyla bekliyor ve istiyoruz. Fakat döviz dar boğazından kurtulmak adına yaptığımız bu sıcak para politikası ülkemizde döviz fiyatlarını aşağı çektiği, yani ucuzlattığı için, Türkiye’nin ihracat ürünleri döviz bazında pahalanarak ihracat zorlanırken,  ithal ürünlerini ucuzlatarak ithalatı arttırıyor! Bu da Türkiye’nin döviz açığını yani dış ticaret açığını ve cari açığı daha da arttırmış oluyor. Yüksek faiz uygulamalarıyla Türkiye’nin sıcak para bağımlılığına sokulan ekonomisi, trilyon dolarlık döviz varlıkları ile spekülasyon yapan dev spekülatörlerin bizim gibi ülkelerin döviz fiyatlarını ve değerli kağıt ve emtia borsalarını bir aşağıya bir yukarıya oynatarak, ayrıca yüksek faiz seviyelerinde de yararlanarak bizlerin sırtından büyük para kazanmalarına neden olmaktadır. Cumhurbaşkanımız yüksek faizlerin döviz fiyatlarını baskılayarak ithalatı yukarı ihracatı aşağı çekme mekanizmasını biliyordur, bilmiyordur bu ayrı bir konu ama yüksek faizle ilgili görüşleri yanlış değildir.

Türkiye, dövizini ihracatından kazanmalıdır. İhracat için kısa vadede yapılabilecek; kurların yüksek ve TL’nin ise ucuz tutulmasından başka çare yoktur. Uzun vadede elbette yapısal reformlar, ar-ge, teknolojik ürünler üretip ihraç etmek gibi bir dizi önleme ihtiyacımız var ama şu an ihtiyacımız olan kısa vadeli çözüm için, ihracatı en kısa ve etkili yol olan düşük faiz ve yüksek döviz politikası ile teşvik etmekten geçmektedir.

Uzun yıllardır savunduğum “Sermaye Piyasaları Stabilizasyon Fonu” kurularak bu tampon enstrümanla Türkiye’deki döviz piyasalarının sıcak paradan etkilenmesi önlenmelidir.

Bunu başarmanın bir yolu da 90’lı yıllardan beridir vurguladığım, Sermaye Piyasaları İstikrar Fonu’nun kurulmasıdır. Kurulacak bu fon sayesinde, Türkiye’ye döviz spekülatörleri eliyle gelen kısa vadeli/vadesiz dövizlerin Merkez Bankası rezervlerine değil bu fona aktarılması sağlanacaktır. Merkez Bankası gelen dövizleri satın almak için gerekli TL’yi Fon’a sermaye olarak koymalıdır. Bu fon, TCMB başkanı başkanlığında Türkiye’nin 5 büyük bankasının genel müdürleri ile kurulacak bir Yönetim Kutulu ile yönetilecektir. Fon, gelen dövizlerin ithalat yapmak için kullanılmasını engelleyecek, sadece çok güçlü ülkelerin devlet tahvillerine yatıracaktır. Spekülasyon amacı ile gelen döviz böylece doğru değerlendirilmiş olacaktır. Yani Türkiye, gelen sıcak dövizi getirenler, dövizlerinin güvende olduğunu görerek ani paniklerle ülkeyi terk edip krizlere neden olmayacaklardır. Eğer bu yabancı fonlar Türkiye’den gene de çıkmak isterlerse, kurulmuş olan İstikrar Fonu sattığı dövizler karşılığında gelen Türk liralarını borsalarımıza yatırarak gerek borsaların çökmesine gerekse dövizin spekülatif olarak oynamasına engel olacaktır.

Bu sayede döviz fiyatlarımı spekülatörler değil, gerçek piyasa ekonomisi yani ihracat ve ithalat dengelerimiz belirlemiş olacaktır! Türkiye ithalat/ihracat dengesini sağlayarak ve yıllardır altüst etmiş olan sıcak para etkisini de bu Stabilizasyon fonu sayesinde düzenlemiş olacaktır. Bu sayede çok büyük büyük döviz fonları yöneten spekülatörler de ülkemizde fahiş faizlerle ve piyasalarımızı manipüle ederek aşırı ve haksız karlar sağlayamayacak ve Türk piyasalarında büyük volatilitelere ve ekonomik krizlere neden olamayacaklardır.

Ben, ekonomimizin doğru önlemlerle yönetilmesi halinde 1994 yılından bu yana kısa aralıklarla yaşadığımız krizleri tarihin derinliklerinde bırakıp hızlı ve istikrarlı bir büyüme temposunu yakalayabileceğimizi düşünüyorum!

 

“GERÇEKLERLE YÜZLEŞİLMİYOR, ‘GÜNÜ KURTARMA’ AMACI GÜDÜLÜYOR”

Uğur Civelek (Ekonomist) – Türkiye; ekonomi yönetiminde, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan da, TCMB Başkanı Naci Ağbal da “ne söylemeleri gerekiyorsa” onu söylüyorlar. Öncelikli hedefleri, piyasaların güvenini kazanmak ve fonların desteğini almaktır. Piyasalara bir “duruşumuz var” görüntüsü veriyorlar. Bu sayede uluslararası finansal piyasaların desteğini alıp, yerli piyasaların beklentisini düzeltmek amacı güdüyorlar. Hükümet tamamıyla o anki durum ne söylemeleri gerektiğini gösteriyorsa o şekilde bir politika ile davranıyorlar. Hükümetin; kısa, orta, uzun vadede bir planlarının olduğunu düşünmüyorum.

Ekonomi alanında “iddialı” belli hedefler koyuyorlar. Örneğin; enflasyonla ilgili hedefini 9,4 olarak belirliyorlar ama kimse buna inanmıyor. Fakat bu 9,4 enflasyon hedefini çok fazla dillendirerek, faizlerin artacağı düşüncesini oluşturdukları için, piyasalarda TL’ye prim yaptıracak hareketler yapıyorlar. Yabancı yatırımcıların bu politikaya destek vermelerinin sebebi kendilerinin kazanmak istemesinden kaynaklanıyor. Yoksa orta ve uzun vadede kimse, Türkiye’nin bu durumdan çıkabileceğine inanmıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın haklı olduğu konular var. Türkiye ekonomisinin, ne kur yükselişine ne de faiz yükselişine tahammülü yoktur. Batıklık sınırındayız ve verilen kredilerin hiçbiri geri dönmüyor.

Sorunun katlanarak çoğalmaması ve ağırlaşmaması için kur ve faizin düzenlenmesi gerekiyor. Piyasaların o anki istediklerini söyleyip kur ve faizi “göstermelik olarak” düzenlemeye çalışıyorlar. Bir “poker masası”na oturmuşlar aldıkları kararlarla poker bilmeyen vatandaşı aldatma amacındalar. Finansal piyasalar ve ekonomi yönetimi,  vatandaşı “karga” yerine koyuyor ve “sesin çok güzel” diyerek ağzındaki peyniri kapmaya çalışıyor. Yönetim bu şekilde anı kurtarmaya devam ederse yabancı yatırımcı kazanacak, siyaset derin bir nefes alacak ve bunu sağlamak için her yol deneniyor. TCMB son Para Politikası Kurulu’nda faizi arttıramadı ve piyasalar da bunu zaten biliyor ve beklenti zaten oymuş gibi, “sabit tutması bekleniyor” açıklamaları yaparak oyun oynuyorlar.

Kısa vadede beklentilerin karşılanması adına bir hayal peşinden koşuluyor. Gerçek sorunlar görmezden geliniyor. Kısa vadede beklentilerin düzeltilmesi ve güvenin kazanılmaya çalışılması temalı bir oyun var. Yabancılara şirin görünmek için yapılmış bir reform paketi,  bir sorun yaşanması durumuna faizleri ona göre düzenleriz mesajı verilerek “beyaz bayrak” sallayarak “direncim kırıldı ne istersen yapmaya mahkûmum” mesajı vererek; bir noktada, bu ülkenin vatandaşı satılıyor. Maliyetler bu derece artarken siz kuru bu şekilde tutarsanız üretimi ve ihracatı öldürürsünüz. Orta vadede bir plan yapabilmek için gerçekleri görerek ona göre kararlar alınması gerekirken bugün Türkiye’de gerçeklerden kopuk, günü kurtarmayı amaçlayan, ayakları yere basmayan bir ekonomi politikası güdülüyor. Eski Bakan Berat Albayrak dönemi ile şimdiki ekonomi döneminin tek farkı “söylemlerin” farklı olmasıdır. Geri kalan her şey aynıdır ve Türkiye bu şekilde ekonomisini kurtaramaz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Bir taraftan Türkiye ile istikşafi görüşmeleri sürdürürken, tansiyonu da yüksek tutmaya çalışan Komşu, son olarak Ege’nin uluslararası sularında bilimsel ve teknik ara...

Türkiye'de yaşanan ekonomik krize, Pandemi yasak ve kısıtlamaları da eklenince vatandaşlar, esnaf, çiftçi, şirketler “maddi olarak” zor duruma düştü. 2020’de “şirket i...

Cumhur İttifakı, son günlerde muhalefete yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Uzmanlara göre muhalefete yönelik artan baskı, kullanılan sert dil, iktidar partilerinin ...

İNG Global İcra Kurulu Üyesi ve Pazar Liderleri Bölge Başkanı Abay “Pandemi insanlık için derslerle dolu. Bir yandan da fırsat aslında. Eskiden ‘Olmaz’ dediğimiz çok ş...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

ABD Doları, 2020’de Covid-19 salgını ile birlikte, küresel piyasalarda düşme eğilimine girerek 2018 seviyelerine gerilerken, Türkiye’de tarihi zirveleri görmüştü. Bu s...

Yazarlar
Website Security Test