Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“GIDA ENFLASYONUNDA” DÜNYANIN DİLİNE DÜŞTÜK…

23.1.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Reuters Ajansı “Türkiye’de ‘Az al çok öde’ dönemi yaşanıyor” diyor. Türkiye, gıda fiyatlarında yıllık yüzde 20.6’ya ulaşan artışla OECD ülkeleri arasında şampiyon oldu. Vatandaş ucuz gıda ürünü almak için soğuk kış gününde saatlerce kuyrukta beklemeyi göze alıyor. Tanzim Satışları yeniden başlayacak mı? Gözlem uzmanlara sordu…

Coronevirüs salgının ekonomileri tahrip etmesi nedeniyle gelişmiş ülkelerin tamamına yakınında sıfıra yakın enflasyonun yaşandığı bir ortamda, Türkiye tüketici ve gıda fiyatlarındaki artışla şampiyon olmayı başardı. Aralık 2020 itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 14.6 olurken, gıda enflasyonu yüzde 20.6'ya ulaştı. Gıda Enflasyonunda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında lider konumuna gelen Türkiye’yi, “TÜFE enflasyonunda” dünya birincisi olan Arjantin takip ediyor.

Türkiye gıda fiyatlarındaki yüksek enflasyonu 2019 yılından beri yaşıyor. Ateş pahası gıda fiyatları nedeniyle, soğan ve patates depoları ile marketlere baskınlar yapılmış, sahipleri “stok” yapmakla eleştirilmişti. Ardından Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde kurulan Tanzim satış reyonlarında sebze meyve satışı yapılmıştı. Tanzim satışların önünde uzun süre kuyrukta bekleyen vatandaşlar, sınırlı miktarda ürün satışı yapılmıştı. Gıda ürünlerindeki fahiş artış 2020’de de yaşandı, 2021’de de devam ediyor.

Sokağa çıkma yasakları, kısa çalışma ödeneğinin düşük olması ve yüksek borçlanma nedeniyle geliri düşen vatandaşlar, dedektif gibi ucuz ürün peşine düşüyor. Sosyal medyada evlilik tekliflerinde nişan yüzüğü yerine kızartma yağı verildiğini gösteren görseller dolaşmaya başladı. Vatandaşlar, ucuz gıda ürünü alabilmek için saatlerce kuyrukta beklemeyi göze alıyor. İstanbul’da 2 liradan satılan ekmeği Halk Ekmek büfelerinde 1 liradan almak için oluşan kuyruklar sık sık gündeme gelirken, benzer bir durum Kayseri’de yaşandı. Kayseri'de 11 Ocak günü kilosu 1,25 liraya satılan karnabaharı satın almak için vatandaşların oluşturduğu onlarca metrelik kuyruğa ait görüntüler sosyal medyada gündem oldu. 18 Ocak günü yine Kayseri’de vatandaşlar ucuz elma alabilmek için eksi 4 derece soğukta saatlerce kuyrukta beklemeyi göze aldı. Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin (TÜMSİAD) İstanbul’da dağıttığı ücretsiz ekmekten almak isteyen yurttaşlar, soğuk havaya rağmen uzun kuyruklar oluşturdu.

Türkiye, gıda fiyatları, artan mazot ve gübre fiyatlarına kurak iklimin de eklenmesiyle yıllık yüzde 20.6’ya ulaşan artışla OECD ülkeleri arasında şampiyon oldu. Türkiye’yi, Arjantin takip ediyor. Arjantin'de 2020 Aralık itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 35.8, gıda fiyatlarındaki artış oranı ise yüzde 40.4'e ulaşıyor. Ekonomistler, Türk lirasındaki rekor seviyedeki değer kaybı nedeniyle gıda ithalatı maliyetinin 9 milyar dolar seviyesine ulaştığına dikkat çekiyor.

Türkiye’deki gıda fiyatlarındaki yüksek artış nedeniyle halkın alım gücü giderek düşüyor. 10 temel gıda maddesinden oluşan alışveriş için bir Türk vatandaşı 20.6 saat çalışması gerekirken, İngiliz asgari ücretlinin 2.27, Alman’ın ise 2.8 saat çalışması gerekiyor. Ayda 2.826 lira alan Türk asgari ücretli maaşının yüzde 40’ını gıdaya ayırmak zorunda kalırken, İngiltere ve Almanya’daki asgari ücretlilerin ayırdıkları pay ise yüzde 5-10 civarında.

Dünyanın en büyük haber ajanslarından Reuters’e göre Türkiye’de “Az al çok öde” dönemi yaşanıyor.  Anne babaların daha ucuz bebe bisküvilerine yöneldiğine yer verilen haberde, yumurtanın fiyatı bir yılda neredeyse iki katına çıktığına dikkat çekti.

İstanbul’da yaşayan ve güvenlik görevlisi olan ve kısa çalışma ödeneği alan 43 yaşındaki üç çocuk babası Hüseyin Duran, “En ucuz markalardan sadece karnımızı doyuracak kadar ürün alabiliyoruz. Tüm gıda ürünlerinin fiyatları yükseliyor özellikle de bebek mamaları” dedi.

Duran “Çocuklarım için endişeleniyorum. Mutfak masrafları, kira ve kredi ödemeleri derken para bitiveriyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan pek istemese de, faizlerin artırılmasını kabul ederken; faiz artışı, aşı uygulaması başlarken ekonominin coronavirüsünün etkilerinden kurtulmasını yavaşlatıyor.

Erdoğan’ın Kasım ayında atadığı Merkez Bankası (TCMB) Başkanı enflasyonu kontrol altına alma sözü verse de, anketlerin kazanın giderek kaynamadığını göstermesi Erdoğan’ın temel yaşam giderleri konusunda başka bir adım atmasını gerektirebilir.

Dışa bağımlı olduk

CHP Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün verilerine göre dünya gıda fiyatlarının pandemi nedeniyle son 7 aydır yükseldiğini belirterek, “Dünyada gıda fiyatları 2011 yılındaki tarihi zirveye rağmen son 10 yılda yüzde 17 düşerken, bizde yüzde 225 arttı” dedi. Şu anda dünyada tarımsal ürünleri stoklamaya doğru bir gidiş olduğuna dikkat çeken Sarıbal, şunları söyledi: “Bunun iki önemli nedeni var: Kuraklık ve salgın. Kuraklık nedeniyle verim kayıplarının yaşanacağını öngören ve dışa bağımlı olan devletlerin ithalata yönelmesiyle tarımsal emtia fiyatları artmaya devam ediyor. Bu artışın yukarı yönlü olmaya devam edeceği gözükmektedir. Çünkü biz yeterli üretmiyoruz ve üretim için tohum, gübre, zirai ilaç, akaryakıtta dışa bağımlıyız. Girdileri biz belirlemeyince çıktı fiyatlarını da kontrol edemiyoruz. Ülke içinde yeterli üretim olmayınca dışa bağımlı kalıyorsunuz. Dünyada tarımsal girdiler ve tarımsal ürünlerde fiyatlar yükseldikçe içeride üreticiye pahalı girdi ve tüketiciye de pahalı gıda olarak dönüyor. Tüm bunların nedeni AKP'nin 18 yıl boyunca uyguladığı ithalata dayalı tarım politikalarıdır.”

Tanzim satış kuyrukları kapıda

Ekonomist Dr. Murat Kubilay, Türkiye'nin tarım ve hayvancılık alanında kapsamlı ve planlı yatırımlar yapmaması sonucunda, döviz kurlarındaki artışa dayalı olarak yükselen maliyetler çerçevesinde temel gıda ürünlerine erişimin gittikçe zorlaştığına dikkat çekti. Kubilay, “Gıdada üretimden başlayarak yeni bir planlama yapılmazsa tanzim satış kuyruklarına yeniden yol açacak fiyat artışları mümkün” dedi.

“EKONOMİK DEPRESYON VE GİFFEN ETKİSİ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Pandeminin ağır etkileri ile birlikte ekonomimiz derin bir depresyon sürecine girmiş bulunuyor. Bazı meslektaşlar ekonominin stagflasyon, yani durgunluk içinde enflasyon yaşadığını söylese de durum daha da kötü. Zira stagflasyonda, ekonomik durgunlukta birlikte yüksek enflasyon yaşanır. Bunun bir alt kötü düzeyi ekonomik durgunluk yerine, yüksek enflasyon yanında ekonomik küçülme ve daralmada durumudur. Buna ekonomi dilinde buna slumpfasyon deniyor. Bununda daha kötüsü ise, yüksek enflasyon ile birlikte hem ekonomik küçülme, hem de yüksek işsizlik durumunun yaşandığı ekonomik depresyon durumudur.

Türkiye ekonomisi depresyona girmiş durumda…  Enflasyon oranı, enflasyon sepetindeki ayarlamalara rağmen, son 5 yıldır, yükseliş trendi içinde dalgalanmış olup,  2018 yılında yüzde 20’nin üzerinde değerlere ulaştı. 2020 yılında ise yüzde 15 düzeyine dayandı. Oysa tüm dünyada enflasyon sıfıra yakın düzeylerde seyrediyor. Türkiye Arjantin’den sonra dünya ikinciliğini aldı. Ekonomimiz, IMF verilerine göre, 2013 yılında ulaştığı,  kişi başına en yüksek gelir düzeyinden (12 489 dolar) 2020 de 7 715 dolara geriledi. Bu süreçte dünyanın 17. Büyük ekonomisi olmaktan 21. sıraya gerilemiş bulunuyor. Dünya sıralamasında yerimiz giderek geriliyor. İşsizlik oranlarına pandemi etkisi yansıtılmadığı ve iş aramaktan vazgeçenler dikkate alınmadığı halde,  yüzde 15 dolayına yakın bulunuyor. Genç işsizler ordusu ise yüzde 30 dolayında seyrediyor. Kısacası ekonomik depresyonun tüm özelliklerini yaşıyoruz. Pandemi nedeniyle esnaf kepenk kapatıyor ve burada çalışanlar işsiz kalıyor. Ticaret, inşaat ve ithalatın sürüklediği ekonomik yapılanma içinde ülkemiz üretken, verimli ve katma değeri yüksek ürün üretmekten uzaklaştı. Tarım, girdiler ve arz cephesinde,  yüksek enflasyon ve yüksek döviz kuru, yükselen ithal ilaç, gübre, mazot ve tohum ile kredi  ve elektrik borcu yüzünden; talep cephesinde ise aracı zinciri ve talep daralması nedeniyle çok zor durumda bulunuyor.  Ülke tüm tarım ürünlerini neredeyse ithal eder duruma geldi.

Ekonomide hal böyle iken, pandemi yüzünden kapalı kalan işletmeler, KOBİ ve esnaf kepenk indirdi. Buralarda çalışanların çoğu işsiz ve gelirsiz kaldı. Devletin doğrudan gelir desteği ya çok sınırlı kaldı, ya da sınırlı kesime ulaşabildi.  Hem işsizlikteki hızlı yükseliş, hem de enflasyonun ve döviz kurundaki yükseliş nedeniyle artan mutfak masrafları, kiralar,  kredi borçları, doğal gaz, elektrik ve su borçlarının altında toplumun büyük kesimi yoksullaştı. Asgari ücret yine asgaride kalarak derde deva olamadı. İşsizler, dar gelirliler ve emekliler geçim derdine düştü.  Toplumda orta direk çöktü; yoksulluk, yoksunluk ve açlık yaygınlaştı. Bu kesimler için pazar artıkları, askıda ekmek, askıda bakkal borcu, askıda kira ve askıda elektrik ve su borcu olguları yaşandı. Yoksullaşan halk kesimleri, sürekli gelir kaybı ve pahalılık karşısında,  ekonomi dilinde “düşük mallar” dediğimiz mallar olan, ekmek, pirinç ve makarnaya yöneldi. Bunların da fiyatlarının artmasına rağmen, yoksullaşma nedeniyle, et, süt ve peynir alamayan kesimler, bu kez daha çok ekmek, daha çok pirinç ve daha çok makarna ve yumurta almaya yöneldi. Yumurta ve pirincin fiyatı ikiye katlanmasına rağmen, et, süt peynir yerine bu gıda ürünlerini daha çok tüketir oldular. Bu olgu ekonomi dilinde Giffen Etkisi veya Giffen paradoksu olarak bilinir. Yoksullaşan halk, zorunluluktan fiyat artışına rağmen, düşük malları daha çok tüketme durumunda kaldı. Yoksullukta düşük malların fiyatı artsa bile, bu mallara olan talep artmaya devam eder.  Geçmişte İrlanda’nın 1845-1850 yıllarında yaşadığı ekonomik krizde, eti ve sütü İngiltere’ye satılırken, kendi yoksul halkı patates yiyerek geçimini sürdürdü. Patatese musallat olan mantar nedeniyle üretim düştü ve patates pahalandı. Ancak diğer ürünlere gücü yetmeyen yoksullar, yine patates talep etmeye devam etti. Bu süreçte milyonlarca insan açlıktan öldü ve bir o kadarı da ABD’ye göç etti. Bu durumu istatistikçi Sir Giffen gündeme getirdi ve A. Marshall, bu olguyu Giffen Paradoksu olarak adlandırdı. Türk halkı, Giffen paradoksunu, yanlış ekonomi politikaları sonucunda oluşan yüksek enflasyon, işsizlik, ekonomik depresyon ve pandemi nedeniyle, makarna, prinç ve yumurtaya yönelerek yaşıyor.

“GIDA ENDEKSİNDEN EN ÇOK, DÜŞÜK GELİR GRUPLARI ETKİLENİYOR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist) –  Türkiye’de genel bir ekonomik kriz ve pandeminin etkileri varken TÜFE beklenen rakamlara indirilemiyor. Açıklanan rakamlara göre Türkiye’de yıllık bazda TÜFE fiyatları yüzde 14,6, bunun içindeki gıdadaki enflasyon oranı ise yüzde 21’ler civarında bulunuyor. Ancak maaşlara verilen zamlar, bu enflasyonu karşılayacak bir orana sahip değil. Dolayısıyla insanların satın alma gücünde çok büyük bir erozyon var. Gıdanın en çok etki ettiği gelir gruplarının da asgari ücretle ya da daha altıyla geçinmeye çalışanlar olduğunu düşünürsek; gıda endeksinin TÜFE’den çok daha yüksek olması insanların, hem gıdaya erişiminde zorlandığını hem de düşük gelir gruplarının bu krizden en çok etkilenen grup olduğunu gösteriyor. Çünkü yüksek gelir düzeyindeki insanların bütçelerinden gıdaya ayırdıkları oran düşük gelir gruplarındaki insanlara kıyasla çok çok daha azdır.

Türkiye’de asgari ücret ve altında maaş alanların diğer maaş gruplarına oranının çok yüksek olduğunu görüyoruz. Durum böyle olunca gıda harcaması en çok olan gelir gruplarının üzerinde hem ekonomik hem de sosyal bir baskı oluşturuyor ve büyük bir tahribata yol açıyor. Öte yandan gıdayı yetiştiren grup olan, çiftçilerin de durumları berbattır. Çiftçinin gıda fiyatları arttı diye sevinmesi durumu da söz konusu değil, çünkü çiftçinin de girdi maliyetleri çok yükselmiş ve borçları artmış durumdadır. Bizim çiftçimiz ezilirken; Avrupa’daki çiftçiye bol miktarda destek veriliyor, üretimleri sübvanse ediliyor. Avrupa çiftçisini; ithalat politikasıyla destekliyor, ihracatı teşvik ediyor ve çiftçisinin ürettiği bir ürünün zamanı olunca o ürünlerdeki gümrük fiyatlarını artırıyor.

Avrupa çiftçisini desteklerken, bizim çiftçimiz hem kendisi maliyetlerin altında eziliyor hem de ürettiği ürünün maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle gıda endeksi artıyor ve bu durum Türkiye’de özellikle düşük gelir gruplarındaki insanların alım gücünü etkiliyor. Kısa vadede nasıl düzelir? 1-Çiftçinin/üreticinin maliyetlerinin devlet eliyle aşağıya çekilmelidir. 2- Tarım sanayi ve sanayide ihracat politikası güdülerek; döviz fiyatlarının ithalatı ihracata tercih ettirecek düzeylerde tutulması ve ihracatçı için garanti verilmesi politikasıyla üretim arttırılmalıdır. Uzun vadede çözüm ise; eğitim, prodüktivite ve teknoloji alanlarındaki başarıyla sağlanacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

İzmir depreminden en çok etkilenen ilçenin Belediye Başkanı “Kentsel dönüşüm haritamız hazır” dedi.

Sisam (Samos) fayının kırılmasıyla oluşan deprem sonrası, özellikle Bayraklı ve Karşıyaka ilçelerinde 116 kişi hayatını kaybetti, 1034 kişi yaralandı. 500’ü aşkın bina...

Türkiye bir yandan Coronavirüsüyle mücadelesini sürdürürken bir taraftan da normalleşme adımlarını atmaya başladı. Bu normalleşmenin en önemli göstergelerinden birini ...

Ekonomik kriz ve coronavirüs salgını etkileri özellikle düşük gelirli aileleri zorlamaya başladı. Türkiye'de gıda ürünlerindeki fiyat artışları nedeniyle yaşanan geçim...

Bir taraftan Türkiye ile istikşafi görüşmeleri sürdürürken, tansiyonu da yüksek tutmaya çalışan Komşu, son olarak Ege’nin uluslararası sularında bilimsel ve teknik ara...

Türkiye'de yaşanan ekonomik krize, Pandemi yasak ve kısıtlamaları da eklenince vatandaşlar, esnaf, çiftçi, şirketler “maddi olarak” zor duruma düştü. 2020’de “şirket i...

Cumhur İttifakı, son günlerde muhalefete yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Uzmanlara göre muhalefete yönelik artan baskı, kullanılan sert dil, iktidar partilerinin ...

Yazarlar
Website Security Test