Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Hukuk reformu “Küçük Ortak” sarmalında mı?

27.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi ve hukuk alanında reform yapılacağı vaadinde bulunmasına rağmen, son günlerdeki gelişmeler “reform sözlerinin tutulacağına dair şüpheleri” yaygın hâle getirdi. Gözlem, konuyu uzmanlara sordu… İşte görüşleri…

MEHMET KOCABIYIK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kasım ayı ortalarında,"Ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemini başlatıyoruz” ve "Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa'da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz" sözleriyle yeni bir süreçle ilgili mesaj verdi. Merkez Bankası’nın ardından Hazin ve Maliye Bakanlığında üst düzeyde yapılan değişiklikler sonrasında verilen mesajlar, “kabine revizyonu” ve “AKP’de makas değişikliği mi yaşanıyor” beklentilerini artırdı. Cumhurbaşkanı’nın “reform” açıklamasından sonra, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, “Adalet yerini bulsun isterse dünya kopsun” açıklaması, Cumhurbaşkanı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç’ın “Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş tahliye edilmelidir” sözleri, özellikle hukuk alanında beklentileri artırdı. Kavala ve Demirtaş ile ilgili açıklamalarının ardından, önce MHP Lideri Devlet Bahçeli, sonra da Erdoğan’ın “sert sözlerle” eleştirdiği Arınç, görevinden istifa etti. Bütün bu gelişmeler siyasi kulislerde “AKP’de neler oluyor? İktidar AKP’de mi, yoksa MHP’de mi sorularının sorulmasına yol açtı.

Bu arada, ABD’de Jeo Biden’in seçimi kazanması Türkiye’yi söylemde de olsa “iç ve dış politikada, ekonomide ‘radikal makas’ değişikliğine yönlendirdi” iddialarının tartışılması da devam ediyor. Erdoğan, uzun bir aradan sonra ilk kez ‘Hukuk devletinin güçlendirilmesi ve yargı reformunun, dahası Avrupa’ya yakınlaşma ve AB hedefinin” altını çizerek, yatırımcılara ve topluma “yargı güvencesi ile şeffaf ve bol kazanç elde edebilecekleri” bir ortam vaat etti.

Cumhurbaşkanının hemen ardından, AYM ve AİHM kararlarını tanımayan mahkemelere ses çıkartmayan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, adeta yargıya yönelik yakınmalardan, mahkemelerin keyfi tutuklama ve yüksek yargı kararlarını tanımama tavrından bihabermişçesine dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Adalet Bakanı Yargı ya yakınlaşma ve belgesinin yeni düzenlemelerle ülkenin önünü açacağını, bu çalışmaların temel amacının hukuk devleti ilkesinin tam anlamı ile yaşama geçmesi olduğunu belirterek, "İster yerli ister yabancı yatırımcı olsun, uzun vadeli yatırımlar, öngörülebilir, sonuçları kestirilebilir bir hukuk pratiği ile yakından ilgilidir. Anayasa Mahkemesi karar verip 'Mahkeme buna uyar mı uymaz mı' gibi bir öngörülebilirliğin olmadığı bir yerde yatırımdan, hukuk öngörülebilirliğinden bahsetmek mümkün değil. Anayasa, kanun, hukuk uygulanmak için vardır. Yargı konjonktüre bakmaz, hatıra bakmaz, birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa'ya bakar!”

Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanının hukuk devletini vurgulayıp, yargıda yeni dönem sinyalleri veren açıklamalarının hemen sonrasında ise Hakimler Savcılar Kurulu’ndan (HSK) Osman Kavala hamlesi geldi.

HSK, Osman Kavala davasında bugüne kadar verilen haksız yere verilen tutuklama kararlarında imzası bulunan, AYM’nin ve AİHM’nin “hak ihlali, tahliye” yönünde verdiği kararları uygulamayan hakimlerin listesini istedi.

Aslında başkanlığını Adalet Bakanı’nın yürüttüğü HSK’nın bunca zaman haksız tutuklama, AYM ve AİHM kararlarını uygulamama tavrı sergileyen mahkemelere, hakimlere karşı hiçbir işlem yapmadıktan sonra, Erdoğan ve Bakan Gül’ün açıklamalarıyla alelacele harekete geçmesi, siyasi talimatla hareket edildiğini, iktidarın dışarıda ve içerideki yeni duruma göre konum alma tavrıyla, HSK’yı da yönlendirdiğini akla getiriyor.

Erdoğan: “Kendimizi Avrupa'da görüyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, video ile bağlandığı partisinin Kütahya, Afyonkarahisar, Batman ve Siirt olağan kongrelerinde, Avrupa Birliği'ne mesaj vererek “Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa'da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz. Amacımız ne içerde ne de dışarıda kimseyle kavga etmek, kimsenin hakkını, hukukunu çiğnemek, kimsenin meşru duruşunu bozmak değildir. Tam tersine dostlarımızla ve müttefiklerimizle daha güçlü işbirliği halinde olmak istiyoruz. Avrupa Birliği'nden bize verdiği sözleri tutmasını, ayrımcılık yapmamasını, en azından ülkemize yönelik aleni düşmanlıklara alet olmamasını bekliyoruz" dedi.

Erdoğan, son olarak partisinin grup toplantısında bütçe görüşmelerinin ardından kapsamlı reformların birer birer hayata geçirileceğini söyledi.

Şüpheler dillendiriliyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi ve hukuk alanında reform yapılacağı vaadinde bulunmasına rağmen, AKP'nin son yıllardaki ekonomi, insan hakları, yargı, temel hak ve özgürlükler alanında getirdiği yüzlerce kısıtlama ve muhaliflere yönelik baskı kampanyası nedeniyle, reform sözlerinin tutulacağına dair şüpheler yüksek sesle dillendiriliyor.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Cemil Çiçek reform taahhütleriyle ilgili, "Bize topyekün bir tevbe-i nasûh lazım. Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin" ifadelerini kullandı.

Özellikle yargıda reform vaadinin altının boş olduğunu ima eden Çiçek, "Biz 459 yıldan beri yargının düzeltilmesini konuşuyoruz. Sadrazam Lutfi Paşa’nın Âsafnâmesinden, Göriceli Mustafa’nın Koçibey Risalesinden beri. Bir toplum 500 yıl adaleti arar mı" sorusunu sordu.

Nitekim, Bülent Arınç’ın açıklamalarına sert tepki gösteren Bahçeli’den hemen sonra, Erdoğan da, “Onun şahsi görüşüdür” diyerek çok sert bir tepki ortaya koyunca, Arınç “Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığından istifa etti” ve Erdoğan Arınç’ı ve muhalefeti işaret ederek Anayasa’nın 138’inci maddesini işaret edip “Kimse savcıları ve hakimleri yönlendiremeye kalkmasın” dedi.

Akşener: “Koltuğunu kurtarma pazarlaması…”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ekonomi ve hukukta reform” sözlerini hatırlatarak, “Kendi koltuğunu kurtarmayı millete reform diye pazarlamayı bırak!” diyerek seslendi. Akşener, "Ne sende bahsettiğin reformları yapacak siyasi irade var, ne ekibinde bu reformları hayata geçirecek nitelik var. Sağlıkta reform dedin, kamu hastanesi bırakmadın. Eğitimde reform dedin, öğretmenleri mevsimlik işçiye çevirdiniz. Bürokraside reform dedin, memurluğu ekabir partililere peşkeş çektiniz. Demokraside reform dedin, tek adam rejimini kurdunuz. Adalette reform dedin, ertesi gün, ana muhalefet partisinin lideri tehdit edildiğinde, sus pus oldunuz. Milletin derdi tencereyi kaynatmak, senin derdin sarayda sefa sürmek. Kendi koltuğunu kurtarmayı, bu millete reform diye pazarlamayı artık bırak Sayın Erdoğan!” dedi.

Kılıçdaroğlu: “Yapamazlar”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan Erdoğan’ın reform sözlerine, “Türkiye çok hızlı büyüyor, Batı bizi kıskanıyor. Sevsinler. Buldukları reçeteyi biliyorsunuz. Askıda ekmek, acı reçete, etsiz köfte tarifi başlamış galiba. Bir siyasi iktidar 18 yıl sonra adalet ve ekonomide reform yapacağım diyorsa, bu bir itiraftır. Yapamazlar böyle bir iradeleri yok. İradeleri ipotek altında” dedi.

*******

“ÇAĞDAŞ BİR TÜRKİYE İÇİN ÇAĞDAŞ BİR ANAYASA”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) –Siyasal yönetimin başında bulunanların son günlerde dile getirdiği, “Hukuk konusunda yenilik ve atılım” sözleri bana hiç inandırıcı görünmemektedir. Bu güne kadar hukuku, yalnız kendi görüşleri, yandaşları ve çıkarları için kullanma eğilimde olanlardın, bundan sonra; bağımsızlığın, hukuk devletinin gerekliliklerinden olan yansızlığı koruyamamaları benim için oldukça düşündürücü ve duraksama getirici bir durumdur. Yapılacak olanların, kendi anlayışları ve partizanlıkları doğrultusunda sınırlı kalacağına inanıyorum.

Hukuk konusunda yapılacak çok büyük yenilemeler gerekirken, hala bütün yasaların eski kurallarını korumaları ve özellikle başta Anayasa olmak üzere özgürlüğü açıcı kurallar yerine daraltıcı kuralları, tek kişi yönetimini ve egemenliğini gündeme getirmeleri ve bunu sürekli kılacak çalışmalarda bulunmaları beni düşündürmektedir.

Devletin niteliği hukuk devleti olarak ilan edilmekle, öyle söylenmekle hukuksal gereklere tam uyulduğu kanısını ve düşüncesini taşımıyorum. Adında, “Hukuk Devleti” olan bu sistemimizin içerisinde “hukuksuzluklar” kol gezmektedir. Yapılması gereken şeylerin başında önce Anayasa değişiklikleri ve parlamenter sisteme ağırlık vererek tek kişi yönetiminden uzaklaşmayı, demokrasinin en doğal gereği ve en çağdaş sistemi olan “Parlamenter Sistem”e dönüş sağlanmalıdır. Cumhurbaşkanının bir parti üyesi olmaması ve “tarafsız” olması gerekliliği net bir şekilde kurallaşmalıdır.

Öte yandan AKP’nin uzun yıllardır süren tek adam yönetiminde olumsuz yönde değiştirilen çok sayıda yasa oldu. Her kesimi ilgilendiren bu yasalar; son zamanlarda meslek örgütleri ve işçi sınıfını ilgilendiren büyük karar değişiklikleri ile halen de değiştirilmeye devam etmektedir. Bu değişikliklerin bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir. Öte yandan Anayasanın ilk 4 maddesi dışındaki maddelerinin tekrar taramadan geçirilerek çağdaş hukuk sistemlerine uygun olarak yeniden düzenlenmesi ve içeriğini halktan alması Türkiye’nin gelecekteki çağdaşlığının gereğidir.

Son zamanlarda başka bir temsilci meclisinin daha olması gerektiği konusundaki görüşler daha sık konuşulmaya başlandı. Bu sistem 1960 döneminden sonra “Cumhuriyet Senatosu”nun kurulmasıyla denendi. Cumhuriyete yeni adım atmış bir ülke için birden fazla meclis yararlı olabilir. Fakat cumhuriyeti benimsemiş ve uzun yıllardır da bunun mücadelesini veren bir toplumun ve ülkenin iki meclisle yönetilmesinin doğru olacağını düşünmüyorum. Bunun yerine son derece nitelikli isimlerden oluşan ve kapsamının genişletildiği bir Türkiye Büyük Millet Meclisi iki meclisi aratmayacaktır.

*******

“PARLAMENTER SİSTEM, TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı) –Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasında belirttiği, “Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa'da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz.” sözleri Avrupa Birliği(AB) müzakerelerinin yeniden başlatılması istendiği çıkarımını yapmama neden oldu. Bizim zamanımızda çıkarılan “Kopenhag Kriterleri” çerçevesinde, Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin alanı genişletilmişti. Basın özgürlüğü, idamın kaldırılması gibi yasalar çıkmıştı.
Şimdi bu açıklama ile yine temel hak ve özgürlüklerde genişletilmelerin olabileceği sinyali verildi. Bu durum basın özgürlüğü, temel hak ve özgürlükler, yargı kararları, işçi hakları gibi bir dizi konuda yeni kararlar alınması gerekliliği getirir. Bu açıdan da olumlu karşılanabilecek bir açıklamadır. Yeni bir AB uyum süreci başlatılırsa bu hepimiz için olumlu olacaktır. 2001 yılında yapılan “Anayasa Değişiklikleri” de bu kapsamda ele alınmıştı.

Türkiye’de yargının sorunları ve yapılması gerekenleri bellidir. Anayasamızın içeriği ile ilgili bir sorun yoktur asıl sorun uygulamanın olmayışıdır. Yapılacak en temel ve öncelikli değişiklik “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nden bir an önce vazgeçmek ve parlamenter sisteme geri dönülmesidir. Bunun için 16 Nisan 2017 tarihinden önceki anayasa metninin yeniden yürürlüğe koyulmasını öngören 2 maddelik değişiklik yapmak yeterlidir. Bu sistem ülkemize meşrutiyet yönetimini getirmiştir ve bunun başarılı olamayacağını söylemiştik ancak süreç içinde de olamayacağını uygulamalı olarak görmüş olduk. Fakat AKP’nin ve bilhassa Genel Başkanı Erdoğan’ın bu değişikliği yapmaya hazır olduğunu düşünmüyorum.

Yargımızdaki bir diğer sorun nitelikli ve yeterli sayıda hâkim olmamasıdır. Bu durum bir hâkimin hem çok fazla davayla ilgilenmesine hem de nitelik konusundaki birtakım eksiklikler sebebiyle karar alma sürecinin yavaşlamasına sebep vermektedir. Ülkemizde davalar çok uzun sürmektedir. Oysa anayasamızda ve insan hakları sözleşmesinde de yer alan “makul süre” vurgusu davaların hızlı bir şekilde görülmesini ve sonuçlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Davaların uzun sürmesinin yanında bir diğer sorun ise tutuklu yargılamalardır. Türkiye’de hâkimler çok kolay bir biçimde tutuklama kararı veriyor. Ancak T.C. Anayasası’nın 19. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi’nde belirtildiği gibi; tutuklama kararı, ortada ciddi bir suçlama ve kaçma, delilleri ortadan kaldırma gibi bir neden varsa tutuklama kararı anca alınabilir. Fakat Türkiye’de biri tutuklanınca aylarca yıllarca yargılanmadan cezaevinde yatıyor. Dava dosyası delillerinin tamamının toplanarak açılması gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

ABD'de 3 Kasım seçimlerini kazanan Joe Biden, Kongre'deki törende yemin ederek ülkenin 46. başkanı oldu.

Geçtiğimiz hafta Gözlem, “Gençlik Dosyası”nı açmış ve gençliğin yaşadığı sorunları dile getirmişti. “Cevabı aranan” bir dizi sorunun da yer aldığı araştırmamızda, bu h...

Cumhur İttifakı’nın oy oranı her geçen gün düşerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Erken Seçim” için “Hayır” diyor ve 2023’ü işaret ediyor.  Kulisler, “Seçim ve Siyasi Partil...

Reuters Ajansı “Türkiye’de ‘Az al çok öde’ dönemi yaşanıyor” diyor. Türkiye, gıda fiyatlarında yıllık yüzde 20.6’ya ulaşan artışla OECD ülkeleri arasında şampiyon oldu...

MHP yöneticilerinin ve İçişleri Bakanı’nın açıklamaları tepki ile karşılanırken, “ülke güvenliği” sorgulanmaya başladı.

Millet İttifakı’nın ana omurgasını oluşturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ittifak ortaklığında Türk siyasi tarihinde ...

Yazarlar
Website Security Test