Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“200 baz puan” dövizin ateşini söndürecek mi?

25.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Enflasyon görünümündeki risklere dikkat çeken” Merkez Bankası, piyasa açısından “sürpriz” sayılabilecek kararla politika faizini 10,25'e yükseltti. Gözlem bu kararın “neler getireceğini” uzmanlara sordu, işte görüşleri...

Türkiye ekonomisi, iç politikada iktidarın muhalefetle kanlı bıçaklı hale gelinmesi, dış politikada Ege ve Doğu Akdeniz üzerinden Yunanistan ve AB ile ilişkilerin gerilmesi tepetaklak bir görüntü çiziyor. Son aylarda sürekli bir artış trendi gösteren döviz, rekorlarına her gün yenilerini ekliyor. Eylül ayına 7,36 lira ile başlayan dolar kuru, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı öncesinde 23 Eylül 2020’de 7,7185 lira ile son bir ayın en yüksek değerine ulaştı. Aynı tarihlerde euro ise 8,78 liradan 9,0226 lira ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Benzer yükseliş altın fiyatlarında da sürerken, Merkez Bankası (TCMB) dövizin ateşini söndürmek için 2 yıl sonra faiz silahını çekti. Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrasında politika faizini 200 baz puan artırarak, yüzde 8,25’ten yüzde 10,25’e çıkardı. TCMB bu kararıyla Eylül 2018'den bu yana ilk defa faiz artırmış oldu. Kararın ardından dolar, 7.5671’e, euro ise 8,8143’e kadar düştü.

PPK sonrası yapılan değerlendirmede, “Merkez Bankası fiyat istikrarı ve finansal istikrar amaçları doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edecektir. Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurul’un geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanmalıdır.” denildi.

Merkez Bankası’nın 200 baz puanlık faiz artışı dövizin ateşini söndürebilecek mi bilinmiyor? Ancak gerçek olan uzun süredir yaşanan ekonomik kriz ve Türk Lirası’nda durdurulamayan değer kaybıyla birlikte yoksulluk da giderek derinleşiyor. Avrupa Birliği’nin birçok ülkesi, sıfıra yakın olan enflasyonu artırmak için çırpınırken, Türkiye yüksek enflasyonuna bir türlü çare bulamıyor. Hayat pahalılığı, Covid-19 nedeniyle artan işsizlik, düşen hane halkı geliri dar gelirliler için yaşamı her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

Dövizin yükselişi durdurulamazken, uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, sert devalüasyon uyarısında bulundu. Türkiye’nin kredi notunu “B1″den “B2″ye düşüren Moody’s, not görünümünü ise “negatif” olarak teyit etti. Bu notla Türkiye ekonomisi 25 yıl öncesine yani 1995 seviyesine geriledi. Yatırım yapılabilir seviyenin beş kademe altındaki bu not, 2001 krizi döneminden daha kötü bir seviye.

Raporda Türk banka ve şirketlerinin temerrüte düşebileceği, Hazine’nin bu borçların itfasını yükleneceği ifadeleri yer aldı. Moody’s, ABD ve AB’den gelebilecek yaptırımların da ufuktaki riskler arasında yer aldığına dikkat çekti. Moody’s raporunda şu ifadeler yer aldı: “Türk hükümeti potansiyel bir ödemeler dengesi krizini savuşturmasına imkan verecek tamponlarını neredeyse tüketti. Döviz rezervleri şu anda 20 yılın en düşük seviyesine ve TCMB’nin döviz swap pozisyonu yılbaşından bu yana neredeyse ikiye katlandı. Bu müdahaleye rağmen lira yılbaşından bu yana ABD Doları karşısında yüzde 25 civarında değer kaybetti. Bunun sonucu olarak, ani bir ekonomik durgunluğu tetikleyecek ödemeler dengesi krizi ve hükümetin bilançosunda bir kötüleşme riski önemli şekilde arttı.”

Sekiz ilde yoksullaşma tavan yaptı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hanehalkı tüketim harcamaları verileri 2019 yılında artan enflasyon, ekonomik darboğaz ve işsizliğin topluma yansımasının yoksullaşma olarak çıktığını ortaya koyarken, hanehalkı tüketim harcamaları, çok sayıda ilin giderek fakirleştiğini gözler önüne serdi.

Ülke genelindeki yoksullaşmayı Dünya Gazetesi'ndeki köşesine taşıyan İsmet Özkul, "İşte yaygın yoksullaşmanın tablosu" başlıklı yazısında, TÜİK'in 12 bölgeden oluşan haritasının yoksullaşmanın boyutlarını ortaya koyduğuna işaret etti.

Son iki yılda bölgeler arası gelir eşitsizliğinin giderek arttığını ifade eden Özkul, 12 bölgenin 11'inde kişi başına tüketimin azaldığını hatırlattı ve ekledi: "Türkiye toplamında kişi başına tüketim, 2019’da nominal olarak yüzde 13.16 artmış. 12 aylık ortalamalara göre yüzde 15.18 olan yıllık enflasyonu hesaba katınca kişi başına tüketimin reel olarak yüzde 1.75 azaldığı ortaya çıkıyor. Her bölgenin kendi enflasyonuyla hesapladığımız reel artış oranlarına göre kişi başına tüketim reel olarak sadece Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde (Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan) arttı. Geri kalan 74 ili kapsayan 11 bölgenin tamamında kişi başına tüketim 2018’e göre azaldı. Yıl ortası nüfus hesabına göre ülke nüfusunun yüzde 97.33’ü 2018’e göre yoksullaşan bölgelerde yaşıyor. Kişi başına tüketim bazında yoksullaşmanın en derin yaşandığı bölgeler yüzde 11.85’lik kayıpla Ortadoğu Anadolu (Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli, Van, Muş, Bitlis, Hakkari) ve yüzde 11.39’luk kayıpla Doğu Karadeniz (Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane) bölgeleri oldu."

*******

“KURLARIN SÜREKLİ ARTMASI TEDİRGİN EDİYOR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) –Kurların sürekli artması, üreticiyi ve tüketiciyi tedirgin ediyor. Kur şokları ve sürekli kur artışları, iktisadi ajanların moralini bozuyor. Halkı telaşa sokuyor ve panik riski yaratıyor. Oysaki Türkiye 1929 dünya buhranından sonra 11 ekonomik kriz yaşadı ve her krizden de devalüasyon yaparak çıktı. Ama bu defa dalgalı kur sistemi nedeniyle devalüasyonu piyasa yapıyor ve fakat yalnız ekonomi değil, hukuki ve demokratik sorunlar da kura yansıyor. Sistem dengede kalamıyor. Oysaki dalgalı kur politikasının tercih edilme nedeni; cari dengeyi ve kurları otomatik dengeye getirmesidir. Türkiye de piyasa yapısı, Kambiyo rejimi, hukuki ve demokratik sorunlar sistemin çalışmasına izin vermedi. Plansızlık ve uygulanmakta olan günübirlik politikalar da işin tuzu biberi oldu. Pandemi olmasaydı da Türkiye bu sorunları yine yaşayacaktı. 2018 kur şokunda pandemi mi vardı?

Geldiğimiz pozisyonda; borsada yabancı payı yüzde 60 üstünde iken yüzde 50'ye düştü... Sıcak para bile gelmiyor... Doğrudan yabancı yatırım sermayesi zaten çok sınırlı geliyordu, artık gelmiyor. Vatandaşlık vermemize rağmen yabancıya konut satışları da geriledi. Kredi derecelendirme kuruluşları hem ülke hem de büyük şirketlerin reytingini düşürdü. Bankalar cephesinde de dönmeyen krediler sorunu büyüdü. Önlem almazsak, panik riskimiz var. Bütün Mesele bu paniği nasıl önleriz? sorusunda düğümleniyor.

En Kritik sorun Merkez Bankası rezervleridir. Taze döviz gerekiyor. Kurlar ne kadar artarsa artsın, güven sorunu nedeni ile kimse dövizini bozdurmuyor. Yüksek risk primi olduğu içinde yeni dış borçlanma hem pahalı hem de zordur. Geriye İMF kaynakları kalıyor. Türkiye stand -by yapmak istemiyor. Ancak diğer krediler için İMF ile görüşebilir.

Mevcut ekonomik düzen, bilerek veya bilmeyerek yabancı sermaye girişi, özellikle sıcak para girişi üstünde yapılaştı. Yabancı sermaye çıkışı hukuk ve demokrasi sorunu nedeniyle hızlandı. Hukuk ve demokrasi altyapısını yeniden kurulması için adım atmalıyız. Reel faizleri artırmalıyız. Ayrıca bir geçiş döneminden sonra, yabancı sermaye kontrolü yaparak, sıcak parayı kontrol etmeliyiz ve yalnızca doğrudan yabancı yatırımlara teşvik vermeliyiz. Bu şartlarda Çin'den çıkan yatırımlar için Türkiye cazibe merkezi olabilir.

İthal ikamesi yoluyla, üretimde kullanılan ithal aramalı oranı yüzde 10 seviyesine düşürülmelidir. Dış ticaret politikası değişmelidir. Çine karşı kota koyarak her yıl bu ülkeye karşı verdiğimiz 20 milyar dolar dış ticaret açığı önlenmelidir.

Devletin, diğer sektörlerin aleyhine haksız rekabet yaratan konut sevdası bitmelidir. Konut yapımı sosyal konutlar dışında piyasaya bırakılmalıdır. Geçen ay kamu bankaları eksi konut kredisi verdi, konut fiyatları ortalama yüzde 30 oranında arttı. En önemlisi ise Hükümetin niyet etmesi ve bir istikrar programı yapmasıdır. İstikrar programını aynı zamanda güven tazelemek için de yardımcı olacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türk çiftçisi kan ağlarken, Rus çiftçisi bayram yapıyor. Türkiye’nin Rusya’dan buğday ithalatı rekor kırdı ve Rusya’da buğday fiyatları zirve yaptı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ krizi nedeniyle yaşanan çatışmalar diplomatik girişimlere rağmen yerini ateşkese bırakmadı. Moskova’da Rusya Dışişler...

Bir önceki toplantıda sürpriz yaparak faizi 200 baz puan artıran Merkez Bankası (TCMB), ekim ayında 200 baz puan artış beklentisine karşın politika faizinde bir değişi...

Türkiye ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan deniz yetki alanlarının paylaşımına yönelik anlaşmazlıklar, uzun bir süredir fiili bir krize dö...

16 Ekim, “Dünya Gıda Günü” idi. Ülkemizde kaç kişi hatırladı ve kaç yerde “bu günün önemi” konusunda toplantı yapıldı?

Alt Mahkeme’nin kararı büyük tepki ile karşılandı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Markette satın aldığı hiçbir ürünü, ikinci alış verişinde zamsız alamayan vatandaş “TÜİK’in enflasyon rakamları nasıl düşük oluyor” diye soruyor.

Yazarlar
Website Security Test