Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kadın cinayetlerini katiller işlemiyorsa, kimler işliyor?

18.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti değildir. Her şüpheli ölüm de kadın cinayeti değildir. Kadına yönelik şiddete ilişkin sivil toplum kuruluşlarının değil, İçişleri Bakanlığı verilerini esas alıyoruz” açıklamasına kadın örgütleri sert tepki gösterdi.

MEHMET KOCABIYIK

İstanbul Sözleşmesi tartışmaları sürerken kadına yönelik şiddet ve cinayetler devam ediyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre; 2020 yılının ilk 8 ayında 264 kadın öldürüldü. Sadece Temmuz ve Ağustos aylarında 63 kadın cinayeti işlendi, 34 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu. 2019 yılında 4017, 2018’de 403, 2017’de 349 kadın cinayeti işlendi.

Bu yılın Temmuz ayında 36 kadın cinayeti işlendi, 11 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Öldürülen 36 kadından 18’inin neden öldürüldüğü tespit edilemedi, 5’i ekonomik bahaneyle, 13’ü de boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü. Ağustos ayında ise 27 kadın cinayeti işlendi, 23 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Öldürülen 27 kadından 16’sının neden öldürüldüğü tespit edilemedi, 4’ü ekonomik bahaneyle, 7’si de boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü.

Neredeyse her gün bir kadının öldürülürken, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile kadın kuruluşları arasında “Veri” tartışması başladı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un kadına yönelik şiddete ilişkin sivil toplum kuruluşlarının değil, İçişleri Bakanlığı verilerini esas aldıklarını açıklayarak “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti değildir. Her şüpheli ölüm de kadın cinayeti değildir” ifadelerini kullanmasına kadın örgütleri tepki gösterdi.

Selçuk’a “Muhalefet etmek yerine cinayetleri durdurun” çağrısı yapan Kadın kuruluşları, “Bakanlık bizim çalışmalarımızı yok sayamaz. İntihara da kadın cinayeti diyorlar tartışması yürütmek yerine, şeffaf bir biçimde bu istatistikleri yayımlasınlar.” görüşünü dile getirdi.

‘İstatistikleri yayımlasınlar’

“Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği” Başkanı Müjde Tozbey Erden, Türkiye’de resmi kurumların kadın cinayetleri verileri hakkında açıklama yapmadığını vurgulayarak “2009’da Adalet Bakanlığı’nın veri paylaşımı, 2002’den 2009’a kadar yüzde 1400’lük bir artış olduğunu göstermişti. Bu çok önemli bir istatistikti, büyük tepki doğurdu ve kendileri de pişman olmuş olsalar gerek ki bir daha istatistik paylaşmadılar. 2019’da Polis Akademisi, 2016 - 2018 istatistiklerini paylaştı, 3 yılda 932 kadın cinayeti olduğu belirtiliyordu. Sayılar yüksek olduğundan istatistik paylaşmaktan özenle kaçınıyorlar, bu verileri toplayanların yayımlamasını da bu yüzden istemiyorlar” diyerek tepki gösterdi.
İntihar diye nitelendirilen eylemlerin etkin araştırılmadığını dile getiren Erden, Şule Çet ve Nadira Kadirova’yı anımsatarak şöyle konuştu:

“Doğrudur, her kadın intiharı kadın cinayeti değildir ama Bakan’ın açıklamaları kendi politik çıkarlarını kollayan bir açıklamadır. Niyetlerini bildiğimiz için, kadınları koruma konusundaki sicilleri ortada olduğu için Bakana hak vermek mümkün değil. Üstelik, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre bir insan intihar etmiş olsa dahi, bir ölümün tabii sebeplerden ileri gelmediği şüphesini veren emareler varsa sebebi araştırılmalıdır, nitekim kamuoyunun baskısı sonucu kapatılması engellenen dosya örneklerinde intihar olduğu iddia edilen eylemlerin cinayet olduğu ortaya çıkmıştır. İntihara da kadın cinayeti diyorlar tartışması yürütmek yerine, şeffaf bir biçimde bu istatistikleri yayımlasınlar, o zaman oturup tekrar tartışalım” diye konuştu.

‘Bakanlık, bizi yok sayamaz’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri üyesi Dilber Sünnetçioğlu, Bakan’ın açıklamalarını yadırgadığını belirterek şu görüşleri dile getirdi: “Platform olarak senelerdir kadın cinayeti verilerini büyük bir titizlikle tutuyoruz. Burada kadın cinayetleriyle şüpheli ölümleri ayrı ayrı raporluyor ve bunu açıklamalarımızda da belirtiyoruz. Verilerimizi de kadınların kimliklerini de açıklıyoruz. İnsanlar kadın cinayeti kavramını bile dile getirmezken biz kadın cinayetlerini durdurmak için mücadele ettik. Adliye koridorlarında, meydanlarda haklı mücadelemizi sürdürdük, sürdürmeye de devam edeceğiz. Ta ki bir kadın kardeşimiz daha öldürülmeyene dek. Bakanlık bu konuda bizim çalışmalarımızı yok sayamaz. Bunun yerine kadın cinayetlerini önleme, şüpheli ölümleri aydınlatmak kayıp kadın kardeşlerimizi bulmak için çalışmalar yürütmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da bakanlığın görevi zaten. Hiçbir kadın kardeşimiz asla yalnız yürümeyecek.”

*******

GERÇEK BİR GÜN TAŞACAK!

Aysel Kanber (Gazeteci /Yazar) –AKP Hükümetiyle birlikte memlekette yeni yeni yönetim anlayışları ortaya çıkıyor ve artıyor… Başa çıkılamayan, başarısız olunan, yetersiz kalınan her noktada bir şeylerin üstü örtülmeye çalışılıyor…

Hele ki ekonomide bunlar artık sıradan, alıştırıldığımız işler…

Mesela devletin resmi verilerinin toplandığı TÜİK’in her ay açıkladığı enflasyon rakamlarının gerçekle ilgisi olmadığı gibi… Vatandaş “Geçinemiyorum” diye bağırırken, TÜİK gayet soft, sevimli enflasyon rakamları ile her ay karşımızda… 6 milyonu aşan işsiz ortadayken, “Ekonomide süperiz” diyen Hazine ve Maliye Bakanı… Sözde yerliyiz, milliyiz ama her tarafımızdan ithalatçı olma hallerimiz! Dolar yaşamımızın her tarafını ayrık otu gibi sarmışken, maaşı dolarla almadığımız için doların yükselişi ile ilgimizin olamayacağı açıklamaları… Millet pandemiden kırılırken, “öyle ki artık bırakın çemberin daralmasını hepimiz çemberin içindeyiz”; ve hastanelerin otoparklarına kadar Pandemi için kullanıldığı konuşulurken… Hâlâ Sağlık Bakanlığı turkuaz tabloda gerçek verileri açıklamak yerine pembe veriler aktarıyor… Alışık olduklarımızdan sadece bir kaçı bunlar…

Şimdilerde üstü örtülmeye çalışılan, kafa karışıklığı yaratılmak istenen konu, memlekette dur durak bilmeyen kadın cinayetlerinin sayısı…

Bir bakan… Bir kadın Bakan… Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk… Kadına, aileye, çocuğa amasız, fakatsız en çok sahip çıkması gerekirken ve de beklenirken… Sayın Bakan, kadın cinayetleri konusunda kadın dernekleri ile karşı karşıya gelmeyi tercih etmekte… Bakan Selçuk için aslolan; kadına yönelik şiddette kadın dernekleri verileri değil, İçişleri Bakanlığı verileri… Bakan Selçuk’un atladığı gerçek ise 2009 yılında Adalet Bakanlığı’nın, 2002’den 2009’a kadar kadın cinayetlerinde yüzde 1400’lük bir artış olduğu açıklaması üzerine toplumun cinayetlerin artışına tepki vermesi ile bakanlığın bir daha veri paylaşımı yapmaması… Bu konu Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin takibinde… Dolayısıyla İçişleri Bakanlığı verilerinin sağlıklı olup olmadığı konusunu bir kez daha düşünmek gerek…

Bakan Selçuk’u kadın dernekleri ile karşı karşıya getiren diğer talihsiz sözleri ise şöyle; “Her kadın cinayeti, kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti değildir. Her şüpheli ölüm de kadın cinayeti değildir.”

Yani yine klasik bir AKP bakış açısı…

Kadınlar ölüyor ya da öldürülüyor… Her ne istatistik varsa, kimden gelirse gelsin bunların peşine düşmek ve de kadın cinayetlerinin neden arttığına bakmak gerek sayın Selçuk… Üstüne gitmek kamuoyu oluşturmak için ne gerekiyorsa yapmak gerek… Buradan bakmak gerek konuya… Artık daha fazlası olmadan durdurmak gerek kadın cinayetlerini… Gerçek verileri saklayınca kadın cinayetlerinin üstü örtülmüyor ve cinayetler veri açıklamayınca durmuyor… Eğer öyle olsaydı 2016 ile 2018 arasında yani üç yılda 932 kadın cinayeti işlenmezdi sayın Bakan…

İster çocuğunun gözleri önünde öldürülsün, ister sevgilisi tarafından katledilsin, ister kayınpederi tarafından boğulsun, isterse intihar olsun… Her bir kadın cinayeti için en detaylısından soruşturma, araştırma yapılsın… İstanbul Sözleşmesi dikkate alınsın! Bu işin politik bakışı olmaz sayın Bakan! Her ne kaygı ile yapılıyorsa yapılsın üstü örtülmeye çalışılan veriler bir şekilde ortaya çıkacaktır… Hangi hükümet zamanında, ne kadar çok ya da az kadın cinayeti işlendiği değil mevzu… Derdimiz kadın cinayetleri dursun, durdurulsun!

Çok daha geç olmadan, karşı karşıya gelmek yerine kadın derneklerini de yanınıza alarak, çok daha fazla kamuoyu oluşturmaktır işin samimiyeti… Ve de cinayetlerin durması için bir çözümdür toplumsal bilinç… Toplumsal kamuoyu oluşturmanın en iyi örneği Şule Çet cinayetinin çözülmesidir sayın Bakan! Daha fazla söze ne gerek…

*******

MUHALEFET DEĞİL ÇÖZÜM OLMAK!

Nilhan Nur Kışlalı (Gazeteci/ Yazar) – Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, geçtiğimiz günlerde kadın örgütlerine, “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti değildir. Her şüpheli ölüm de kadın cinayeti değildir’ diye seslenmişti. Kadın Örgütlerinden cevap gecikmedi; “Muhalefet etmek yerine çözüm üretin!”.

Kadın örgütlerlerinin Aile Bakanı’na verdiği yanıt, aslında günümüz Türkiye gerçeğine parmak basmakta. Muhalefet değil çözüm olmak! Ülke geneli, başta siyasiler olmak üzere, karşıdan (kendilerine muhalif kesimden) gelen her türlü açıklama, atılım, proje veya fikri şahsi ve saldırılacak bir şey olarak algılamakta. Bu nedenle kimse kendi yaptığı güzel işleri doğru düzgün savunamıyor, ne de kendini içinde bulduğu o münazara hissinden çözüm üretebiliyor.

Kadın cinayetlerinin istatistikleri 2009 yılından beri Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılmıyor. Sayılar zamanında göz korkutmuş, acı Türkiye gerçeğine parmak basmıştı. Şimdi ise yine sayılar korkutmasına diye “Yok efendim, her kadın ölümü, her intihar kadın cinayeti değildir” deniyor.

Peki. O zaman biz de sayılardan gidelim, durumu öyle izah edelim. Sayın Bakan, o halde her “tecavüz” her “istismar” da kadın cinayeti değildir. Evet. Ama kadınlara yeryüzünde cehennemi yaşatmaktır. Günümüzde, özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesinde birçok genç kadın intihar ediyor. Başına gelenlerin yanı sıra, aile ve toplum baskısı, devletin, polisin yanlarında duramaması, şikayet bile etmeye korkar olmaları, onlara çareyi canlarına kıymakta bulduruyor.

TÜİK verilerinden yola çıkıldığında Türkiye’de her gün 9 kişinin hayatına son verdiğini görüyoruz. İntihar sebepleri TUİK ve bakanlıklarca şu kategorilere ayrılı: hastalık, aile geçimsizliği, ticari başarısızlık, öğrenim başarısızlığı, hissi ilişki ve istediğiyle evlenememe, geçim zorluğu, bilinmeyen ve diğer. Bilinmeyen kategorisi intiharların %40’ını oluşturuyor, yani Türkiye’de intiharlar sebeplerinin %40’ı raporlanmıyor ve gerekçeleri belirsiz.

“Bilinmeyen’’ sebeplerle intihar 2004 yılında 1.283 iken 2018 yılında bu rakam 1.555 olarak kaydedilmişti. “Diğer” sebeplerle intihar edenlerin sayısı ise 2004 yılında 21 iken 2018 yılında 861. Bu iki kategorinin toplam sayısı diğer kategorilerin toplamının iki katından fazla. Ve buna rağmen kategoriler arasında ne “istismar” var, ne “tecavüz”, ne de işin toplumsal baskı boyutu araştırılmış.

Bu ve benzeri tablolar Türkiye’de hızla ilerlese de dünya genelinde de benzeri sorunlarla örtüşüyor. Ünlü psikiyatr Freud tecavüz ve tacizin büyük çoğunluğunun “aile içerisinden” geldiğini savunmuştu. Önceleri çok itiraz edilmesine rağmen, iş çığırından çıkınca Almanya’nın en tutucu kurumlarından olan Alman Tabipler Derneği bile 1980’lerin başlarında haftalık dergilerinde uzun tartışmalar başlatmış ve yazılar çıkarmıştı. Ve de sonunda yaş ortalaması 9 yaşında olan kız çocuklarının neredeyse 10’da 7’sinin babaları veya ağabeyleri tarafından tecavüze uğradıkları bir toplumsal skandal olarak itiraf edilmişti. Hamburg Sosyal Araştırmalar Enstitüsüne göre ise istismar edenlerin ortalama yaşı 35 idi.

Bunların hepsi bize şunu göstermekte; bir kadının hayatına son vermek için illa onu öldürmek gerekmez. Tek uğraşılması ve üzerinde durulması gereken veriler cinayet verileri değildir, olay daha büyük ve bir o kadar da sosyolojiktir. Üstelik istismarlar çoğunlukla aile içi üyelerden gelmektedir. Ve Aile içi istismar ve cinayetin bu seviyelerde seyretmesi karşısında Aile Bakanlığı gerçekten neyin muhalefetini yapmakta?
Artık sorun değil, çözüm zamanı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türk Lirası’nın döviz karşısında Merkez Bankası’nın (TCMB) beklentilerin aksine politika faizini sabit tutup onun yerine sıkılaştırmayı faiz koridorunu genişleterek ya...

Dağlık Karabağ'da Azerbaycan ile Ermenistan arasında 27 Eylül'de çatışmaların başlamasının üzerinden bir ay geçti. Ateşkes için ABD ve Rusya dâhil birçok ülke devreye ...

DİSK Araştırma Merkezi’nin araştırması, ortaya “çok acı” bir tablo çıkardı. Yayınlanan raporda “En düşük emekli maaşı 1500 liradır” açıklamalarının gerçek olmadığı” ve...

Coronavirüste istatistiklerin ortaya koyduğu tablo ürkütüyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, "Uzun süre gösterdiğimiz başarıyı maalesef sürdüremedik” itirafında bulundu.

2011 yılında Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün kapatılması “aşı ihraç eden” Türkiye’yi “aşı ithal eden” ülke hâline getirdi…

Türk çiftçisi kan ağlarken, Rus çiftçisi bayram yapıyor. Türkiye’nin Rusya’dan buğday ithalatı rekor kırdı ve Rusya’da buğday fiyatları zirve yaptı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ krizi nedeniyle yaşanan çatışmalar diplomatik girişimlere rağmen yerini ateşkese bırakmadı. Moskova’da Rusya Dışişler...

Yazarlar
Website Security Test