Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Doğu Akdeniz’deki Yunanistan – Fransa tuzağı bozulacak mı?

11.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Doğu Akdeniz, zengin doğalgaz kaynaklarının bulunduğu 2000'li yılların ortasından itibaren dikkatlerin en çok çevrildiği bölgelerden biri oldu. Bölgede Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerginlik aslında çok taraflı bir boyutta yaşanıyor. Doğu Akdeniz’i uluslar arası boyuta taşıyan unsur, bölgedeki doğalgaz kaynaklarına ABD, Fransa, İtalya ve Katar'dan şirketlerin yatırım yapması oldu.

Gerilimin kaynağı Türkiye’nin Doğu Akdeniz'den “dışlanmak” istenmesinden kaynaklanıyor. Türkiye ise son birkaç yıldır Doğu Akdeniz için uyguladığı politikaların temelinde, "bölgedeki enerji kaynağından dışlanamayacağı, Türkiyesiz projelerin işlemeyeceği" kararlılığı yatıyor. Bu haklı tezlerini son dönemde daha da geliştirerek "Mavi Vatan" konsepti altında somutlaştıran Türkiye, siyasi yolların yanı sıra bölgedeki askeri varlığını artırarak kararlılığını gösteriyor.

Türkiye, Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip ülkedir. Bu uzun kıyı şeridine rağmen bölgedeki enerji kaynaklarından tamamen dışlanmasının ve haklarının görmezden gelinmesinin hukuka ve uluslararası ilişkiler düzenine uymadığını savunuyor. Türkiye, Kasım 2019'da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması imzaladı. Benzer bir anlaşmayı Yunanistan ile Mısır imzaladı.

Ankara ve Atina arasında Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ve potansiyel enerji kaynakları üzerinde hak talepleri konusundaki anlaşmazlıktan kaynaklanan bir gerilim yaşanıyor. Yunanistan, Türkiye’nin Oruç Reis gemisiyle Kıbrıs’ın batısındaki sularda enerji kaynakları arama faaliyetlerini yasadışı olarak değerlendiriyor. Fransa da bu gerginlikte Yunanistan’a destek veriyor.

Türkiye, enerji kaynaklarının sorunsuz ve istikrarlı bir şekilde çıkarılıp pazarlanması için hem Yunanistan hem de tüm kıyıdaş ülkeleri içerecek şekilde bir müzakere masası kurulması çağrısı yapıyor. Bu çağrıya Yunanistan olumlu karşılık vermeyerek gerilimi daha da artıran adımlar atıyor.

NATO’da zirve yapıldı

Gerilim her geçen gün daha da artarken, Yunanistan, Türkiye ve kıyıdaş ülkeler haricinde ABD, Fransa ve Almanya ile Avrupa Birliği (AB) ve NATO gibi uluslararası kuruluşlar da devreye girdi. NATO gerilimi düşürmek Türkiye ile Yunanistan askeri heyetleri arasında "Ayrıştırma Usullerinin" ele alındığı toplantı yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in görüşmesi sonrası yapılmasına karar verilmişti. Milli Savunma Bakanlığı’ndan görüşmenin ardından yapılan açıklamada, toplantıda "Askeri unsurlar arasındaki muhtemel müdahalelerin engellenmesine yönelik tedbirlerin görüşüldüğü toplantıda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Müteakip toplantının önümüzdeki günlerde icra edilmesi planlanmaktadır" ifadelerine yer verdi.

NATO’daki görüşmelerde, ana mesele olan kıta sahanlığı üzerindeki anlaşmazlıkları değil, iki ordu arasında kırmızı hat oluşturulması gibi teknik konular ele alınıyor. Yunanistan görüşmeler için “önce Türkiye gemilerini çekmeli” şartını öne sürerken, Türkiye ise ön koşullar altında görüşme yapmayacağını belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na hitaben video konferans yoluyla yaptığı konuşmada AB’nin tarafsız kalması gerektiğini söyledi.

Çavuşoğlu konuşmasında, Avrupa Birliği’nin (AB) Yunanistan ile yaşanan ihtilafta tarafsız kalması gerektiği mesajını verdi. AB’nin deniz sınırları konusunda yetki sahibi olmadığını belirten Çavuşoğlu, Türkiye’nin Yunanistan ve AB ile “önkoşulsuz” diyaloga hazır olduğunu vurguladı. Çavuşoğlu, "AB'nin meseleyle ilgili olarak uluslararası bir mahkeme gibi davranıp, bir tarafın iddialarını savunarak bu sorunda bir taraf haline geldiğini" söyledi.

Havuç ve sopa yaklaşımı

Yunanistan Avrupa Birliği’ne de Türkiye’ye yaptırımlar getirilmesi için baskı yapıyor. Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, AB liderlerinin 24-25 Eylül’de düzenleyecekleri zirvede Türkiye’ye karşı “havuç ve sopa” yaklaşımını içeren bir karar vereceklerini bildirmişti. Michel, Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilimi düşürmek için çok taraflı bir konferans önerisi getirdiklerini de açıklamıştı.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis Perşembe günü yaptığı açıklamada, AB'nin, bölgeden gemilerini çekmemesi halinde Türkiye'ye "anlamlı" yaptırımlar getirmesi gerektiğini belirtti. Miçotakis, Türkiye ve Yunanistan'ın diyaloga ihtiyacı olduğunu ancak bu diyalogun "tehdit altında" olamayacağını söyledi.

Yunanistan’dan AB’ye baskı

Akdeniz'e kıyısı olan 7 AB ülkesi dün Fransa'nın Korsika adasında bir araya geldi. Zirve sonrasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "Saf değiliz ama Türkiye ile iyi niyet çerçevesinde yeniden diyalog kurmak istiyoruz" ifadesini kullanırken 7 ülkenin ortak metninde, "Türkiye masaya oturmazsa Avrupa Birliği ilave kısıtlayıcı tedbirler listesi geliştirmeye hazırdır” denildi.

"Sorunumuz Türk halkıyla değil Erdoğan'la" diyen Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupalıları Türkiye konusunda ortak bir tutum benimsemeye çağırmasına Ankara, sert cevap verdi. Macron, AB’ye “Erdoğan’a karşı daha sert bir tutum benimseme” çağrısı yapmıştı.

Dışişleri Bakanlığı resmi internet sitesinden yayımlanan açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı'nın "yine eski sömürgeci refleksleriyle kibirli bir açıklama yaptığı" ve bu açıklamaların "Macron'un kendi acziyetinin dışa vurumu olduğu" belirtildi.

Macron'un Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik sözlerinin de ağır biçimde eleştirildiği açıklamada, "Akdeniz'de veya başka bir coğrafyada herhangi bir ülkenin deniz yetki alanını belirlemek Macron'un haddine değildir" denildi. Bakanlığın açıklamasında ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı'nın "ferdi ve milliyetçi mevcut tutumuyla gerginliği teşvik ettiği" ve "Avrupa'nın ve AB'nin büyük çıkarlarını da riske attığı" belirtildi.

*******

“UZUN VADELİ ULUSAL ÇIKARLARA GÖRE POLİTİKA BELİRLENMELİDİR”

Soner Aydın (Emekli Albay) –Uluslararası ilişkiler; hak, hukuk, adalet, dostluk, arkadaşlık vb kavramlar üzerinden değil, karşılıklı çıkarlara göre düzenlenmektedir. Böyle bakınca Fransa ve Yunanistan’la yaşanan gerginliklerde ABD, AB ve NATO’nun neye göre tavır alabileceğini, bunun kendi çıkarlarını nasıl etkileyeceğini, taraflardan beklentilerini çok iyi hesaplamak ve buna göre karşı tavır almak gerekmektedir. Bunu yaparken de ideolojik ve iç siyasi çıkarlara göre değil, uzun vadeli ulusal çıkarlara göre politika belirlenmelidir.

Yunanistan’ın Ege politikası ve Ege Denizi’nin kontrolünü azami ölçüde ele geçirmek için bıkıp usanmadan gayret gösterdiği son yüzyılın gerçeğidir. Bunun nedenlerinden bir tanesi Türkiye’den geleceğini tahmin ettiği güvenlik tehdidi, ikincisi ve çok daha önemlisi de Akdeniz deniz ticaretinde bugüne kadar elde ettiği kazanımları Türkiye’ye kaptırma endişesidir. Günümüzde Yunanistan, İtalya ile birlikte Akdeniz deniz ticaretinin neredeyse tamamına hakimdir. Buna karşılık Türkiye, Anadolu Yarımadasının coğrafi özellikleri itibariyle bu iki ülkeden çok daha avantajlı stratejik konuma sahiptir. Ülkemiz Ege ve Akdeniz’de milyonlarca grostonluk limanlar inşa edebilecek kıyı özelliklerine sahiptir (Çandarlı, Mersin, İskenderun vb gibi) ve aynı zamanda Batının Ortadoğu ve Asya ile ticaret yollarını kısaltabilecek köprü konumundadır.

Fransa; Kuzey Afrika’da geçmişte sömürgesi olan ülkelerin doğal kaynaklarına yeniden göz dikmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların çıkarılması ve işletilmesinde söz sahibi olmayı amaçlamaktadır. AB’nin etkili ülkelerinden birisidir. AB’yi Türkiye’ye yaptırım uygulamaya ikna etmeye çalışmaktadır. Önce olayları tırmandırıp son zamanda Türkiye’ye diyalog çağrısı yaparak taviz koparma arayışında olduğu izlenimi vermektedir. Akdeniz’e kıyısı olan AB üyesi 7 ülke (Yunanistan, Fransa, Malta, İtalya, İspanya, Portekiz ve Kıbrıs Rum Kesimi) 10 Eylül’de Fransa öncülüğünde yaptıkları toplantıda “Türkiye’yle diyaloga geçilmesinde ilerleme sağlanamaması ve Türkiye’nin tek taraflı faaliyetlerini sonlandırmaması halinde, Avrupa Birliği ilave kısıtlayıcı tedbirler listesi geliştirmeye hazırdır” diyerek maksatlarını ortaya koymuşlardır.

ABD; bir taraftan Ortadoğu’nun doğal kaynaklarını kontrolü altına alırken diğer taraftan küresel sermaye üzerinde büyük etkisi olan İsrail’in güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. (Bu konudan geçen haftaki yazımda söz etmiştim). ABD’nin NATO’daki etkisi, NATO’yu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme ve kullanma yeteneği(!) inkâr edilemez. Nitekim Irak, Suriye ve Afganistan’da NATO’yu kullanarak elde ettiklerine bakmak yeterlidir. Bunun son örneği Suriye’dir. NATO desteğiyle girdiği Suriye’de petrol ve doğalgaz bölgelerinin kontrolünü eline geçirmiş, bekçiliğini de PKK uzantısı PYD/YPG’ye vermiştir.
Bu ülkelerin güdümüne giren Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan v.b. ülkeler ve bunların Türkiye ile ilişkileri de üzerinde durulması gereken bir konudur.

Sahnede görünen veya görünmeyen, kendi çıkarları doğrultusunda bir araya gelmiş bu kadar aktör varken Doğu Akdeniz Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) krizi Türkiye ile Yunanistan arasına sıkıştırılmıştır. Yunanistan’la aramızdaki sorunlara sadece MEB açısından bakılmamalı, bununla birlikte Ege Denizi’nin ve doğal kaynaklarının paylaşımı, işgal ettiği adalarımız, adaları anlaşmalar hilafına silahlandırması ve asker konuşlandırması, KKTC’nin hak ve çıkarları bir bütün olarak ele alınmalı ve köklü bir çözüm getirilmelidir. MEB krizi Ege’deki sorunları geri plana atmıştır. Bunlardan hiç söz edilmemekte, gündeme getirilmemektedir. Getirildiğinde de geçiştirilmektedir. Yunanistan; Türkiye ile diyalogdan kaçınarak Doğu Akdeniz konusunu AB’nin ve NATO’nun kucağına atmakta, bu arada Ege’de işgal ettiği ve silahlandırdığı adalarımızı, kıyılarımızdan çıkardığı petrolü gözden kaçırmaktadır. Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve KKTC’nin hak ve çıkarları inkâr edilemez. Ancak Doğu Akdeniz’de pirince giderken Ege’deki bulgurumuzdan olmamaya dikkat edilmelidir.

Uluslararası ilişkilerde; iç siyasi hesaplarla sarf edilen “sonuçlarına razı olurlar, gücümüzü sınamasınlar…” gibi söylemler “saldırgan tutum” olarak gösterilmekte, aleyhimize kullanılmakta, karşımızdaki cephede safları sıklaştırmaktadır. Bunu yapmak yerine milli güç unsurlarımızı toparlamak için gerçekçi çabalar sarf edilmelidir. Sorun sadece askeri güçle altından kalkılabilecek gibi değildir. Gelişmeler Doğu Akdeniz’de sınırlı birtakım kazanımlar uğruna Ege’deki çıkarlarımızın feda edileceği gibi bir tabloyu yansıtmaktadır. Ege’de çıkarlarımızı koruyup kollayamadıktan sonra Türk Milleti’nin karşısına “Doğu Akdeniz’de kazandık” diye çıkılmamalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Muhalif siyasi partiler, özgür basın, Barolar ve Türk Tabipler Birliği gibi ulusal sivil toplum kuruluşları, meslek odaları “hainliğe, teröristliğe kapatılmaya kadar v...

“Enflasyon görünümündeki risklere dikkat çeken” Merkez Bankası, piyasa açısından “sürpriz” sayılabilecek kararla politika faizini 10,25'e yükseltti. Gözlem bu kararın ...

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon enerji kaynaklarının araştırılması ve deniz hakimiyeti konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerilimde, karşılıklı sert mesajla...

Tarikatların bazıları, “çocuk ve kadın” istismarı başta olmak üzere toplumun tepkisini çeken olaylar ile ülke gündemine girerken, İsmailağa cemaatinin önde gelen isiml...

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti...

Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’deki deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle yaşanan gerilim her geçen gün büyüdü; Ege Adala...

“İki yaka yarım aşk” filmiyle uluslararası arenada adından söz ettiren Nurdan Tümbek Tekeoğlu, yeni filmi için hazırlıklara başladı. Çekimleri İzmir ve Mersin’de gerçe...

Yazarlar
Website Security Test