Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Emekli zamlarında ve tasarruf faizinde “yetersiz” yüzdeler!..

10.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Faiz düşürerek, döviz fiyatını ve enflasyonu düşürme” hedefi tutturulamadı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı; “sebebi ve çareyi” uzmanlara sordu. İşte görüşler…

Türkiye’de haziran ayında açıklanan enflasyon geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,62 artarak beklentilerin üzerinde arttı. Altı aylık enflasyon ise yüzde 5,75 oranında gerçekleşti. Emekliler de yılın ilk 6 ayı için 5,75 oranında zam alacak. Uzmanlar enflasyon hedeflerinin "tuzla buz" olduğuna ve enflasyon patlamasının kapıda olduğuna dikkat çekerken, Türkiye yüksek enflasyon liginde 14. sıraya yükselerek Suriye’nin hemen arkasına yerleşti. Peki ne oldu da talebin böylesine düştüğü bir krizin ortasında enflasyon rakamı bu kadar yüksek geldi? Uzmanlar, “enflasyon neden yükseldi” sorusuna, “düşük faiz ve bol kredi ile talebin artması” cevabını veriyor.

Enflasyon oranlarının gerçeği ne kadar yansıttığı tartışılırken, Türkiye'de yaşayanların yüzde 80'i giderlerinin arttığını söylüyor. Pazarlama ve Kamuoyu Araştırmaları Global Uzmanı Ipsos’un yaptığı bu araştırmada, Türkiye global yaşam maliyeti araştırmasında liderliği Arjantin, Güney Afrika ve Meksika ile paylaştı.

Türkiye bir süredir, faizi düşürerek enflasyonu da düşürme politikası izliyor. Bunun için Merkez Bankası Başkanı değiştirildiğinden beri “faizler devamlı düşürüldü” ama 83 milyonu ilgilendiren enflasyon düşmedi. Hem de “Başkanı dahil, hemen hemen bütün üst düzey yöneticileri değiştirilen” Türkiye İstatistik Kurumu’nun “resmi rakamlarına göre” yüzde 12’lerde dolaşıyor.

Bir Dolar 7 liranın hemen altındaki, bir gram altın 400 liranın hemen altındaki yerlerini koruyor. Vatandaşın tasarrufları, enflasyonun yakıcı tesirine rağmen bankaların “zorunlu olarak yüzde 5 civarına çektikleri faizin çemberinde” eriyor.

Memura, emekliye, dula yetime, “mutfak ve yaşam enflasyonunun, TÜİK’in yüzde 12’lik enflasyon rakamlarına göre çok daha fazla olduğu” bir süreçte, “yüzde 6’nın altında zam yapılmasındaki ‘adalet’ ölçüsü” tartışmalı hâle geliyor.

Ipsos'un Dünya genelinde 26 ülkede 22 Mayıs ile 5 Haziran arasında yaptığı araştırmaya göre, Türkiye'de katılımcıların yüzde 80'i gıda, mal ve hizmet giderlerinin son dönemde “biraz ya da çok ciddi seviyede” arttığını söyledi. Araştırmaya göre durum, hizmetler çıkarılıp sadece gıda ve ev tüketim harcamaları sorulduğunda daha da vahim bir noktada. Global olarak insanların üçte ikisi (yüzde 63) gıda, market alışverişi ve ev tüketim ürünleri harcamalarının arttığını söyledi. Gıda ve ev tüketimi harcamalarının arttığını söyleyenlerin oranı Türkiye'de yüzde 86'yı buldu.

Araştırmada, su, elektrik, ısınma, telefon, internet, TV gibi hizmetlerin giderlerinde fiyat artışı olup olmadığı da soruldu. Buna göre global olarak bu hizmet giderlerinde artış olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 39.

Türkiye, bu soruda da global rakipleri arasından sıyrılmayı başarıyor ve yüzde 74 katılımcının “Evet aldığım hizmetlerin ücretleri son dönemde arttı” demesi ile liderliğe yerleşiyor.

Araştırmaya göre global olarak insanların yüzde 35'i evde çalışmanın kendilerine ek masraflar eklediğini belirtiyor.

Faiz düştü, enflasyon niye düşmüyor

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin başlamasından bu yana 2 milyon 281 bin vatandaşın işinden olduğunu belirtti. "100 milyar dolar gelirimiz cebimizden alındı” diyen Öztrak, market raflarında bebek mamalarına sanki pahalı elektronik aletmiş gibi hırsız alarmı takılmaya başlandığını kaydetti. Öztrak, “Bıraktık büyükleri, bebelerimiz ne yiyip içecek? Biz bu ekonomiden başka neyi konuşacağız? Ama bunlar sarayın umurunda mı? O, baroları, televizyonları, sosyal medyayı vesayeti altına alıp bebeğine mama alamayan işsiz anne babanın isyanını gizlemekle uğraşıyor." diye konuştu.

Aylık enflasyonun yüzde 1'in üzerinde olduğunu, bunun mevcut fiyat serisindeki ikinci en yüksek haziran ayı enflasyonu olduğunu aktaran Öztrak, şunları söyledi: "Yılın ilk yarısında tüketici enflasyonu yüzde 5,75. Son bir yılda yüzde 12,6 oldu. Yıllık yüzde 13'e dayanan gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonuyla bu alanda dünyada en yüksek enflasyonu olan ülkelerden biriyiz. Milletimizin tenceresi dolmuyor. Milletimiz sizin güdümlü market fiyatlarını pazarda, markette bulamıyor. Tüm dünyayı bize güldüren, o kerameti kendinden menkul 'enflasyon-faiz teorilerinize' ne oldu? Merkez Bankasının faizi yüzde 8,25 ama enflasyon yüzde 12,62. Hani faiz sebep, enflasyon sonuçtu? Faiz düştü 8,25'e. Niye bu enflasyon düşmüyor? Yüzde 12'yi geçti."

Davutoğlu, 100 liranın 13 lirası…

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, enflasyonun yıllık bazda yüzde 12,6 olduğunu hatırlatarak, "Bütün dünya sıfıra yakın veya eksi enflasyon görürken biz nasıl olur da %13 enflasyonla yaşamaya mahkûm ediliriz. Başka hiçbir veriye ihtiyaç yok. Tek başına enflasyonun durumu ülkenin nasıl yönetildiğinin özetidir. Milletin cebindeki 100 liranın 13 lirası bizzat bu iktidar tarafından her sene eritilmektedir. Böylesi bir soygun düzenine milletimiz mecbur değildir. Bu milletin aşını alıyorsunuz, emeğini yok ediyorsunuz, birikimlerini eritiyorsunuz. Bütün bunları yapıyorsunuz, yetmiyor bir de bu yalanlarla milletle dalga mı geçiyorsunuz? Biz bu işte bir ‘arıza var’ derken boşuna demiyoruz. Arıza ne memleketin evlatlarında, ne de Allah vergisi kaynaklarımızda. Arıza tam da sizin ciddiyetsiz ve liyakatsiz bakanlarınızda, milleti hafife alan kibrinizde” dedi.

*******

“HÜKÜMET ENFLASYONU GİZLİ VERGİ OLARAK KULLANIYOR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Haziran ayı enflasyonu, yıllık TÜFE olarak yüzde 12,62 oldu. Pandemi, Dünyada deflasyon riski yaratırken, Türkiye’de enflasyon artarak devam ediyor. Haziran ayı ABD'de enflasyon oranı yüzde 0,1, Avrupa'da yüzde 0,3 oldu. Haziran ayında gıda fiyatlarındaki artış yüzde 12,93 olarak yıllık TÜFE artışına yakın oldu. Merkez Bankası genellikle gıda fiyatlarını enflasyon nedeni olarak açıklıyordu.

Enflasyon neden artıyor? Aslında Türkiye’de 2004 yılından beri TÜFE oranı yüzde on seviyesinin altında veya üstünde seyrediyordu. Yani, düşük verimlilik, ağır bürokrasi, oligopol piyasa gibi yapısal sorunlar nedeniyle kronikleşmiştir. Pandemi döneminde, bütçe açıklarının artması, Merkez Bankası’nın para arzını genişletmesi ilave bir etki yaparak enflasyonu artırdı. Öte yandan kaç aydır Yİ-ÜFE oranı, TÜFE oranından daha düşüktür. Haziran ayında yüzde 6.17 oldu. Yİ-ÜFE maliyet artışını gösterir. Demek ki TÜFE'yi maliyet artışı artırmadı.

Dahası geçen sene Haziran ayında Dolar kuru ortalama 5,8127 TL idi. Bu sene Haziran ayında 6,8224 TL oldu. Dolar TL karşısında nominal olarak yüzde 17,4 oranında arttı. Kur artışı enflasyonun üstünde oldu ve Merkez Bankası TÜFE bazlı reel kur endeksine göre dolar yüzde 4 ile yüzde 5 arasında reel değer kazandı. Zaten ithalatın payı yüksek olan aramalı fiyatları da kur artışına yakın yüzde 6.4 oranında arttı. Yine son bir yılda enerji fiyatları da yüzde 5 geriledi. Özetle maliyet artışları düşük kalmış fakat vitrinde halka yansıyan fiyatlar artmıştır. Vitrinde TÜFE'yi gösteren fiyat artışını artıran iki faktör var… Birisi aracıların yüksek karlar sağlamış olmasıdır. Zira piyasada stokçuluk var, oligopol yapılar var, karteller var. Maliyetler düşükte kalsa aracılar spekülatif kar sağlamak için vitrine pahalı satıyor. İkincisi, rekabet şartlarının yetersiz kalması ve denetimsizlik nedeni ile perakende satanların fiyatları yüksek tutmasıdır. Hükümette enflasyonu düşürmek için yapısal reform yapmıyor, zira enflasyonu gizli vergi olarak kullanıyor. Merkez Bankasının para basması ve bu yolla bütçeyi finanse etmesi, aynı zamanda enflasyon yoluyla vatandaşın devlete vergi vermelerinde olduğu gibi satın alma gücünün düşmesine neden oluyor. Vatandaş reel gelirindeki azalma kadar gizli vergi ödemiş oluyor. Haziran ayında Devlet iç borçlanma senetleri faizleri yüzde 8,2 ile yüzde 9 arasında değişiyor. Piyasada DİBS alım-satımdan kazanmak ayrı bir olaydır. Ama devlet enflasyonun altında faiz veriyorsa aradaki fark gizli vergidir. Yine enflasyonun şişirmesi ile çalışanlar kısa sürede bir üst gelir gurubuna geçiyor. Çalışanlar ve gelir vergisi mükellefleri daha yüksek vergi dilimine yakalanmış oluyorlar. Literatürde buna Mali sürüklenme deniliyor. Devletin gelir vergisi artarken vatandaşın da vergi yükü artmış oluyor. Devletin kendisinin haksız ve gizli vergi alması yetmiyor, mevduatını enflasyonun altında faizle bankalara yatıranlarda da eksi reel faiz kadar bankalara satın alma gücü olarak kaynak aktarmış oluyorlar. Bankaların zor duruma düşmesini önlemek için halkın cebinden enflasyon yoluyla alıp bankalara vermek, zararların sosyalize edilmesi demektir. Dikkat etmemiz gereken, zararların sosyalize edildiği toplumlarda, aynı toplumun karların da sosyalize edilmesini istemesi gibi bir riskin ortaya çıkma olasılığıdır.

***********

“VATANDAŞIN EKONOMİSİ, SOS SİNYALİ VERİYOR”

M. Şakir Örs (Gazeteci/ Yazar) – Ekonominin içinde bulunduğu çarpıcı durumu; ekonomi diliyle yazarsak, halkın satınalma gücü düşüyor; vatandaşın diliyle yazarsak, halkın büyük çoğunluğu fakirleşiyor, yoksullaşıyor.

TÜİK’in ekonomik göstergeleri neyi nasıl gösterirse göstersin; vatandaş kendi günlük yaşamındaki, çarşı pazardaki göstergeleri esas alıyor. Böyle olunca da, ekonominin resmi rakamları ve istatistiki verileri ile iyimser tablolar ortaya konulmaya çalışılsa da; halkın büyük çoğunluğu, ekonominin gerçeklerini bizzat yaşayarak öğreniyor.

Faizin düşürülmesi ile enflasyonun kontrol edilebileceği hesabı, ekonominin ve hayatın pratiğinde tutmuyor. Resmi veriler bile, enflasyon oranının çift hanelere çakıldığı ve giderek arttığı gerçeğini örtemiyor. Haziran ayında yıllık enflasyon oranı yüzde 12.62 olarak açıklandı. Basında yer alan haberlere göre, bu sonuç, dünyada en yüksek enflasyona sahip ülkeler sıralamasında Türkiye’yi 14’üncülüğe yükseltti. Buna karşın, çalışanların ve emeklilerin maaş artışlarında dikkate alınması gereken enflasyon artış oranı düşük tutulmaya çalışılıyor. Olan yine dar gelirli çalışanlara ve emeklilere oluyor. Hayat onlar için her geçen gün daha da zorlaşıyor.

İktidar ülkenin gündemini ‘çoklu baro’, ‘Ayasofya’ ve ‘İstanbul sözleşmesi’ gibi konularla kilitlemeye çalışsa da; vatandaşın, halkın gündemini, esas olarak iş, aş, hayat pahalılığı, işsizlik ve gelir adaletsizliği gibi ekonomik konular oluşturuyor. Üstelik pandemi koşullarında bütün bu ekonomik sıkıntılar, zorluklar, daha da tırmanıyor.

DİSK-AR tarafından yapılan araştırmada, pandemi sürecinde net gelir kaybı yaşayan emekçilerin oranı yüzde 36 oldu. Yani her üç işçiden biri net gelir kaybı yaşadı. Bunun sonucu olarak çalışanlar temel gereksinimlerini bile kıstı. Kaygısı artan ve gelir kaybeden işçi, zorunlu giderlerini bile karşılamakta zorlanır hale geldi. (Cumhuriyet - 9 Temmuz 2020)

Birleşik Metal-İş Araştırma Merkezi’nin (BİSAM) Açlık ve Yoksulluk Sınırı Raporu’na göre, Türkiye AKP döneminde 5 kat fakirleşti. Rapora göre, açlık sınırı Covid-19 salgını sürerken, 1 yılda yüzde 18.3 arttı. Asgari ücretteki artış ise 304 TL olarak gerçekleşti. Açlık sınırındaki yükseliş, genel enflasyondan daha fazla oldu. (Yeni Çağ - 8 Temmuz 2020)

Türkiye ekonomisinin gerçek verilerini yalnızca sendikalar ortaya koymuyor, aynı zamanda uluslararası ekonomi kuruluşları da bu gerçekleri ekonomik tablolarında gösteriyorlar. IMF’nin 2019 küresel ekonomik görünüm raporu tahminlerinde, ülkemizde kişi başına düşen gelir 9 bin 346 dolar olarak gösteriliyor ve bu rakamla Türkiye, kişi başına gelir sıralamasında 68’inci sırada yer alıyordu. Buna karşın, 2019 rakamı daha da düşerek 9 bin 127 dolar olarak gerçekleşti. 2020’nin ilk çeyrek büyüme oranlarına göre, komşumuz Bulgaristan bile ilk kez Türkiye’yi kişi başına düşen gelirde geride bıraktı. Türkiye’nin kişi başına düşen geliri, son 6 yıldır azalıyor. (Birgün- 5 Temmuz 2020)

Ülkemiz ekonomisinin gerçeklerini ortaya koyan örnek veriler elbette daha da çoğaltılabilir. Önemli olan insanımızın, halkımızın, vatandaşın ekonomik gerçekleridir. Bu gerçekler göz ardı edilmemeli ve vatandaşın beklentilerine, taleplerine kulak tıkanmamalıdır.

Ekonominin yönetim sorumluluğunu taşıyanlar, halkın geniş kesimlerinin yaşadığı ekonomik darboğaza ve sıkıntılı duruma, duyarlı olmalıdır. Büyük çoğunluğunu dar gelirlilerin oluşturduğu halkın, -İzmirlilerin ve Egelilerin deyimiyle - asfalyasının atmaması ve ekonominin kısa devre yapmaması için; vatandaşın ekonomik tablosundan yükselen S.O.S sinyallerini algılamalıdırlar.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Solda ''yeni bir partinin doğması ihtimali'' geçmiş dönemleri de hatırlattı. Sosyal demokrat tabanda 12 Eylül'den sonra Necdet Calp'in Halkçı Partisi ve Erdal İnönü'nü...

Türkiye yeni haftaya, altın ve dövizdeki sert yükselişlerle başladı. Covid-19’da ikinci dalganın başlayacağına dair haberler ve ABD ile Çin arasındaki diplomatik geril...

Müze statüsünden camiye çevrilmesinin ardından kimliği belirsiz (?) kişilerden oluşan bir grup tarafından Ayasofya’da, Afganistan’da on binlerce insanı öldüren Taliban...

Bergama'da İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yapan Nuri Kiraz, söylediği sözler ile tepki çekti.

''Biz Mardinliyiz. Her gelene bir MERHABAMIZ, her gidene bir EYVALLAHIMIZ vardır.''

Siyasi tartışmaların dozunu yükselten açıklamalarla gerilim zincirine art arda eklemeler yapılmasından vazgeçilmesi gerekirken, “çok ağır sözler, isnatlar ve iddialar ...

CHP’nin “Hedef iktidar” sloganıyla yaptığı 37. Olağan Kurultay’da, Tuncay Özkan başta 4 genel başkan yardımcısı Parti Meclisi’ne giremedi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun liste...

Yazarlar
Website Security Test