Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

AKP – MHP İttifakı, “Çoğunluk bizde, bizim dediğimiz olacak” inadı içinde!

3.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Kendileriyle ilgili” yasa tekliflerin için görüşleri alınmayan Avukatlar yürüyor, İşçi Sendikaları yurdun dört bir yanında basın toplantıları yapıyor. Ama… Barolar Kanunu Meclis’te ve Kıdem Tazminatı Kanunu da yolda. Gözlem konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte haberimiz ve görüşler…

MEHMET KOCABIYIK

Türkiye’nin gündemini haftalardır, “çoklu baro” sistemi ve “kıdem tazminatı”nda yapılmak istenen düzenleme meşgul ediyor. Çoklu baro sistemine Elazığ ve Erzincan barosu dışındaki tüm barolar karşı çıkarken, MHP’nin de destek verdiği AKP düzenlemesi Meclis’e sunuldu. Son günlerin en çok tartışılan diğer konusu ise çalışanların kıdem tazminatı oldu. Hükümet, sendikaların “Kıdem Tazminatına dokunmayın, kırmızı çizgimizdir” dediği bu düzenlemede de ısrar ediyor.

Pandeminin psikolojik gerilimi, siyasetteki gerilim ve ekonomik gerilim vatandaşı etkilerken, “gerilimi sokağa indirecek” yeni gelişmeler, yurt çapında endişe yaratıyor.

Haftalardır Türkiye genelinde baroların tepkisine neden olan çoklu baro sistemi bir ilde birden fazla baronun kurulmasının önünü açıyor ve Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) delege sayısını değiştiriyor. Meclis’e sunulan teklifle TBB Yönetim Kurulu’nu olağanüstü kurultaya davet etmek için 10 baro yönetiminin imzası yeterli olmayacak. 25 baronun yönetim kurullarının yazılı talebi kabul edilecek. Ancak 25 baronun yönetim kurulu, istemini yazılı beyan etse de olağanüstü kurultayda seçim yapılamayacak.

Salı günü Meclis’e gelen ve perşembe günü Adalet Komisyonunda görüşülmeye başlanan AKP ve MHP'nin hazırladığı teklif yasalaşırsa, baro üye sayısı 5 binin üzerinde olan üç büyük ilde, 2 bin üyeyle alternatif baro kurulabilecek. Hazırlanacak liste TBB'ye verilecek ve TBB de en geç altı ay içinde yeni baronun kuruluşu için gerekli tüm işlemleri yerine getirecek. Baro üye sayısının 2 binin altına düşmesi durumunda ise, baro kapatılacak ve mal varlığı TBB'ye aktarılacak.

Görev sürelerine bakılmaksızın tüm barolarda baro başkanlığı, yönetim, disiplin ve denetleme kurulu üyelikleri ile TBB delege seçimleri 2020’nin ekim ayının ilk haftasında yapılacak. TBB Başkanlığı, yönetim, disiplin ve denetleme kurulu seçimleri ise 2020 Aralık ayı içinde gerçekleştirilecek. Ayrıca tüm baro genel kurulları “son rakamı çift olan yıllarda”, iki yılda bir olmak üzere ekim ayının ilk haftası içinde gerçekleştirilecek. TBB’nin seçimi ise 4 yılda bir yapılmaya devam edecek. Düzenlemeyle TBB’ye “cübbenin şeklini belirleme yetkisi” de veriliyor. Avukatlar, mahkemelere, “TBB tarafından belirlenen cübbeyle çıkmak zorunda” olacak.

Mevcut yasada, avukatların yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ve cumhuriyet savcısının denetiminde, baro temsilcisinin katılımıyla aranabiliyordu. Düzenleme, “baro temsilcisi” yerine “kayıtlı olunan baronun temsilcisiyle” arama yapılabilmesinin önünü açıyor. Avukatlar denetleme ve şikâyetlerini, “kayıtlı olduğu baro başkanına” vermek zorunda olacak

Avukatlar: “Gerekirse bedel öderiz”

Baroların yapısını ve seçim sistemini değiştirmesine karşı çıkan barolar, bulundukları illerin adliye binaları önünde “Savunma Mitingi” düzenledi. Çağlayan Adliyesi’nin yanı sıra ülkenin dört bir yanında bir araya gelen on binlerce avukat, “Eğilmeyiz, biat etmeyiz. Bedel ödenecekse öderiz.” dedi.

Baroların yapısında yapılmak istenen değişiklikleri protesto etmek isteyen İzmir Barosu üyesi avukatların tüm çıkış yolları tomalarla kapatılarak yürüyüş yapmaları engellendi. Megafonla polislere seslenen İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, “Anayasal bir hakkı kullanmamıza engel olarak suç işliyorsunuz. İzmir’e bunu yaşatmaya hakkınız yok.” dedi.

Baroların, Cuma günü Ankara’da düzenleyeceği büyük miting ise Ankara Valiliği’nin “Pandemi’deki vaka sayısı artışını” gerekçe göstererek “15 gün mitingleri, yürüyüşleri yasaklaması” sebebiyle yapılamadı. Meclis’in kapısında oturma eylemi gerçekleştirildi.

Türkiye işçi sınıfı: “Kıdemime dokunma!”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2020 yılında geçilecek sistem olarak duyurduğu, “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi” Meclis’e gelmek üzere. Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) de “kayıtsız şartsız” desteği ile AKP, TBMM’ye sunduğu kanun tekliflerinin tamamını geçirmeyi başarıyor.

Öte yandan Türkiye ekonomisindeki krizin ve enflasyonun etkisini büyük oranda hisseden işçileri temsilen işçi sendikaları yurdun dört bir yanında basın toplantıları yapıyor, “Genel greve gidileceğini” açıklıyorlar. Türk-İş, kıdem tazminatıyla ilgili değişiklikleri protesto etmek için 81 ilde bir araya gelerek, “Kıdem tazminatı Türkiye işçi sınıfının ve Türk-İş’in kırmızı çizgisidir” dedi ve kesin tavrını ortaya koydu.

DİSK, 81 il için, “Eyleme hazırız” diyerek, “Kıdem tazminatı ile ilgili konuşulacak tek şey, mevcut sistemin güçlendirilmesi, bir gün bile çalışsa tüm işçilerin istifa hali dâhil kıdem tazminatı alacağı bir düzenlemenin yapılması ve işverenler kıdem tazminatını ödemediğinde devletin kanun hâkimiyetini sağlamasıdır. DİSK Başkanlar Kurulu, önümüzdeki hafta açıklanacak eylem takvimini hayata geçirmek için hazır olduğunu ilan eder” açıklamasında bulundu.

Hak-İş’ten yapılan yazılı açıklamada, “Kıdem tazminatı sorununu, sosyal diyaloğun esas alındığı, çalışanlar lehine çözüm arayışları çerçevesinde tartışmaya hazırız. Şu anki yöntemi ve zamanlamayı uygun bulmuyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

*******

“MUTLAK GÜCÜN KAOTİK ETKİSİ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Türkiye’de iktidar kendini mutlak güç olarak görüyor ve bunu stabilize etmek için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Bu algının iki nedeni bulunuyor. İlk neden 18 yıl gibi uzun dönem iktidarda kalma körlüğü. İkinci ve asıl neden, demokrasinin kültür değerlerine olan saygı ve inanç eksikliği. Zira bu iktidar için demokrasi, her yola başvurarak, sandıkta ulaşılan sayıdır. Oysa demokrasi bir kültürdür. Demokrasi; insana, insan hakkına, insan onuruna, hukuka, hukuk devletine, eşitliğe, adalete, özgürlüğe, uzlaşıya, barışa, işbirliğine, çoğulcu dünya görüşüne, ortak akla, sosyal güvenlik ve sosyal refah değerlerine dayanan ve bunları sürekli geliştirme uğraşında olması gereken bir kültüre dayanır. Bu değerlerden yoksun bir ideolojik anlayış içinde mevcut iktidar aldığı oy desteğinin kaydığını gördüğü için, aynı dertten mustarip yine muhafazakâr bir parti ile işbirliğine gitmiştir.

Demokrasi değerlerinden yoksunluk içinde kuvvetler ayrılığı ve parlamenter demokrasi terk edilip, partili Cumhurbaşkanlığının talimatları ile işleyen bir sistem getirilmiştir. Bu sistemin sağladığı güç sarmalı giderek toplumun tüm kurumlarını kontrol altına alarak, iktidarın eriyen güç kaybının dengeleneceği kanısındadır. Bu nedenle bağımsız olması gereken tüm kurumlar Merkez Bankası, BDDK ve hatta Üniversitelerin bile yandaş yöneticilerle kontrol altına alınması sağlanmış bulunuyor.

Şimdi sıra yarı kamu, yarı sivil toplum örgütü olan kurumları kontrol altına alma sürecine gelmiştir. Bunun için bağımsız barolar kontrol edilmek isteniyor. Bunun için izlenen model, Sendikacılıkta yaratılmış olan bölüp, iktidara yakın olanlarla işleri yürüterek; bu gibi kurumlarda muhalif sesleri sınırlandırma ve kontrolü sağlamaya dayanıyor. Bu uygulama kısa dönemde muhalif olan diğer sivil toplum kurumlarına da genişletme yoluna gidilecektir. Bu arada tüm muhalefet partileri de, algı operasyonları ile sanki yasa dışı faaliyetlerle işbirliği yapıyormuş gibi ithamlara maruz bırakılıyor. “Tek ve mutlak doğru biziz, bizden olmayan batıldır” algısı yoğun medya desteği ile pompalanıyor.

Bu arada, ekonomi geleneksel bakış açıları içinde çağdaş stratejiler içinde çağdaş teknolojik yapılanmaya yönlendirilemedi. Ekonomide deniz bitti. Dip göründü. Bu durum İşçinin Kıdem Tazminatını bile kontrol altına alma girişimini gündeme getiriyor. İktidar bloğunun tüm bu girişimlerle, toplumun tüm kesim ve kurumları ile kaynaklarını kontrol altına alma girişimi, giderek iktidar elinde kontrol edilemez bir güç yoğunlaşması yaratıyor. Kontrolsüz güç böyle giderse, toplumda kaotik bir ortam yaratmaya yol açabilir. Zira yargının zaten siyasetin vesayetinde olduğu bir ülkede, savunmanın da siyasetin kontrolüne girmesini ne barolar, ne de toplu kabul edebilir. Böl yönet sistemi içinde zaten etkinlik ve işlevi iyice kısıtlanmış olan sendikalar son kale olarak gördükleri kıdem tazminatı için her türlü mücadeleyi göze alacaklardır. Kısacası iktidarın elinde toplanan güç yoğunlaşması, kontrolsüz güce dönüşürken toplumda kaotik bir ortam yaratıyor. Zira toplum bir yandan ekonominin dip yapması, işsizlik, yoksulluk ve enflasyon altıda ezilirken, diğer yandan pandemi süreci içinde bunalmış bulunuyor. Toplum ve kurumlar iktidarın güç sarmalı ve keyfi uygulamalarından bunaldığı için, artık iktidarın daha fazla güç talebine tepki üretir duruma geldi. Eğer iktidar bloku, oy kaybı ve tepkilerin daha çok yükselmesi karşısında, alışa geldiği tavrı sürdürürse, bundan her seferinde kendisi daha çok zarar görecektir. Bağnaz taban oyları dışındaki oyları kaybetmeye devam edecektir. Ayrıca Barolara gösterdiği gibi polis gücünü, bu hak arayışlarına karşı kullanmaya devam ederse, bir süre sonra bu da, yine iktidar aleyhine dönme potansiyeli taşıyor. İktidar ipleri gerdikçe, güç yoğunlaşmasından mağdur olan kesimler artıyor. Dolayısı ile iktidar sertleştikçe kendi bindiği dalı kesmeye devam edecek gibi gözüküyor. Ancak asıl kaybeden ülke ekonomisi, insanlarımız ve demokrasimiz olmaktadır. İktidar ipleri germek ve daha fazla güç sarmalı oluşturmak yerine, aklıselime, aklın ve bilimin rotasına girerse toplum rahatlayabilir. Zaten eksi yüzde 5 büyüme hızının beklendiği ekonomide, toplumu daha fazla kutuplaştırmak ve germek toplumsal kaosu ve iktidarın erimesini daha çok tetikler duruma gelecektir.

*******

“SAVUNMA HAKKI YOKSA HUKUK DEVLETİ DE YOKTUR”

Metin Öney (Eski Milletvekili) –Her zaman ve zeminde ifade etmeye çalıştığım gibi demokrasi “kurumlar ve kurallar” rejimidir. Kurumların başında siyasi partiler gelir. Sonra sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, basın kuruluşları gibi örgütler gelir. Barolar sadece meslek örgütü değil, hukuk devletinin temel unsurlarıdır.

Çünkü muhakeme her rejimde vardır. İddia da her rejimde vardır. Savunma ise sadece ve sadece demokratik hukuk devletinde mevcuttur. Savunma hakkı yoksa hukuk devleti de yoktur. İşte Baro böylesine çok önemli bir meslek örgütü olduğu gibi., ayın zamanda hukuk devletinin de ayrılmaz bir parçasıdır. Diğer bir deyişle olmazsa olmazıdır. Mehmet Emin Yurdakul, ”Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” diyor yıllar önce. Baro, milletin hukuk adına “haykırma” kurumudur.

Son zamanlarda barolarla ilgili düzenlemeler yapılmak istenmektedir. Haklı olarak barolar buna tepki göstermektedir. Yapılmak istenen değişikliğin başında “alternatifli Baro” düzenlemesi gelmektedir. Bu her bir ile birden çok baro kurulmasına mikan vermek demektir. Baro seçimlerinde de bazı değişiklikler yapılmak istenmektedir. Ayrıntılara girmeden açıkça söylemek gerekir ki bu Baroları etkisiz hale getirmek ve ilaveten aynı zamanda ele geçirme operasyonudur. Hukuk insanı meslek örgütü eliyle demokrasi ve yasalar için gerekli sesini çıkaramaz hale gelirse kim sesini çıkaracaktır veya çıkarabilecektir?

Birey, bireyin hak ve özgürlüğünü engelleyemez. Ancak devlet engeller. İşte bu noktada yani Devletin bireyin hak ve özgürlüğünü engellediği noktasında hukuk insanı ve barolar devreye girecek ve bu engellemeleri engelleyecektir. Toplumun hukuk sesi barolardır. Bu sebeple savunma hakkını ve savunma mesleğinin bir takım yasal düzenlemelerle işlevlerinden mahrum bırakılması aynı zamanda Anayasaya da aykırı bir düzenleme olur.

Hukuk ve adalet ve doğal olarak savunma herkese ve her zaman gereklidir.

*******

“YÖNETENLER SORUN YARATMAZ, SORUN ÇÖZER”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci/Yazar) –Yönetim sorumluluğu taşıyanların sorun çıkaran ve yaratan değil, sorun çözücü olmaları gerektiği, yönetsel alanda temel bir ilke olarak kabul edilir. Bu genel ilkeye koşut olarak, yönetenler, sorumlu oldukları alanlarda gerginlik çıksın istemezler. Mümkün olduğunca gerginlikten kaçınıp, sakinliği ve dinginliği tercih ederler. Çünkü ortaya çıkacak gerginliklerin, çekişmelerin ve çatışmaların, en çok kendilerinin zararına olacağını bilirler. Ama insan Türkiye’de yaşayınca ve bugünleri görünce; neyin doğru, neyin yanlış olduğu birbirine karışıyor.

Tahmin edeceğiniz gibi, bugünlerde ülke gündemini oldukça meşgul eden ve çalışan çok geniş kesimleri ilgilendiren “kıdem tazminatı” ile neredeyse hemen herkesi ilgilendiren “çoklu baro” konusundaki tartışmalar; bütün bunları düşünmemize ve sizlerle paylaşmamıza neden oldu.

Hemen her gündeme getirilişinde, çalışanların ve onları temsil eden sendikaların tepkisine neden olan kıdem tazminatının fona dönüştürülmesi meselesinden bir türlü vazgeçilmiyor. Dönüp dolaşıp, farklı isimler ve formüllerle, kıdem tazminatının fona dönüştürülmesi konusu, ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor. Şimdi de “tamamlayıcı emeklilik” ambalajıyla gündemde…

Kıdem tazminatının çalışanlar için ne anlama geldiğini, onun emekçiler ve aileleri için bir güvence ve kara gün akçesi olduğu gerçeğini, yönetenler bir türlü anlamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Ülkede bunca gerginlik yaratan ve tüm sendikaların - çalışanların karşı durduğu kıdem tazminatı konusunda, bu kadar ısrarcı olunmasını anlamak mümkün değil. Üstelik bu kez ortaya konulan formüle işveren temsilcileri de sıcak bakmıyor.

Finansal kaynak bulmak istiyorsanız başka kesimlere ve alanlara yönelin. Dönüp dolaşıp çalışanların güvencesi olan kıdem tazminatı hakkına göz dikmeyin. Çalışanların ve onların temsilcisi sendikaların “kıdem tazminatıma dokunma” çığlığına kulak verin!..

Aynı durum ve yaklaşım “çoklu baro” konusu için de geçerli. Ortada hiç böyle bir konu ve sorun yokken, adeta sorun yaratıldı. Sırf baro yönetimlerini kontrol edebilmek ve kendilerinden yana yönetimler oluşturabilmek adına; baroların neredeyse tamamının karşı çıktığı “çoklu baro” gibi bir garabet sistemi getirilmeye çalışılıyor. Ülkede bunca gerginlik yaratılmasına ve son dönemde zaten bütün dünyada yıpranmış, irtifa kaybetmiş hukuk düzenimizle daha fazla oynanmasına değer mi?

Bu arada olan vatandaşın, halkın savunma hakkına oluyor. Çünkü barolar, yalnızca avukatlık mesleğini değil; iddia-savunma ve hükümden oluşan yargı - adalet sisteminin savunma ayağını oluşturuyor. Onun için de hepimizi, tüm yurttaşları yakından ilgilendiriyor. Savunma hakkı zedelenmemeli, savunmanın kurumsal temsilcisi barolar ve kamusal temsilcisi avukatlar daha fazla örselenmemelidir.

Sendikaların “kıdem tazminatıma dokunma”, avukatların “baroma dokunma” çığlıklarına kulak verilmelidir. Bu konularda ısrarcı olunması, sendikalarla ve barolarla inatlaşılması; ülkemizin ve halkımızın esenliğine hizmet etmeyeceği gibi, ülke yönetiminin sorumluluğunu taşıyanların da uzun erimde çıkarına olmayacağı unutulmamalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Türkiye namına olumlu bir tablo ortaya çıkmadı; işte görüşler…

Solda ''yeni bir partinin doğması ihtimali'' geçmiş dönemleri de hatırlattı. Sosyal demokrat tabanda 12 Eylül'den sonra Necdet Calp'in Halkçı Partisi ve Erdal İnönü'nü...

Türkiye yeni haftaya, altın ve dövizdeki sert yükselişlerle başladı. Covid-19’da ikinci dalganın başlayacağına dair haberler ve ABD ile Çin arasındaki diplomatik geril...

Müze statüsünden camiye çevrilmesinin ardından kimliği belirsiz (?) kişilerden oluşan bir grup tarafından Ayasofya’da, Afganistan’da on binlerce insanı öldüren Taliban...

Bergama'da İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yapan Nuri Kiraz, söylediği sözler ile tepki çekti.

''Biz Mardinliyiz. Her gelene bir MERHABAMIZ, her gidene bir EYVALLAHIMIZ vardır.''

Siyasi tartışmaların dozunu yükselten açıklamalarla gerilim zincirine art arda eklemeler yapılmasından vazgeçilmesi gerekirken, “çok ağır sözler, isnatlar ve iddialar ...

Yazarlar
Website Security Test