Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Hâlâ “Evde kal” süreci yaşayan 65+’ların tepkisi büyük; “Neden?”

5.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

1 Haziran’dan itibaren yaşam, sokaklar, caddeler, sosyal hayat eskiye dönerken, 65 yaş üstü ve 18 yaş altılara yasak sürüyor. Gözlem konuyu uzmanlara sordu, işte görüşler…

Türkiye’de coronavirüs salgını ile mücadele için getirilen kısıtlamalar 1 Haziran'dan itibaren gevşetildi. Dükkanlar, mağazalar, işyerleri açıldı. Çalışanlar işbaşı yaptı. Hafta sonunda aralarında İstanbul, Ankara ve İzmir’in de bulunduğu 14 büyükşehir ile Zonguldak’ta uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması sona ermesinin ardından bu kentlerde de hayat kontrollü olarak normale döndü.

Sürecin başından bu yana idari izinde bulunan veya esnek çalışma sistemindeki kamu personeli de bugünden normal mesaiye başladı. Sokağa çıkma yasağının sona ermesi ve normalleşme sürecinin başlamasıyla birlikte büyükşehirlerde trafik yoğunluğu yeniden başladı.

Gençlere uygulanan sokağa çıkma yasağı uygulamasında, yaş sınırı 20'den 18'e indirildi. 18 yaş altı için sokağa çıkma yasağı devam ediyor. Ayrıca işletme sahibi 65 yaş ve üzerindekiler de sokağa çıkabilecek. 65 yaş ve üzerindekilere yönelik sokağa çıkma kısıtlaması ise henüz kaldırılmadı. “Evde kal” denilen 65 yaş üstünün şikayetleri ise artıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan gevşetme kararlarına göre, salgın nedeniyle kısıtlama getirilen şehirlerarası seyahat kısıtlaması kaldırıldı. Salgın nedeniyle ara verilen havayolu seferleri de bugün başladı. Seyahat edebilmek için Hayat Eve Sığar (HES) kodu alınması gerekiyor. Alınan bu tek seferlik kod sayesinde, insanların nereye gideceği, kimlerle yolculuk yapacağı kayıt altına alınacak ve birisinde hastalık tespit edildiği takdirde, birlikte seyahat eden kişilerin durumu da kontrol altına alınmaya çalışılacak.

Çocuklarda depresyon riski

Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Akademisi Dergisi'nde (JAACAP) yayımlanan bir çalışmaya göre, Evden çıkma yasakları çocukların zihin sağlığı üzerinde ağır sonuçlar doğurabilir. Araştırmaya göre, kendini yalnız hisseden çocuk ve gençlerin gelecekte depresyon riski ile karşılaşma ihtimali üç kat artabiliyor.

Uzmanlar, salgın döneminde yalnızlıktan etkilenen çocukların bunun etkisini en az 9 yıl boyunca yaşayabileceğini düşünüyor. Daha önce yürütülmüş 60 farklı çalışmanın incelendiği araştırmada bilim insanları, yalnızlığın daha uzun sürdükçe çocuk üzerindeki etkisinin de artacağını belirtiyor.

Araştırmacılar, hükümetlerin Covid-19 önlemleri konusundaki adımlarını bu bağlamda değerlendirerek atmaları uyarısını yapıyor. Çalışmayı yürüten Bath Üniversitesi eğitim görevlisi Dr. Maria Loades, "Analizlerimizde, gençler için yalnızlık ile depresyon arasında sıkı bağların olduğunu gördük. Yalnızlığın etkileri hem kısa vadede hem de uzun vadede kendini gösteriyor. Bu etkinin bazı durumlarda geç sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Yani Covid-19 krizinin çocuklardaki zihin sağlığına olan etkisini anlamamız 10 yıla kadar sürebilir" dedi.

Türkiye'de Covid-19 salgınından Perşembe günü 21 can kaybı daha yaşandı, 988 yeni vaka tespit edildi. 926 hasta iyileşirken, günler sonra ilk kez bu sayı tespit edilen yeni vakanın gerisinde kaldı. 4 Haziran tarihine kadar toplam 4 bin 630 kişi hayatını kaybetti.

Bilim Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 1 Haziran itibarıyla yeni bir sürece girildiğini, bu sürece "normalleşme süreci" denildiğini, dünyada devam eden salgın şartlarından en az etkilenecek Türkiye'de nihai sonuca ulaşılacak yeni bir hayat için planlı adımlarla ilerlediklerini söyledi.

Bakan Koca, 6 Mayıs'ta yaptığı konuşmada salgınla mücadelede birinci dönemin tamamlandığını, ikinci döneme girildiğini ve bu dönemdeki başarının da bazı koşullara bağlı olduğu açıklamalarını hatırlatarak, "Tedbirsiz davranmak, tehdidin ortadan kalktığını varsaymaktır. Tedbir şarttır, çünkü tehdit devam etmektedir." dedi.

Sokağa çıkma kısıtlaması

Bakan Koca, 65 yaş üstü ve 18 yaş altı için sokağa çıkma kısıtlamasının devam edip etmeyeceği ve bu hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması olup olmayacağına ilişkin Bilim Kurulu'nun görüşünün sorulması üzerine sokağa çıkma kısıtlamasının en son 15 ilde gerçekleştiğini hatırlattı.

Fahrettin Koca, "Önümüzdeki dönemde sokağa çıkma ile ilgili hafta sonu ile ilgili şu an genel bir düşünce yok ama illerde vakaların dağılımında bir değişiklik olursa o durumda gerektiğinde illerde bu anlamda her zaman karar almak mümkün olabilir. Bilim Kurulu'nun genelde böyle bir önerisi oldu. Şu an bütün Türkiye'de veya en son uygulandığı şekli ile 'illerde uygulanmaz' şeklinde bir önerisi olmadı, gerektiğinde iller bazında vaka durumuna göre gündeme her zaman gelebilir. Düzenleme önümüzdeki hafta muhtemelen gündeme gelmiş olur, daha net bir karar. Bilim Kurulu'nun önerisi Bakanlar Kurulu'nda gündeme gelmiş olur. O durumda zaten açıklanmış olur. Yani bir düzenleme yapılması gündeme gelmiş oldu, gelecek hafta bu netleşmiş olur."

“KORKUYA TUTSAK EDİLENLER”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Covid 19 salgınının yarattığı korku önce toplumları tutsak etti. Dünyayı kontrol ettiğini sanan süper güçler ile kendilerini süperman sanan o ülkelerin yöneticileri, nano teknolojik boyuttaki bir virüse yenik düştüler. Korkular daha da arttı. Çözüm insanların özgürlüklerini kısıtlayıp evlerde tutsak etmekte bulundu. Bunca teknolojik ilerlemeye rağmen bilim dünyasında henüz kalıcı bir çözüm yok. İnsanlar çaresiz, kendi amigdalaları yoluyla tetiklenen korku ile tutsaklığı kabullenmek zorunda kaldılar. Evlere kapandılar. Hem de çoğu işini, aşını, geleceğini ve hatta umutlarını kaybederek. Yöneticiler, devlet ve toplumun kaynaklarını seferber etmeye yöneldi. Yine de çözüm olmakta çaresiz kaldılar. İnsanlar kendi canına yönelik varlık sorunlarının çözümünü, kişisel korunmada buldu. Umutlar maskeye, hijyene ve sosyal mesafeye bağlandı. Ancak sosyal mesafe ve evde tutsaklık insanları izole etti. İşte bu izolasyon uygarlığı yaratan süreçlerin bir kısmının ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösterdi. Üretim bantları durdu. İletişim ve ulaşım kanalları tıkandı. Ülkeler arasında vızır vızır işleyen uçak seferleri bir anda durdu. Ekonomilerin kan damarlarının tıkanması, iş ve aş kapılarının kapanmasına yol açtı. İşini kaybetmek, yeni bir iş şansı yoksa umutların tükendiği yerdir. İnsanlar için ve toplum için en büyük felaket böylesi durumlardır. Bu durumlarda çözüm bulma sorumluluğu iktidarlardadır.

Bu çözümün yokluğu iktidar şansının yitirilmesine kadar uzanır. İşte bu tür yaşantının sürdürülemez olması, iktidarları “normalleşme sürecine“ itti. Ekonomilerin tıkanan kanallarının açılması için sürecin ikinci evresine girildi. Yaşamın sürdürülebilir olması için, henüz iş kaybı yaşamayanlar işbaşı yaptı. Şimdi asıl sıkıntı işsizlere ve yoksullara çözüm bulmada düğümleniyor. Ekonomi ve toplum varlığını sürdürebilmek için iş başı yaparken; Türkiye’de belli kesimler evlerde tutsak ediliyor. Bunlar 65 yaş üstü ve 18 yaş altı insanlar. Evet, bir tür ayrımcılık. Gerekçesi, onların korunmaya alınması. Aslında bu durum bu kesimlere, “siz kendinizi koruyamazsınız; üst otorite olarak ancak biz sizi koruruz” deniyor. Bu insanlara güvenmemek anlama gelir. Esasen çoğu 80 üstü insanlar ya ailesinin ya da huzur evlerinin korumasında bulunuyor. 18 yaş altı gençlerden ilkokul öncesi olanlar ya evde bakılıyor, ya da kreşlerde bakılıyor. Geri kalan kesimler, aslında kendi sorumluluğunu taşıyabilecek ve kendilerine güvenilmesi gereken insanlar.

Gençlerin salgını atlatma şansının daha yüksek olduğu da söyleniyor; ya da farkına varmadan ayakta atlatabildiği açıklanıyor. Özellikle bu gençlere şimdiden sorumluluk vermeyip evlere tıkarsak, kendi kişiliklerini bulma ve kedi gelişimini engelleyerek karar verme beceri ve yeteneği köreltiliyor. Bunun yanında en büyük kötülük, 65-80 yaş arasına yapılmaktadır. Bu kuşak yaşamda hala bir şekilde aktif bir kesimdir. Ailesinin günlük işlerini gören bir kesim olduğu kadar; yaşam deneyimi ve birikimleri ile hala toplumda etkin görevler yüklenen ve yürüten bir kesimdir. Zira bizim toplumumuzda da yaşam süresi 80 yaşına doğru tırmanmış bulunuyor. Bu kuşak artık ihtiyar sayılmıyor. Üst orta yaş kuşağı oluyor. Bunları evde tutsak etmenin hiçbir haklı gerekçesi yok. Üstelik 3 aydır evde hareketsiz kalmaları, bir takım yeni hastalıklara ve psikolojik sorunlara davetiye çıkarıyor. Yaşam beklentilerinin kısılıyor. Üstelik bir işe yaramadığı imajı ile bu kuşağa adeta hakaret ediliyor. İktidarların görevi, insanı yaşatmaktır; Onları yeni hastalık rotalarına yönlendirmek değil. Aşırı korumacılık, her zaman bünyeye zarar verir.

“EVDE İZOLASYON YENİ HASTALIK SEBEBİ OLABİLİR”

Zeki Hozer (Dr.) –Tıp biliminde geriatri ismi ile anılan bir bölüm var: Genel olarak 65 yaş üzerindeki insanların fizik ve ruh durum özellikleri ile sağlık problemleri ve ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılması için iç hastalıklarının bir yan dalı olarak hizmet vermekte. Amacı ise, sağlıklı yaşlanma ve yaşlının mevcut sağlığının sürdürülebilirliği, hastalıklar mevcut ise tedavisi, mümkün olabilirse de yaşam kalitesini iyileştirmek olarak belirtilebilir. Kesin bir gerçek ise pandemi nedeniyle bu grup vatandaşlara yapılan sosyal kısıtlamaların onların ruh durumlarını bozduğu ve fizik sağlıkları için giderek risk teşkil ettiği.

Görünürde, bu tedbir için gereklilik sadece bu yaş grubunun CoVid19 için hedef kitle olarak kabul edilmesi, ikinci olarak da hastalık prognozunun yine bu yaşta daha kötü seyrettiğinin bilinmesi. Halbuki, enfeksiyon ve salgında en önemli parametre, enfekte, şüpheli ya da taşıyıcı bireylerin en hızlı şekilde tespiti ve toplumdan izolasyonudur. 11 Mart sonrası uygulanan 65 üstü vatandaşlara yönelik sokağa çıkma yasağı, en iyi değerlendirme ile SARS-CoV-2 yayılımını ve bu yaşa özgü mortaliteyi azalttığı düşünülse bile, uzatılan yasaklar artık ruh sağlıkları ve beden fonksiyonları için giderek olumsuz etkilere yol açmakta olduğudur. Evdeki izolasyon nedeni ile kısıtlı gıdaya ulaşım ve sıvı tüketim azlığı kalp yetmezliği başta olmak üzere bir çok hastalığın şiddetini arttırabileceği gibi, egzersiz eksikliği kas zayıflığı ve koordinasyon bozukluğuna, yakınlarından ayrı kalmak da psikolojik duygu durum anormallikleri ve anksiyite neden olmakta, zaten yaşları nedeni ile var olan kronik hastalıkları için zamanında hastaneye gidememenin neden olacağı zamanında ve iyi sağlık hizmeti mahrumiyeti ek sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak, bu kararın tekrar gözden geçirilmesi, teknolojiden de yararlanarak 65 yaş üstü vatandaşlarımızın güvenli bir şekilde sosyal izolasyondan kurtarılması sağlanmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Faiz düşürerek, döviz fiyatını ve enflasyonu düşürme” hedefi tutturulamadı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı; “sebebi ve çareyi” uzmanlara sordu. İşte görüşler…

Türkiye’nin Sarraj hükümetine destek verdiği Libya’da Sirte ve Cufra’ya yönelik operasyon planları nedeniyle bölgedeki tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde, Ulusal Mut...

Türkiye genelindeki neredeyse bütün baroların karşı çıktığı “çoklu baro” düzenlemesinin büyük bölümü gazetemizin baskıya verildiği saatlerde (Cuma / saat 18.00) Türki...

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) coronavirüs salgınının yavaşladığına dair elde bir işaret olmadığını açıkladı. Virüsün hava yolu ile bulaştığı yönündeki çalışmalar son dönem...

“Kendileriyle ilgili” yasa tekliflerin için görüşleri alınmayan Avukatlar yürüyor, İşçi Sendikaları yurdun dört bir yanında basın toplantıları yapıyor. Ama… Barolar Ka...

Çin'de ortaya çıktıktan kısa sürede sonra tüm dünyaya yayılan coronavirüs pandemisinin olumsuz etkileri sürüyor. Bir yandan vaka ve yeni ölümler yaşanırken, diğer yand...

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, GÖZLEM’in Türkiye gündemine ilişkin sorularını yanıtladı. İşte sorularımız ve Sertel’in cevapları…

Yazarlar
Website Security Test