Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“Tencere gaynamıyorsa, siyasetçinin işi bitmiştir”

29.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gözlem, 83 milyonu ilgilendiren hayat pahalılığı konusunu masaya yatırdı. İşte uzmanların görüşleri...

Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu üyesi gazeteci / yazar Serkan Aksüyek, Ege Telgraf gazetesindeki yazısında, “Türk Siyasi tarihinin önemli aktörlerinden biri olan, darbelerle, muhtıralarla karşılaşan, Başbakanlıktan 6 defa gidip 7 defa dönen, o koltukta 10 yıl 5 ay oturan ve ‘baba’ lakabını alan” 9’uncu Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’i anlattıktan sonra, “özetle” şunları yazdı: … Ne mutlu bana ki meslek hayatımda onunla söyleşi yapma şansına sahip oldum. Cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan çok sonra, 2005 yılında görev yaptığım Gözlem Gazetesi’ni ziyaret ettiğinde, onunla yaptığım söyleşide kafamda kurguladığım soruların başında şu vardı: ‘Efendim, bunca deneyim sahibi bir siyasetçi olarak, son elli yılda en yakın rakibiniz olarak kimi gördünüz?’

Demirel bu tür sorularla karşılaştığında, lafı gediğine koymakta pek mahirdi. Yüz hatları bir anda ciddileşti ve saniye duraksamadan, "Siyasetçinin en büyük rakibi tenceredir tencere, genç gardaşım… Mutfaktaki tencere gaynamıyorsa, evin gadını çocuklarının boğazından geçen ekmeğe gatık bulamıyorsa, siyasetçinin işi bitmiştir gardaşım."

Buna karşılık “muhalefet” ne yapıyor; “siyaseten ve üretilen politikanın uygulamalarında 6 defa gidip 7 defa gelen Demirel’in yaptıklarını yapıyor mu, yapabiliyor mu?” İşte cevabı aranan bir soru da bu!

Mutfakta en pahalı yaz

Türkiye, coronavirüs (COVID 19) salgını nedeniyle artan döviz ihtiyacını hafifletmek için ABD başta olmak üzere bir çok ülke ile swap hattı kurma girişimini sürdürürken, sokaktaki sıradan vatandaşın derdi de geçim sıkıntısı. Gıda ürünleri başta olmak üzere geçen yıl bu zamanlar aldığı ürüne ödediği paranın şimdi iki katından fazla ödüyor.

Daralan gelir nedeniyle, iç piyasada tüketim, dayanıklı mallarda dip seviyelere gerileri ve düşmeye de devam ediyor. Tüketicilerin büyük bölümü gıda başta olmak üzere günlük temel harcamalarını, karşılayabilmenin derdinde. Temel gıda ürünlerine gelen zamlar nedeniyle mutfakta adeta yangın var. Covid 19 nedeniyle gıda üretiminde bir düşüş zaten bekleniyordu. Buna bayram öncesinde ani bastıran ve 40 dereceyi bulan çöl sıcakları narenciye başta olmak üzere zeytin, ayçiçeği, patates, mısır, biber, domates ve buğday üretimine büyük zarar verdiği belirtiliyor. Üretimin düşmesi “en pahalı yazı” getirebilir. Nüfusun büyük bölümü ise sosyal yardımlarla geçiniyor.

Covid 19 nedeniyle birçok kişi işini kaybettiği bir gerçek. Bu durum İş Kur önündeki yoğunluktan da anlaşılıyor. TÜİK’e göre ise işsizlik düşüyor ve şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre 1,1 puan azalışla yüzde 13,6 oldu. Söz konusu dönemde işsiz sayısı 502 bin kişi azalarak 4 milyon 228 bin kişi olarak kaydedildi.

Enflasyon ise TÜİK’e göre Nisan ayında TÜFE'de, yüzde 0,85 artış yaşandı. Yıllık enflasyon ise 10,94 olarak gerçekleşti. Enflasyon rakamlarına sadece piyasalar değil, halk arasında da büyük güvensizlik var. Bunun sebebi özellikle gıda fiyatlarındaki rekor artış. Çalışanlar ve emeklilerin büyük bölümü, TÜİK’in, yani devletin maaş zamlarını düşük tutmak için enflasyon oranını gerçekte olandan çok daha düşük açıkladığında ısrar ediyor.

Enflasyon rakamlarının ayrıntısına bakıldığında işçi, memur, emekli, sabit ve dar gelirli için hayatın çok daha pahalı olduğu görülüyor. Bu kesimlerin enflasyonu diyebileceğimiz temel tüketim maddelerinde fiyatlar uçuyor. Emekçilerin ana harcama kalemleri olan gıda, ulaşım, sağlık, eğitim, kira gibi kalemlerde enflasyon oranı oldukça yüksek.

Girişim Araştırma Şirketi, ‘Coronavirüs ve Toplumumuzdaki Etkileri Araştırması Mayıs 2020’ isimli anketin sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. Bin 689 katılımcı ile yapılan araştırmaya göre salgın sebebiyle vatandaşların yüzde 53,1’inin geliri azaldı. Katılımcıların yüzde 62,5’i ise gelecekten kaygılı olduğunu ifade etti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, asgari ücretin önce ekonomik kriz ardından da salgın yüzünden sürekli zamlanan temel gıda maddeleri karşısında uğradığı kaybı rapor halinde CHP yönetimine sundu. Rapor, yılın başında 2 bin 324 lira olarak belirlenen asgari ücretin mayıs ayı başına gelindiğine hangi gıda maddesi karşısında ne düzeyde eridiğini somut verilerle ortaya koydu.

TÜİK verileri ile nisan ve mayısta çarşı pazardan alınan güncel fiyatların kullanıldığı çalışma, özellikle patates, soğan, sarımsak gibi fiyatı 4 ayda olağanüstü artan gıdalar karşısında asgari ücretin adeta buhar olduğunu gösterdi.

Ağbaba’nın raporuna göre, asgari ücret, sürekli zamlanan temel gıda maddeleri karşısında 4 ayda adeta eridi. Bu yılın ocak ayında 1 paket makarna fiyatı 1 lira 75 kuruştu. 2 bin 324 liralık asgari ücret o tarihte bin 328 paket makarnaya karşılık geliyordu. Mayıs başına gelindiğinde asgari ücret aynı kaldı, ancak 1 paket makarnanın fiyatı yüzde 42.8 zamlanarak 2.5 liraya yükseldi. Böylece asgari ücretle alınabilecek makarna miktarı 929 pakete düştü, asgari ücretli 399 paket makarna kaybetti. Hemen her gün ocaklarda makarna pişirilmek zorunda kalındığı dikkate alındığında, bu kayıp asgari ücretlinin bir yıllık makarnasından daha büyük bir kaybı işaret ediyor.

Aynı şekilde asgari ücretli ocak ayına göre yarım ton patates, 109 kilo bulgur, 39 kilo pirinç, 35 kilo nohut, 7 kilo et, 5 kilo peynir, 14 kilo zeytin, 498 yumurta 74 litre süt kaybetti.

Açlık görünüyor

Çalışma sonuçlarını değerlendiren Veli Ağbaba, ekonomi yönetiminin iddialarına karşın, temel gıda maddelerine gelen zamların yoksulluğu işaret ettiğini söyledi. Ağbaba, “Ne yazık ki iktidarın bahsettiği gibi tünelin sonunda ışık değil açlık ve yoksulluk görülmektedir. Özellikle temel besin ve gıda maddelerinde yaşanan artış alım gücünü düşürecek ve yoksulluk oranı salgın sonrasında daha fazla artacaktır. Tünelin ucunda açlık görünüyor” dedi.

Nüfusun yüzde 34’ü sosyal yardım aldı

Koç Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Erdem Yörük'ün DW Türkçe ile paylaştığı verilere göre Türkiye’de nüfusun yüzde 34’ü geçtiğimiz yıl sosyal yardım aldı. Covid 19 salgını ile bu oran daha da arttı. Sadece İstanbul’da yardım alan aile sayısı bir ayda en az yüzde 170 yükseldi. Yörük'ün sağladığı verilere göre, 1980'de sosyal yardımların gayri safi milli hasıladaki (GSMH) oranı yüzde 2,2. Ancak bu oran, özellikle 1995'ten itibaren büyük bir ivme kazanarak 2009 yılında yüzde 13 ile tepe noktasına ulaşıyor, 2016'da ise yüzde 12.5 oluyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın yayınlanan faaliyet raporlarında da Bakanlık aracılığıyla sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısının yıllar içerisinde arttığı belirtiliyor. Bakanlık raporlarında, 2017'de 3,2 milyon hane için 36 milyar TL ve 2018'de 3,5 milyon hane için 43 milyar TL harcandığını belirtiyor. Belediyelerin yaptığı yardımlar, bu kapsamda değerlendirilmiyor. Türkiye İstatistik Kurumuna göre ortalama hane halkı büyüklüğü 3,35 kişi.

“SERMAYE SAHİBİ VE EMEKÇİ BİRLİK OLMALIDIR”

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı) –Çalışma Bakanlığım döneminde, asgari ücret kutsaldır ve bundan vergi alınmamalıdır dedim ve ilk olarak bu durumu çözmüştüm. Batı literatürüne bakıldığında asgari ücretin, insanca yaşamanın karşılığı neye bağlı ise ve zaruri ihtiyaçlar nelerse onlar hesaplanarak belirlenmektedir. Devlet kendi vatandaşına “insanca” yaşamasını sağlayacak bir ücret vermek zorundadır. Ben bu duruma bölgeye, şehre, yaşantıya ve yaşadığı bölgenin ekonomik durumuna bakarak karar vermeyi doğru bulmuştum. İstanbul’da yaşayana kendi ekonomik durumu ve yaşadığı bölgenin durumundan kaynaklı alması gereken asgari ücreti belirlerken aynı şeyi Türkiye’nin tüm illerinde bu şekilde uyguladım ve işçi için en uygun ücret bu şekilde sağlanmış oldu.

İster sermaye sahibi ister emek sahibi olsun önemli olan şey insandır. Devletleri ayakta tutan insandır ve devlet insanı ezdirmeden, kimseye muhtaç etmeden, sosyal devlet anlayışı ile donatmak zorundadır. 1961 Anayasası’nda sosyal hakların verilişi, “ekonominin gelişmesine bağlı” olarak ele alınmıştır. Yani Türkiye ekonomisi gelişecek ki sosyal hakları verebilsin. Bizler de ekonomiyi geliştirmeye mecburuz dedik ve Cumhuriyet Döneminin en büyük kalkınma hamlelerinden birini başlatarak “daha çok üretim” dedik. Ne emek ve emekçi sermaye sahipleri tarafından ezilecek ne de emekçi üretmekten vazgeçecek. Hem sermaye sahibi hem emek sahibi birlikte üretimi ve değeri üretecek.

Gerçek demokrasi savunulan bir ülkede, iktidarın ettiği ağırlık kadar muhalefet de ağırlık arz eder. Çünkü birisi icradadır diğeri de icrayı kontrol altında tutan konumundadır. Gerçek demokrasilerde muhalefet, ikinci dereceden bir grup değildir. Gerçek demokrasilerde, iktidar ne ise muhalefet de odur. İktidar ne kadar takdire şayan ise muhalefet de o kadar takdire şayandır. Fakat bu durumu yapabilen Avrupa ülkelerine bakıldığında parlak bir ekonomi ve parlak bir eğitim şeklinin uygulanmasının zaruri olduğunu görüyoruz. Demokrasi kültürünü özümsemiş toplumlar, muhalefetinin de iktidara getirdiklerinin de ezilmesine sessiz kalmazlar.

“BİR FAKİRLİK KISIR DÖNGÜSÜ İÇİNDEYİZ”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) –Bir ekonomide, fert başına GSYH daralma, gelir azalmasına neden olur. Türkiye de halkın yüzde 80’ i gelirinin tamamını geçinmek için harcıyor. Geliri düşenler ya borçlanır veya varsa servetinden kullanır. Tasarruf edenlerin de geliri azaldığı için tasarruf oranı düşer. Sonunda zorunlu olarak toplumun tüketim eğilimi ve toplam talep düşer ve ekonomide daralma devam eder. Daralma daha çok yoksulluk doğurur. Böylece yoksulluk kısır döngüsü başlar. Corona krizi bu tabloyu daha da ağırlaştıracaktır. Hayat pahalılığı her geçen gün dargelirliyi daha fazla etkiliyor.

Türkiye maalesef yeniden 2007 den beri, 12 senedir orta gelir tuzağındadır. Fert Başına gelir dolar olarak 2007 yılında 9656 dolardı. 2019 yılında 9127 dolardır. Bir fakirlik kısır döngüsü içindeyiz. Orta gelir tuzağı gelir artışı olmadığı için aynı zamanda yeni yatırımlar için de handikaptır. Sonuç işsizliktir. Bu günümüz ve yarınımız için yoksullaşma sürecini durdurmak zorundayız.

Türkiye, dinamik insanı, stratejik konumu, doğası ve imkanları ile orta gelir tuzağını ve fakirlik kısır döngüsünü hak etmiyor. 20-30 sene önce olsaydı, bu döngüden kurtulmak için yalnızca iktisat politikaları önerebilirdim. Bu gün ise önce bu politikaların altyapısı "güven" sorunu öncelik kazanmıştır. Halkın yargıya olan güveni azalmıştır. Halen batı içinde yer almamıza rağmen insan hakları ve siyasi özgürlükler açısından "özgür olmayan ülke" statüsüne geriledik. Demokrasi olmadan toplum huzuru olmadan, istikrar önlemleri dikiş tutmaz.

“YOKSULLUKTA GİFFEN PARADOKSU”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Ekonominin temel yasalarına göre, gelir arttıkça normal mallara olan talep artar. Örneğin geliri artan daha çok et tüketebilir. Bunun bir istisnası düşük mallardır. Gelir artarken düşük mallara olan talep azalır; zenginleştikçe daha az ekmek ve makarna talep edilir. Oysa yoksullukta düşük malların fiyatı artsa bile, bu mallara olan talep artmaya devam eder. Literatürde bu durum Giffen Paradoksu olarak bilinir. Yoksul İrlanda’nın 1845-1850 yıllarında eti ve sütü İngiltere’ye satılmakta ve kendi yoksul halkı patates yiyerek geçimini sürdürmektedir. Patatese musallat olan mantar nedeniyle üretim düşer, patates pahalanır. Ancak diğer ürünlere gücü yetmeyen yoksullar, yine patates talep etmeye devam ederler. Bu süreçte milyonlarca insan açlıktan ölür ve bir o kadarı da ABD’ye göç eder. Bu durumu istatistikçi SirGiffen tespit eder; A. Marshall, bu olguyu Giffen Paradoksu olarak adlandırır.

Türkiye’de yoksulların durumu hızla bu paradoksa benzer biçimde evriliyor. Zira İktidarın yanlış politika tercihleri yüzünden, ekonomimiz ciddi bir dış açık; döviz ve bütçe açıkları ile sıkışmış; merkez bankası kaynakları erimiş bulunuyor. Sıcak para olarak döviz bulma konusunda ana kaynak olan Batı ülkeleri Swap konusunda yardımcı olmaya hazır gözükmüyor.

Bir Alman gazetesi Katar ve Çin’i işaret ediyor. Resmi rakamlara göre, geçen yıl yüzde 25 dolayında ve bu yıl yüzde 11 dolayında devam eden yüksek enflasyona; yüksek işsizlik oranları eşlik ediyor. Bunlar üzerine binen COVİD-19 sürecinin getirdiği yükler hep birlikte karabasan gibi toplumun üzerine çöktü. Özellikle toplumun alt kesimleri olan, işsizler, işini salgın nedeniyle kaybedenler, çok düşük sosyal yardımlarla geçinmeye çalışanlar, kısmi çalışma ile düşük ücret alanlar ve emekliler bu sürecin yoksulları. Çoğunun gelir düzeyi varlığını sürdürmeye bile yetecek düzeyde değil. Bu nedenle Bütçeden ayrılan sosyal yardımlar hızla artıyor. Koç Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre nüfusun yüzde 34’ü geçen yıl sosyal yardım almış. Salgın nedeniyle bu rakamın çok daha yükseklere taşınması kaçınılmaz gözüküyor. Yüzde 50’yi yakalama olasılığı hesaba katılmalı.

Sosyal yardımların GSMH içindeki payı, 1980 yılında yüzde 2,2 iken; 2009’da yüzde 13’e ve 2016 yılında bunun yarım puan altında oranlara ulaşıyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verileri, 2017 yılında 3,2 milyon hane için 36 milyar TL; 2018 yılında 3,5 milyon hane için 43 milyar TL harcandığını gösteriyor. Belediyelerin yaptığı sosyal yardımlar bu verilerin dışında kalıyor. Şimdi bütün bu verilere COVİD-19 nedeniyle eklenen iş ve gelir kayıplarını eklediğimizde toplumun çok büyük bir kesiminin yoksul ve yoksun olduğu gerçeği ile yüz yüze kalıyoruz. Bu zayıf durumdaki ekonominin bu yükü kaldırması mümkün değildir. Bu nedenle İktidar, özellikle KOBİ sorunlarını, Banka sistemi üzerinden çözümleme yolunu gösteriyor. Zira ay be ay açık veren merkezi bütçede kaynak bulunmuyor. Merkez Bankasının para basmak dışında seçeneği kalmazken; bu yolun sonu artan enflasyon olurken, sonuçta yükler yine yoksul kesimin üzerine, artarak sosyal yardımlara muhtaçlık olarak yansıyacaktır. Böylece yoksulluk hem yatay olarak hızla yayılmakta ve daha çok kişi yoksul duruma düşmekte; hem de yoksulluk bu kesimlerde daha da derinleşmektedir.

Zira yoksulun tükettiği temel malların pazara yansıyan fiyatları, resmi istatistiklerden çok farklıdır. Çoğu üründe fiyatlar ikiye katlanmış gözüküyor. Bu durumun nedenleri hem enflasyondan, hem COVİD-19 sürecinin yol açtığı lojistik hizmetlerindeki aksama ve kısıtlamalardan, hem de ramazan ayında karşılaşılan çalışma kısıtlarından kaynaklanıyor. Bazı temel tarım ürünleri, patatesten soğana ve diğerlerine kadar tüketiciye ve yeterli ulaşmıyor. Ulaşım da çok pahalı. Bütün bu kısıtlar, nedeniyle yoksullar bu fiyat artışlarına rağmen piyasadaki fiyatı düşük olan “düşük malları” yüksek fiyattan almak zorunda kalıyor. Zira daha pahalı ürünleri talep etmeye gücü hiçten yetmiyor. Yani Giffen Paradoksu burada işlerlik kazanıyor. Ekonomide yaşanan bu durum büyük ölçüde, ekonomide uzun dönemli sanayisizleşme; yanlış özelleştirme stratejileri ile sadece ticaret ve verimsiz yatırımları merkeze alan stratejik hataların bir sonucudur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Faiz düşürerek, döviz fiyatını ve enflasyonu düşürme” hedefi tutturulamadı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı; “sebebi ve çareyi” uzmanlara sordu. İşte görüşler…

Türkiye’nin Sarraj hükümetine destek verdiği Libya’da Sirte ve Cufra’ya yönelik operasyon planları nedeniyle bölgedeki tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde, Ulusal Mut...

Türkiye genelindeki neredeyse bütün baroların karşı çıktığı “çoklu baro” düzenlemesinin büyük bölümü gazetemizin baskıya verildiği saatlerde (Cuma / saat 18.00) Türki...

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) coronavirüs salgınının yavaşladığına dair elde bir işaret olmadığını açıkladı. Virüsün hava yolu ile bulaştığı yönündeki çalışmalar son dönem...

“Kendileriyle ilgili” yasa tekliflerin için görüşleri alınmayan Avukatlar yürüyor, İşçi Sendikaları yurdun dört bir yanında basın toplantıları yapıyor. Ama… Barolar Ka...

Çin'de ortaya çıktıktan kısa sürede sonra tüm dünyaya yayılan coronavirüs pandemisinin olumsuz etkileri sürüyor. Bir yandan vaka ve yeni ölümler yaşanırken, diğer yand...

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, GÖZLEM’in Türkiye gündemine ilişkin sorularını yanıtladı. İşte sorularımız ve Sertel’in cevapları…

Yazarlar
Website Security Test