Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Tümamiral Cihat Yaycı’nın istifasının perde arkası…

22.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yayın kurulu üyemiz Emekli Albay Soner Aydın, “TSK içinde yankısı büyük olan olayın karanlıkta kalan noktalarını” GÖZLEM okuyucuları için yazdı.

Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “Genelkurmay Başkanı emrine” atandı. Görevi kabul etmeyen Yaycı, istifa etti, ama tartışmaları bitmedi.

15 Temmuz Darbesi sonrasında en gözde amiral ve generaller arasında bulunan Tümamiral Yaycı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda “FETÖ mücadelesinin öncüsü” ve Türkiye’nin değişen Doğu Akdeniz stratejisinin mimarı olarak gösteriliyordu.

Yaycı, kamuoyunda Türkiye’nin Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Libya’da Trablus'taki Feyyaz Sarraj hükümetiyle imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması’nın da hazırlayıcılarından biri olarak biliniyordu.

Erdoğan, referans göstermişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 22 Aralık 2019’da Gölcük Tersanesi’nde Piri Reis denizaltısının denize indirme töreninde yaptığı konuşmada kendisinin bu süreçteki rolünün altını çizmişti: “Halen Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın Kurmay Başkanlığını yürüten Tümamiral Cihat Yaycı'nın bu konuda hazırladığı raporlar, haritalar, yazdığı makaleler ve kitaplar ortadadır. Dönemin Libya Devlet Başkanı Kaddafi ile bu meseleyi harita üzerinde konuşmuş, kendisiyle anlayış birliğine varmıştık. Ülkemizin Libya'ya bakan kara bölümü ile Libya'nın ülkemize bakan kara bölümü arasındaki deniz yetki alanı çakışması uluslararası mevzuata ve uygulamalara göre bize bu hakkı veriyor. Bölgedeki karışıklıklar sebebiyle mutabakat metninin hukuki zemine taşınması biraz gecikti.”

Son 3 yılda 3 önemli komutan…

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin bastırılmasında rol oynayan Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, Fırat Kalkanı Harekatı’nı yönettikten sonra 2017 yılında pasif bir görev olan Çanakkale’deki 2. Kolordu Komutanlığı’na atanmıştı. Bir yıl sonra Zeytindalı Harekatı’nı yöneten 2. Ordu Komutanı İsmail Metin Temel yine pasif bir görev olan Genelkurmay Denetim ve Değerlendirme Başkanlığı’nda görevlendirilmişti.

En son olarak da geçtiğimiz yıl terfi alması beklenmesine rağmen bu beklenti gerçekleşmeyen Tümamiral Cihat Yaycı, Genelkurmay Başkanlığı emrine atandı. Yaylacı, istifa etti.

Bu gelişme, Tümamiral Yaycı’nın “bir ihale yüzünden” görevden alındı iddialarını da beraberinde getirdi. Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan iddia ile ilgili haber şöyle: Yaycı’nın görevinden alınmasının ardından Emekli Albay Ahmet Zeki Üçok’un yazdığına göre Deniz Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı’nın sorumluluğunda olan ihale sürecinde şartnameye uygun olmadığı belirlenen malzemelerin alınmaması için Yaycı, Lojistik Başkanlığı’na talimat verdi. Bunun üzerine ihaleyi alan şirketin Milli Savunma Bakanlığı’na bir mektup yazarak şikâyette bulunmasının ardından açılan soruşturmada MSB Teftiş Kurulu, soruşturma süresince Tümamiral Yaycı ve komisyon üyelerinin görevlerinden uzaklaştırılmalarını istedi. İhale ve malzemelerin teslimi ile ilgisi olmamasına karşın Yaycı hakkında Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler soruşturma izni verdi ve dosya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Gelişmelerin ardından Yaycı’nın görevinden alınması kararı çıktı.

“BU DÖNEM TARİHİMİZE “KOMPLOLAR DÖNEMİ” OLARAK GEÇEBİLİR”

Soner Aydın (Emekli Albay) –Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı’nın Genel Kurmay Başkanlığı emrine atanmasıyla, olayı yorumlayanların büyük bölümü kendisine haksızlık yapıldığı kanaatini dile getirmiştir. Bu kanaati destekleyen faktörler; Deniz Kuvvetleri içindeki FETÖ’cü yapılanmayı ortaya çıkardığı söylenen ve Fetömetre olarak adlandırılan bir analiz yöntemini uygulamaya koyması ve bu nedenle FETÖ’nün hedefinde olması, Mavi Vatan Projesinin ve Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatının mimarı olarak tanıtılmasıdır. Atamanın zamanlaması ve yöntemi ile gerekçesinin “ihaleye fesat karıştırmak iddiası” olduğu da bu kanaatleri desteklemektedir.

Öyle ki; bugüne kadar Cumhurbaşkanı’nın her kararını sorgulamadan hararetle savunanlar bile haksızlık yapıldığını söylemektedir. Amiral Yaycı’nın istifasını açıklaması üzerine bazıları daha da ileri giderek böyle bir dehanın harcanmaması, devlet hizmetinde yararlanılması gerektiğini tavsiye etmektedirler. Amiral Yaycı da (kendisine “kardeşim” diye hitap eden) eski bir AKP milletvekiliyle görüşmesinde; "İstifam asla Cumhurbaşkanımıza tepki değildir. Ona olan sadakatim ömrüm boyunca devam edecektir" diyerek ve istifa dilekçesinde; “bir sivil olarak verilecek her göreve hazır” olduğunu ifade ederek yeni bir görev beklediği algısı yaratmıştır. Kendisini tanıyanlar; görevdeyken de kişisel yükselme hırsı olduğundan, Cumhurbaşkanıyla emir komuta zinciri dışında randevusuz görüştüğünden ve basınla çok fazla irtibatlı olduğundan, arkasına bu destekleri alarak önünü açmaya çalıştığından, Milli Savunma Bakanı’nın ve TSK Komuta kademesinin bu tavrı onaylamadıklarından söz etmektedirler. Son olarak AKP Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Şamil Tayyar; istifaya üzüldüğünü, Cumhurbaşkanı’nın konuya el atacağına inandığını söyleyerek Amiral Yaycı’ya yeni ve etkili bir görev verilebileceği algısını güçlendirmiştir.

Atamayı eleştiren her kesimden yorumcular; Amiral Yaycı’ya kumpas kurulduğunu, bunun bir FETÖ operasyonu olduğunu, görevden alınması ve istifa etmesinin Yunanistan ve FETÖ tarafından memnuniyetle karşılandığını söylemektedir. Ben böyle stratejik bir konuda Yunanistan’ın konuya intikam duygusuyla baktığını düşünmüyorum. Strateji, taktiğe yön veren bir kavramdır. Bence konuyu intikam üzerinden tartışmak stratejik aklı hafife almak demektir.

Şöyle ki;

MSB Eski Genel Sekreteri E.Kur. Albay Ümit Yalım; Mavi Vatan projesi ve Libya mutabakatı ile kıta sahanlığımızın binlerce kilometrekaresini kaybettiğimizi, Ege’de ülkemize ait adaların Yunanistan tarafından işgaline göz yumulduğunu, Amiral Yaycı’nın 2019 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nde düzenlenen Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu’nda kendisine sorulması üzerine; “Yunanistan tarafından işgal edilen ada olmadığını” iddia ettiğini, Ege’de egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmeyen, sadece kullanma hakkı verilen adaların da Yunan adaları olarak gösterildiğini belgeleriyle ortaya koymakta, nedense bu iddialara tatmin edici bir yanıt alamamaktadır. Ümit Yalım, konu bu seviyeye getirilmişken mimarının saf dışı bırakılmayacağı, bir başka göreve getirileceği fikrine sahiptir. İddia edildiği gibi değil bu açıdan bakıldığında Yunanistan’ın memnuniyet duyması normaldir.

Fetömetre’nin Amiral Yaycı’nın dehasını ortaya koyan mükemmel bir analiz yöntemi olduğu söylenmektedir. Ama her nedense sadece Deniz Kuvvetlerimizle sınırlı tutulmuş, ülke çapında bütün kurum ve kuruluşlara ve siyasi kadrolara uygulanmamıştır. FETÖ bu nedenle amirali hedef almaktan nasıl bir yarar sağlamıştır? Deniz Kuvvetlerindeki örgütlenmesinin intikamını mı almıştır, yoksa bu analiz yönteminin yaygınlaşmasından mı korkmuştur?

Ülkemizde son yıllarda siyasette ve bürokraside başı sıkışan herkes maruz kaldığı olayda ya FETÖ’nün ya da PKK’nın rolü olduğunu iddia ederek toplumu ikna etmeye ve kendisini kurtarmaya çalışmakta, bunu yaparken Cumhurbaşkanı’na sadakatini ve bağlılığını vurgulamayı da ihmal etmemektedir. Bu durumda, Amiral Yaycı eğer bir komplonun mağduruysa, hakkında işlem yapan herkes sorumlu olacaktır. Eğer işlem yapanlar haklıysa bu sefer Amiral ve O’nu savunanlar, işlem yapanlara karşı bir başka komplonun sorumluları durumuna düşeceklerdir. Bu durumda iki taraftan da birilerinin Cumhurbaşkanı’nı aldatma gayreti içinde olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır. Yani durum daha da karışacak, daha geniş bir tasfiyenin yolu açılacaktır. Bu arada ülkemizin huzur ve güvenliğini, birlik ve beraberliğini hedef alan terör örgütlerinin bunca mücadeleye rağmen hala ne kadar güçlü oldukları, devletimizin mücadelede başarılı olamadığı algısı yerleşecektir. Tam da bu noktada “kuruluş ilkelerimize bağlılık”, “hukukun üstünlüğü” ve “hukuk devleti” kavramlarına olan ihtiyaç kendisini göstermektedir. Bunlar sağlanamazsa bu dönem, tarihimize; “komplolar dönemi” olarak geçecektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, 83 milyonu ilgilendiren hayat pahalılığı konusunu masaya yatırdı. İşte uzmanların görüşleri...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 21 Mayıs’ta politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8,75’ten yüzde 8,25’e indirdi. Böylece TCMB son...

Ekonominin dar boğazdan geçtiği, siyasette AKP'den kopan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi isimlerin daha görünür olduğu, MHP lideri Devlet Bahçeli ve arkadaşlarının...

Salgından en çok etkilenen kesimin şehir varoşlarında yaşayanlar, gecekondu mahallelerinde oturanlar ve Suriyeli göçmenler olduğu görülüyor. GÖZLEM konuyu masaya yatır...

“Son yıllarda izlenen “her sorunun zaman içinde kendiliğinden çözüleceği” şeklinde özetlenen zamana yayma politikaları istisnai koşullarda bazen sonuç verebilir ancak ...

Olumlu tablonun kahramanlarından olan sağlık çalışanlarına yapılan “mali destekte ortaya çıkan adaletsiz tablo” tepkilere yok açtı. GÖZLEM uzmanlara sordu. Görüşler “t...

Bir taraf “Dünyada en iyiyiz”, öteki taraf “Gerçekler saklanıyor, gidiş olumsuz” algısı yaratmak için yarışıyor. Asıl soru; “Gerçek hangisi?”

Yazarlar
Website Security Test