Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

"Şiddet, tehdit dolu listeler ile sokağa mı indirilmek isteniyor?"

15.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye’de muhalif siyasetçiler ve gazeteciler, “mafya babaları, sivil milis heveslileri, partili gençlik grupları ve parti yöneticilerinin tehditlerine maruz kalırken “yargı mekanizması” gerektiği şekilde işlemiyor. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte haberi ve görüşler...

MEHMET KOCABIYIK

Sevda Noyan; “Bizim aile 50 kişiyi götürür. Bu konuda çok donanımlıyız. Bizim sitede 3-5 kişi var.”

Fatih Tezcan; “Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin? Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden?”

Kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü; “Rüyasını gördüm darbe iddiaları gerçek. 2 bin tane selefi dernek silahlanıyor.”

Bu üç açıklama hafta içinde yapıldı ve sosyal medyada büyük tepki çekti. Ünlü’nün “darbe rüyası”ndan sonra eski makyöz Sevda Noyan ve Fatih Tezcan da ölüm listelerini açıklayarak insanları tehdit ettiler. Vatandaş soruyor; “Muhalifleri hemen soruşturan yargı, bazı isimlere neden dokunmuyor?”

Görüntülü mesajında bütün muhalifleri eşleri ve çocuklarını öldürmekle tehdit eden Tezcan hakkında soruşturma başlatılsa da açıklamalarını göz ardı etmemek gerekiyor. Zira daha önce bizzat İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da “Biz 15 Temmuz’da asıl istediklerimizi yapamadık. Darbeye karşı güçlü bir şekilde bilendik. Bu kez darbeye teşebbüs edenleri kimse kurtaramaz” demişti.

Bir diğer tartışma ise Haber 7 yazarı Esra Elönü’nün Ülke TV’de sunduğu Arafta Sorular Programı’nda yaşandı. Programa konuk olan Sevda Noyan, son dönemde gündeme gelen darbe tartışmalarının ardından, sözü 15 Temmuz darbe girişimine getirerek “15 Temmuz kursağımızda kaldı” dedi ve devam etti: “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk… Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın; bizim aile 50 kişiyi götürür. Bu konuda çok donanımlıyız maddi ve manevi olarak. Liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ 3-5 var, benim listem hazır.”

“Darbe iddiaları gerçek”

Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü, konuk olduğu bir programda, darbe tartışmalarına değindi. “Rüyasını gördüm darbe iddiaları gerçek” diyen Cübbeli, selefi derneklere dikkat çekecek, 15 Temmuz öncesinde de silahlanma karşısında uyardığını, "Silahlanma işine dikkat edilsin. 2 bin tane selefi dernek silahlanıyor. " dedi.

Türkiye günlerdir benzer konular tartışıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı “linç teşebbüsü” ile başlatılan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’ tehditler ve muhalif gazetecilere saldırılarla devam eden “şiddet ve tehdit” dizisine, son haftalarda sosyal medyaya ve TV ekranlarına kadar uzanan “kişisel” tehditler de eklendi.

Ekrem İmamoğlu’na yapılan “ölüm tehdidine benzer tehditler” daha sonra “ölüm listeleri hazırladık” açıklamalarına kadar vardırıldı. “Kavanoz dolusu kurşun” görüntülü tiwitlere ekranlarda açık açık “listeli ölüm tehditleri” eklendi. Grup Yorumun açlık grevinden ölen üyesinin memleketi Kayseri’de toprağa verilmesine karşı çıkan gruplar “Mezardan çıkarır, yakarız” tehditleriyle sokağa döküldü.

Partilere, gazetecilere, sivil toplum ve meslek kuruluşlarına, vatandaşlara “eylemli ve listeli tehditler” giderek yayılıyor. Cevabı aranan soru; “Sonu nereye varacak?

”Gazeteci, siyasetçi ya da sıradan bir sosyal medya kullanıcısının sosyal medyada paylaştığı mesajları bile dikkatle takip ederek, soruşturmaya, bazen operasyona dönüştüren” savcılıklar yazar Sevda Noyan’ın ve Cübbeli’nin sözlerine kayıtsız kaldı. Tezcan hakkında ise soruşturma başlatıldı. Hukukçular, Noyan’la ilgili olarak, savcılıkların resen harekete geçmemesinin yargıya olan güveni zedelediğini belirterek, “Açık şiddet çağrısı söz konusu. Yakın ve somut tehlike şartı gerçekleşmesine rağmen harekete geçilmiyor” dediler.

CHP’li gençlerden suç duyurusu

“Biz yardım listesi yapıyoruz bunlar ölüm listesi yapıyor.” açıklaması yapan CHP Kocaeli İl Gençlik Kolları, Ülke TV'de katıldığı programdaki ifadeleri ile tepki çeken Sevda Noyan hakkında suç duyurusunda bulundu.

CHP’li Vekil Mahmut Tanal, Sevda Noyan’ın ölüm listesi açıkladığı Arafta Sorular programının sunucusu Esra Elönü ve Ülke TV’yi Basın Konseyi’ne şikayet etti. Ülke TV ve Kanal 7 Medya Grubu’ndan yapılan açıklamada, Noyan'ın sözlerini tasvip edilmediklerini, "Kamuoyundan özür dileriz" denildi. Programın sunucusu Esra Elönü ise, “Hatalıyım, özür dilerim” dediyse de; programda Noyan’a, “Ayak az kalır bence, 4 ayaklarını denk alsınlar” sözleriyle destek vermişti.

Basın Konseyi ise yaptığı bir açıklama ile Radyo Televizyon Üst Kurulu’nu söz konusu program ve Ülke TV hakkında göreve davet etti.

“SAVCILAR, ‘CUMHURİYET’İ VE VATANDAŞLARINI KORUMAK ZORUNDADIR”

Metin Öney (Eski Milletvekili) -Konuya Hukuki açıdan bakıldığında çok ciddi bir durumla karşı karşıya olduğumuz apaçık ortadadır. Çünkü hiç kimse "kanun yerine geçerek, kendi hakkını kendi eliyle alamaz" böyle bir beyanda da bulunamaz. Buna hukuki deyimle "ihkakı hak" deniyor ki, kendinde gördüğü hakkın, bizzat kendi eliyle almaya kalkışmasıdır. Hukuk buna asla izin vermez. Çünkü Hukuk Devletin de hakları da cezaları da tayin ve tespit verme yetkisi tamamen yargının yetkisi içindedir. Aksine bir hal "Hukuk Devleti" değil çok yaygın bir deyimle "orman kanunu" yürürlükte demektir ki bunu düşünmek bile mümkün değildir.

Bahse konu olaylar da ise aynen ifade etmeye çalıştığımız gibi adeta ve teşbihte hata olmazsa "orman kanunu" yürürlüktedir. Çünkü alenen ve yayın organları vasıtasıyla kişiler pek çok suçu birden işlemektedirler.

Bilindiği gibi sadece ve sadece savcıların unvanlarının başında ilave olarak "Cumhuriyet" kelimesi bulunmaktadır. Mesela "Cumhuriyet Öğretmeni" veya "Cumhuriyet Doktoru" denmemektedir. Elbette saydığım meslek mensupları da "Cumhuriyet" kavramı içinde düşünülmelidir.

Niçin Savcılara ilave böyle bir unvan verilmiştir? Çünkü Savcılar bir taraftan "müesses nizamı" yani "Cumhuriyeti" korumak ve kollamakla görevli oldukları gibi; Cumhuriyetin vatandaşlarını da korumak ve kollamakla görevlidirler. Anayasaya göre "demokratik rejimin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partileri ve mensuplarını" da hukuksuzluğa karşı korumakla görevlidirler.

Konunun siyasi boyutuna gelince sorulacak soru şudur: Ne hale geldik ve bu hale nasıl geldik?

Yani TV’lerden veya diğer araçlarla insanlar biri birini ve bilhassa siyasal partileri ve onun her kademedeki yönetici veya taraftarlarını nasıl bu şekilde "tehdit" dâhil pek çok suçu bir arada işleyerek bazen eyleme de geçerek davranış sergileyebilmektedirler? Ve hatta kim veya kimler getirdi? Bu cesareti kimden veya kimlerden almaktadırlar?

Siyaset toplumu ve devleti daha iyiye ve daha ileriye nasıl götürülür düşüncesi ile yapılır. Yani siyaset topluma mutluluk verme aracı olarak kullanılmalıdır. Aksine davranışları siyaset kavramı içinde düşünmek mümkün değildir.

Geçmişle mukayesesini incelediğimizde ise, şüphesiz her yurttaşın partili olmak hakkı vardır. Partisini sever, yardım eder, destekler ve kazanmasını ister. Geçmişte bütün bunlar olmuştur ve olacaktır. Yasalar çerçevesinde bunların yapılması normaldir. Normal olmayan işin "suç boyutlarına" ulaşmasıdır. Geçmiş siyasi hayatımız da toplumsal olaylar olmuştur, ancak bahse konu olayların benzeri olmamıştır veya ben hatırlamıyorum.

Yani kısaca TV’lere çıkarak veya sosyal medya kullanılarak belirtmeye çalıştığım "suçlar" işlenmemiştir. Hem hukuki hem siyasi açıdan ve geçmişle mukayese edildiğinde toplum olarak "nereden nereye geldik" sorusunun cevabının verilmesi ve bir an önce “Hukuk Devleti Kuralları” içinde gereğinin yapılması şarttır.

“SİYASETİN DİLİ VE İKLİMİ DEĞİŞMELİDİR”

Mehmet Şakir ÖRS (Gazeteci / Yazar) –Önceleri muhalefetin önde gelen isimlerine ve düşünce insanlarına yönelik olarak gündeme gelen saldırılar, tehditler; artık dozunu artırarak ve hedefini genişleterek, farklı düşünen sıradan yurttaşlarımıza kadar uzandı. Bütün bu olup biteni gördükçe, ister istemez derinden üzülüyor ve ‘ülkemiz nereye gidiyor?’ diye sormadan edemiyoruz.

Son olarak, bir televizyon kanalında, ölüm listeleri yaparak aynı sitede oturan komşularını tehdit etmeye kadar işi vardıran meczupça yaklaşımlar, sosyal medyada artan saldırılar; adalet alanındaki çifte standardı ve onları cesaretlendiren tutum ve davranışları da gözler önüne seriyor. Elbette, bu tehditleri yapanlar kadar, tehditlerin nerede ve nasıl yapıldığı da önemlidir. Bunlar, bu cesareti nereden almakta ve bu gücü nereden bulmaktadırlar? Bütün bu konular, kamuoyunun vicdanında çok yönlü sorgulanmalıdır ve gördüğümüz kadarıyla sorgulanmaktadır.

Başta savcılar olmak üzere, tüm ilgilileri ve yetkilileri, bu konuda göreve çağırmak; yapılanlar karşısında adil olmalarını beklemek, adalet ilkelerine ve kurallarına uygun davranmalarını istemek elbette önemlidir. Ancak, yine de bütün bunların yeterli olmadığını düşünüyoruz.

Asıl mesele, siyasetin zehirli dilindedir, karanlık ve kasvetli atmosferindedir, iklimindedir. Kısa erimli siyasal çıkarlar ve beklentiler için; insanların kutuplaştırılmasında, ötekileştirilmesinde ve birbirine düşman edilmesindedir. Biz bütün bu yaşanan olumsuzlukların temelinde; o olumsuzlukları var eden, besleyen ve büyüten, böylesi sakat bir anlayışın ve siyasi ortamın olduğunu düşünüyoruz. Burada da temel sorumluluk ve öncelikli görev, yönetim sorumluluğu taşıyanlara düşmektedir.

Vatandaşı birbirine düşman eden siyasal söylemlerden, nefret dilinden, öncelikle vazgeçilmelidir. Siyasete demokratik içerikli bir söylem, barışçı bir dil ve uzlaşı temelli bir siyaset kültürü egemen olmalıdır. Yönetim sorumluluğu taşıyanlar, herkese hizmet etmek zorunda olduklarının bilinci ile hareket etmeli ve tüm vatandaşları kucaklamalıdır. Sorumlu ve yetkili görevlerde bulunanlar, herkese eşit davranmalıdır. Siyaset alanı, barışçı bir üsluba ve demokratik bir iklime kavuşmalıdır.

Hani o çok sevdiğimiz ‘Gülümse’ şarkısının, şair Kemal Burkay’a ait şiirinin dizelerinde ne diyordu? “Belki şehre bir film gelir / Bir güzel orman olur yazılarda / İklim değişir, Akdeniz olur / Gülümse…” Bizim halkımızın da gerçekten gülümsemesi ve iklimin değişip ‘Akdeniz’ olması için; herhalde ülkemize tam anlamıyla çağdaş bir demokrasinin gelmesi gerekiyor.

Ülkemizde egemen olan siyaset dilinin ve ikliminin değişmesinde; halkımızın tüm kurum ve kurallarıyla yerleşmiş özgürlükçü bir demokrasi ile buluşmasında; sonsuz yararlar var.

“SENİN MAĞDURUN; BENİM MAĞDURUM!”

Özkan Yücel (İzmir Barosu Başkanı) –Cumhuriyet savcıları idare biriminin bir elemanı olmalarından ötürü bu şekilde hareket ediyorlar. Yargı bağımsızlığına ilişkin yıllardır söylediğimiz gibi, yargı bağımsız olmazsa bu şekilde “senin mağdurun – benim mağdurum” gibi değerlendirmelere gidecek sonuçlar yaratır. Şu anda iktidardan yana söz söyleyenlerin bu söz ne olursa olsun bir soruşturma ya da kovuşturma yaşamadıkları açıktır. Oysa muhalif söz söyleyenler, siyasi iktidarla aynı yönde söz söylemeyenlere tahkikatta bulunuyorlar. Türkiye açık cezaevine dönüyor derken ifade özgürlüğü derken basın özgürlüğü derken kast ettiğimiz tam da budur.

Şu anda karar verebilecek hakim ve savcılarımız da maalesef korkuyorlar. İstenmeyen bir karar bir işlem başlattıklarında bulundukları yerden gönderilmeleri, başka görevlere atanmaları hatta haklarında soruşturma açılması ve meslekten uzaklaştırılmaları gibi sonuçlar meydana geliyor. HSK’nın siyasi iktidardan aldığı talimatla yerine getirilen uygulamalar, hakim ve savcıların üstünde de büyük bir korku imparatorluğu yaratmış durumda. Bu nedenle de siyasi iktidarın “yandaş”larının söylemleri ne kadar çok nefret ve ayrımcılık içerirse içersin herhangi bir işlem yapmamaya çalışıyorlar.

Bir yandan bu bağımlılığın bir sonucu iken bir yandan da güvencelerinin olmayışının bir sonucudur. Kimse bulunduğu yerden, verdiği karar sonrası başına geleceklerden emin değil. Türkiye ve yurttaşlar için asıl problem budur. Çok sayıda hak ihlaline, şiddet vakasına dönüşebilecek birçok söylem ortaya atılıyor ve hiçbir işlem yapılmıyor. Biz savcılardan daha cesur davranmalarını bekliyoruz. Nefret, ayrımcılık içeren tüm söylemler karşısında derhal harekete geçebilmeliler. Herhangi bir şiddet durumu içermeyen açıklamalara bile soruşturma başlatılıyorken, şiddet, nefret ve ayrımcılık içeren açıklamalara soruşturma başlatılmaması kabul edilemez.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Son yıllarda izlenen “her sorunun zaman içinde kendiliğinden çözüleceği” şeklinde özetlenen zamana yayma politikaları istisnai koşullarda bazen sonuç verebilir ancak ...

Yayın kurulu üyemiz Emekli Albay Soner Aydın, “TSK içinde yankısı büyük olan olayın karanlıkta kalan noktalarını” GÖZLEM okuyucuları için yazdı.

Olumlu tablonun kahramanlarından olan sağlık çalışanlarına yapılan “mali destekte ortaya çıkan adaletsiz tablo” tepkilere yok açtı. GÖZLEM uzmanlara sordu. Görüşler “t...

Bir taraf “Dünyada en iyiyiz”, öteki taraf “Gerçekler saklanıyor, gidiş olumsuz” algısı yaratmak için yarışıyor. Asıl soru; “Gerçek hangisi?”

Türkiye de “normalleşme sürecine giren” ülkeler arasında. Ama tedbirler sürüyor. “2 gün yasaklı + 2 gün kısıtlamalı” bir hafta sonu + hafta başı yaşayacağız.

Diyanet İşleri Başkanı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı “yargı koruması” altına alındı. Gazetecilere, Barolara soruşturma ve “haberleri engelleme” kararları üst ü...

Nisan ayında ihracat yüzde 41 azalırken, sanayinin öncü göstergesi İmalat PMI 14,7 puan düştü. Talepteki daralmaya rağmen tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 0,85, üretici...

Yazarlar
Website Security Test