Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“Yargı baskısı” ile Bürokratlara “dokunulmazlık” mı getiriliyor?

8.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Diyanet İşleri Başkanı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı “yargı koruması” altına alındı. Gazetecilere, Barolara soruşturma ve “haberleri engelleme” kararları üst üste geldi. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte haber ve görüşleri...

MEHMET KOCABIYIK

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’ta evinin yanındaki Vakıflardan “çok düşük bir bedelle kiraladığı” arsaya kaçak inşa ettiği yapının İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından yıkılmasını haberleştiren kişi ve kuruluşlara dava açıldı.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu sosyal medya hesabından, yapıyı görüntüleyen CHP Üsküdar İlçe Başkanı Suat Özçağdaş’a sahip çıktı. Bu açıklamanın ardından, Kaftancıoğlu’na ve Özçağdaş'a, “Altun'un evini fotoğrafladığı” iddiasıyla soruşturma açıldı. Kaftancıoğlu, mahkemede ifade verdi.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Ramazan ayının ilk cuma hutbesinde, "İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikâhsız hayatın İslamî literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu Hiv virüsüne maruz kalıyor” demesi de “laik hukuk devleti” açısından tartışma konusu oldu.

Ankara Barosu, Erbaş’ın bu ifadeleriyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada “Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın insanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef gösterdiği konuşmayı şaşkınlıkla ve ibretle izledik. Şaşkınlığımız; sesi çağlar öncesinden gelen bu şahsın, bir devlet kurumunun başında oturup söylemini kutsal sayılan değerler üzerine inşa ederek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesindeki kan kokan cüreti sebebiyledir.” ifadelerini kullanmıştı.

Aralarında bakanların da olduğu iktidar kurmayları ise Erbaş'a destek verip, Erbaş'ın sözlerini eleştiren Ankara Barosu'nu "faşistlikle" itham ettiler. Diyanet de Ankara Barosu hakkında suç duyurusunda bulundu.

Her iki konu iktidar ile muhalefeti karşı karşıya getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ali Erbaş ve Fahrettin Altun’a “Onlara saldırmak, devlete saldırmaktır” diyerek sahip çıktı. Bu tablo, “Basına ve meslek kuruluşlarına göz dağı verilerek, bürokratlara yargı yolu ile dokunulmazlık kazandırma yolu açılıyor” yorumlarına sebep oldu.

Eleştirenler susturuluyor

Tüm bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Barolar ve Türk Tabipler Birliği gibi meslek örgütlerinin “seçim sistemi değişikliğinin Meclis’e götürülmesi” talimatını verdi. Daha önce de gündeme gelen bu değişiklikler kabul edilirse, “yeterli üye sayı ile yeni oda ve barolar kurulacak” ve meslek kuruluşları bölünecek. “hukuk” kuruluşu, Ankara Barosu’nun yanında olduklarını açıkladılar.

İktidar kanadından gelen bu adımlara karşılık başta CHP olmak üzere muhalefet partileri yöneticileri ile birçok baro ve “hukuk” kuruluşu “Ankara Barosunun yanında ve Meslek kuruluşlarıyla ilgili değişiklik talimatının karşısında” olduklarını açıkladılar.

“BAROLAR BİRLİĞİNİ ELE GEÇİRME ÇALIŞMASI”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) –Diyanet İşleri Başkanı’nın toplumsal yaşamda, birey olarak canlılıklarını koruyan insanlar için cinsel tercihleri yönünden sınırlayıcı ve daraltıcı konuşmasını kendilerine uygun düşmeyen yanlarını eleştiren Baroların soruşturmaya uğramasını doğru bulmuyorum. Görüşmelerin çatışması sayılabilecek durumlarda, basın özgürlüğünün bir yanı olan sözlü ya da yazılı “görüş açıklama-bildirme” durumlarının siyasal nedenlerle baskıya uğramasına karşıyım.

Aralarında kişisel yönden bir çatışma ve varlıklarına ve soyadlarına yönelik bir saldırı olmadığı sürece bu tür işlemlerin demokrasiyi, özgürlük kavramıyla bağdaşmayan bir baskıya uğrattığı kanısındayım.

Dünyada barolar, hukuksal özgürlüğün sözcüsü ve sesi durumundadır. Bu bakımdan onların eleştirilerine katlanmak demokratik hoşgörü gereğidir. Bunu yerine getirmeyen siyasetçilerin baskıcı uygulamalarını karartıcı bir yöntem olarak görüyorum.

Fahrettin Altun’un evinin haberini görev sorumluluğu ile veren gazetecilerin de ifadeye çağrılması ve özgürlüklerinin kısıtlanmasını hukuksal yönden çok baskıcı ve daraltıcı bir anlayış olarak karşılıyorum. Bu tür eylemlerin, toplumsal yaşama aydınlık getirecek, toplumsal güveni artıracak ve haksızlıkları önleyecek tepkiler olarak algılamak daha doğru olacaktır. Gazetecilerin yaptığı şey bir kişiye saldırma ya da bir kişinin karartılması durumu değil, doğrudan doğruya bir imarın hukuka aykırılığının ortaya konulmasıdır.

Son günlerin en önemli olayı olarak ise; Adalet Bakanı’nın, “Barolar konusunda hiçbir çalışma yapılmadığını” söylemesine karşın, bir gün sonra Cumhurbaşkanlığı görevindeki AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın sınırlayıcı ve ağır bir müdahalesi oldu. Erdoğan’ın verdiği talimata göre, baroların genel kurullarının ve baro üyeliklerinin azaltılması yönünde çalışmalar yapıldığını öğrendik. Hukukun sesi olan hukuktaki çarpıklıkları ve yanlışlıkları ortaya koymakla görevli avukatların dayanışması ve görüş açıklama olanaklarının kısıtlanması Türkiye’nin ve demokrasinin zararına olacaktır. Bu çalışmayı, Cumhurbaşkanı’nın kendisine uygun sonuçlar elde etmek üzere Barolar Birliği yönetimini ele geçirme çalışması olarak görüyorum.


“HAREKETE BAŞLAMA NOKTASI ‘ÖÇ ALMA’ OLMAMALIDIR”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı) –Dava açılan bu durumlar, normal olarak düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde ifade edilebilecek açıklamalardır. Fahrettin Altun’un evinin imara aykırı olarak gözlenen bir yerin fotoğrafını çekmek ve bunu yayınlamak bir suç oluşturmaz. Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklamaları kapsamında bir görüş açıklamak da bir suç unsuru oluşturmaz. Ankara Barosu’nun böyle bir açıklama yapması doğru mudur? Bu da ayrı bir konudur. Fakat Ankara Barosu’nun yaptığı açıklamada herhangi suç teşkil edecek bir ifadesi bulunmamaktadır.

AKP’li vekillere “Kanun teklifi hazırlayın” talimatı vererek Baroları ve meslek odalarını yeniden düzenleme isteğinde bulunmak doğru değildir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının birçoğunun isminin başında Türk veya Türkiye kelimesi vardır. Daha önce de aynı şekilde “bunların kaldırılması” konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir talimatı olmuş ancak devamı gelmemiştir. Temenni ediyorum ki bu verilen talimatın da devamı gelmesin.

Anladığım kadarıyla meslek odalarının genel kurul üye sayılarını arttırmak istiyorlar. Oraya gelecek üye sayısını yeniden düzenlemek istiyorlar. Bunlar hep “öç alma” düzenlemeleri gibi görünüyor. Bir hukuk devletinde böyle bir hareket noktasından yola çıkarak düzenleme yapmak doğru değildir. Kanunlar; genel, objektif ve adalet duygusuna dayalı olarak yapılması gereken düzenlemelerdir. Bu çeşit düzenlemeler ise bir çeşit öç ve intikam alma düzenlemesi gibi olduğu için doğru değildir.


“DAHA ÖNCE DE DENENEN, BAROLARI GÜÇSÜZLEŞTİRME OPERASYONU”

Özkan Yücel (İzmir Barosu Başkanı) –Toplumu bölen ve nefret içeren bir söylemi dile getiren kişi hakkında soruşturma açılması gerekirken, bu durumu dile getiren ve yanlışı sergileyen barolar hakkında bir soruşturma başlatıldı. Bu yapılan tamamen durumu bahane olarak görüp, baroların sesini kısma operasyonudur. Avukatlık Kanunu barolara insan haklarını ve devletini korumak ve savunmak görevini yüklemiştir. Ayrımcılık yasağı en temel insan hakları arasında yer alır. Bu nedenle de baroların bu konuda tepki göstermesi kadar doğal bir şey olamaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin daha önce aldığı kararlar ışığında da Diyanet İşleri Başkanı’nın yaptığı suçtur. Dolayısıyla hukuki işlem yapılması gereken de Diyanet İşleri Başkanı’dır. Barolar hakkında işlem yapılmasının sebebi ise gerçekleri dile getiren baroları sessizleştirme operasyonunun bir parçası olmasıdır.

Halkın haber alma hakkının garantörü durumundaki gazeteciler özgürce haber yapabildiklerinde ve aykırı konularda haber yapmaya kalktıklarında çoğunlukla baskıyla karşılaşıyorlar. Basın özgür olmalı ve prangalardan kurtulmalıdır. Her türlü haberi özgürce yapabilmelidir.

Baro ve meslek odalarının seçim sisteminin değiştirilmesine ilişkin yaklaşım uzun yıllar önce de gündeme getirilen bir FETÖ projesinin devamı niteliğindedir. Baroların bugün dertleri seçim değil geçim sorunudur. Salgın sürecinde zor durumda kalan avukatların desteklenmesi yönünde defalarca talepte bulunmamıza rağmen bu yönde bir adım gelmezken, seçim sistemine yönelik işlem yapmak, baroların güçsüzleştirilmesi ve etkinliklerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir hamledir.

Şu anki Avukatlık Kanunundaki seçim düzeni, özellikle de mevcudu sayıca az olan barolar açısından daha avantajlı bir durum getiriyor. Bu sistemde Anadolu’daki birçok baromuzun büyükşehirlerdeki barolara oranla çok daha büyük sayılarda temsil edildiklerini görmek mümkündür. Daha önce de yapılan bu operasyon, baroların güçsüzleştirilmesi amacıyla yapılan düzmece bir operasyondur. Bugün, baroları ele geçirme operasyonunun uygulayıcıları değişmiş amacı değişmemiştir. Biz o gün olduğu gibi bugün de bu operasyonun karşısında olmaya devam edeceğiz.

“YAPILANLAR ‘SENDEN-BENDEN’ AYRIMCILIĞININ ÖRNEĞİDİR”

Pınar Türenç (Basın Konseyi Başkanı) –Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanı Fahrettin Altun'un Boğaziçi ön görünümdeki evinin yanında bulunan Vakıf arazisinde yaptırdığı şömine, yol, pergola gibi yapılaşmanın kamuoyuna haber yoluyla yansıtılması ancak Türkiye gibi ülkelerde sorun yapılır.

Kamu görevlisi olan gazeteciler, halkın gerçekleri öğrenebilmesi için görevlidir. Söz konusu haberde de, gazeteciler en üst derece devlet görevlisinin kamu malını izinsiz kullanmaya başladığını gözler önüne sermiştir. Kamunun malına haber ile sahip çıkıldığı için, teşekkür edileceğine, haberi yapan gazeteciler hakkında ''terörle'' bağlantılı dava açılıyor. Haberi yazan, fotoğrafı uzaktan çeken foto muhabiri hakkında suç duyurusu yapılıyor. Gazetenin yazı işleri müdürü ile sorumlu yazı işleri müdürü ifadeye çağrılıyor.
Haberde ayrıca İletişim Daire Başkanı'nın ev adresinin de açık yazılmadığı görülmekte. Haber dilinde ise hiçbir yorum yapılmadığı açık. Tam bir kamu haberciliği örneği sergilenmektedir. Bu olayda da gazeteciler yine ''terörist'' muamelesi görürlerken, vakıf arazisini izinsiz kullanmaya başlayan en üst düzey Cumhurbaşkanlığı görevlisi korumaya alınmakta.

Gazeteciler, ifade vermeye gittiklerinde, açıkça gazetecilik kural ve yasalarına dayanarak, sadece halkın haber alma hakkına sahip çıkıp vakıf arazisinin izinsiz kullanıldığına dikkat çekme amaçlı haber yaptıklarını, kimsenin evinin adresinin de açıkça yazılmadığını ifade ettiler.

Hal böyleyken, birkaç gün sonra ise, başka bir gazetecinin Bodrum'daki evi iktidar yanlısı bir gazetenin dronu marifetiyle, ''kaçak bölümleri olan ev'' denilerek, hem de tam adres verilmek yoluyla internete konuluyor. Bu durum, tam bir eşitsizliktir. Ayrımcılıktır. Senden-benden ayrımcılığının örneğidir. Hukukun çiğnenmesidir.

Bir başka olayda da, nefret söylemi ile dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanının hemen korunmaya alınıp, öte yandan eleştirel düşünceleri ile adeta ötekileştirilen, beğenilmeyen bazı STK 'ların hakkında soruşturma açılıp, seçilme yönetmeliklerinin değiştirilmesinin amaçlanması bir başka garabet yaratmıştır.
Yaşanan bu olaylar ile Türkiye'de Anayasa'nın koruduğu tüm vatandaşlarının eşit olmadığının açık örnekleri olarak, maalesef tarihe not düşülmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Faiz düşürerek, döviz fiyatını ve enflasyonu düşürme” hedefi tutturulamadı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı; “sebebi ve çareyi” uzmanlara sordu. İşte görüşler…

Türkiye’nin Sarraj hükümetine destek verdiği Libya’da Sirte ve Cufra’ya yönelik operasyon planları nedeniyle bölgedeki tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde, Ulusal Mut...

Türkiye genelindeki neredeyse bütün baroların karşı çıktığı “çoklu baro” düzenlemesinin büyük bölümü gazetemizin baskıya verildiği saatlerde (Cuma / saat 18.00) Türki...

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) coronavirüs salgınının yavaşladığına dair elde bir işaret olmadığını açıkladı. Virüsün hava yolu ile bulaştığı yönündeki çalışmalar son dönem...

“Kendileriyle ilgili” yasa tekliflerin için görüşleri alınmayan Avukatlar yürüyor, İşçi Sendikaları yurdun dört bir yanında basın toplantıları yapıyor. Ama… Barolar Ka...

Çin'de ortaya çıktıktan kısa sürede sonra tüm dünyaya yayılan coronavirüs pandemisinin olumsuz etkileri sürüyor. Bir yandan vaka ve yeni ölümler yaşanırken, diğer yand...

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, GÖZLEM’in Türkiye gündemine ilişkin sorularını yanıtladı. İşte sorularımız ve Sertel’in cevapları…

Yazarlar
Website Security Test