Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Toplumsal huzur ve ruh sağlığımız bozuluyor mu?

21.2.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Siyasetteki kavgalar ve ekonomik buhran “vatandaşları gerdi”; peş peşe intiharlar, cinayetler hızlan yayılıyor. “Depresyon ilaçları satışı” patladı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara “Ne oluyor, ne yapmak gerekiyor” sorusunu sordu. İşte cevapları…

EDA EBRU NANECİ

Türkiye’deki yaşam koşullarının giderek zorlaşması ve insanların kaygılarının artmasına karşın çare olarak görülen antidepresan kullanımı ise her geçen gün artmaya devam ediyor.
Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan “Sağlık İstatistikleri Yıllığı” verileri antidepresan ilacı kullanımının 2018’de 308 milyon kutuya ulaştığını gösterdi. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilerde ayrıca, tüm hastanelerdeki psikiyatri kliniklerine 3 yıllık dönemde toplam 7.953.651 kişilik başvuru olduğu belirtildi. Açıklanan rakamlar vahim tabloyu da gözler önüne serdi.

Ekonomik krizler sonucu ortaya çıkan işsizlik ve yoksullukla ruh sağlığı ilişkisini araştıran bilimsel çalışmalar, ekonomik kriz, yoksulluk ve işsizliğin dünyanın her yerinde insanların ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyor. Uzmanların yaptığı açıklamalara göre, ruh sağlığı sorunu yaşayan vatandaşlardan birçoğu soluğu hastanede alıyor.
İntiharlar, cinayetler, kadına şiddet, çocuk istismarları, toplumsal cinnetler ve benzeri vakaların yanı sıra küçük yaşta işlenen suçlar da artıyor. Sokakta can güvenliği kalmadı.

Türkiye’de yaşanan antidepresan patlaması psikiyatristleri endişelendirirken, ilaç kullanımındaki artışa, işsizlik, göç, doğal ve insan kaynaklı travmalar, alkol ve madde kullanım bozuklukları, toplumsal çatışmalar ve belirsizlikler gibi psikiyatrik hastalıkların neden olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, bireysel ve toplum sağlığının korunması için ruhsal bozukluk yaşayan kişilerin tedaviye ulaşmasının çok önemli olduğunu, bunun için hekim ve ilgili diğer sağlık personeli ile yatak sayısının yeterli olması gerektiğini vurguluyor.

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir ise konuyu meclis gündemine taşıyarak, Türkiye’de antidepresan kullanımlarının açıklanması istemiyle Sağlık Bakanlığı’na soru önergesi vermişti. Bakanlık tarafından açıklanan verileri değerlendiren CHP’li Emir içinde olunan bunalım ile başa çıkamama durumu ve bunun getirdiği çaresizlik neticesinde yurttaşların intihara meylinin arttığını dikkat çekti. Emir, Sağlık Bakanlığı’nın 2018’de 308 milyon kutu antidepresan kullanımına yönelik açıklamasının da son derece vahim bir tabloya işaret ettiğini söyledi.



“RADİKAL ÇÖZÜMLER ÜRETİLMELİ”

Zeki Hozer (Dr.) -Kuşkusuz, ekonomik ya da siyasal krizlerin, birey üzerinde ve toplumsal anlamda etkileri söz konusudur. Bu etkiler arasında olan ruhsal alt başlıkta, uyku ve dikkat bozukluğundan, korku, endişe, gelecek güveninin azalmasına, çaresizlik duygusu paralelinde gelişebilecek panik havasına kadar bir çok semptom, sosyal psikiyatrinin de önemli çalışma alanlarındandır. Uzayan kriz ortamları, toplumda tehdit algısının yükselmesine, öfkeli hoşgörüsüz bir duygu durum bozukluğunun ardından, içine kapanık bir izolasyonla, kitlenin moral değerlerini olumsuz etkileyerek, ulusal enerjinin yitirilmesine yol açma potansiyeli taşımaktadır. Elbette, bir toplumu genel olarak etkileyen krizlerin dinamikleri ve süreçleri farklılık arz ettiği gibi siyasal, sosyoekonomik ve toplum psikolojisi çıktıları da farklıdır. Önemli olan, bilimin ışığında, demokratik organların ve kitle örgütlerinin konsensusu içinde, ilgili siyasi erklerin krizler için palyatif ya da radikal çözümleri ortaya koyabilmeleri ve uygulamalarıdır.



“DÜZENLEME YAPILMASI ZORUNLUDUR”

Türkiye Psikiyatri Derneği -OECD ülkeleri arasında Türkiye gelir eşitsizliği açısından Meksika ile birlikte son 2 sırada yer almaktadır. Aynı raporda gelir eşitsizliğinin fazla olduğu ülkelerde yoksulluğun da daha fazla olduğu bildirilmektedir. Türkiye’de yoksulluk sınırının altına düşen kişi sayısı her geçen yıl daha da artmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’na göre 2008 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 18.56’sı, Ankara Ticaret Odası raporuna göre ise yüzde 74’ü yoksulluk sınırının altında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Yoksulluk ve işsizlik ise ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Yoksulluk ve işsizlik; depresyon, intiharlara bağlı ölüm, alkol ve madde kullanım bozuklukları, anksiyete bozuklukları gibi birçok psikiyatrik hastalık riskini önemli oranda artırmaktadır. Yoksulluk ve işsizliğin ruhsal sorunlara neden olmasını yanı sıra ruhsal soruna ya da sorunlara sahip olmanın da işsizlik ve yoksullukla ilişkisi bulunmaktadır. Ruh sağlığı sorunu olan hastalarda olmayanlara göre işsizlik ve yoksulluk oranları daha fazladır. Ayrıca işsizlik ve yoksulluk, ruhsal sorunları olan kişilerin rahatsızlıklarına yönelik uygun tedavi girişimlerinden yararlanabilmelerini de önlemektedir. Bu nedenle de hastalıklarının gidiş ve sonlanımı olumsuz etkilenmektedir. Ekonomik krizlerin yol açtığı işsizlik kadar önemli diğer bir sorun ise kayıt dışı çalışmadır. Ekonomik krizler sonrası kayıt dışı çalışanların sayısında önemli artış olmaktadır. İşten çıkartmalar sonrası zor şartlarda ve kayıt dışı çalışmaya devam eden bireylerde iş yükü artmakta ve kayıt dışı çalışanlarda işsizlere benzer birçok önemli ruhsal soruna yol açmaktadır. Ülkemizde yoksulluk ve işsizlik oranlarının yüksekliği ve ekonomik kriz sonrasında bu oranların daha da artacağı düşünüldüğünde ruh sağlığının korunması ve tedavisi için sağlık politikalarında düzenleme yapılması zorunludur. Sağlığın temel bir insan hakkı olmasından yola çıkarak, “Herkese, her zaman ve her yerde” sağlık hizmeti sunulması amaçlanmalıdır. Ancak şu anda ülkemizde uygulanmaya çalışılan sağlıkta dönüşüm programı çağdaş hekimlik uygulamaları ile örtüşmemektedir. Son yıllarda sağlık hizmetlerine ayrılan bütçe incelendiğinde her geçen gün tedavi edici hizmetlere yani ilaca ayrılan pay artırılırken; bireysel ve toplumsal koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan bütçe azalmaktadır. Aynı zamanda insanlarımızın cebinden sağlık için çıkan para da her geçen gün artmaktadır. Bu durum özellikle yoksul ve işsiz kesimin daha da yoksullaşmasına neden olmaktadır. Bu nedenle işsizlerin ve yoksulların ruhsal hastalıklar açısından risk grubunda olduğu düşünüldüğünde işsizlik ücretinin miktarının, süresinin ve kapsamının artırılması ruhsal hastalıkların önlenmesinde oldukça önemli bir adım olacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Pandemi, Avrupa ve ABD’ye kaydı ve yayılıyor. Türkiye’de de testler arttırıldı; yoğun bakımda ilaç tedavisi başladı. Vatandaş “İşe, sokağa ne zaman dönüleceğini” soruy...

TRT, EBA TV adında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri için üç ayrı kanal oluştururken, uzmanlar, eğitimin ilk gününde ders aralarına sıkıştırılan animasyon ve bazı ...

Coronavirüs salgınının ekonomik etkilerini azaltmak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 18 Mart'ta açıklanan önlemlerin, yasal düzenleme gerektirenleri,...

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), coronavirüs salgını nedeniyle yeniden gündeme aldığı yeni infaz düzenlemesine ilişkin taslak teklifi muhalefet partilerine iletti. Pa...

İdlib’de son iki haftadır dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. Moskova, bir süredir Türkiye’ye Soçi Mutabakatı ile İdlib’de üstlendiği görevi yerine getirmesini isterke...

“Milletimin her ferdinden ricam, tehdit geçene kadar evlerinden çıkmasınlar” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, acil tedbirleri 21 başlıkta sıraladı. Gözlem, “Ekonomik İstik...

Dünya’daki tablo giderek ağırlaşırken, “ölü sayısı” bakımından İtalya “Ölümleri büyük ölçüde durduran” Çin’i geçti. Türkiye’de “test sayısı arttıkça” hasta ve ölüm say...

Yazarlar
Website Security Test