Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İdlib çıkmazı mı? İdlib savunması mı? İdlib savaşı mı?

14.2.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Suriye'de muhaliflerin kalan son kalesi olarak kabul edilen İdlib'in kuzeyinde Esad kuvvetlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) konvoyuna yaptığı ikinci saldırı sonucu 5 askerinin şehit olması, 5 askerin de yaralanmasıyla son bir haftada şehit sayısı 13'e yükseldi. TSK'da "saldırı hedeflerini" defalarca vurdu.

Bölgede "birdenbire" yaşanan "sıcak" gerilim, Ankara-Şam hattında 'ilan edilmemiş bir savaş mı başladı' yorumlarına neden oldu. Uzmanlar, İdlib'in "patlamaya hazır bomba" olduğuna dikkat çekerek Soçi Mutabakatı'nın son bulduğunu belirtiyor.

TSK'ye yönelik saldırıların "gözlem noktalarının dışına taştığına" işaret eden uzmanlar, Türkiye'nin Suriye ve Rusya'yla çatışma ihtimalini "en karanlık senaryo" olarak nitelerken, "sürecin Rusya ile yapılacak müzakereler sonucunda diplomasi yoluyla çözüleceğinin" altını çiziyorlar.

Suriye ordusunun İdlib'deki ilerleyişi sürerken, Türkiye'nin Soçi mutabakatı kapsamında kurduğu 12 gözlem noktasından 4 gözlem ve 2 askeri noktanın Esad Rejimi güçlerinin kontrol etmeye başladığı bölgenin içinde kalması ve Rejim askerlerinin İDLİP / HALEP / ŞAM arasındaki ana yolları kontrolüne alması gerilimi zirveye taşıdı. Türkiye de 3 Şubat'tan bu yana bölgeye çok sayıda asker, zırhlı araç ve mühimmat takviyesi yaptı.

Bu gelişmeler sırasında, Esad Rejimi'ne destek veren ve "Türk Helikopterlerine hava sahasını kapatarak, şehit cenazelerinin ve yaralıların alınmasını engelleyerek, kara yolundan alınmasına izin veren" Rusya ile Türkiye arasında 2015 yılında yaşanan uçak krizine benzer bir sürece girildi. Moskova-Ankara hattında "çok soğuk" rüzgarlar eserken, "PYD / YPG Koruyucusu" ABD'den Türkiye'ye İdlib konusunda "Haklısınız, yanındayız" desteği geldi.

Artan gerilimin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin telefonla görüştü. İki liderin İdlib için yapılan anlaşmalara bağlılığı teyit ettiği açıklandı. Ardından AKP Grup Toplantısında konuşan Erdoğan, "Askerlerimize zarar gelirse rejim güçlerini her yerde vuracağımızı ilan ediyorum" dedi.

"Son saldırı ile bugüne kadar verdiğimiz şehit sayısı 14'ü, yaralı sayısı 45'i buldu" diyen Erdoğan, "İdlib'de rejim ve onlarla birlikte hareket eden Rus güçleri sürekli sivil halka saldırıyor ve katliam yapıyorlar" diye de ekledi.

"Burada amacın Türk Gözlem noktalarının bulunduğu sahayı tamamen boşaltmak olduğunu" belirten Erdoğan, "Bize verilen sözler yerine getirilmedi ve anlaşmalara kimse uymuyor. Saldırılar artık askerlerimizi hedef almaya başladı. Şubat ayı sonuna kadar rejimi gözlem noktalarının dışına çıkartmak kararındayız. Bunun için karada ve havada ne gerekiyorsa yapacağız" diye konuştu.

Erdoğan, "Soçi mutabakatına bağlı kalmadan artık rejim güçlerini her yerde vuracağız" ifadesini kullandı.
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise, "İdlib'deki saldırıların durması için NATO, Avrupa ve dünyanın ciddi ve somut destek sağlaması gerektiğini" belirtti.

Bu arada, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve beraberindeki heyet, resmi temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya geldi. James Jeffrey, basın mensuplarına yaptığı "Türkçe yaptığı ve 'Şehitlerimiz var' dediği" açıklamada, "Türk askerlerinin İdlib'de büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu" söyledi. Jeffrey, bu tehdidin Rusya ve Esad rejiminden geldiğini ifade etti.

NATO'dan Türkiye açıklaması

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İdlib'deki durumdan bağımsız olarak Türkiye'ye özellikle hava savunma alanındaki desteğin sürdüğünü söyledi. Stoltenberg, "İttifakın Türkiye'ye İdlib'deki askeri operasyonunda destek verme niyetinde olup olmadığı" yönündeki soruya "NATO bugün de Türkiye'ye destek veriyor. Türkiye, NATO üyesidir ve NATO'nun Türkiye'deki varlığı sürüyor. Biz ayrıca İdlib'deki durumdan bağımsız olarak hava savunma alanında bir dizi destek tedbirleri sunuyoruz" yanıtını verdi.

"TÜRKİYE'NİN GÜVENECEĞİ GÜÇ KALMAMIŞTIR"

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi) -Suriye iç savaşının vardığı nokta İdlib'de çözümü zor tam bir açmaz halini almıştır. Türkiye için bu açmazın bedeli giderek ağırlaşmaktadır.

Rusya'nın verdiği destekle Suriye güçleri bölgede durumlarını güçlü kılmak için Türk gözlem noktalarına saldırmakta tereddüt etmemişlerdir. Türkiye önce 8 ardından 5 şehit vermiştir. Rus heyeti ile Ankara'da yapılan son görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmadığı gibi, Rus tarafı Türkiye'yi İdlib'e çok sayıda zırhlı araç ve binlerce asker sığınağı yapmakla suçlamıştır.

Bu gelişmeler karşısında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Türkiye'ye müzahir açıklamalar yapmıştır. Ankara'ya gelen ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Türkiye'nin NATO müttefiki olduğunu hatırlamış ve destek vaadinde bulunmuştur. Ancak akıldan çıkmayan gerçek ise, ABD'nin YPG/PKK yı inanılmaz ölçüde silahlandırdığı, son olarak 2021 bütçesinde 200 milyon dolar yardım planlamış olmasıdır. Böylece ABD'nin Irak ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt devletçiğinin oluşturulması hedefinden sapmadığı her vesileyle açığa çıkmaktadır.

Rusya Savunma Bakanlığı, ilk defa açıkça İdlib'de gelinen halihazır durumun Ankara'nın bu bölgeyle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklandığını ileri sürmüş ve Türkiye'nin asker ve silah sevkiyatının durumu zorlaştırdığını açıklamıştır.

Öte yandan Birleşmiş Milletler, Rusya destekli Suriye güçlerinin operasyonları nedeniyle 700 bin sivilin Türkiye sınırına ilerlediğini belirtmiştir. Bu tehlikeli acil duruma işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, hedefin teröristler değil sivil halk olduğuna dikkat çekmiştir. Amacın bölge halkının Türkiye sınırına doğru harekete zorlanarak işgal edilmek istenen sahanın boşaltılması olduğunu belirten Erdoğan, Şubat sonuna kadar Suriye rejiminin Soçi mutabakatındaki sınırlara geri çekilmesinin gerektiğini, bu yapılmadığı takdirde karada ve havada ne gerekiyorsa Türkiye tarafından yerine getirileceğini söylemiştir.

Türkiye artık Rusya'ya da ABD'ne de güvenecek durumda değildir. Sürekli yeni mehil müddetleri vererek Türkiye lehine gelişmeler beklemek beyhudedir. Rusya'nın Suriye rejimine arka çıktığı aşikâr hale gelmiştir. Bu durumda yapılması gereken Suriye yönetimi ile diyalog yollarını bulmaktır. Esasen her zaman dile getirilen Suriye'nin toprak bütünlüğü gerekçesinin gereği de, İdlib'in terörist gruplardan temizlenmesi için ortak mücadele uzlaşısını gerektirmektedir.
Türkiye için maliyeti giderek ağırlaşan sorunun ekonomik, demografik ve politik yönleri hesaba katılarak daha fazla vatan evladının yok yere şehit olmasına yol açacak adımlardan kaçınılması mutlak bir zarurettir.

“TÜRKİYE ÇATIŞMANIN İÇİNE ÇEKİLMEK İSTENİYOR”

Soner Aydın (Emekli Albay) –Milli Savunma Bakanı (13 Subat günü basında çıkan haberlere göre) TSK’nın İdlib’de icra ettiği harekatın maksadını “Ateşkesin sağlanması, göçün önlenmesi ve akan kanın durması” şeklinde ifade etmiş, “radikaller dahil ateşkese uymayanlara karşı zor kullanılacak, her türlü tedbir alınacaktır” şeklinde beyanda bulunmuştur. Yasalarımızda TSK’nın görevlerinden bir tanesi de “Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır.” Milli Savunma Bakanı tarafından ifade edildiği söylenen bu maksadın ve devamındaki askeri tedbirlerin TSK’nın yurt dışında icra edeceği barışı sağlama görevini ne derece karşılayacağı, barışa katkı sağlayıp sağlayamayacağı ve ülkemiz için ne tür riskler içerdiği üzerinde dikkatle durulmalıdır. Ayrıca bu ifade içinde yer alan “radikaller”in kimler olduğu da izaha muhtaçtır.

İdlib’deki duruma bakıldığında; Suriye’nin kuzeyindeki radikal İslamcı/cihatçı muhalif gruplar, PKK’nın uzantısı PYD/YPG’ye karşı icra ettiğimiz Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının etkisiyle İdlib bölgesine yönlendirilmiş ve bu bölgede lokalize edilmişlerdir. El Kaide’nin uzantısı olan El Nusra, Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ve daha pek çok cihatçı örgüt İdlib’de faaliyet göstermektedir ve HTŞ hemen hemen bölgenin tamamına hakim durumdadır. Türkiye tarafından desteklenen ÖSO (yeni adıyla Suriye Milli Ordusu)’nun Suriye Yönetimi güçlerine karşı İdlib’in bazı bölgelerinde HTŞ ile birlikte hareket ettiği haberleri basında yer almaktadır. Bu grupların provokasyona yönelik eylemleri olup olmadığı konusu hiç gündeme getirilmemekte, bölgede zarar gören herkesten “masum siviller” olarak bahsedilmektedir.

Bölgedeki cephelere bakıldığında ise bir tarafta Rusya ve Suriye Yönetiminin, diğer tarafta Türkiye, ÖSO ve radikal cihatçı grupların bulunduğu görülmektedir. Oysa Suriye’deki durum ABD’nin bu ülkeye müdahalesi sonucunda bu aşamaya gelmiştir ve ülkemiz askeri, ekonomik ve geçici sığınmacılardan kaynaklanan sosyal sorunlar nedeniyle çok büyük zararlar görmüştür. Buna rağmen ABD gelişen bu durum karşısında Türkiye’ye desteğini hamasi beyanlarla ifade etmenin dışında bir adım atmamaktadır. Rusya’yı karşısına alacak, Rusya ile çatışmasına neden olabilecek bir adımı atması da mümkün görünmemektedir. ABD; Afganistan’da kıyasıya savaştığı(!) El Kaide’nin Suriye’deki uzantılarını günümüzde Suriye yönetimini devirmek için kullanmaktadır, Türkiye’yi bu planına ortak etmiştir ve gelinen aşamada ülkemizi Rusya ve Suriye yönetimi karşısında (radikal muhalifleri de başımıza sararak) tek başına bırakmıştır. ABD’nin bölgede desteklediği radikal gruplara provokasyon içeren eylemler yaptırıp yaptırmadığı da dikkat edilmesi gereken bir konudur. Kuvvetle muhtemeldir ki; uluslararası alanda Suriye yönetimini suçlu duruma düşürmek için her türlü girişimde bulunacaktır. Nitekim provokasyon; ABD’nin bölgede hedefine koyduğu bütün ülkelerde uyguladığı yaygın bir taktiktir. Rusya ise Türkiye’nin tavrına hiç aldırış etmeden İdlib’de hava saldırılarına devam etmekte, Türkiye’ye uyarı üstüne uyarı yağdırmaktadır.

Türkiye’nin ABD, koalisyona destek veren AB ülkeleri ve NATO’nun tam desteğini almadan Rusya’yı da karşısına alacak şekilde harekatı tırmandırması hem siyasi, hem de askeri açıdan oldukça zordur. Mevcut koşullarda ABD, AB, NATO ve müdahil ülkelerden destek görmemiz de mümkün görünmemektedir. Ateşkesi bozan tarafın üzerine askeri güçle gidilmesi gerginliği tırmandıracak bir girişim olacaktır. Kaldı ki halen savaş uçaklarıyla bölgeyi bombalayan Rusya’nın üzerine askeri güçle gidilebilecek midir?

Bölgede ABD güdümündeki bütün muhalif unsurların Türkiye’yi geniş çaplı bir çatışmanın içine çekmesi olasılığı hiçbir zaman gözden uzak tutulmamalıdır. Suriye’de inisiyatif ülkemizde değildir, bütünüyle ABD ve Rusya’dadır. Siyasi ve askeri yönden inisiyatifin bütünüyle bize ait olmadığı bir ortamda çatışmaya girmemiz ülkemize çok büyük zararlar verebilecektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Tarikatların bazıları, “çocuk ve kadın” istismarı başta olmak üzere toplumun tepkisini çeken olaylar ile ülke gündemine girerken, İsmailağa cemaatinin önde gelen isiml...

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti...

Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’deki deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle yaşanan gerilim her geçen gün büyüdü; Ege Adala...

“İki yaka yarım aşk” filmiyle uluslararası arenada adından söz ettiren Nurdan Tümbek Tekeoğlu, yeni filmi için hazırlıklara başladı. Çekimleri İzmir ve Mersin’de gerçe...

Milyarlarca dolarlık tarım ve gıda ürünleri ithalatı ile dünyanın dört bir yanındaki çiftçi ve üreticileri destekliyoruz. “Enflasyonu düşürmek için ‘ucuz ithalat’ çözü...

Doğu Akdeniz, zengin doğalgaz kaynaklarının bulunduğu 2000'li yılların ortasından itibaren dikkatlerin en çok çevrildiği bölgelerden biri oldu. Bölgede Türkiye ile Yun...

Yeni kurulan Doğru Partisi’nin “kurucu başkanı” Rifat Serdaroğlu, GÖZLEM’in partisinin yapılanması ve hedefleri konusundaki sorularını cevaplandırdı. İşte sorularımız ...

Yazarlar
Website Security Test