Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İzmir Ticaret Borsası Meclis Üyeleri: Sektörler gelişirse rekabet gücü artar

17.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye’nin tarım ve ekonomisine etki eden asırlık kurumu olan İzmir Ticaret Borsası meclis üyeleri, temsilcisi oldukları meslek gruplarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

EDA EBRU NANECİ

Tarım borsacılığı alanında fark yaratan İzmir Ticaret Borsası (İTB), etkin tarım ürünleri piyasası oluşmasını sağlayarak, tarım ve gıda sektörlerinin gelişimine ve rekabet gücünün artmasına katkıda bulunuyor.  İTB, tarımsal üretim tahminleri, üreticiler, sanayiciler ve tarım politikalarını oluşturan kamu birimleri açısından büyük önem taşıyor. İTB, bölge ekonomisi için önemli olan pamuk, kuru incir, kuru üzüm ile zeytin ve zeytinyağı rekolte tahmin çalışmaları yürütüyor. İTB meclis üyeleri, temsilcisi oldukları meslek grubuna ait sorunları ve çözüm önerilerini GÖZLEM’e anlattı.  Sektörlerin rekabet gücünün arttırılmasına yönelik çalışmaların önemli olduğu belirtildi.  

“ÜRETİCİMİZ DAHA DUYARLI”

İTB (Kuru Meyvelerin Toptan Ticareti) Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Zincircioğlu-

Yaklaşık 40 yıldır üzüm ihracatı yapıyorum. Üzümde yaşanan sıkıntıların en önemlisi pazarda yaşadığımız rekabet ortamı. Rekabet bizim fiyat kırmamıza neden oluyor. Çünkü Türkiye’deki işletmeler, dünyada üretilen üzümlerin neredeyse yarısını işleyebilecek kapasitede. Bu kadar büyük kapasiteye sahip işletmeler kendi işletmelerinin önüne iş koymak için haliyle bir rekabetin içine giriyorlar. Bu da Türk üzümcülüğünü yurda gelen ihraç bedelleri bakımından olumsuz yönde etkiliyor. Dolayısıyla bu konunun kendi aramızda çözülmesi lazım. İhracatçılar Birliği ile İzmir Ticaret Borsası’nın girişimi ve ortak çalışmaları neticesinde, kardeş kuruluşlar olan Alaşehir, Manisa, Turgutlu borsalarının da katılımıyla saha çalışmaları yapılıyor. Çiftçilerin daha sağlıklı, gıda açısından daha güvenilir ve pestisit bakımından Avrupa Birliği normlarına uygun ürün yetiştirmeleri için yaklaşık 12 seneden beri projemiz devam ediyor. Projenin de katkılarıyla, Türk üzümündeki pestisit kalıntıları son birkaç senede önemli miktarda azaldı. Tam olarak istediğimiz neticeye varamadık ama ciddi bir yol kat ettik. Çünkü üreticimiz artık çok daha duyarlı. Kaliteli ve pestisiti çok az olan bir ürün yetiştirdiği takdirde ürününü daha rahat satabileceğini kendisi de biliyor. Kuru üzümümüzün yüzde 85’i Avrupa Birliği’ne gidiyor. Ürünü, Avrupa Birliği standartlarına uygun, alıcı firmaların istek ve talepleri doğrultusunda yetiştirmek durumundayız. Kuru üzümde iyi bir sene geçiriyoruz. Hem üzümün kalitesi yüksek hem de geçen seneye göre yüzde 30 fazlamız var. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’nun sezon başında yapmış olduğu destekleme alımları ile üzümün fiyatı belli bir seviyede tutundu. Fiyatın aşağıya inmemesine de yardımcı oldu. TMO, 31 Aralık itibariyle piyasadan çekildi ama fiyatlarda çok büyük bir değişiklik olmadı. Dolayısıyla sezon sonuna kadar üzümü bu fiyat seviyelerinde satıp bitirmeyi hedefliyoruz.

 

“KURU İNCİRDE FİYAT YÜZDE 50 DÜŞTÜ”

 

İTB (Kuru Meyvelerin Toptan Ticareti) Yönetim Kurulu Üyesi Özhan Şen -

Kuru incire üretici ve ihracatçı açısından baktığınızda, bu yıl kuru incir fiyatları geçen yılın başlangıç fiyatları ile başladı. Fakat bu yıl ürünün bol olduğu izlenimi ile bazı ihracatçı firmaların ürün alma konusunda beklemeleri fiyatın düşmesine neden olmuştur. Fiyat yüzde 50 düşmüştür. Bu hem üretici hem de ihracatçı açısından memnun edici bir durum değildir. Bu konunun bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu sorunu çözmek için pamukta veya başka ürünlerde olduğu gibi lisanslı depoculuk, bu fiyatların gel-git durumunu sonlandırabilir. Kimse haksız kazanç elde etmez ve zarar da etmez.

 

“DEVLET DENETİMİ ARTMALI”

 

İTB (Çırçırlama Faaliyeti) Yönetim Kurulu Üyesi Şeref İyiuyarlar –

Pamuk ekim alanları bir hayli daraldı. Türkiye büyük miktarda ithal pamuk getiriyor. Çiftçilerimize gerekli teşvikler verilse, şu an kendimize yetecek kadar üretim yapabiliriz. Böylece çırçırcılar da daha uzun süreli çalışma imkanına sahip olabilir. Öte yandan sigorta şirketleri, çırçır fabrikalarını tehlikeli madde kategorisine koydukları için sigorta yapmıyor. Bu konuda bir çıkış yolu bulunması lazım. Çünkü ciddi risklerimiz var. Herhangi bir felakete karşı sigortalanması gerekiyor. Türkiye artık makineli tarıma girmiştir. Hasat için gerekli makinenin düşük faizlerle kredilendirilmesi, Türk pamuğu için elzem hale gelmiştir. Ayrıca çırçır fabrikalarının standardizasyonunun devlet tarafından denetlenmesini istiyoruz. Çırçır fabrikalarında denetimin artması gerekiyor.  

 

“TÜRKİYE’DE ÜRETİM HIZLA DÜŞTÜ”

 

İTB (Baklagiller Toptan Ticareti) Meclis Üyesi Tolga Uğurel -

Türkiye, 1980'li yıllarda nohut ve mercimek ihracatında dünya lideriydi. Uygulanan yanlış politikalar nedeniyle, bu ürünlerde ekim alanları daraldı. Üretim hızla düştü. Baklagillerin gerek insan beslenmesindeki rolü gerekse tarımsal üretimde sürdürülebilirliğe katkılarından dolayı “Özel Ürün / Special Crops” kapsamında değerlendirilebileceği politikalar izlenmelidir. Türkiye, bakliyat ekiminden uzaklaşırken o yıllarda mercimek üretimi olmayan Kanada, doğru ve akılcı bir devlet politikası ile mercimek üretimine girdi. Bugün dünya mercimek üretiminin yüzde 50'sinden fazlasını Kanada üretiyor. Rusya, Kazakistan ve Arjantin ise yeni oyuncular. Nadas alanlarının tarımsal üretime kazandırılması amacıyla, pilot bölge olarak belirlenen 9 ilde, 50 bin dekar alan nohut ekimine başlandı. Türkiye genelinde nadasa bırakılan toplam tarım alanı 40 milyon dekar. Bu konuda daha yolun başındayız. Ayrıca 957 ilçede 944 havzayı desteklemek yanlış politika. Havza sayısı azaltılıp verim olan yere ağırlık verilmesi gerekiyor. Çiftçiler genel olarak yurt dışından ithal edilen alberta isimli tohumluk vasfı olmayan kuru fasulyeleri ekimde kullanıyorlar. Bölgeye adapte olmuş yüksek verimli çeşitlerin çiftçilere ulaştırılması gerekiyor. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) regülatör görevini görmeye devam etmeli ve ihtiyaç duyulduğunda oyuncu olmalı. Türkiye’de Ar-Ge için ayrılan pay dünya geneline bakınca yarı yarıya. Bu noktada, Kanada ve USA kooperatif modelleri incelenmeli. Türev ürünlere ağırlık verilmeli, katma değerli ürünler üretilmeli. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, 10 Şubat günü Dünya Bakliyat Günü ilan edildi. Bugün farkındalığı arttırma anlamında önem taşıyor.

 

“TÜRKİYE’DE GIDA TERÖRÜ VAR”

 

İTB (Sıvı ve Katı Yağ İmalatı) Meclis Üyesi Mehmet Alp-

İmalat sektöründe zeytinyağı konusunda birinci sorun, müstahsile kesmiş olduğumuz sıkım faturalarındaki katma değer oranlarının yüksekliği. Bizim sektörümüzde 3 çeşit katma değer vergisi var. Sıkımda hizmet karşılığı kestiğimiz KDV yüzde 18, toptan satışta kestiğimiz KDV yüzde 1, perakendelerde yüzde 8. Sektör temsilcileri olarak KDV’lerin tek kalemde toplanmasını istiyoruz. Tek bir katma değer oranı olsun istiyoruz. Sıkım faturalarındaki hizmet karşılığı kestiğimiz yüzde 18 çok yüksek. Biz bunu müstahsilden talep edemiyoruz ve kendi cebimizden çıkıyor. Bize artı bir maliyet getiriyor. Bu oranların daha makul bir seviyeye çekilmesini talep ediyoruz. Üreticilerin mahsullerini sıkım tesisine naylonla taşıması yerine, çıkan yağların daha kaliteli olması için kasalı taşımaya geçilmesini öneriyoruz. Müstahsillerimiz ürünlerini derme çatma kaplarda saklıyorlar. Kalitenin yükselmesi için kasalı taşımaya geçilmesi ve saklama kaplarının yenilenmesi devlet tarafından sağlanabilir. Müstahsilin ne kadar yağ çıkardığı bellidir. Ona göre üreticiye hibe şeklinde teşvik uygulanabilir. Zeytinyağı tüketimi teşvik edilmeli. Ülkemizde şu anda zeytinyağı kullanımı kişi başı 2 litreye kadar yükselmiş durumda. Yıllık üretimimiz 200 bin ton civarında. Teşviklerle 5 litreye kadar çıkarsa, kendi ürünümüz iç piyasada kolaylıkla tüketilebilir. En azından ihracattaki zorlukları da aşmış oluruz. Avrupa ülkelerine ihracat yapmamız çok sıkıntılı. İhracat yapılmıyor desek yeri var. 3. dünya ülkelerine ihracat yapabiliyoruz. Tağşiş ve taklitle ilgili ise Tarım ve Orman Bakanımız İzmir’e geldiğinde müjdeli bir haber verdi. Cezaların daha caydırıcı olacağını söyledi. Tamamen destekliyoruz. Bu bütün ürünler için geçerli, Türkiye’de şu anda resmen gıda terörü var. En azından cezalar caydırıcı olursa, tağşiş ve taklidi tamamen bitirmese de minimum seviyeye ineceğini düşünüyorum. Suriye’den gelen yağların Türkiye’nin iç pazarına girmesini istemiyoruz. Serbest bölgelere gelsin, ihracatı o bölgeden yapılsın diyoruz. Bu yağların iç piyasaya mı yoksa ihracata mı gittiği noktasında denetim mekanizması tam etkin değil. Suriye’den yağ getiren ihracatçılar, sıkı bir şekilde denetlenmeli. Bu yağlar ülkeye girmeden serbest bölgeden ihraç edilmeli. Suriye’den gelen yağların fiyatı çok düşük. Alınan önemler ile Türk çiftçi de korunmuş olacak. Kendi ülkemizdeki maliyetler yüksek. 

 

 

 “SEKTÖR KISIRDÖNGÜYE GİRİYOR”

 

İTB (Süt Ürünleri Toptan Ticareti) Meclis Üyesi Ali Özkanlı-

İnek sütü üretiminin eksikliğinden fiyatlar yükseliyor. Alımda da satımda da çok büyük zorluklar çekiyoruz. Bu durumu düzeltmenin tek çaresi var o da hayvancılığı geliştirmek. İnek koyun ve keçi sütü üretimini arttırmak gerekiyor. İnsanlar artık koyun ve keçi sütünü yavaş yavaş unutmaya başladı. Devlet bu konuda destek oluyor ama yeterli değil. Yem pahalı olunca sütün satış fiyatı istediği kadar yükselsin birbirini karşılamıyor. Yemin ucuz olması ile süt fiyatları ucuzlar ve piyasa fiyatları düşer. Yem pahalı olunca sütün geliri üreticiyi tatmin etmiyor. Hayvan üreticisi para kazanmayınca ineğini kesiyor ve hayvancılık bu şekilde bitiyor. Sütün fiyatı devamlı yükseliyor ama bu sorunları çözmez. Süt fiyatıyla birlikte yem fiyatı da yükseliyor. Sektör kısırdöngüye giriyor. Süt üretiminin artması gerekiyor. Üretim arttıkça rekabet artar, rekabet arttıkça kaliteli ürün miktarı artar. Ancak dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da taze peynirde olan kazain maddesi. Kazain maddesi insanları zehirliyor. Suni maya ile mayalanan peynirin en az üç ay beklemesi lazımken, piyasaya sürülüyor. Bir yemek kaşığı maya ile 400 kilo süt mayalanabiliyor. Fazla karla, parayı çabuk döndürmek amacıyla bekletilmesi gereken peynirler piyasaya çıkarılıyor. Tuzsuz ve yağsız peynirin tüketilmesine yönelik yapılan açıklamalar nedeniyle, peynirler yeteri kadar bekletilmeden tüketiciyle buluşuyor. Çünkü tuzsuz ve yağsız peynir çabuk bozuluyor. Aslında bu durumu düzeltecek formül ortada. Üretici 1 kilo süt sattığında iki kilo yem alabiliyorsa, inekler kesilmez, hem hayvancılık hem süt hem de süt ürünleri yaşar.

 

 “TAĞŞİŞ SEKTÖRÜN EN BÜYÜK SORUNU!”

 

İTB (Sıvı ve Katı Yağ İmalatı) Meclis Üyesi Vural Gözgeç -

Zeytinyağı sektöründe en önemli sorun tağşiştir. Bugün piyasada zeytinyağının tüm kalite sınıflarında tağşiş edilmiş ürünler ile karşılaşılmaktadır. Tağşişin günümüzdeki anlamı gıda alanında tüketicileri aldatmaya yönelik yapılan hileli eylemleri kapsıyor. Zeytinyağına ayçiçek yağı, mısırözü yağı, soya yağı, pamuk yağı ya da fındık yağı gibi farklı bitkisel yağlar ilave ederek elde edilen karışımı “zeytinyağı” adı altında satmak doğrudan tüketiciyi aldatmaya yönelik hileli bir eylemdir. Sonuç itibariyle bu tür eylemler, ambalajdaki etikette yazan bilgi ile ambalajın içindeki ürünün birbirine uygun olmaması anlamına geliyor. Zeytinyağında yapılan tağşişi tespit etmek ancak laboratuvar ortamında yapılan kimyasal analizlerle anlaşılabilmekte. Önerimiz, zeytinyağında yapılan tağşiş eylemlerinin nitelikli suç kapsamında değerlendirilerek, Avrupa Birliği mevzuatına paralel olarak bu tür eylemleri yapanlara hapis ve büyük para cezası verilmesi gibi caydırıcı yasal düzenlemelerin yapılması.

 

“ACİL OLARAK ÖNLEM ALINMALI”

 

İTB (Hububat Mamulleri Toptan Ticareti) Meclis Üyesi Nihat Sağır –

2017 yılında ekmekte fiyat tarifesi ile ilgili bir düzenleme getirildi. Fiyat tarifesini belirlemek eskiden esnaf birliklerine aitti. 2017 yılından itibaren hükümet de sürece dahil oldu. Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, ticaret odası, fırıncılar odası ve belediyeden birer yetkili ile 5 kişilik bir komisyon kuruldu. Fiyat tarifesinde bu komisyon yetkili kılındı. Komisyonlardan alınan karar, bakanlık onayı için Ankara’ya gidiyor. Bakanlık ne yönde onay verirse fırıncılar odası, esnaf birliklerinden kararı çıkartıyor ve fiyat uygulamaya geçiyor. Bu noktada fırıncı mağdur ediliyor. Çünkü ekmek sadece un, su, tuz ve mayadan oluşmuyor. 29 bileşeni var. 29 bileşenin de fiyatı serbest piyasa koşullarına göre belirleniyor. Geçtiğimiz günlerde bu konunun bir örneği Ankara’da yaşandı. Ankara Fırıncılar Odası, esnaf birliği vasıtası ile kararı ticaret odasından çıkartarak 200 gramı 1,5 lira yaptı. Valilik itiraz etti ve o fiyatı geri çektirdiler ama uncuya o esnada gelen un zammı geri çektirilmiyor. Ekmeğin fiyatını geri çektirmek demek, ileride Türkiye bu konuda ciddi bir kaos yaşar demek. Türkiye dünyada lider un ihracatçısı ama kendi üretimimiz yetmediği için yurt dışından yıllık 5 milyon ton civarında buğday getiriyoruz. Dünyada da buğday fiyatları yükseldi. Durum böyle olunca uncu buğday fiyatlarındaki artışı gerekçe göstererek zam yapıyor. Uncu fiyat artıyor ama fırıncı fiyat arttıramıyor, maalesef sesini yeterince duyuramıyor ve bu nedenle etkili olamıyor. O yüzden acil olarak önem alınmalı. Dengeli gidilmesinde fayda var. Tüm girdi fiyatlarının serbest olduğu ekmek sektöründe, fırıncının da maliyet yapısı incelenerek ona göre karar verilmeli. Son altı ayda un fiyatları yüzde 15 arttı. Maya fiyatları artıyor ama ekmekte olması gereken fiyat artışı yapılmıyor. Bu durum Türkiye’de ekmekçilik adına büyük problem. Kısacası fırıncının en büyük sıkıntısı, ekmeğin fiyatını kendisinin belirlememesi. Geçmişte fırıncılar odası maliyet tablosunu hazırlar, esnaf birliklerindeki komisyon, esnafın istediği zam oranının gerekçelerini yeterli bulursa uygulamaya konurdu. Böyle bir çalışma yapılması gerekiyor.

 

“SEKTÖRDE İSTİKRAR YOK”

 

İTB (Et Toptan Ticareti) Meclis Üyesi Umut Okan-

Devlet teşvik ve primlerle sektörü desteklemeye çalışıyor ancak tarım ve hayvancılık politikalarındaki istikrarsızlık en temel sorunumuz. Hayvan fiyatları yükseliyor çünkü üretici girdi maliyetlerinin çok yüksek olmasından dolayı üretim yapamaz hale geldi. Hayvancılık yavaş yavaş popüler meslek olmaktan çıkıyor. Zaten yapısı gereği zor bir meslek, artık ya gönülden sahiplenmiş kişiler ya da maddi yönden çok güçlü olanlar bu işi yapmayı sürdürüyor. Et ve Süt Kurumu tarafından hayvan fiyatlarının yükseltilmemesiyle ilgili baskı var. Genelde bu tür baskılar altında çalışan üretici, bir süre sonra mesleğini bırakarak başka işlere yöneliyor. Türkiye’nin hayvancılıkla ilgili yaptığı bazı hamleler, bütün Avrupa’nın hayvancılık dengelerini bozuyor. Türkiye büyük bir pazar olduğu için Avrupa’dan hayvan alıyor olmamız oradaki fiyatları da arttıyor. Avrupa domuz eti de tüketiyor. Türkiye’de tüketilmediği için bütün operasyonumuz dana, kuzu ve tavuk eti üzerine oluyor. Türk damak tadı alışamadığı için hindi eti tüketimi de düşük. Kuzu eti ve dana etine olan talep yüksek kalıyor. Bu noktada sorunların tespit edilmesi gerekiyor. 1925’li yıllarda Atatürk Orman Çiftliği gibi tarım ve hayvancılık kurumları Ulu Önder Atatürk sayesinde kuruldu. Aradan 95 yıl geçmesine rağmen geldiğimiz noktada gelişme ve istikrar yok. 5 ve 10 yıllık mikro ve makro planlar yapılmalı. 

 

“ÜRETİCİLER BİLİNÇLENDİRİLMELİ”

İTB (Sert Kabuklu Yemişlerin Toptan Ticareti) Meclis Üyesi Aydın Arıkök -

Üretim ve ithalat gibi konular nedeniyle kuruyemiş sektöründe fiyatlarımız çok değişken. Gün günü, hafta haftayı tutmuyor. Ayrıca Türkiye’nin yerli olan bazı ürünleri kendine yetmiyor. Bu ürünlerin desteklenerek üretiminin arttırılması çok önemli. Özellikle ceviz ve badem üretimi seneden seneye değişebiliyor. Örneğin antepfıstığı geçen seneye göre yüzde 40 daha pahalı. Siyah çekirdekte geçen sene tamamen Çin’e bağlıydık, bu yıl bir miktar yerli siyah çekirdek çıktı ama yeterli değil. Ceviz ve badem gibi ürünler dahil olmak üzere diğer ürünler konusunda da çiftçimize teknoloji ve üretim konusunda destek olunması gerekiyor. Planlı yetiştiricilik ve büyüme konusunda yetiştiriciler bilinçlendirilmeli. Ceviz ve badem üretimi konusunda güzel gelişmeler var. Ürün kaliteli ancak az çıkıyor. Sonrasında ise yetiştirici nasıl kıracağını ve iç yapacağını bilmediğinden maliyeti yüksek çıkıyor. İthal ürün de gelince fiyatlar düşüyor. Bu da üreticide moral bozukluğu yaratıyor. Büyük çaplı bir üretim yapıldıktan sonra üreticiye makinalaşma süreciyle ilgili teknik destek verilmesi gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Cumhurbaşkanı'nın "bu konudaki çok sert ve çok açık konuşması" üzerine, GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

Suriye'de muhaliflerin kalan son kalesi olarak kabul edilen İdlib'in kuzeyinde Esad kuvvetlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) konvoyuna yaptığı ikinci saldırı sonucu...

ABD’nin Haseke’de rejim askerlerine düzenlediği hava saldırısının ardından Rus, ABD ve Suriye askerleri olay yerinde yan yana görüntülenmişti...

Withco’nun yaratıcısı Övünç Emre “Uçmadan söylüyorum, 7-8 yıl sonra İstanbul’da, Eskişehir’de, Antalya’da, Bursa’da, yurt dışında oluruz” diyor.

GÖZLEM 83 milyonu doğrudan ilgilendiren konuyu masaya yatırdı ve Uzmanlara sordu; “Sepetteki bu hesaplama oyunları ile enflasyon düşer mi; gerçekten düşürmek için ne y...

Kanal İstanbul projesinin, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni tartışamaya açacağı yönünde yapılan uyarılara Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapmış 126 ...

Kuzey Suriye’de Türkiye / ABD / Rusya / İran / Esad Rejimi arasındaki “İdlib dengesi” Türk Konvoyuna saldırı ile bozuldu. GÖZLEM, uzmanlara “Tehlike ve risk dolu bu ...

Yazarlar
Website Security Test