Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye ne yaptı, ne yapmalı?

10.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gözlem, uzmanlara sordu; işte eksiğiyle, fazlasıyla “neler yapıldı ve neler yapılması gerektiği” ile ilgili görüşler...

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta ABD tarafından gerçekleştirilen hava saldırısında öldürülmesi sonrasında Ortadoğu’da yıllardır düşmeyen tansiyon daha da yükseltti. Olayın ardından Washington-Tahran hattında ipler iyice gerilirken, Irak Meclisi, ABD askerlerinin (6 bin civarında olduğu tahmin ediliyor) ülkeyi tamamen terk etmesini istedi. İran’dan “intikam”, ABD’den de “52 hedefi vururuz” tehditleri, “dünya yeni savaşın eşiğine geldi” endişeleri arasında, İran, Süleymani’nin öldürülmesinden 5 gün sonra Irak’taki ABD üssünü bombaladı. İran, Irak’taki El Esad Hava Üssü ve Erbil'deki bir üssü hedef aldı. İran devlet televizyonu, Irak'taki hedeflere 15 balistik füze gönderildiğini ve 80 ABD'linin öldüğünü iddia etti. Trump ise “Hiçbir Amerikalı ölmedi” dedi.

İran dini lideri Ali Hamaney, ABD üslerine saldırının ardından “Amerikalıların yüzüne bir tokat attık.” dedi. Hamaney, İran devlet televizyonundan yayınlanan konuşmasında ABD'ye bölgeden çekilmesi çağrısında bulunmuş, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de yaptığı açıklamada ABD'nin General Kasım Süleymani'yi öldürerek belki bir "kol kestiğini" ancak bunun neticesi olarak ABD'nin bölgedeki "bacağının kesileceğini" söylemişti.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın ABD'nin Irak'ta kullandığı üslere düzenlediği misilleme saldırısından sonra gerilimi azaltmaya yönelik mesajlar verdi. Beyaz Saray'da bir Ulusa Sesleniş konuşması yapan Trump, İran'ın Irak'taki iki üsse füze saldırısı düzenlemesine askeri misillemede bulunulmayacağını kaydetti. "Bu büyük orduya ve teçhizata sahip olmamız onu kullanmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Kullanmak istemiyoruz. Hem askeri hem de ekonomik Amerikan gücü en iyi caydırıcıdır" diyen Trump, İran'ı hedef alan yeni ekonomik yaptırımlar uygulayacaklarını söyledi. Tahran rejimine yönelik "derhal" yeni yaptırımlar geleceğini belirten Trump, İran nükleer programını sonlandırana ve bölgedeki "düşmanca" tutumundan vazgeçene kadar bu "cezalandırıcı ekonomik yaptırımların" devrede kalmaya devam edeceğini vurguladı.

Tansiyon düştü

Trump’ın açıklamalarının ardından bölgede tansiyon bir nebze düşerken, ABD tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) bir mektup gönderildiği bildirildi. ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft imzalı mektupta ABD'nin Kasım Süleymani'nin öldürülmesini "meşru müdafaa" olarak gördüğüne işaret edildi. Mektupta ABD'nin İran ile uluslararası barış ve güvenliğin daha fazla tehlike altında kalmaması ya da İran ile gerilimin tırmandırılmaması için "ön koşul olmadan görüşmeye hazır" olduğu belirtildi. Craft mektupta Süleymani'nin Bağdat'ta öldürülmesini BM Şartı'nın 51. maddesine dayandırdı ve ABD'nin Ortadoğu'da personelini ve çıkarlarını korumak için gereken önlemleri almaya devam edeceğini söyledi.

BM'nin kurucu anlaşması niteliğindeki BM Şartı'nın 51. maddesi BM üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri alıncaya dek meşru müdafaa hakkı tanıyor.
Ortadoğu bu gelişmelerle adeta yangın yerine dönüşürken, Türkiye, Libya’ya asker gönderme kararı aldı. Türkiye, İran / ABD / Irak / Suriye / Libya beşgeninde yapmalı? Ortadoğu’da “kaynayan kazan” ve Libya’ya asker gönderme kararı Türkiye’de uzun süredir yaşanmakta olan ekonomik krizi daha da büyütür mü? Etrafımızdaki ateş çemberi nedeniyle dövizin ateşi yükseldi, 6 lira sınırına dayandı. Altın 2013 yılından sonra en yüksek seviyeye ulaştı. Bütün bu olumsuzlukların yanında Türkiye’de bir de “Kanal İstanbul” tartışması yaşanıyor.

Yeni yıla 'Ortadoğu’ gerilimiyle başlayan piyasalarda negatif fiyatlamalar hakim. Ortadoğu'da yaşananların daha zorlu bir hal alabileceği kaygıları yatırımcıları tedirgin ederken, gerginliğin sürmesi ve daha ilerisinin yaşanması durumunda bundan en fazla etkilenen ülkenin Türkiye olacağı konuşuluyor.


“ABD GERİLİMİ DÜŞÜRDÜ”


Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi)-Orta doğudaki gelişmeler baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. ABD'nin Irak'ta düzenlediği saldırıyla İranlı Komutan Kasım Süleymani'yi öldürmesiyle başlayan gerilim hızla tırmanmış ve 8 Ocak’ta İran'ın Irak'taki ABD üslerine gerçekleştirdiğini açıkladığı saldırı ile bir anda dünyada savaş endişesinin son derece yükselmesine neden olmuştur.

İran yaptığı açıklamada 80 Amerikan askerinin öldüğünü duyururken, Başkan Trump böyle bir kayıp olmadığını açıklamıştır. Trump olumlu bir tonda yaptığı açıklamada "İran'ın doğal düşmanı" olarak nitelendirdiği İŞİD'in ortadan kaldırıldığını belirterek, İran'a birlikte çalışma çağrısında bulunmuştur. Trump İran'ı ekonomik yaptırımları genişleterek hizaya getirmeye çalışacaklarını, ancak İran'dan gelebilecek bir saldırıya karşılık verileceğini açıklamıştır.

Öte yandan ABD BM Güvenlik Konseyi'ne yolladığı mektupla Tahran ile ön koşulsuz görüşme çağrısında bulunmuş ve Süleymani'nin öldürülmesinin meşrû müdafaa olduğunu belirtmiştir. Bu suretle iki ülke arasındaki gerilimin tırmandırılmaması yönünde ABD olumlu bir adım atmıştır. Bunun nedenini ABD'nin asıl hedefinin Kasım Süleymani'nin öldürülmesinde aramak gerekir. Zira trump'a verilen brifingde İranlı komutanın varlığının oluşturduğu tehdit, öldürülmesi halinde İran'dan gelecek karşılığın oluşturacağı tehditten daha büyük olduğu vurgulanmıştır. Bu yargının doğru olabileceği, ABD'nin ılımlı açıklamalarına karşın İran Devrim Muhafızlarının yaptığı yeni açıklamayla daha sert intikamın yakında geleceğinin duyurulmasında görülebilir.

Türk Akım açılışı nedeniyle Türkiye'ye gelen Ruya lideri Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede Suriye ve Libya krizleri ele alınmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan Putin'e "Doğu Akdeniz Denkleminde Stratejik Adım: Türkiye-Libya Mutabakatı" kitabını takdim etmiştir. Libya'da çatışan taraflara koşulsuz ateşkes çağrısında bulunulmuş ve ateşkesin 12 Ocak gece yarısı başlaması önerilmiştir.
İstanbul'dan önce Şam'a uğrayan Putin Esad ile görüşmüş ve Emevi Camii’ni birlikte ziyaret etmiştir. Böylece Emevi Camii'ne Esad'ı devirerek değil, Esad'la birlikte el ele girilebileceği mesajı verilmiştir.
Tüm bu gelişmeler değerlendirildiğinde Türkiye'nin dış politikada çok daha dikkatli olması gereken günlere girdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.



“AMAÇ Şİİ – SÜNNİ ÇATIŞMASI ÇIKARMAK MI?”

Soner Aydın (Emekli Albay) -ABD'nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Mehdi el Mühendis'e düzenlediği suikastın şekline ve Irak topraklarında icra edilmesine bakıldığında ABD’nin bu eylemi; tehlikeli gördüğü iki hedefi ortadan kaldırmaktan ziyade, muhtemeldir ki Ortadoğu’da bir Şii-Sünni çatışması yaratmayı amaçlamaktaydı. Aksi halde bu hedefleri aleni olarak ortadan kaldırmak yerine çok başka yöntemler uygulayabilirdi. Başta Irak olmak üzere bölge ülkelerinin tepkisi, Şii ve Sünni grupların sükuneti ve İran’ın misliyle karşılık vermesi ABD’nin geri adım atmasına neden olmuştur ve Ortadoğu’yu şimdilik büyük bir karmaşadan uzak tutmuştur. Buna rağmen tehlike tam anlamıyla atlatılmıştır denemez. Çünkü bölgedeki bütün karanlık güçlerin, bütün bölücü ve radikal İslamcı terör örgütlerinin arkasında ABD ve İsrail vardır ve bölgeyi kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için her fırsatı değerlendirecekleridir.

Bu süreçte İran’ın füze saldırısı karşısında ABD’nin erken uyarı ve füze savunma sisteminin karşılık verememesi ve Kürecik radarının harekete geçirilmemesi dikkat çekmiştir. Bu konular zamanla açıklık kazanacaktır. Bunu bir tarafa bırakırsak, olayların tırmandırılmaması bizim açımızdan olumlu olmuştur. Çünkü ABD bölgedeki her eyleminde NATO’yu devreye sokarak ülkemizi de alet etmektedir. Silahlı Kuvvetlerimizin Irak’ta, Suriye’de ve son zamanda Libya’da aldığı görevlere bir de İran’ın eklenmesi halinde çok büyük bir riskle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktı. Ülkemiz şimdilik bu riski atlatmıştır.

Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini görevlendirirken yapması gereken; tehdit değerlendirmesine göre bir sıklet merkezi oluşturmaktır. Bizim için sıklet merkezi ABD’nin desteklediği PKK terörüyle mücadele sahasında ve Doğu Akdeniz Münhasır Ekonomik Bölgesinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve ülkemizin hak ve çıkarlarının ihlal edildiği sahada oluşturulmalıdır. İlk bakışta Libya Ulusal Mutabakat Hükümetiyle yapılan Güvenlik ve Askeri İş Birliği Mutabakatı Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumanın tek yolu olarak görünmektedir. Ancak mesafe, ikmal, takviye, ulaşım konuları ve deniz ulaşım yolunun Hafter güçlerinin kontrolündeki deniz sahasından geçmesi dikkate alındığında Libya’da konuşlandırılacak unsurlarımızın kendine yeterli olacak büyüklükte bir askeri güç olması gerekmektedir. Bu birliklerimize Korgeneral rütbesinde (bu günkü ordu komutanı seviyesinde) bir generalimizin komuta edeceği ifade edilmektedir. Bu da Libya’da görevlendirilecek askeri birliğimizin çapı hakkında fikir vermektedir. Bu durumun yurt içi savunma sistemimizde zafiyet yaratıp yaratmayacağı çok iyi değerlendirilmelidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in Libya’da çatışan taraflara ateşkes çağrısının karşılık bulması halinde Libya konusunda da rahatlayacağımızı söylemek yanlış olmayacaktır. Yine de Libya’ya büyük bir askeri güç göndermek yerine Suriye resmi yönetimiyle diyalog geliştirmenin ve bu şekilde hem PKK terörüyle daha etkili mücadele etmenin hem de Doğu Akdeniz’deki ortak çıkarları birlikte korumanın yollarının aranması daha yararlı olacaktır kanaatindeyim.

İran, Irak, Suriye ve Kuzey Afrika’daki bütün bu gelişmeler hem ülkemiz hem de bölge ülkeleri açısından olumlu fırsatlara kapı aralamaktadır. ABD ve İsrail politikasının bölgemize verdiği zararlar, ABD’nin bölge ülkelerine uyguladığı yaptırımlar -ki bundan bölge halkları son derece olumsuz etkilenmektedir- ve ülkelerin yöneticilerine uyguladığı tehdit ve şantajlar artık çok açık biçimde görülmektedir. Başkan Trump’ın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na gönderdiği küstah mektup ve Cumhurbaşkanı’nı mal varlığını ortaya çıkarmakla tehdit etmesi hala hafızalardadır. Bu fırsatlardan yararlanarak; yaptırım, tehdit ve şantajlara boyun eğilmeyeceğinin gösterilmesi, şaibelerin bertaraf edilmesi ve bölgede ABD dayatmalarına karşı ortak güç oluşturmanın yollarının aranması gerekmektedir.

 

“KANAL İSTANBUL BİR ‘BEYAZ FİL’DİR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist) –Biz her ülkeye gönüllü olarak asker gönderdiğimizde ortaya çıkan sorulardan biri; bunu nasıl finanse edeceksin oluyor. Afganistan, Irak, Suriye, Libya gibi dünyanın birçok yerinde askerlerimiz bulunuyor. Asker bulundurduğumuz bazı yerlerde BM’nin ve Amerika’nın destekleri var. Fakat yıllardır üzerimizde sırtlandığımız Suriye ve PKK gibi terör örgütleri varken şimdi de Libya ortaya çıktı. Yardım olarak gittiğimiz Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Libya’nın 10’da 1’ini elinde bulunduruyor. Burada benim korktuğum en büyük şey bu küçük alanı elinde bulunduran bölge ile tüm Libya’ya topyekûn savaş açmamızdır. Çünkü yardıma gittiğimiz bölgenin petrol kaynakları ABD tarafından işletiliyor. Bu sebeple de o bölgede bu savaşın yükünü kaldırabilecek bir devlet bulunmuyor. Türkiye’nin bu yükü sırtlanma ihtimali zaten sıcak paranın gelmediği ve ekonominin bu denli sıkıntıda olduğu ülkemizi çok daha zor durumlara sokacaktır.

Dünyada negatif faizle işlemlerini yapan ülkeler varken biz yüzde 12 ve sürekli değişen faiz düzeylerinden işlem yapıyoruz. Türkiye askeri harekâtlar dolayısıyla çok yüksek paralar harcıyor ve yüksek faizlerden borçlanıyor. Türkiye mevcut borçlarını nasıl ödeyecek diye düşünülmesi gerekirken biz daha fazla harekât ve savaş bölgelerine giderek üzerimizdeki yükü artırır konuma getiriyoruz. BM Libya Ulusal Hükümeti’ni tanıdığını söylüyor ama şu an orada herhangi bir BM gücü ve desteği bulunmuyor. Öte yandan Libya’nın bir meclisi yok ve bu yapıldığı söylenen anlaşmaları Türkiye’ye sağlayabilecek bir gücü de bulunmuyor. Türkiye’nin bu şekilde hiçbir getirisi olmayacak yerlerde bulunmasının sebebi olarak ‘prestij’ meselesini görelim; bu kez de Libya Ulusal Hükümeti karşısında bulunan çok büyük devletler var. Bu devletlerin bizi oradan sürmeleri halinde de Türkiye büyük ekonomik kaybının yanında büyük bir prestij kaybı da yaşamış olacaktır.

“Geri dönüşü yok”
Karadeniz ile Ege Denizi arasındaki deniz yolundan ticari olarak hangi ülkeler yararlanır diye bakarsak Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler karşımıza çıkar. Fakat bu ülkelerin çoğu zaten ticaret yaptıkları Avrupa ve ötesine yakın bir konumda ya da alternatif rotalara sahip olarak bulunuyor. Süveyş Kanalı örnekleri veriliyor. Süveyş Kanalı tüm Asya ticaretinin deniz yoluyla Avrupa ve Dünya’ya ulaşmasında en önemli ve tek kanaldır. Zaten doğal ve tüm teknik bakımlardan çok daha yeterli olan Çanakkale Boğazı mevcutken ülkeler neden ‘Kanal İstanbul’u kullansınlar. Kullanmalarını zorunlu tutmayı başarsak bile kullanacak ülkelerin ve orada dönen ticaretin Türkiye ekonomisine kazanç sağlaması mümkün değildir. Kanal İstanbul sayılacak onlarca sebeple ve ekonomik sebeplerle gereksiz ve ihtiyaç olmayan bir projedir.
Türkiye asker gönderdiği ya da tezkere çıkardığı kararı geri çekebilir ve üstündeki maliyetten kurtulabilir. Fakat bu kanala bir kere başlanırsa bunun geri dönüşü olmaz. Türkiye’ye maliyeti milyarlarca dolar olacak bir kanalın karşılığında oradan sağlanabilecek ticari gelir üç küçük ülkenin karşılığı kadardır. Kanal İstanbul Türkiye’nin başına çok büyük bir mali yük getirecek ve kendi geliriyle de bunu ve faizini karşılamayacak bir beyaz fildir.


“YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ’ İLKESİNE, DÖRT ELLE SARILMALIYIZ”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci/ Yazar) -Ortadoğu coğrafyasında her geçen gün işler daha da karışıyor. Bölge giderek tam anlamıyla bir yangın yerine dönüyor. Bölgeden yükselen alev toplarının yarın nereye düşeceği bilinmiyor. Böylesi kaotik durumlarda, soğukkanlılıkla düşünmek ve akıllıca davranmak önemlidir. İzlenecek bölgesel ve uluslararası politikalar da bu yaklaşımla oluşturulmalıdır.

Ortadoğu ülkelerine ve halklarına ait olan petrol ve doğalgaz gibi yer altı zenginlikleri, büyük ülkelerin, emperyalist güçlerin iştahını kabartıyor. Uluslararası güçler bu bölgede tam anlamıyla çıkar savaşı yapıyorlar. Kendilerine bu bölgede alan açarak, etkinlik sağlayarak, varlıklarını kurmak ve sürdürmek istiyorlar. Bu bağlamda, Ortadoğu ve Arap coğrafyasındaki halkların, kendi aralarındaki etnik kimlik ve mezhep çatışmalarını da alabildiğine kışkırtıyorlar. Kendi emperyal politikaları ve çıkarları için, bölgeyi alev çemberine dönüştürmekten çekinmiyorlar.

Son olarak, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve ardından ABD ile İran arasında yaşanan gelişmelerle, Libya’daki ve hatta Suriye’deki gelişmeler birbirinden kopuk değildir. Bütün bu yaşananların ortak noktasında, emperyalizmin çıkar çatışmaları vardır.

Konuyla ilgili bir başka önemli faktör, kendi ülkelerinde sıkışan otoriter yönetimlerin-liderlerin, dikkatleri ülkeleri dışındaki başka noktalara çekme gayretleridir. Kendi ülkelerinin ve halklarının gündemlerini değiştirerek, dış düşman yaratma ve öne çıkarma politikalarıdır. İçinde bulunduğumuz yılın şubat ayında İran’da parlamento seçimlerinin, yine sonbaharda ABD’de başkanlık seçiminin yapılacak olması dikkate alındığında, bu politikalar daha iyi anlaşılmaktadır.

Böylesi kör karanlık dönemlerde; neredeyse bir asır önce, çok zorlu bir ulusal kurtuluş savaşı sonucu Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ilkesi, önümüzü aydınlatmaktadır. Bu ilke ve Ortadoğu’daki çatışmalara taraf olmama yaklaşımı, cumhuriyet tarihi boyunca bir devlet politikası haline gelmiştir. Şimdilerde bu temel yaklaşımı yeniden hatırlamanın ve hatırlatmanın tam zamanıdır.

‘Oyun kurucu olacağız’ denilerek, ya da ‘emperyalist çıkar kavgalarından biz de pay almalıyız’ düşüncesiyle, Ortadoğu bataklığına uzanmak, ülkemizi ve halkımızı çok büyük sıkıntılara sokabilir. Bu politika Suriye’de test edilmiş ve yanlışlığı çok acı biçimde anlaşılmıştır. Bu yanlışlıktan gerekli dersleri çıkarmayarak, hâlâ Libya’ya uzanıp oradaki iç savaşın tarafı haline gelmek, ülkemizi daha büyük badirelere ve sıkıntılara sürükler. Önceliğimiz, ülkemizin, halkımızın güvenliği ve esenliği olmalıdır. Bunun için ateşten, alevden, savaştan uzak durulmalıdır.

Bugünlerde, Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış’ ilkesine sımsıkı sarılmalı ve bu barışçı politikayı tüm gücümüzle öne çıkarmalıyız. Büyük devlet olmanın yolu, emperyalist paylaşım kavgalarından pay kapmaktan ya da oralardaki kanlı iç savaşların tarafı olmaktan değil, tam aksine bu yanlışlıklara dur diyebilmekten geçiyor. Türkiye, bölgede birleştirici, uzlaştırıcı ve barıştırıcı bir rol üstlenmelidir.

Bu bağlamda, örneğin, bu çatışmalardan etkilenen ve mağdur olan bölge ülkeleri arasında, bir uluslararası bölgesel barış konferansının toplanması için önderlik yapılabilir. Ama bunun için, her şeyden önce, o ülkelerin toprak bütünlüğüne saygılı olmak ve iç çatışmalarına taraf olmamak gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

"Kadına şiddete, hayat pahalılığına karşı sokaklara inen kadınlara, İstanbul ve Diyarbakır'da "Çocuklarını arayan" annelere, "15 Temmuz Anneleri" de katıldı. Bursa ve ...

Yargıtay Başsavcısı başta, Cumhuriyet Savcıları seyrediyor, Millet İttifakı'nın partileri CHP ve İYİ Parti sessiz; üzerlerine düşen görevden uzaktalar. Öldürülen Tarik...

2020 sezonuna girerken, "Bu işte bir terslik var; ne yapılmalı?" sorusuna cevap aradık. İşte Uzmanların görüşleri...

Türkiye’nin tarım ve ekonomisine etki eden asırlık kurumu olan İzmir Ticaret Borsası meclis üyeleri, temsilcisi oldukları meslek gruplarına ilişkin önemli açıklamalard...

ESBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Güler, ESBAŞ’ın dününü, bugününü, yarınını anlattı ve Yayın Kurulu üyelerimizin sorularını yanıtladı. İşte sorular ve yanıtları…

2019'da ithalatın düşmesiyle fazla veren cari işlemler hesabı, faizlerin düşmesi ve ekonomik aktivitenin artmasıyla Kasım ayında 518 milyon dolar açık verdi. 12 aylık ...

GÖZLEM "soruyu" masanın üzerine koydu ve sordu. İşte görüşler…

Yazarlar
Website Security Test