Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“Bu zihniyet” kaç kadını daha ölüme sürükleyecek?

6.12.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ülkenin her tarafından “erkekler tarafından hunharca işlenmiş kadın cinayetleri” haberleri geliyor. Savcılar, kadınların “korunma taleplerini” savsaklıyor, hakimler “erkek” katiller için “iyi hâl indirimleri” yapıyor. Son günlerde işlenen cinayetler büyük infial yarattı” ve GÖZLEM konuyu masaya yatırdı. İşte görüşler…

EDA EBRU NANECİ

Eskişehir’de eski eşi tarafından uğradığı saldırı sonucunda yaşamanı yitiren Ayşe Tuba Arslan’ın tam 23 suç duyurusunda bulunduğu ancak Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Arslan'ı katili ile uzlaşmaya zorladığı ortaya çıktı. 23 kez ilgili kurumlara tehdit edildiği için “can güvenliği” konusunda tedirginlik yaşayarak başvuran bir kadın, önemli bir bölümü AKP tabanından gelen savcı ve hakimlerin "Erkek – kadın görüşü" sebebiyle korunma altına alınmadı. Bu karar, "Kadına Arap zihniyeti ile bakan" zihniyetin ölüme sürüklediği bu kaçıncı kadın?” sorusunu akıllara getirdi.

Gözümüzün önünde “Ayşe Tuba’nın ‘sadece’ kadınlar tarafından omuzlanan tabutu” kaldı. O tabut hiçbir erkeğe dokundurulmadı… Arslan’ın Eskişehir 2. Aile Mahkemesi'ne yaptığı son başvurusunda, "Defalarca şikâyet etmeme rağmen hiçbir sonuç alamadım, uzaklaştırmam olduğu halde. Benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz? Ben çok mağdurum" dediği ortaya çıkmıştı.

Neden tek bir gün ceza almadı?

Konuyla ilgili açıklamayı ise CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer yaptı. Çakırözer, Arslan'ın 23 suç duyurusuna rağmen korunmamasının nedenlerinden birinin de “Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Arslan'ı katili ile uzlaşmaya zorlaması” olduğunu açıkladı.
Çakırözer, şunları söyledi; "23 başvuru, 10 dava... Hepsi de hakaret, tehdit, yaralama. Koruma tedbirleri de var. Başvurular devam ettiğine göre, tedbire uyulmuyor, mahkeme kararı ihlal ediliyor. Neden kanunun öngördüğü 'zorlayıcı hapis' cezası verilmiyor? Saldırgan neden tek bir gün hapse girmiyor? Hakkındaki tek ceza 3 bin TL para cezası. Sistem, saldırganı adeta ödüllendiriyor. Aile hâkimliklerinin suç duyurularını ciddiye almayan tutumu da incelenmeli, sorgulanmalıdır."

HSK inceleme başlattı

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), cinayetle ilgili inceleme başlattı. İhmali görülen kamu görevlileri hakkında soruşturma açılacağı belirtildi. Yapılan açıklamada, "HSK olarak söz konusu hususun incelenmesi için gerekli izin verilmiş, inceleme sonucunda ihmali görülen kamu görevlileri hakkında gereğine tevessül olunacağı ve sonucun yine kamuoyu ile paylaşılacağı hususu saygı ile duyurulur" denildi.

Firar etti, Ceren’i öldürdü

Ordu Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Müzik Bölümü 2'nci sınıf öğrencisi Ceren Özdemir'in katil zanlısı Özgür Arduç'un (35) 14 yıl önce Ordu'da bir çocuğu öldürdüğü ve cezaevine konulduktan sonra 2017'de çıkan yasa ile gönderildiği açık cezaevinden firar ettiği ortaya çıktı. Bir yıl sonra hırsızlık yaparken yakalanan ve tekrar konulduğu açık cezaevinden 1 Aralık'ta bir kez daha firar eden Özgür Arduç'un 3 gün sonra Ceren'i öldürdüğü ortaya çıktı. 20 ayrı hırsızlık kaydı bulunan zanlının, 14 yıl önce de bir çocuğu öldürdüğü ve 13 yıl boyunca kaçtığı bilgisine de ulaşıldı. 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Ceren Özdemir'i öldüren katilin saklandığı evin etrafında toplanan öfkeli kalabalık ise Özgür A.'yı linç etmeye kalktı. Emniyet güçleri tarafından yapılan operasyon sonucunda yakalanan katil, bir polis memurunu da karnından bıçakladı.

 

“KARA PROPAGANDA YAPILIYOR”

Canan Güllü (Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı)-Ordu’da 20 yaşındaki Ceren, açık cezaevinden kaçan Özgür Arduç tarafından öldürüldü. Şiddette bulunan ve katliam yapan mahkumlara açık görüş verilmemeli… Kapalı cezaevinde kahrolup gitmeliler. Bu konuyu hep dile getirdik… Daha önce söylediğimiz her şey şimdi teker teker önümüze geliyor. ‘Biz haklıydık’ demekten de utanıyoruz. Haklıydık ama keşke ölümler olmasaydı da biz haklı çıkmasaydık… İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetleri ele alsa da aile kavramına muhalif olduğunu söyleyen kesimler de var. Bu sözleşmede yer alan maddelerin aile bütünlüğünü bozduğu, aile içi şiddete karşı verilen cezaların ve sonuçlarının yanlış olduğu, 6284 sayılı yasanın erkeği evden uzaklaştırdığı için aile düzeninin bozulduğu noktasında söylemleri var. Kara propaganda yapıyorlar. Bu söylemleri değerlendirdiğimizde, bu söylemlerin farklılığı ve bunların karşılığında yaşanan olaylarda ekseriyetle şiddet modelinin meşrulaştırdığı yerler var. Verilmesi gereken cezalara indirim maddelerini ekleyerek böyle suçları basit bir eylem olarak göstermek karşıdaki insanı cesaretlendirir. Bu bir vakada olsa problem değil, neredeyse medyaya yansıyan o vahşet görüntüleriyle tüyleri ürperten her olayın ardından yargıda aynı kararlar alınıyor. Bu kararlarla karşı tarafta kara propaganda yapanlar daha da güçleniyor. Cezalara indirim maddeleri ekleyerek şiddet basitleştirilmeye çalışılıyor. Yasalardaki ayrımcılığı giderecek ilk adımı 2014 yılında Ceza Yasası’nda yapılan 44 maddelik değişiklikle attılar. Bu karar parlamentoda onaylanarak yürürlüğe girdi. 2011 yılından 2014 yılına kadar bu konuda çalışıldı. Bu süreçte şiddetin artışını engellemek adına hazırlanan maddeleri kadın örgütlerini susturmak adına meclisten geçirerek uygulamaya koydular. Ondan önce ise 44 maddelik yasanın eksikleri giderildi. Ancak 6284’ün dışında yine ısrarlı takip TCK’da yer almadığı için olay borç ve alacaklı hikayelerine döndü. Hala yasadaki 6284’üncü madde ile ilgili bilgi, donanım ve birikimi olmayan aile hakimleri var. İşin gerçeği, İstanbul Sözleşmesi hiç kale alınmadı. 2014’ten bugüne kadar 5 yılda “İstanbul Sözleşmesi’ne göre” diyen vaka ve duruşma sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bunun dışında da yargıda bu sözleşmeden haberdar olmayan hakim ve savcıların sayısı ise dünya kadar. Bu sözleşmeden haberi olmayan Adalet Bakanları var. Adalet ve Uzlaşma Dairesi Başkanlığı da şiddet kökenli davalarda uzlaşmaya karar verilmesini istiyor. Ayşe Tuba için yaklaşık 23 kere uzlaşma kararı alan ve bu kararı vermekte zorlanarak bakanlığa soran savcı ve hakime ‘uzlaşın’ diye gelen cevaba bakarak anlıyor ve görüyoruz. Bunu eskiden sadece biliyorduk, şimdi elimizde delil var. Bu delile göre; 23 kere hayatının yok edilmesiyle ve şiddetle tehdit edilmiş bir insana savcı ve hakim ‘Ben senin adına karar veriyorum. Bu adamla aynı evde yaşayıp hatta aynı yatağı paylaşabilirsin’ diyor. Üstüne üstlük bunu söyledikten sonra o kadın tehdit edildiği kişi tarafından satırla parçalanarak hayatını kaybediyor. Sonra, ‘Öldürülüyorlar’, ‘Yapıyorlar’ diyerek sanki bu olay başka bir ülkede yaşanmışçasına, sanki görevde sadece kadın dernekleri federasyonu varmışçasına ahkam kesiyorlar. Önce bir kendinize bakın! Uygulanmayan yasalarda hangi hakim suçludur? Açılan duruşma ve soruşturmada verilen kararlarda HSYK’nın verdiği kararlara bakın. Yasanın adı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi.’ Çok uzun yıllardır aile kavramı erkek egemen sistem kadınların aşağı çekilmesi için çalışılıyor. Bunların şimdi tekeli kırılmaya başladı. Kadına biat eden, onu üremeye yatkın biri olarak gören kişiler, sürecin içinde ‘Ailenin temeli kadındır’ felsefesine ters düştüğü ve kara propaganda yapanlara kimsenin sesi çıkmadığı için bu hale geldik…

 

BÜTÜN İMKANLARIN KULLANILMASI GEREKİR

Aydan Ersezen (Avukat, Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı)- 6284 sayılı yasa İstanbul Sözleşmesi’nden sonra hazırlanarak yürürlüğe girdi. Bu yasa kaynağını İstanbul Sözleşmesi’nden alıyor ve bu sözleşmenin de en önemli özelliği şu; yasayı uygulayacak olanlar, koruma tedbir kararı alacak olan kişiler, sağlık personeli gibi kadının şiddetten korunmasını sağlayacak ve bu süreçte görev yapacak herkesin bu konuda eğitim almasını öngörüyor. Şiddet gören bir kadın hastaneye gittiğinde, oradaki doktorun bütün çalışanların bu yasa gereğince bu konuda eğitim almış olması gerekiyor. Bu konuda Antalya ve İzmir pilot bölge seçilerek valilik tarafından eğitim çalışmaları yapacağı ön görülmüştü ve bu konuda birtakım çalışmalar başlatıldı. Şu an hangi aşamada olduğunu bilmiyorum. Ancak bugüne kadar bu eğitimi almış ve bu eğitime uygun davranan çok iyi örnekler görmedim. Örneğin koruma tedbir kararı olan bir kadının hayati tehlikesi varsa eğer, gerektiğinde yakın koruma vermeniz gerekiyor. Eskişehir’deki olaya baktığınızda, bu kadın zaten hayati tehlikesi bulunan bir kadın. Yakın koruma verilmesi ve can güvenliğinin sağlanması gerekiyordu. Yasa buna uygun. Yasadaki yetkiler kullanılıp bu tedbirler hayata geçirilmiş olsa birçok kadın şu anda yaşıyor olacaktı. Kolluk güçlerinin sağlık personelinin, kadın sığınma evinde görev yapanların, şiddet önleme ve izleme merkezlerindeki bütün personelin eğitim almış ve görevini gereği gibi şiddet gören herkesin korunmasına yönelik biçimde uygulaması gerekiyor. Bir kadın karakola gittiğinde şiddet gören bir kadını uzlaşmaya yönlendirilmesi, görüldüğü gibi bu durumu hayatıyla ödemesine neden oluyor. Koruma tedbir kararı, şiddet gösteren kişinin o kadının evinden, iş yerinden, çocuk da varsa okulundan uzaklaştırılması gibi tedbir kararı veriliyor. Cinayet işlemeye, şiddet göstermeye niyet eden birisini sadece bu kararla koruyamazsanız. Hayati tehlike yaratacak bir durum varsa, bunu önlemek yakın korumayla gerçekleşebilir. Bir kadını korumak için devletin elinden gelen bütün imkanları kullanması gerekir. Çünkü hiçbir şey insan hayatından önemli değildir. Hayati tehlike varsa, kesinlikle yakın koruma verilmesi gerekir. Yasayı uygulayan hakimler, geniş yorumlayarak kadını en çok koruyabilecek tedbirlere başvurmaları gerekir. Koruma tedbir kararında en uzun süre 6 aydır. Ben bu yasayı uygulayan olsam, durumun özelliğine göre verebileceğim en uzun süreyi veririm. Hayati tehlikesi olup olmamasını araştırırım. Gerekirse bu konuda başvuru yapılmasını sağlarım. Bir kadın karakola gittiğinde karakolda da bu kararlar verilebiliyor. Bu karar valilikte, kaymakamlıkta da verilebiliyor. Onaylanmak suretiyle geçerli oluyor. Gördüğüm, bunu uygulayan karakollar var. Bir kadın şiddet gördüğünü söylediğinde koruma tedbir kararı verdiğini gördüm. İşini düzgün yapan bir görevlinin varlığı halinde yasa doğru uygulanacak ama özellikle hayati tehlike olan konularda kadının bunu talep etmesi sağlanabilir. Bizden böyle bir talepte bulunulmadı denebilir ama bu işi yapan bir kolluk görevlisi hayati tehlikenin var olup olmadığını kadının verdiği ifadeyle tahmin edebilir. Bu sağlamak da alt yapı ve eğitimden geçiyor. Öncelikle İstanbul Sözleşmesi yaşatır diye sürekli her yerde söylüyoruz, işte sözleşmenin yaşatması budur. Görevini yapan herkesin eğitimini vereceksiniz ve gerektiğinde şiddet gören kadına hakları konusunda uyarıları da yapacak.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye’nin tarım ve ekonomisine etki eden asırlık kurumu olan İzmir Ticaret Borsası meclis üyeleri, temsilcisi oldukları meslek gruplarına ilişkin önemli açıklamalard...

ESBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Güler, ESBAŞ’ın dününü, bugününü, yarınını anlattı ve Yayın Kurulu üyelerimizin sorularını yanıtladı. İşte sorular ve yanıtları…

2019'da ithalatın düşmesiyle fazla veren cari işlemler hesabı, faizlerin düşmesi ve ekonomik aktivitenin artmasıyla Kasım ayında 518 milyon dolar açık verdi. 12 aylık ...

GÖZLEM "soruyu" masanın üzerine koydu ve sordu. İşte görüşler…

"Milli Eğitimi, Dini Eğitim" haline getiren adımlar atılıyor, Diyanet'in "Laikliğe aykırı" karar ve uygulamaları devam ediyor, CHP ve İYİ Parti'den ses seda çıkmıyor; ...

Gözlem bu soruyu uzmanlara sordu. Serdaroğlu’nu haklı çıkaran cevaplar aldı.

İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli ve İTB Meclis Başkanı Barış Kocagöz sorularımızı yanıtladı. Meclis üyeleri ise temsilcisi oldukları ...

Yazarlar
Website Security Test