Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Bu "nasıl" bir sosyal adalet?

22.11.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Biz 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken yaklaşık 3 milyona yakın Suriyeliye de Suriye tarafında yardım ediyoruz. 7 milyon Suriyeli Türkiye'nin koruması altında bulunuyor" demişti. Resmi rakamlara göre "4 milyon 650 bin 'genç çoğunluklu' Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı işsiz var" ve sayı her geçen gün artıyor. Uzmanlara sorduk bu nasıl "sosyal" adalet?..

Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinde ve bu yılın da ilk iki çeyreğinde küçüldü. Yüksek enflasyonun hüküm sürdüğü ekonomide bir de küçülmenin görülmesi yoksulluğu artırdı. Ekonomide yaşanan yavaşlama, istihdamda ciddi kayıpları da beraberinde getirdi. İşsizlik tavan yaptı, Ağustos döneminde yüzde 14'e yükselirken, genç işsizlik ise yüzde 27,4 ile tarihi rekora ulaştı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan Ağustos döneminde Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bin oldu. İşsizlik oranı 2,9 puanlık artış ile yüzde 14 seviyesinde gerçekleşti. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı ise Ağustos döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 6,6 puanlık artış ile yüzde 27,4 oldu ve rekor seviyeye ulaştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın bir süre önce açıkladığı Yeni Ekonomik Program'da (YEP) yılsonu işsizlik hedefi, 12,9 olarak güncellenmişti. Verilere göre işsizlik her geçen ay daha da yükseliyor. Şu anda 2008 Krizi'nden beri en kötü işsizlik ve istihdam oranları yaşanıyor. 2009 yılında işsizlik, yüzde 14 olmuştu. Turizm, inşaat ve tarımda sonbahar aylarının daha yavaş geçtiği düşünülürse işsizlikte 2019 yılını yüzde 14'ün üzerinde bir oranı ile kapatabiliriz. Zira bu trendi değiştirecek güçlü bir faktör şu anda görülmüyor. Bu da YEP'te yılsonu hedefine ulaşmak imkansıza yakın görünürken, tarihi rekora ulaşmasından endişe ediliyor.

İşsizliği mülteciler mi artırıyor

Resmi olmayan kayıtlara göre Türkiye'de çoğu Suriyeli 5 milyonun üzerinde göçmen ya da sığınmacı bulunuyor. Bunların makro ekonomik dengeleri bozduğu ifade ediliyor. Mülteciler tüketimleri nedeniyle büyümeye katkı sağlarken, işsizlik ve enflasyonu tetikliyor. Dünya Bankası'nın 2016 yılında yayınlanan raporuna göre, her 10 göçmen nedeniyle 6 kişi işsiz kalıyor. Mültecilerin özellikle ucuz işçi olarak kabul edildiği ve tarım sektörü başta olmak üzere kayıt dışı ve vasıfsız çalışanlar ile kadınları işlerinden ettiği belirtiliyor. Mevcut verilere göre Türkiye şu anda dünyanın en çok mülteci barındıran ülkesi konumunda.

Türkiye, kendi vatandaşı işsiz gezip iş bulamazken, yaklaşık 7 milyon Suriyeliye baktığı ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 16 Ekim 2019'da düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin Suriyeli mültecilere hiçbir ayrım yapmadan sahip çıktığını belirterek, "Biz 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ülkemizde ev sahipliği yaparken yaklaşık 3 milyona yakın Suriyeliye de Suriye tarafında yardım ediyoruz. 7 milyon Suriyeli Türkiye'nin koruması altında bulunuyor. Bu Suriye nüfusunun 3'te birine tekabül ediyor. Bunu yapabilen başka bir ülke var mı?" dedi.

Dünya Gazetesi Alaattin Aktaş, yılsonu işsizlik oranının yüzde 16 olabileceği uyarısında bulundu. Aktaş, sosyal medya hesabından, "Daha 1,5 ay önce açıklanan yeni ekonomik programdaki işsizlik tahmini tümüyle anlamını yitirdi. Gerçi bu tahmin tutmayacağı açıklandığı gün belliydi. Yüzde 12.9'luk 2019 tahmininin tutması için işsizliğin Kasım ayında yüzde 10.1'e inmesi gerekiyor. İşsizlik enflasyona benzemez, baz etkisiyle düşmez. İşsizlik üstüne koya koya gider. Ağustos'ta 4 milyon 650 bin olan işsiz sayısının yılsonunda 5 milyonu aşacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu gidişle yılsonu işsizlik oranı yüzde 16 dolayında beklenmeli." diye yazdı.

Öztrak: Veriler makyajlı

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, işsizlik verileri ile ilgili olarak, " İstatistiklere yapılan makyajlar işsizliği saklamaya yetmiyor. Damat bakan sene başında 2,5 milyon kişiye iş sağlama sözü vermişti. İstihdam seferberliği programını açıklamışlardı. Seçimden önce dağa taşa bu programın pankartlarını astılar. Peki sonuç ne oldu? Bırakın 2,5 milyon insanımıza yeni iş vermeyi, işsizler ordumuza son bir yılda katılan 980 bin vatandaşımız daha katılmıştır. İstihdam kaybımız olmayan tek bir sektör dahi yok. Biz bunu daha önce hiçbir krizde görmemiştik. Çalışma yaşına gelen vatandaşların beşte biri işsiz. Türkiye ekonomisi 2018'in son çeyreğinde yüzde 2,8 ile daralarak son 9 yılın en kötü performansını göstermişti. Ekonomi 2019'un ilk çeyreğinde yüzde 2,4 ve ikinci çeyrekte de yüzde 1,5 daraldı. Bu durum genç bir nüfusa sahip olan Türkiye'de işsizlik oranının da tarihi zirvelere yükselmesine neden oluyor." dedi.

Borç batağı genişliyor

İşsizliğin başını çektiği ekonomik nedenden dolayı intiharların arttığı Türkiye'de, vatandaş tam bir borç batağına saplanmış durumda. 2019 Ocak-Ekim arasındaki 11 ayda, bankalara kredi kartı ve kredisini ödeyemeyenlerin sayısında patlama yaşandı. CHP'nin raporuna göre, bu yılın 11 ayında, 1 milyon 205 bin 253 kişi krediler yüzünden icralık olmuş. Toplam icra dosyasının ise 21.3 milyona çıktığı kaydediliyor.

Raporda 1 Ocak-10 Kasım 2019 günleri arasında UYAP üzerinden açılan icra dosyalarının sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5.9 oranında artarak 7 milyon 894 bine ulaştığına işaret ediliyor. Aynı dönemde sonuçlanan dosya sayısı 5 milyon 100 bin olarak gerçekleşirken, icra dairelerinde 11 Kasım itibarıyla toplam 21 milyon 264 bin dosya işlem görüyor.

 

 

"İŞSİZLİK SOSYAL TRAVMAYA DÖNÜŞTÜ"

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) -Ağustos 2019 ayında işsizlik oranı geçen seneye göre ve bir önceki aya göre arttı. Tarım kesimi işsizliği gizlediği için tarım dışı işsizlik verileri işsizlik konusunda daha gerçekçi verilerdir. Temmuz ayında tarım dışı işsizlik oranı yüzde 16.7 oldu. İş aramayıp çalışmaya hazır olanları da katarsak, fiili işsiz sayısı 6 milyon 898 bine, fiili işsizlik oranı da yüzde 19.4'e çıktı. Bu işsizlik oranları yaşamakta olduğumuz ekonomik krizin dibe vurmasıdır. 2018 Dünya ortalama işsizlik oranı yüzde 5'tir. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO), Dünyada artık işsizlik sorununun değil, çalışma koşullarının tartışıldığını söylüyor. İşsizlik konusunda da Dünyadan ayrıştık. Türkiye de, işsizliğin bu kadar artmasının bir nedeni GSYH'da küçülmedir. Bu sene üçüncü çeyrek olan Temmuz-Ağustos-Eylül'de de küçülme bekleniyor.

Ne var ki, GSYH büyüme de olsa işsizlik oranı aynı oranda düşmez, çünkü üretimin ithal girdiye bağımlılık oranı yüksektir. Yani girdi ithal ettiğimiz ülkelerde istihdam yaratıyoruz. 3.7 milyon Suriyeli de düşük ücretle ve kayıt dışı çalışarak, kendi halkımızın işsiz kalmasına neden oluyor. Suriyeliler için harcanan 40 milyar dolar (Bütçenin dörtte biri ediyor), eğer devlet tarafından yatırımlara harcansaydı, işsiz sayısı yarı yarıya azalırdı.

İşsizlik, gelir azalmasına, tüketimin azalmasına ve toplam talebin azalmasına neden olur. İşgücünün atıl kalmasına neden olur, büyümeyi negatif etkiler. Öte yandan Türkiye de güven sorunu, hukuki altyapı noksanı ve demokrasi sorunu nedeniyle yeni yatırım yapılmıyor. Bunun içindir ki, gençler arasında işsizlik daha da yüksektir. TÜİK genç nüfusta işsizliğin yüzde 27.4 ve ne eğitimde ne işte olan gençlerin oranını da yüzde 30.1 olarak açıkladı. Gençler arasındaki işsizliğin yüksek olması daha önemli sosyal sorunlar yaratıyor. İşsiz gençlerin sosyal değer ve normlara olan bağlılığı kopuyor. Paralel olarak bu şartlar bazılarının ideolojik saplantılara girmelerine yol açıyor. Tarikatlar tarafından kuşatılmalarına sebep oluyor. Teröre bulaşmalarına altyapı oluşturuyor. İşsizlik ve işsizliğin dağılımı bireysel ve toplumsal travmatik sonuçlar doğurmuştur. Son olarak 3 kişilik bir ailenin siyanür içerek intihar ettiği kamuoyuna yansıdı.
Eğitimli gençler arasında yüksek işsizliğin toplumsal bir maliyeti beyin göçüdür. Eğitimli gençlerin çoğu iş bulamadığı için yurt dışına gidiyor. Genel olarak işsizliğin getirdiği sosyal sorunlar, Türkiye'nin çağdaş toplum olması önünde engel oluşturuyor. Tekrar etmek gerekirse, hukuki altyapı düzelmeden güven ortamı yaratmadan ve 3.7 milyon Suriyeliyi çıkarmadan işsizlik sorununu çözemeyiz.

 

 

"GELENLERİN GERİ GÖNDERİLMESİ İMKÂNSIZ OLACAKTIR"

Soner Aydın (Emekli Albay) -Ülkemizde son yıllarda hızla artan işsizlik sorununun kuşkusuz pek çok nedeni vardır. Bunlardan bir tanesinin resmi rakamlara göre dört milyon civarında olduğu söylenen, gerçek sayısını bilemediğimiz geçici sığınmacı statüsündeki Suriye vatandaşları olduğu fikrine katılmamak mümkün değildir. Durum böyle olunca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalması kaçınılmazdır. Nitekim sadece yaşadığımız kente ve yakın çevremize baktığımızda bile istihdam tercihlerinin sığınmacı yabancılar lehine olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. "Zulümden kaçan mağdur ve mazlum insanları misafir etmek" olarak izah edilmeye çalışılan bu durumun geçici olduğuna inanmak oldukça zordur. Misafirlerimiz(!) gençlerimizin ellerinden işlerini, sofralarından ekmeklerini almışlardır. Korkarım bu duruma tahmin edilenden çok daha uzun süre, belki de süresiz katlanmak durumunda kalacağız.

1990'lı yıllarda Irak'taki savaştan kaçan milyonlarca Irak vatandaşı ülkemize sığınmıştır. Keza Afganistan'daki, Afrika'daki savaşlardan kaçan yüz binlercesi de... Bunların kaçının ülkelerine döndüğüyle ilgili bir kayıt var mıdır? Ya da 30 yıldır ülkemize yerleşip kalanların, ülkemizde doğan ve vatandaşımız olan çocuklarının sayısı bilinmekte midir? O yıllarda Irak'taki görevim süresince gözlemlediğim; sadece Kürtlerin ülkelerine döndüğüdür. Bu şeklide Irak'ın kuzeyinde, Erbil, Musul ve Kerkük'te nüfus yapısı değiştirilmiş, ülkelerini terk edenlerin arazileri, evleri, malları, mülkleri hakkı olmayanlara verilmiş, Irak'ın kuzeyinde bu günkü özerk yapı (IKBY) oluşturulmuştur.

Bence Suriye'de de aynısı yapılmaktadır. Ülkemize sığınanların büyük bölümü Esad'ın zulmünden kaçanlar değil, bölgelerine yerleşen, topraklarını işgal eden muhaliflerin baskısından kaçanlardır. Suriye'de zengin doğal kaynaklara, su havzalarına, verimli topraklara sahip bölgelere bakıldığında durum bütün açıklığıyla görülmektedir. Bölgedeki Türkmenler, Araplar, Ezidiler PYD/YPG'nin baskısından kaçarak topraklarını terk etmişlerdir, ama Kürtlerin büyük bir kısmı yerli yerinde durmaktadırlar. Ben bunun hem Suriye'de hem de ülkemizde göz dikilen bölgelerin nüfus yapısını değiştirmek için planlı olarak uygulamaya konulduğu, bizim de buna alet edildiğimiz kanaatindeyim. İşgal güçleri işgal ettikleri ülkelerde yerli halkı topraklarından kovarak nüfus yapısını arzu ettikleri gibi düzenlerler. Buna engel olmak için yerli halkın "yerinde kalması" milli mücadelenin değişmez kuralıdır. İşgal güçleri Suriye'de amacına ulaşmıştır. Vatanlarından kovulan Suriyelilerin de milli mücadele azim ve kararlılığı yoktur. Bu nedenle bu insanların geri gönderilmesi imkânsız olacaktır.

Bu insanları geri gönderebilmek için topraklarının, mal ve mülklerinin işgalci gruplardan geri alınması, ülkelerinde en az Türkiye'deki koşulların sağlanması gerekecektir. Bu nasıl yapılacaktır? Kimin toprağı, kimin işi, kimin evi bunlara tahsis edilecektir? Bu koşulları kim, nasıl oluşturacaktır, maliyetini kim üslenecektir? Ülkemizde doğan ve vatandaşımız olan yüz binlerce çocuk, anneleri, babaları nasıl geri gönderilecektir? Suriye sınırına yakın kentlerimizden çoğunda sığınmacı sayısı neredeyse yerli halkımızdan fazladır. Bunlar ülkelerine zorla mı gönderilecektir? Zorlama nasıl bir sonuç doğuracaktır, oluşabilecek tepkilerle nasıl başa çıkılacaktır? Bunun uluslararası, ekonomik, sosyal, hukuki altyapısı nasıl oluşturulacaktır? Böyle bakıldığında kameralar karşısında çizilen pembe tabloların hayata geçirilmesinin imkânsız olduğu görülmekte, Suriyeli geçici sığınmacıların çok büyük bir bölümünün "kalıcı" olduğunu kabullenmemiz gerekmektedir. Maalesef devletimiz maksadını bilemediğimiz çok büyük bir sorumluluk almıştır, milletimiz de bunun sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılmıştır. İşsizlik bu durumun nispeten küçük bir maliyetidir. Başta ABD ve Rusya olmak üzere muhataplarımızın tutumlarına ve bizim duruşumuza bakıldığında daha büyük maliyetler kaçınılmaz olacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Atatürk ölmeden önce İslam için neler söyledi? Atatürk'ün İslam dini hakkındaki son sözleri.

Erdoğan'ın "Şehir Üniversitesi ve Halkbank" üzerinden yaptığı "dolandırıcılık" suçlamalarına karşılık, eski Başbakan Davutoğlu'nun "İftira" nitelendirmeli sert cevabı ...

Irak ve Suriye'deki tablo ortada iken, "Libya'daki riski" uzmanlara sorduk, işte cevapları...

“Türk siyaset sahnesindeki büyük bir boşluğu dolduracak bir siyasi oluşum için aylardır köy köy, kasaba kasaba çalıştıklarını” dile getiren Çoban Ateşi Hareketi’nin Ba...

AK Parti ile yollarını ayıran Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu yeni parti yola çıktı. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, düzenlediği basın toplant...

Gözlem, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte görüşleri...

Enflasyon iki ay sonra yeniden çift haneye çıktı. 9 ay boyunca küçülen ekonomi, bu yılın 3. çeyreğinde yüzde 0.9 büyüdü. İşsizlikteki artış ise sürüyor. Hayat pahalılı...

Yazarlar
Website Security Test