Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''Bir gece ansızın gelebiliriz'' mi, ''Suriye ile anlaş, sorunu çöz'' mü?

4.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

ABD'nin tutumu ve ''karşı duruşu'' sorunun ''Türk Formülü ile çözümünü'' zorlaştırıyor. Uzmanlar ne diyor; işte görüşleri...

MEHMET KOCABIYIK

Fırat'ın doğusunda Türkiye ile ABD arasında adeta bir "Denge" satrancı oynanıyor. Türkiye uzun süredir Fırat'ın doğusunda ABD ile birlikte "Güvenli Bölge" oluşturma ve "o bölgede yuvalanan PKK / PYD / YPG terör örgütünün ortadan kaldırılması" talebini dile getiriyor. Türkiye'nin sunduğu planın önemli bir bölümü, Ağustos ayı başında ABD tarafından da kabul edilmiş, bölgenin bir "barış ve güvenlik koridoru" olması, iki ülkenin silahlı kuvvetlerinin beraber çalışması konusunda mutabakat uygulamaya konmuştu. Ancak Fırat'ın Doğusu'ndaki PYD / YPG yapılanmasının "ABD'nin silah destekleriyle" sürmesi ve güvenli bölge konusundaki "oyalama" yaklaşımının devam etmesi Türkiye'yi rahatsız etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York'taki BM Genel Kurulu öncesinde, "Türkiye'nin artık sabrının kalmadığını, istediği koşullarda güvenli bölge oluşturulmazsa Fırat'ın doğusuna harekâtın kaçınılmaz olacağını, bunun için de Türkiye'nin aylarca hatta günlerce beklemeyeceğini" söylemiş; "Eylül ayının sonuna kadar" da süre vermişti. Erdoğan, 8 Eylül'de Malatya'da yaptığı konuşmada ''Bu iş öyle 3-5 helikopter uçuşuyla, 5-10 araç devriyesiyle, göstermelik birkaç yüz askerin bölgede bulunmasıyla olacak iş değildir. Eylül ayı bitmeden Fırat'ın doğusunda kendi askerlerimizle fiilen güvenli bölge oluşumunu başlatmamış olursak artık kendi yolumuza gitmekten başka çaremiz kalmayacaktır.'' dedi.

Cumhurbaşkanı'nın, ABD seyahati sonrası Pazartesi günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu bildirisinde de, "Türkiye'nin, insani bir mesele olarak ele aldığı Suriyeli sığınmacıların evlerine bir an önce dönmelerini sağlayacak güvenli bölge projesinin hayata geçirilmesine ilişkin samimi gayretlerini daha ileri adımlarla güçlendireceği belirtilmiş; milli güvenliğin sağlanması için gereken iradeyi ortaya koymakta tereddüt etmeyeceği ifade edilmiştir.'' denildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'nin açılışında yaptığı konuşmada ise "Fırat'ın doğusunda arzu ettiğimiz neticelerin hemen hiçbirine ulaşamadık" ifadelerini kullanarak şunları söyledi:
"Her yolu denedik, ziyadesiyle sabırlı davrandık. Ancak özellikle Fırat'ın doğusunda bu yöntemle arzu ettiğimiz neticelerin hemen hiçbirine ulaşamadık. Türkiye'nin artık bu konuda kaybedecek tek bir günü dahi yoktur. Geldiğimiz noktada kendi yolumuza devam etmekten başka çaremiz kalmamıştır. Menbiç de dahil, Fırat nehrinden Irak sınırına kadar 30 kilometre derinliğindeki güvenli bölgede 2 milyon kişiyi iskan ettirmeyi planlıyoruz. Suriye'deki mevcudiyetimizin tek sebebi sınırlarımıza yönelik terör tehditlerinin ülkemizdeki sığınmacıların geri dönüşünü de engelleyen bir bariyer haline dönüşmüş olmasıdır. Birileri terör ve sığınmacı yükünü ülkemizin omuzlarına yükleyerek adeta bizlere diz çöktürmeye çalışıyor. Türkiye böyle bir dayatmayı, böyle alçakça bir oyunu kabul edecek kadar aciz bir ülke midir? Biz bu dayatmaya, senaryoya rıza göstermeyiz. Suriye konusunda karşı karşıya kaldığımız durum tam da budur."


Rusya ne diyor?
Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov Erdoğan'ın "Bir gece ansızın girebiliriz" sözlerinden sonra bir açıklama yaptı ve dedi ki; "Türkiye'nin kendi sınırlarını koruması meşru hakkıdır. Suriye'nin de toprak bütünlüğü korunmalıdır."

Duayen gazeteci ve gazetemizin yazarlarından M. Ali Kışlalı, Putin'in Sözcüsünün bu açıklamasını "Sınırlarını korumak bazen komşunun toprağına girmeyi de gerektirebilir. Bu açıklamayı ben daha çok, 'Böyle bir şey yapacaksan, Suriye ile anlaşarak yapmalısın" şeklinde algılıyorum. Kanımca ABD'nin bölgeden çıkartılmasının tek yöntemi, ki o da başarılı olur mu bilemiyorum, Suriye ile anlaşarak hareket etmek" şeklinde yorumladı.


Anayasa Komitesi kuruluyor
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye Anayasa Komitesinin oluşturulduğunu ve ilerleyen haftalarda komitenin Cenevre'de toplanacağını açıkladı. Suriye'de rejimin ve muhaliflerin Anayasa Komitesi konusunda anlaşmaya vardığını aktaran Guterres, bu komitenin siyasi sürecin başlangıcı olması gerektiğini vurguladı.

TÜRKİYE'DEKİ SURİYELİLER ARAP KÖKENLİ
Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nün Mart ayı başında yayınlanan bir makalede Türkiye'nin istediği güvenli bölge ile ilgili çarpıcı sonuçlar yer alıyor. Jeopolitik kartograf Fabrice Balance'ın sağladığı verilerden aktarılan bilgilere göre, Suriye'nin kuzeyindeki 30 kilometrelik alanın doğuda Dicle ve batıda Fırat'la sınırlanan bölümünde, 650 bin Kürt (yüzde 76), 180 bin Sünni Arap (yüzde 21), 10 bin Türkmen (yüzde 1) ve 10 bin Hıristiyan (yüzde 1) yaşıyor. Türkiye'de bulunan milyonlarca Suriyelinin çoğunluğunun Arap kökenli olması ve bu durumun ABD tarafından vurgulanmasıyla "güvenli bölge" konusu iki ülke için bu noktadan da "çok farklı anlamlar" ifade ediyor gibi gözüküyor.

 


"TERÖR ÖRGÜTÜNE DEĞİL; DEVLETE KOMŞU OLUNUR"

Onur Öymen (Türk diplomat ve siyasetçi) -Şu sıralar Amerika, Suriye'de etkin bir konumda bulunuyor. Türkiye'nin güvenlik çıkarları o bölgeden terör örgütlerinin temizlenmesini gerektiriyor. Amerika ile Türkiye bu konuda çok şey söylediler. Fakat bu konuda Amerika ile Türkiye'nin stratejileri, politikaları, beklenti ve istekleri örtüşmüyor. Amerika'nın beklenti ve hedefi PYD'nin kendisine bağlı silahlı bir güç olarak kullanmak istemesi ve bunun için de PYD'ye silah, mühimmat tüm maddi konularda destek veriyor. Amerika ve Türkiye arasında bu konuda çok büyük bir çelişki var. Türkiye terör örgütü olarak görmekten vazgeçmeyeceği tavrını net bir şekilde koyduğu için Amerika'nın bu konuda değişmesini bekliyor. Amerika ise bu konuda Türkiye'yi hadi 'ortak uçuş, ortak devriye' yapalım diyerek oyalıyor ve zaman kazanmaya çalışıyor.

Türkiye orada PYD'yi diyelim ki 10 kilometre uzaklaştıralım istiyor. Bunu yapsak sonuç yine 10 kilometre sonraki sınırımızın bir terör örgütü olması olacak. Bu da başka bir çelişki olarak karşımıza çıkıyor. Bir ülke için en rahatsız edici durum sınırında muhatap olarak başka bir ülke değil bir terör örgütü bulunuyor olmasıdır. Terör örgütüne değil devlete komşu olunur. Bir terör örgütüne komşu olduğunuzda o sınırınızın güvenliğinin kontrolünü kim sağlayacak.


"Suriye ile masaya oturmak gerek"
Türkiye'nin tüm sorunlarının ortadan kaldırılabilmesi için oradaki tüm terör örgütlerinin temizlenmesi ve Suriye'nin kendi topraklarına egemen olması gerekmektedir. Fakat burada da başka bir çelişki var. PYD'yi orada terör örgütü kabul eden 2 ülke, birisi Türkiye diğeri de Suriye. Orada terör örgütlerine karşı Suriye ve Türkiye'nin ortak hareket etmesi gerekiyor. Türkiye oradaki hasmı olarak Suriye'yi görüyorken, Suriye'de Türkiye'nin oradaki varlığını istemiyor. O kadar çok çelişki var ki orada bir sonuca ulaşabilmek çok zor.

İşin güncel boyutu ve sorusu Türkiye kendi işini kendi yapacak mı sorusu gibi görünüyor. Türkiye bunu daha önce Afrin'de yaptı ve ABD'de sesini çıkarmadı. Türkiye kendine yine böyle bir ortam sağlanmasını istiyor. Fakat orada çok zor meseleler var. ABD'nin kendi iç meseleleri, Trump ile ilgili sorunları, Rusya ile ilgili sorunları bulunuyor. Suriye'deki tüm çelişkilerin ve kendi iç meselelerin hallolması lazım ki bu sorun çözülsün. Türkiye kendi harekâtını yapar mı yapmaz mı yaparsa ABD ne tepki verir bunları öngörmek zor. Fakat çok net bir şey var ki her ülke kendi içerisindeki terör örgütünden sorumludur. Durum bu kadar netken bizim orada Suriye ile hasım olarak devam etmemiz ve hiçbir şekilde konuşmayışımız çıkarlarımıza ters düşecektir.


"ABD BUGÜNE KADAR TÜRKİYE'NİN LEHİNE BİR ADIM ATMADI"

Soner Aydın (Emekli Albay) -Türkiye; Fırat'ın doğusu ile ilgili taleplerini muhataplarına iletmiş ve Türk kamuoyunu da en üst seviyede kararlılık vurgusuyla bilgilendirmişti. Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı, Dışişleri bakanı ve iktidar sözcüleri bu taleplerle ilgili sürecin Eylül ayı sonuna kadar başlatılmasını, aksi halde "B ve C hareket planlarını" devreye sokacağımızı duyurmuştu. Bu açıklamalar ve Suriye sınırına birlik kaydırmamız halkımızın bir bölümünde "Fırat'ın doğusunda askerî harekât başlatacağımız" şeklinde algılandı. Oysa B ve C planlarının bir askerî harekâtı içerdiği ile ilgili bir bilgiye sahip değiliz.

Muhataplarımızın rahatlığına bakıldığında; onların da bir askerî harekât yapacağımıza ihtimal vermediği, açıklamalarımızı ciddiye almadığı görülmektedir. ABD ve ortakları; Suriye'de, bugüne kadar Türkiye'nin taleplerinin hiçbirisine olumlu yanıt vermemiş, ülkemizin lehine olumlu bir adım da atmamıştır. Her şey eskiden olduğu gibi kendi mecrasında ABD'nin planladığı şekilde yürütülmektedir. A planımızın beklenen sonucu vermediği 30 Eylül itibariyle kesinlik kazanmıştır. Şimdi B ve C planlarımızın olduğu ve sıranın B planına geldiği algısı içindeyiz. Bugün Ekim ayının ilk haftası bitmek üzere ve B planımızın uygulamaya sokulması ile ilgili herhangi bir girişim ve hatta emare ortaya çıkmış değildir. Eğer bundan sonra bir C planı varsa, B planı da askeri müdahale anlamına gelmeyecektir. Çünkü askeri müdahale bu aşamada değil, takip eden aşamada kesin sonuç için devreye sokulacak bir uygulamadır, takip eden aşamanın ne olacağı da kendini göstermektedir.

Birleşmiş Milletler toplantısında PKK ile ilgili somut bir yaklaşım ortaya konmadığı gibi dikkatler Suriye anayasa komitesi üzerinde yoğunlaştırılmış, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen tarafından komitede Suriyeli Kürtlerin de yer aldığı ifade edilmiştir. Böylece bölgedeki Kürt gruplar BM'lerin de himayesine girmiştir. Bu nedenle Suriyeli Kürtleri temsil ettiğini iddia eden PYD'nin silahlı gücü olan PKK/YPG'ye karşı Fırat'ın doğusunda bir askerî harekât beklenmemelidir diye düşünüyorum.

Ülkemizde de bir askeri harekâta kimsenin ihtimal vermediği görülmektedir. Mühletin dolmasının hemen ardından gündem hızla değiştirilmiş, dört yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki oy oranları tartışması başlatılmıştır. O gün bu gündür herkes bunu konuşmaktadır. PKK'nın nereden nereye geldiği, Suriye'de kurulacak bir Kürt oluşumunun nerelere varacağı, ülkemizi, varlığımızı, birliğimizi ve bütünlüğümüzü nasıl etkileyeceği kimsenin umurunda değildir.

Suriye'deki ana sorun PKK'nın ve diğer terör örgütlerinin varlığından ziyade ulusal birliğinin bozulması, bölgede kurulmakta olan Kürt devletçiği, bu oluşumun bölge ülkelerine etkileri ve ülkemizi de içine alacak şekilde genişletilmesi olasılığıdır. Bu sorun bütün bölge ülkelerinin bir araya gelerek ortak çaba göstermesiyle aşılabilir. Buna rağmen iktidarımız ana muhalefetin sorundan etkilenen Suriyeli gruplarla görüşmesini bile engellemekte, ana muhalefet partimiz de konuyu, sorunu yaratan ABD ve ortaklarının temsilcileriyle görüşerek ele almaya çalışmaktadır. Yapmamız gereken; iktidar ve muhalefetimizin uzlaşmasıyla, geniş katılımlı, ülkemize ve bölgeye özgü bir milli çözüm planı ortaya koymak, sonra da sorundan etkilenen ve etkilenmesi muhtemel bütün bölge ülkelerini bu plana dâhil etmek için çaba sarf etmek olmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

YPG / PYD Fırat'ın Doğusu'ndaki "32 kilometre derinliğindeki Güvenli Bölgeden çekiliyor" ve "ağır silahları" bırakıyor. Güvenli Bölgesi ABD ile işbirliği içinde "Türk ...

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov "Suriye'nin toprak bütünlüğü zarar görmemeli" derken, Esat ordu birliklerinin girdiği "Kobani" başta Münbiç ve Rakka gibi şehirlerin "ne ...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesinin piyasalara yansıması nasıl oldu? Türkiye - ABD zirvesinden çıkan ateşkes kararının ...

GÖZLEM konuyu uzmanlara sordu. İşte cevapları...

Suriye'de Fırat'ın doğusundaki terör unsurlarına yönelik başlatılan ''Barış Pınarı Harekatı'' sonrası Türk ekonomisindeki gelişmeler nedir? GÖZLEM konuyu uzmanlarına s...

Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı rakamlara göre tüketici enflasyonu tek haneye düştü. Çarşı / Pazar / Ev / Mutfak gerçeklerinden çok uzak olan bu rakamlara hem ...

20 yıl Adalet Partisi İzmir milletvekilliği, 5 defa bakanlık yapan ''İzmirli'' Ali Naili Erdem, Türk Siyasetinin dününü ve bugününü anlattı. İzmir'de bıraktığı izleri...

Yazarlar
Website Security Test