Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''Öfke'' ve ''şiddet'' ülkesi olduk; ''Silahı kapan...''

6.9.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Irak ve Suriye'ye ''terörün önlenmesi, barış ve huzurun sağlanması için'' çaba gösteren, asker gönderen Türkiye'de ''toplumsal şiddet olayları'' giderek tırmanıyor. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara ''Bu işin sonu nereye varacak, ne yapılmalı?'' sorusunu sordu. İşte cevapları...

EDA EBRU NANECİ

Türk askeri Irak'ta ve Suriye'de...Türkiye oralarda yıllardır "huzuru ve barışı sağlamak için" çaba gösteriyor, şehit veriyor.

Sınırlarımızın ötesindeki "bu insanlık görevi için" büyük fedakarlıklara katlanıyoruz. Ne var ki, bu dönemde ülkemiz  cinayetler, toplu linç teşebbüsleri, grup çatışmaları, katliamlar, kadınlara ve çocuklara karşı kanlı suçlar arenasına döndü. Gazetelerde 3'üncü sayfa haberleri kan dondurucu boyutlara ulaştı, hatta "birinci sayfalar" da "3'üncü sayfa" hâline dönüştü. TV kanalları da bu konuda "gazetelerle yarışıyor.

Geçtiğimiz günlerde henüz 10 yaşındaki kızının gözleri önünde eşi tarafından boğazı kesilen ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden Emine Bulut'un görüntülerini hatırlarsınız... Hafızalardan silinmeyen bu an yaşandıktan sonra, birkaç gün içinde daha kaç kadın, kaç çocuk şiddete maruz kaldı ya da öldürüldü.

Ya "küçücük" Eymen'in cansız bedeninin elleri ayakları bağlanmış ve poşet içinde atıldığı tandır kuyusunda bulunması, katillerin annesi, annesinin sevgilisi ve onun kardeşi olması?..

Toplumda "her gün birkaç tanesini yaşadığımız" şiddet olaylarının Türkiye için çizdiği bir harita var. A'dan Z'ye tüm kesimleri etkisi altına alan genel ve "endişe verici" bir durumun habercisi tüm bu yaşananlar. Bu haritada sadece eşler, çocuklar, kadınlar yok. Esnafı, iş insanı, minibüs şoförü, taksicisi, araştırma görevlisi, doktoru da dahil herkes nasibini alıyor. Doktora şiddet haberleri sık sık basına yansırken, esnafla vatandaşlar arasında da her hafta yüzlerce olay yaşanıyor.

Esnaf ve Sanatkarlar Odaları birlikleri "üyeleri için "Öfke eğitimi toplantıları, kurslar düzenlemeye başladı. Burada ortaya çıkan tabloda esnafın "Vatandaş çok öfkeli, biz savunmada kalıyoruz" söz ve şikayetleri var.

Esnaf odaları tarafından yapılan açıklamalarda, "vatandaşın öfkesinin ve arada çıkan tartışmalarının en büyük nedenin ekonomik boyutta yaşanılan sorunlar olduğu" belirtiliyor. Bilimsel araştırmalar da "suç oranlarını arttıran birçok nedenin başında ekonomik sıkıntıların geldiğini" gösteriyor.

Sağduyuyu kaybetmiş ve empati yapmayı unutmaya başlayan bir toplumun içinde mi yaşamaya başladık? Herkes birbirine soruyor; "Nereye gidiyoruz?.."

 

Ruh sağlığı yasaları...

Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığımız bu tablo, Türkiye Psikiyatri Derneği başta olmak üzere birçok sivil toplum ve meslek kuruluşunu bir araya getirdi. "Ne yapılması gerektiği, devlete düşen görevler, toplumun sorumluluğu" üzerinde çalışmalar yapıldı. Ruh Sağlığı Yasa Tasarısı'nın hazırlanması ve kanunlaştırılması gereği" ortaya çıktı.

Gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunda "ruh sağlığı yasalarının tamamı çıkarılmış" bulunuyor. Ruh sağlığı sorunlarından ciddi düzeyde etkilenmiş ve psiko-sosyal engellilik koşullarıyla karşı karşıya olan bireylerin istemli ve istemsiz (zorunlu) tedavisini ve toplum içinde iyileşmelerini sağlayan bu yasalar, Türkiye'de de çıkarılması şart hâle gelmiş bulunuyor.

Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) hazırladığı ve Meclis'e verdiği "bu yöndeki"  kanun teklifi için Genel Başkan Devlet Bahçeli, "Vatandaşlarımızın maddi ve manevi zorluklarının yanında ruhsal olarak sorun yaşadıklarını görüyoruz. Ağırlaşan problemlerin farkındayız. Hakların, sınırların ve yetkilerin açık ve net şekilde belirlendiği bir toplumsal sözleşmeye yani ruh sağlığı yasasına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Türkiye'de bu alanda bir boşluk hakimdir" dedi.

 

Topluma haksızlık mı olur?

Bu açıklamanı üzerine AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mahir "Bu konuda MHP'nin bir önceki dönem vekillerinden psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanında çalışan Deniz Depboylu'nun kanun teklifi var. MHP'nin geçen yıl hazırladığı bu teklifi Bahçeli gündeme taşıdı. Yoksa biz, 'toplumun sağlığı bozuldu o yüzden yasa çıkaralım' dersek Türk toplumuna haksızlık etmiş oluruz gibi geliyor" dedi.

 

Medya'nın rolü...

Uzmanlar, şiddet olaylarının "son dönemlerde yoğun olarak medyaya yansıdığı için mi daha görünür olduğunu, yoksa 'gerçekten' giderek artış mı gösterdiğini" de tartışıyorlar.

Ne var ki, ortaya çıkan bir başka gerçek de var; "medyaya yansımayan ya da şikayet edilmediği için adli kayıtlara geçmeyen" çok daha fazla olay olduğu...

Yapılan araştırmalar, sosyolog ve psikolog görüşleri toplumda artan öfkenin ve yükselen suç oranlarının aile hayatını, iş hayatını, eğitimi büyük ölçüde etkilediğini ve hatta yurt içi ve dışı göçlere sebep olduğunu gösteriyor. Giderek artan gelir eşitsizliği, işsizlik ve yoksulluktan eğitim eksikliğine, ülkedeki siyasi ve sosyal gerilime kadar belli başlı nedenler de ortaya konuyor. Birçok ilimizin ve ilçemizin Afganlı - Suriyeli istilasına uğramış olması da "sebepler" arasında sayılıyor.

Türkiye'de yaşanan tüm bu ürkütücü olaylar göz önüne alındığında, "Kendi vatandaşımızı korumak, sağlıklı yaşam koşulları ve güven ortamı sunmak için çaba göstermek, Suriye ve Irak'ta güvenliği sağlamaktan daha da mı geri planda kaldı?" sorusunu akıllara getiriyor. GÖZLEM bu "çok önemli" konuyu uzmanlarına sordu...

 

"SİSTEMSİZLİK, KEYFİLİK ANARŞİSİ YARATIYOR"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)- Bugün uygarlığın temsilcisi rolü AB tarafından savunulmaktadır. Zira ABD süper güç olmanın verdiği fırsatlar içinde, vahşi kapitalizmi hem kendi ülkesinde, hem de küresel boyutta uygulamaktadır. Japonya geleneksellik ile çağdaşlığı bağdaştıran ve sosyallik boyutu güçlü bir ekonomik sisteme sahiptir. AB, 2020 Stratejisini oluştururken Sosyal Piyasa Sistemini, Birliğin Ekonomik sistemi olarak kabullendi. Sosyal Piyasa ekonomisi vahşi kapitalizmi reddeden, sosyallik ve çevre sorunlarını yenilikçiliğe dayalı rekabet anlayışı içine entegre eden bir ekonomik sistem anlayışıdır.  AB'nin uygarlığın öncüsü olma rolü sağlayan "sosyal piyasa ekonomisini" bütüncül uygulamasından kaynaklanır. Zira yenilikçilikle güçlü bir ekonomi; sosyal boyutla kimseyi dışlamayan insan hakları ve insan onuru ve çevre korunurken; "sistem olma" özelliği ile hukuk devleti olma, demokrasi ve özgürlükleri savunma ilkeleri yaşam bulmaktadır.

Türkiye'nin bugünkü durumu ise, muhafazakarlığın, sistemsizlik ve kişisel keyfilik içinde uygulandığı bir durumu yansıtmaktadır. Muhafazakarlık, çağdaş insani değerler, ilke, sistemler ve hukuk devleti yerine çoğu ilkel yaşam dönemlerinden kalma geleneksel değerlerin öne çıkarılmasına yol acar. Sistemsizlik, herkes için geçerli kural ve ilkeler yerine, kişinin kendi geleneksel algısı içinde, yaşam ve çevresini düzenleme ile bunun için kişisel ve keyfi güç uygulamasına yol açar. Uygarlığın ve evrensel değer ilkelerin entegre bütünsellik içinde bir sistem oluşturduğu bir toplum anlayışı yerine; güçlünün kişisel gücünü, çoğu kez kaba kuvvet olarak uyguladığı bir ortam yaratır. Türkiye'deki uygulamalar giderek bu yönde yapılandı. Parlamenter demokrasinin terk edilmesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin rafa kaldırılması, insan hakları ve onurunun göz ardı edilmesi, kişi egemenliği sistemine yönelim bu günkü ortamın yaratılmasını sağlayan unsurlar oldu. Üstelik 600 yıllık Osmanlı toplumunda, devlet tepede güçlü bir eğitimden geçen kişilerle yönetilirken, taban kendi haline bırakılmıştı. Tabanda keyfilik ve güçlünün egemenliği, geleneksel kurallar içinde toplumu yönetiyordu. Burada kişisellik ve keyfilik egemendi. Bugün de Türkiye'de tepe ve taban kültürünün entegre olması yerine, çoğu tabanın geleneksel değer ve kültürü tepeye taşındı. Geleneksel kültürün egemen olduğu toplumda güçlü kişiler; herkes için geçerli evrensel hukuk değerleri yerine güç ve korkunun geçerli olduğu ortamda kendi keyfi uygulamalarını devreye almaya daha çok yöneldiler. Bu durum doğal olarak çağdaş toplumların, insana saygı, insan onuru, uzlaşı ve hoşgörü değerleri yerine kişinin kendi tek ve mutlak doğrusunu geçerli kılmak için güç kullanmasını beraberinde getirdi. Üstelik bu uygulamalar toplumun her kesit ve düzeyinde geçerlilik kazandı. Bilimsel tutumun geçerli olması gereken üniversiteler bile siyasetin emrinde, baskı korku ve keyfilik uygulamalarının öne çıktığı bir ortama yelken açmış bulunuyor. Bu nedenle Türkiye, bilim ve teknolojinin rehberliğinde çağdaş toplumların değer, ilke, hukuk ve sistemleri paralelinde kendi öz sistemini, geçmişi model alarak değil; geleceği yaratacak biçimde reforme eden bir siyaset ve sistem anlayışına ihtiyacı vardır. Aksi durumda, bugünkü şikayetler daha da artarak sürecek ve ülke gelecek şanslarını boşa harcayacaktır.

 

"EĞİTİMSİZLİK VE EKONOMİK FAKTÖRLER ETKİLİYOR"

Gizem Ahçı (Sosyolog)- Bireysel ve kitlesel şiddet, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik orijinlidir. Bireysel şiddetin doğasında biyolojik varoluşa dair bir var olma içgüdüsü söz konusu iken, toplumsal şiddet için sosyolojik ve psikolojik nedenler baskındır ve topluluğun maruz kaldığı baskı ya da ötekileştirme, eğitimsizlik ve ekonomik kriz faktörleri ile birleşerek kendini açığa çıkarır. Aynı şekilde, teolojik(dini) ve siyasi üst kimliklerde oluşan rijit gruplaşmalar, toplumsal kargaşa ortamlarında şiddet için hazır kültürel fragmantasyonlar (Fragmantasyon: herhangi bir doku veya organın bütünlüğü kaybedecek bir şekilde parçalara ayrılması) oluşturma potansiyelini her zaman taşıma özelliğindedir.

Özünde, şiddete başvuran bir birey ya da topluluk, acizlik ve çaresizlik sarmalında bir tür tükenmişliği deklare eder. Ülkemizde son zamanlarda sıklıkla gözlemlenen kadın cinayetlerinden sağlık çalışanlarına kadar birçok şiddet vakasında bunu gözlemlemek mümkün. Geleneksel bir yapıdan modern toplum dinamiklerine doğru yol alan ve makro ekonomik yapılardaki değişkenlikler nedeni ile istikrarlı /dengeli bir refah dönemi sosyolojisini henüz oluşturamayan Ülkemizin atmosferi, son yıllardaki Suriye Göçü gibi ek dinamiklerle, bir öfke toplumuna dair kırılganlığı fazlası ile görünür kılmaktadır.

Bu yüzden, Marks, Weber, Durkheim ve Merton gibi sosyolojinin kurucuları tarafından ısrarla ele alınan önemli çalışma alanlarından birisi de 'çatışma' konusu olmuştur ve esasta şiddeti tanımlar. Şiddet ve sonrasında oluşan bireysel ve kamusal vicdan esaslı travma, hümanizma adına bir başkaldırı manifestosunu ateşler. Katı, sert fiziki kuvvet uygulamadan cinayete giden döngü, sadece illegal değil patolojik bir yapıyı da içinde barındırır.

Sonuçta, şiddet, toplumda yadsınamaz bir sosyolojik gerçekliktir ve sosyal antropolojinin de çalışma alanıdır. Her ne kadar şiddet daha çok fiziki bir eylem olarak anlaşılsa ve bireye indirgense de, sözel, psikolojik, davranışsal, cinsel ve benzeri alt kırılımları ile bir gruba ya da topluluğa karşı da olabilmekte, nedenleri noktasında da kültürel, ekonomik, psikolojik ve politik alt başlıklar sıralanmaktadır.

Ülkemizde, son yıllarda tekrarlanan örnekler, şiddetin kavramsallaşması ve gündemde olmasına yol açmıştır. Bu yüzden, konu ile ilgili farkındalık amacı ile 25 Kasım günü gibi, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günleri ihdas edilerek farkındalık oluşturulmaya çalışılmakta.

Şiddetin mücadelesi, geniş spektrumlu psikososyokültürel sosyolojik bir olgu olması nedeni ile kompleks bir yapı arz eder, ve bireysel ulusal eğitimden hukuki reformlara kadar bir çok yapısal değişiklik gerektirir. İşsizliğin azaltıldığı, ekonomik refahın arttığı, eğitim sisteminin insan ve hayvan hakları temelli reformize edildiği, ceza hukukunun bireysel ve kitlesel şiddete karşı radikal değişikliklerle sıfır toleransa evrildiği bir değişim toplumda şiddeti minimalize edecektir. Bunlara ek olarak, şiddet kültürünü elimine edecek bir diğer faktör de kanaat önderleri, politikacılar ve medyanın dilindeki hakim argümanların şiddetten uzak kalması gerektiğidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye'nin gerçek gündemi ne olmalı? GÖZLEM, son günlerde artan intihar olaylarının ardındaki asıl nedeni araştırdı ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu uz...

Tekrarlananlarla beraber yerel seçimleri yüzde 98'lik bir oranla tahmin eden Avrasya Araştırma Şirketi'nin Başkanının yaptığı açıklamayı GÖZLEM masaya yatırdı. İşte uz...

Trump-Erdoğan görüşmesi Türk-Amerikan ilişkileri ''Derin bir krizden'' geçtiği dönemde gerçekleşti. Görüşmeden sonra iki lider birbirlerine iltifatlar yağdırdılar.

"Barış" dedi, "Hürriyet" dedi, "Tam bağımsızlık" dedi, her şeyi, bütün mücadeleyi üçü uğruna verdi. "Yurtta Barış, Dünyada barış" en önemli ilkelerinden biriydi. O büt...

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)'nin "tarım ürünleri ithalatında Kamu İhale Yasası'ndan muaf tutulmak istenmesi" sektörde büyük tepkilere yol açtı. GÖZLEM, konuyu uzmanla...

Tekstil sektörü ve paydaşlarını 1992 yılından beri destekleyen Ege Giyim Sanayicileri Derneği (EGSD) gelişen ve dönüşen sektörün en sıkı takipçilerinden biri konumunda...

Türkiye’de uzun süredir liyakat kurallarını yerle bir eden atamalar yapılıyor. Diplomasi tecrübesi olmayanlar, büyükelçi, yabancı dil bilmeyenler ateşe, veterinerler v...

Yazarlar
Website Security Test