Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Faiz indirimi vatandaşa yaramadı; Hayat pahalılığı zamlarla sürüyor

29.8.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Çalışanlara ve emeklilere verilen ve verilecek olan ''gerçek enflasyonun çok altındaki maaş zamları'' zam fırtınasında eriyip gitti. GÖZLEM konuyu uzmanlara sordu. İşte cevaplar...

Türkiye neredeyse her yeni güne zam haberleriyle uyanır oldu. Emekçinin alım gücü, ekonomik krizin günden güne derinleşmesiyle günden güne eriyor. İstanbul'da yenilenen yerel seçimlerin ardından iğneden ipliğe her ürüne zam geldi. Yüksek enflasyon ve TL'nin döviz karşısında değer kaybı (Faiz  indirimi günlerinde 5.40'lara inen dolar, bütün önleme gayretlerine rağmen yeniden 5.80'lere yükseldi) kriz ortamında vatandaşın alım gücünü her geçen gün daha da düşürüyor.

Seçimin hemen ertesinde akaryakıt, elektrik, doğalgaz, çay, şeker, otoyollar, sigara, alkol gibi komu ürünlerinin tamamına bir ve birden fazla zam yapıldı. 24 Haziran'dan bu yana çay ve şekere iki defa yüzde 15, toplamda yüzde 30 zam yapıldı. Kamu ürünleri dışında özel sektör de günü zamsız geçirmiyor. Son olarak geçen hafta, motorinin litre fiyatına 11 kuruş, benzinin litre fiyatına 16 kuruş, otogaza ise 5 kuruş zam yapıldı.

 Temel gıda maddeleri arasında sebze ürünlerinde yaz sezonundan kaynaklanan fiyat düşüşleri yaşanırken, kuru gıda, bakliyat, peynir, yoğurt gibi ürünlerdeki fiyat artışları halkın alım gücünü olumsuz etkiliyor. İğneden ipliğe gelen zamlar ortadayken, çarşı pazarda hissedilen enflasyon açıklanan rakamların çok üstünde olurken, hükümet memur ve memur emeklilerine 2020 için yüzde 4+4, 2021 için yüzde 3+3 oranında maaş artışı teklif etti.

 

Alım gücü düşüyor

Tek Gıda İş Sendikası'nın yaptığı araştırmaya göre emekçinin alım gücü her geçen gün eriyor. Türkiye'de 2019 başında asgari ücret net 2 bin 20 TL olarak belirlenmişti. Ekonomik krizin günden güne derinleşmesiyle asgari ücret de döviz kurları karşısında hızlıca eriyor. Sendikanın verilerine göre asgari ücretli bir vatandaş Ocak ayında maaşıyla 335 euro alabiliyordu. Bugünkü ücretiyle 6.40 TL olan kurdan ancak 315 euro alabiliyor

Sendikanın verilerine göre, AB üyesi ülkelerin 2019 yılındaki asgari ücretleri ile Türkiye'deki mevcut asgari ücret kıyaslandığında, Türkiye Bulgaristan ile birlikte asgari ücretin en düşük olduğu 4. ülke konumunda. Avrupa genelinde asgari ücret 2019 yılı için 750 Avro civarında belirlenirken bu oran Türkiye'deki asgari ücretin 2.5 katına denk geliyor. Kurun yükselmesiyle Türkiye'deki işçinin kazandığı da eriyor. Araştırmalara göre, 2018'in Haziran ayı ile 2019un Haziran ayı karşılaştırıldığında enflasyon oranında ücret artışı alan bir ücretlinin alım gücünü gıda ürünlerinde yüzde 3.18 oranında kaybetti. Asgari ücretlinin geliri ile 2018 Haziran'da alabildiği kadar meyve alabilmesi için asgari ücretin Haziran 2019'da 2 bin 830 lira, aynı miktar ekmek ve tahıl ürünü alabilmesi için asgari ücretin 2 bin 708 lira olması gerekiyor.

 

Eğitim gideri enflasyon hızlı artıyor

Dar gelirli vatandaşları en çok etkileyenlerin başında ise eğitim giderleri geliyor. Yeni dönem için okul alışverişleri başladı. Veliler bir yandan çocuklarını okul için psikolojik olarak hazırlarken bir yandan da kırtasiye alışverişi için alışverişe çıkmaya başladı. Ancak kırtasiye malzemelerine gelen zamlar enflasyon oranının çok üzerinde. Üstelik son yıllarda ücretli kesimlerin de alım gücü okul ihtiyaçları karşısında eridi. BirGün'den Ozan Gündoğdu'nun haberine göre, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) enflasyonu hesaplarken kullandığı 418 kalemden oluşan tüketici sepetinde okul ihtiyacı için gerekli olan ürünler fahiş oranda zamlandı. Son on yılda asgari ücrete yüzde 283 zam yapılırken kırtasiye malzemeleri yüzde 687 zamlandı. Eğitim giderlerinin hepsi enflasyondan daha hızlı artarken, asgari ücretli yıllardır eğitim giderleri karşısında alım gücünü kaybediyor. 2009 yılında asgari ücret 527 lira iken 2019 yılına gelindiğinde bu tutar 2020 liraya yükseldi. 2014 yılında asgari ücret 810 lirayken bu yıldan sonra asgari ücrete yüzde 126 zam yapıldı. Ancak okul araç gereçlerinin hepsi asgari ücrete yapılan zamdan daha fazla zamlandı.

 

 

SON 10 YILINDA NE KADAR ZAM YAPILDI

Okul defteri: Yüzde 329

Kalem: Yüzde 404

Resim boyaları: Yüzde 247

Kağıt: Yüzde 216

Kırtasiye malzemeleri: Yüzde 687

 

5 YILDA NE KADAR ZAMLANDI?

Okul defteri: Yüzde 176

Kalem: Yüzde 191

Resim boyaları: Yüzde 134

Kağıt: Yüzde 161

Kırtasiye malzemeleri: Yüzde 520

 

2 YILDA NE KADAR ZAMLANDI?

2019'a gelindiğinde asgari ücrete yüzde 26 zam yapıldı. Ancak enflasyonla beraber bu zam da eridi.

Okul defteri: Yüzde 69

Kalem:  Yüzde 52

Resim boyaları: Yüzde 46

Kağıt: Yüzde 87

Kırtasiye malzemeleri: Yüzde 57

Asgari ücret: Yüzde 43 (2017 asgari ücret: 1404 lira)

 

GEÇEN YILA GÖRE NE KADAR ZAMLANDI?

Okul Defteri: Yüzde 37,4

Kalem: Yüzde 37

Resim boyaları: Yüzde 34,9

Kağıt: Yüzde 28,5

Kırtasiye malzemeleri: Yüzde 32,7

Asgari ücret: Yüzde 26 (2018 asgari ücret: 1603 lira)

 

 

"SİSTEMSİZ EKONOMİ ZAAFI"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)- Türkiye Ekonomisi, etkin işleyen bir piyasa mekanizması ve piyasa sistemi olma özelliklerini giderek daha çok kaybediyor. Ekonomi giderek daha çok merkezden yönetilen, duruma göre tepki üretilen keyfi uygulamaların etkin olduğu kaotik bir ortama dönüşüyor. Zira piyasa ekonomisini sisteme dönüştüren mekanizmalar, kurallar ve ekonomik yasalar,  emir komuta sistemi ile devre dışı bırakılıyor. Ekonominin yasaları değil, siyasetin keyfi kuralları etkin. Böylesi etkin işlemeyen bir piyasa sisteminde, sosyal piyasa uygulamaları da bir kargaşaya dönüşür. Ekonomi etkin işlemiyorsa, büyüme ve refah artışı yaşanmıyorsa, sosyal dengeleri korumak ve geliştirmek için refah payı yaratılamıyor demektir. Etkin işlemeyen bir piyasa sisteminde, vergi gelirleri de yetersiz kalınca, siyaset organize olamayan tüketiciye yüklenen vergi ve zam uygulamalarına yönelir. Bu vergi uygulamaları da en çok yoksul kesimi etkilerken, Sosyal dengeler daha da bozulur. Hele de bizdeki gibi ekonomi enflasyon, dış açık ve dolar sarmalının girdabına düşmüş ise. Böylece merkezi hükümete kaynak yaratmaya yönelik zamlar, kitlelere hayat pahalılığı olarak yansır. Üstelik bir de ekonomi üretim yerine tüketim odaklı yönetiliyor ise daralan ekonomide işsizlik ve yaşanan enflasyon sarmalı, kitlelerin yaşamını daha da çekilmez kılar. Bir de buna, sosyal dengeler ve sosyal politikaların korunması ve güçlendirilmesinde asıl yetkili olan sendikalar, her siyasi partinin bir yan kuruluşu olarak, parçalı örgütlenmiş ise, böyle bir ülkede sosyal politika uygulamalarının gerçek ve güçlü sahipleneni yok demektir. Yine bir başka yönü ile piyasa sisteminin kurumlaşma yapısı ile uyumlu olmayan, sadaka ve yardımlar şeklindeki sosyal dengeleme uygulamaları da, konuyu karmaşıklaştıran, sürekliliği ve etkinliği olmayan mekanizmalardır. Sonuç olarak ekonomi keyfi kararlarla değil, ekonomik yasaların geçerlilik kazandığı bir sistemleşme uygulaması içinde etkinlik kazanır. İşsizliğe, enflasyona, dış açık sorununa ancak bilimsel verilerin, kararlılık, tutarlılık ve işlevsellik ilkeleri içinde; kısa, orta ve uzun dönem ekonomi politikalarının tamamlayıcı özelliğini gözeten uygulamalar ile çözüm gelir. Türkiye ekonomisinin yeni yapısal, sistemsel ve konjonktürel politikalara ihtiyacı olup, anlık para ve maliye politikaları yetersiz kalmaya mahkumdur. Bir başka konu olarak,  ekonomik sorunlar sadece ekonomik uygulamalarla çözülemez. Piyasa sistemi, ancak hukuk devleti ve demokrasi ile kişi onuruna saygının geçerli olduğu, yürütme, yasama ve yargı arasında karşılıklı kontrol mekanizmalarının etkinleştiği bir toplumsal ortamda gerçekleşeceği de unutulmamalıdır.

 

"KILIÇ İKİ TARAFTAN KESMEYE BAŞLADI"

Ali Nail Kubalı (Ekonomist)- Bu kriz ortamında vatandaşın yapabileceği çok fazla bir şey yok. Ama devletin yapabileceği şeyler var. Daha önceki açıklamalarımda, 'Kurları doğru ayarlasınlar. İhracata olanak veren bir seviyeye yükseltip orada tutsunlar. Bu ihracatı teşvik eder. Şirketlerin atıl kapasitesini doldurur, işsizliği azaltır, refahı artırır' demiştim. Ancak bu yapılamadı. Bütün tedbirler doları aşağı çekme üzerine alındı. Dolar düşerse enflasyon önlenir zannedildi. Bu yanlıştır. Üretim düştükçe üretilen malın parça başı maliyeti yükselir. Çünkü sabit masraflar da üretilen malın üzerine biner. Az üretim yaparsanız maliyeti daha da artar. Önlemler alınmadığı için bu aşamaları aştık.

Şimdi aileler ve şirketler tasarruf yoluna gidiyor. Korku başlayınca insanlar harcama yapmaktan vazgeçti. Aileler harcamayı kısınca şirketlerde yatırımı kısıyor. Bu talebi azaltıyor. Talep azalınca şirketler üretimi daha da düşürüyor. İşsiz kalan harcama yapmıyor bir kısır döngü içine giriyor.

Korkuyorum ki kurları ayarlayıp ihracatı teşvik etseniz dahi bu kısır döngüyü kıramayacaksınız. Bundan endişe ediyorum. Devletin bir kere kuru aşağı çekme yerine, ihracatı artıracak ve yerli üreticiyi de yabancılarla rekabet edecek seviyede tutması gerekir. Dolar kuru için bu oranı 6,5 ila 7 lira seviyesi olarak görüyorum.  Buda yetmeyecek. Devlet harcamaları artıracak, bütçe açığından korkmayacak, işsizlere iş yaratacak. İşsiz kalırım korkusunu ortadan kaldırır, ihracatı da kurla teşvik ederse krizden kısaca bir vadede çıkabiliriz. Yeter ki doğru kararlar alınsın. Konu dövizden kaynaklanan maliyet enflasyonu olmaktan çıktı, işsizliğe dönüştü. Talepten kaynaklanan bir hale dönüştü. Aileler para harcamıyor. Kılıç iki taraftan kesiyor. Bir taftan üretim düştüğü için üretim maliyetleri arttı, öbür taraftan işsizlik dolayısıyla talep düşüyor stagflasyonun bir adım ötesine geçtik. Mücadelesi zor ama imkansız değil.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Öğrenciler için ders zili zamlarla birlikte çaldı. Yeni dönem başlarken, eğitim-öğretim masrafları katlandı. Ekonomik krizin her alanda yaşattığı sorunlar okul sıralar...

''Kurulduğu 2002 yılından bu yana girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkan AKP'de erime süreci mi başladı?'' Bugünlerde Ankara Gündemi'nin başında "bu sorunun c...

Türkiye ile ABD arasında Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölgeye ilişkin taraflardan ''Anlaşma sağlandı'' açıklaması gelse de belirsizlikler devam...

Irak ve Suriye'ye ''terörün önlenmesi, barış ve huzurun sağlanması için'' çaba gösteren, asker gönderen Türkiye'de ''toplumsal şiddet olayları'' giderek tırmanıyor. GÖ...

Yerel seçimde İstanbul hezimetinin ardından AKP'de sular durulmuyor. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük illerde seçimlerin kaybedilmesinin yankılarının yanı sı...

Atatürk'ün kurduğu kurum, "Atatürk'ü yok" sayıyor! Millet soruyor; ''Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapmak istiyor?''

Yazarlar
Website Security Test