Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''İktidar için ‘Büyük Türkiye Harekatı’ ile Merkez Sağ boşluğu dolacak''

2.8.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Topcu ''Türk siyasetinin yanlış ellerde olduğunu'' belirterek, ''Bu gidişin önlenmesi gerek'' dedi ve ''Nasıl önleneceğini'' GÖZLEM'e anlattı.

FAZIL ANIL KILIÇLI

Hukukçu, siyaset ve devlet adamı Yaşar Topcu, Türk siyasetinde yaşananları GÖZLEM Gazetesi'ne anlattı. Türk siyasetinde merkez sağ açığı bulunduğunu belirten Topcu, ANAP ve DYP'nin 2002 seçimlerinde barajın altında kalmasını "politik yanlışlara" ve AKP'nin bir "proje" partisi olarak sahneye çıkmasına bağlıyor. Topcu, merkez sağda yeni bir siyasi oluşum için kolları sıvandıklarını, Demirel ve Özal'ın siyaset arkadaşlarının içinde olduğu bir hareketin partileşme sürecini yürüttüklerini kaydetti.

Türk siyasetini nasıl görüyorsunuz? Türkiye siyaseten nereye doğru gidiyor?

Türk siyaseti bugün için yanlış ellerde. İktidarı da yanlış ellerde, muhalefeti de yanlış ellerde. Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu siyasi şartları ve yönetenlerin siyasi tavırları, siyasi kararlar, siyasi uygulamalarını önce bizim anladığımız anlamda siyasi bulmuyorum. İktidarı yönlendiren ve "Ben iktidar olayım" diyen bir muhalefet göremiyorum. İktidar da ülkeyi kutuplaştırarak yönetiyor. Çok tehlikeli bir yöne doğru gidiyoruz.

Türk siyasetinin neden yanlış ellerde olduğunu düşünüyorsunuz?

Çünkü iktidarda bir siyasi partiden ziyada Recep Tayyip Bey var. Recep Tayyip Bey, bir siyasi partinin genel başkanı aynı zamanda Cumhurbaşkanı. Başbakanlığı 2004 yılında Abdullah Gül Bey'den devraldı.  Erdoğan'ın bugüne kadar geçen 15 yılı aşkın iktidarındaki uygulamalarına baktığımızda başarılı bulmuyorum ve Türkiye'yi tam anlamıyla kucakladığı kanaatinde değilim. Bir ülkeyi yönetenler, yönetmeye talip olanların, mutlaka o ülkenin halkının tamamının karnına sığıyor olması gerekiyor. Eğer halkın tamamı o yöneticinin karnına sığmıyorsa, bir kısmı dışarıda kalıyorsa bu büyük sıkıntı doğurur. Ülke insanları arasında ayrımcılık yapmış oluyorsunuz. Ülkenin insanlarını ayırırsanız, ayırdığınız o kesim kendisini dışlanmış hisseder. Dışladığınız kişileri yönetme hakkınız yoktur. Siz onları yönetmeye talipsiniz, ama onlar sizi kendilerini yönetmeye talip bulmuyorlar. Siz seçimi kazansanız da oturduğunuz koltuğun sıfatı ile sizi anmak istemiyorlar, çünkü siz onları dışladınız. Bu çok kötü sonuç veren bir uygulamadır. Türkiye yıllardır bu kötü uygulamanın içerisinde. Tayyip Bey, ülke insanlarını ayırıyor ve sonra da başkalarını bölücü olmakla itham ediyor. Tayyip Bey, Rabia işareti ile "Tek Millet, Tek Devlet, Tek Vatan ve Tek Bayrak" söyleminin içerisinde üç tane yanlış var. Türkler sadece Türkiye'den ibaret değil "tek vatan ve tek tevlet" yanlış, Türklerin tek bayrağı Türk Bayrağı değil "tek bayrak" yanlış, sadece "tek millet" doğru. Sizin karın sınırlarınızın bunların tamamını kucaklayacak şekilde olması gerekiyor. İnsan vücudu bir bütündür, karnınız bu insanları kucaklıyorsa beyniniz de kucaklayacak. Ülkeyi yönetmeye talip olanlar hangi siyasi görüşten olursa olsun önce bu işin içine bunu bilerek girecek.

Ülkede bir iktidar var ama muhalefet cüce

İktidar kafasında ve karnında tüm milleti sığdıracak yer bulamıyor muhalefet ise çok cüce, küçük. Öyle olunca demokrasinin iki ayağı dengeli olmuyor. Dengeli olmadığı için asıl topal ördek benzetmesi Türk demokrasisi için yapılacak bir benzetme. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama bir iktidar var, muhalefeti ise cüce. Yani diğer gelişmiş demokrasiler gibi halk iktidardakinin yerine bir tercih aradığında ortada güvenilir, dayanılır muhalefet yok. Bu ülke demokrasisi için fevkalade üzücü.

Siyasette merkez sağ açığı var

Türk siyasetinin bugün yaşadığı sıkıntıların kaynağında ciddi iç ve dış politik yanlışlar görüyorum. 1990'lı yıllarda Türk siyasetine ciddi müdahaleler oldu. 2002 yılına gelindiğinde o zamanki siyasi yapıda iki tane merkez sağ partisi (DYP ve ANAP), iki sol parti (CHP ile DSP) ve bir de İslam ağırlıklı (Refah Partisi) parti vardı. Merkez sağda birleşmesi gereken iki parti birleşemedi. İki partinin liderinin yanlışları oldu. İktidar ortağı olan DYP'nin yönetimi beğenilmedi, parti içinden yeni arayışlar başladı. Bu arada bir etnik parti (DEHAP) gündeme geldi ve kuruldu. Erken seçim kararı alınınca, bu etnik parti daha partileşme sürecini tam tamamlamadan seçime girmek için Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) başvurdu ve başvurusu kabul edildi. Bu seçime "kabul kararı" siyasete bir müdahale idi. Başka bir anlatımla YSK Türk siyasetine İstanbul seçimleriyle ilk defa müdahale ediyor değil, İstanbul seçimi 3. müdahale. DYP başta olmak üzere merkez sağın parlamentoya girmesi engellenmek istendi. Merkez sağın parlamento dışında kalma girişimine içeriden müdahaleler olduğu gibi bildiğim kadarıyla Amerika yönetimi de müdahil oldu.

DEHAP o gün için Diyarbakır'ın dışında 81 ilin 41'inde siyasi partiler kanununun aradığı şekilde teşkilatlanmasını daha tamamlamamıştı. YSK buna rağmen seçime girmesine izin verdi.  Teşkilatlarının olmadığı ispatlanarak yapılan itirazlara, tam kanunsuzluk haline rağmen, YSK, "ben karar verdim, dönmem" dedi ve seçime girmesine izin verdi. O seçimde ANAP yeterli oyu alamadığı için, DYP'de, DEHAP'ın oyları iptal edilmediği için barajın altında kaldı. DEHAP o seçimde yüzde 6.1, DYP ise yüzde 9.5 oy almıştı. DEHAP oyları tam kanunsuzluk sebebiyle iptal edilseydi, DYP barajı aşar ve parlamentoda temsil edilmiş olurdu. 2002 seçimlerinde merkez sağdan bir parti parlamentoda olsaydı, yüzde 34,5 oy almış olan AKP 365 bir milletvekilini parlamentoya sokarak, anayasayı değiştirme imkanı bulamayacaktı. Halk da yüzde 34,5'ten yüzde 50'lere doğru tırmanacak AKP'ye yönelmeyecekti, bizim camia dağılmamış olacaktı.

Merkez sağda o dönemde ANAP ile DYP arasında bir birleşme girişimleri oldu, bu girişim neden başarısız oldu?

Genel başkanların hatası oldu. İki partinin birleşmesi için her şeye rağmen ciddi girişimler oldu. ANAP'ın Genel Başkanı Erkan Mumcu'ya sorsan, "Ağar istemedi" diyor, Mehmet Ağar'a sorsan "şartlar öyle gerektirdi" diyor. Bana sorsanız, Erkan Mumcu doğru söylüyor. Türkiye, merkez sağ bakımından temsilcisiz kaldı. Bu birleşmeyi önleme gayretinde de yine içeride birtakım ilişkiler devreye girdi. AKP'nin karşısında merkez sağdan bir partinin çıkmasının önüne geçmek istediler ve bunda başarılı oldular. Halen de bu önlenmeye çalışılıyor.

Siyasette yeni oluşum hazırlıkları var. AKP'nin içerisinden Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ile eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın ayrı ayrı siyasi parti kurma çalışmaları var. Onun dışında "Çoban Ateşi" ismiyle Rıfat Serdaroğlu'nun içinde bulunduğu bir grubun çalışması var. Sizin de içinde bulunduğunuz bir başka hareketin partileşme süreci için çalıştığınız biliniyor. Sizin oluşumunuz ya da diğer oluşumlar siyaset sahnesinde başarılı olabilir mi?

Ali Babacan Bey'in başlattığı çalışmadan başlayalım. Ali Babacan Bey'i parti kurmak üzere meydana iten kişi Abdullah Gül Bey'dir. Abdullah Gül Bey ise "siyasi İslam"ın Türkiye'deki en organize ve önemli temsilcisidir. Türkiye, 2016'dan beri bir FETÖ teşkilatlanması ile mücadele ediyor. Elebaşları dışarıda dolaşıyor, garibanları yakalayıp götürüyorlar. Türkiye'de 120'nin üzerinde cemaat, tarikat var. Bunların içerisinde "siyasi İslam" programı olan tek bir tarikat var; Fethullah Gülen tarikatı. Bu tarikatın, "siyasi İslam" programı AKP eliyle en önemli uygulayıcılarından bir tanesi Abdullah Gül Bey'di. Abdullah Bey, bir kenara çekilip sanki bu işle hiç alakası yokmuş gibi şimdi Ali Babacan Bey'i ortaya çıkarmaya çalışıyor. Ali Babacan Bey, bu partiye kimden oy bekliyor? Tabi ki normali İslamcı tabandır.

Şöyle bir izlenim yaratılmaya çalışılıyor; Rahmetli Adan Menderes Bey'in torunu Prof. Dr. Adnan Menderes'i partiye getirmek gibi beyanlarda bulundular. O aile hiçbir şekilde siyasete bulaşmak istemiyor. Biz de zamanında dedelerinin, babalarının yerine siyasete girmek isterler mi diye araştırdık ve istemediklerini öğrendik. Bu girişimlerle Ali Babacan Bey'in marifetiyle kurulmaya çalışılan yeni parti AKP tabanına değil, merkez sağa yakın gösterilmeye çalışılıyor. Hayatında merkez sağa dönüp bakmamış insanlar, merkez sağdan nasıl oy alacaklar? Merkez sağın siyaset tanımı "demokrasi, kalkınma ve savunma" üçgenine dayalıdır. 1950'lerde merkez sağın temsilcisi Demokrat Parti'ydi. Demokrat Parti iktidara geldiğinde Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 50 dolardı. Rahmetli Adnan Menderes, Rahmetli Süleyman Demirel, Rahmetli Turgut Özal, 49 yılda 5 defa darbeyle karşılaşmalarına rağmen, 25 bin adet fabrikası, dünyanın kendi kendine yeten yedi tarım ülkesinden bir tanesi, dünyanın et üretip satan beş hayvancılık ülkesinden bir tanesi ve kişi başına 6 bin 500 dolar milli gelir seviyeyle dünyanın 17'nci ekonomisi olarak 1999 yılında G-20'ye 17'nci sırada çağırıldı. Merkez sağın altın üçgeni "demokrasi, kalkınma, savunma"dır. Bugünkü siyasi iktidarın bu altın üçgeni tam kavramadığı kanaatindeyim. 49 yılda dünyada bir ülkeyi bu denli kalkındıran başka bir ekip yok. Bugün 25 bin fabrikamız çoğalmadı, et üreten ülke yerine et ithal eden ülke geldi, 7 tarım ülkesi yerine dışarıdan tarım ürünleriyle beslenen ülke haline geldik. Hem de bizim zamanımızda toplanan verginin 10 katından fazlasını topladıktan sonra oldu. 70 milyar üzerinde bir özelleştirme yapıldıktan sonra, iki trilyon doların üzerindeki bir geliri harcamış olmasına rağmen Türkiye yerini koruyamadı.  Yani İslamcı program içerisinde altın üçgen yoktur, halkın zenginleşmesi programı yoktur.  İşsizlik, pahalılık ve yoksulluk hızla artıyor.

Abdullah Gül Bey, ön plana Ali Babacan Bey'i koyuyor ama FETÖ kalkışmasına sebep olan tüm anayasa değişikliklerinin altında Abdullah Bey'in imzası var. Bu anayasa değişikliklerini Tayyip Bey ve Abdullah Bey yaptılar. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun ele geçirilmesi, onun arkasından üniversitelerin ele geçirilmesi, ardından Türk Silahlı Kuvvetleri'ne eğitim veren kurumların ele geçirilmesi aklınıza gelebilecek her yerin içine sızmalarının arkasında bu ikili var. Abdullah Bey, bir kenara çekilmekle bu başarısızlığı Tayyip Bey'e yıkmaya çalışıyor.  Ama siyasi İslam projesinin en büyük uygulayıcısı bu kişilerdir.

Elime geçen son ankete göre; Saadet Partililerin yüzde 23'ü, AK Parti'ye oy verenlerin de yüzde 13'ü Ali Babacan Bey'in kuracağı partiye oy verebileceklerini söylemişler. Bunların üstüne kararsızları da dağıttıktan sonra yüzde 8,9 civarında bir seçmen kitlesi ortaya çıkıyor. Tüm bunların daha ciddi ve daha ölçülebilir şekilde kamuoyunda araştırılması gerekir. AKP'de benim gördüğüm kadarıyla bir rahatsızlık var ancak ne kadar oy kaybına dönüşebilir konusunda tereddütlerim var. Kurulacak partinin başarılı olacağı kanaatinde değilim.

Ahmet Davutoğlu Bey'in de parti kurmak için çalıştığı biliniyor, ama olmaz. Kurmaz, kursa da başarılı olamaz.

DYP'de siyaset yapan Rıfat Serdaroğlu, Kuvayı Milliye ruhu ile hareket ettiğini söylüyor. Atatürkçü havasında bir siyasi topluluk meydana getirmeye çalışıyor. Serdaroğlu'nun hareketi merkez sağ hareketi değil. Onlar zaten kendilerini başka bir merkezde görüyorlar.

Biz ise arkadaşlarımızla beraber bir merkez sağ hareketi organize etmeye çalışıyoruz. Çünkü bizim kanaatimiz, 2002'de aktif siyasetin dışına itilen merkez sağı yeniden parlamentoya girmelidir. Türk siyasetinde yeniden söz sahibi olmalıdır. Bir Büyük Türkiye Hareketi başlatma çabasındayız. DYP ve ANAP camiasının insanlarını ve 20-60 yaş arası nesli bu işin içine katarak yapmaya çalıştığımız bir hareket olacak. Bizim yapmaya çalıştığımız işin temeli budur.

 

Bir parti lider ve ekonomik güç etrafında oluşur. Sizin hareketinizde bir lider var mı? Finansman kaynaklarınız var mı?

İstanbul seçimlerinde iktidar partisi tarafından iş adamlarından toplanan milyonlarca dolar var. Ben bunların partiye gittiğinden emin değilim. Para işini biz böyle değil farklı bir şekilde organize edeceğiz. Lidere gelince, her camia liderini bulur. 1961'de Adalet Partisi kurulduğu zaman Rahmetli Süleyman Demirel lider olarak çıkmadı, ama Rahmetli Ragıp Gümüşpala'nın vefatından sonra merkez sağ camia 1964'te liderini buldu. Bu unutulmaz büyük liderimiz Süleyman Demirel'di. Yıllardır merkez sağın toplanamamasının en büyük nedeni bu lider meselesinin öne sürülmesidir. Ben 'lidere bağlı toplanmayı', merkez sağın önünde engel olarak görüyorum. Biz yüz binlerce, milyonlarca kişiden oluşan bir camiayız. Bu kişiler arasından lider diyebileceğimiz kişiler illaki var. Merkez sağ ve DYP, Rahmetli Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasından sonra, bu kültürden gelmeyen yanlış kişilerce yönetilmesinin sonucunda bugünkü duruma düştü. Bu konuda siyasetin affı yoktur. Toparlanıp partileşmek için Rahmetli Demirel ve Rahmetli Özal'ın siyaset arkadaşlarından görüştüğümüz bazı değerli arkadaşlarımız var. Türkiye bize güvenmelidir. Biraz daha zaman geçince, gelişme sağlandıkça kamuoyuna açıklama yapacağız.

2020 yılında bir erken seçime gidileceği konuşuluyor. Siz nasıl görüyorsunuz, erken seçim olur mu?

İstanbul seçimlerini Ekrem İmamoğlu Bey'in kazanması, Ankara'yı Mansur Yavaş Bey'in kazanması CHP'nin değil halkın organizasyonuydu. Halk bu iktidarda aradığını bulamadı ve kurtulmak istiyor. Milyarlarca lira vergi adı altında para toplanıyor bunlarla yandaşlar besleniyor. Halk kriz içinde yaşıyor ve bu işten bıktı ve fakirleşti. Türkiye'de orta direk kayboldu. Bir ülkenin orta direği ne kadar güçlüyse demokrasisi o kadar sağlamdır. Türkiye demokrasini, kalkınmasını ve savunmasını yürütmek için sıkıntı içerisinde. Ülkede artık zenginler ve fakirler var. Halk iktidardan kurtulmak için başka bir çare görmüyor ve tutunacak dal arıyor. Ülkedeki özellikle 40 yaşın üzerindekiler "bu memlekette bir merkez sağ vardı ve iyi bir hayat yaşıyorduk" diyor. Halkın aradığı merkez sağ diyoruz bu yüzden. Biz de bu oluşumu tamamlayacağız. Ayrıca halk 2020 yılında bir erken seçim istiyor ancak CHP bunu istemiyor. Biz merkez sağ olarak halkın karşısında olmak istiyoruz.

 

 

YAŞAR TOPÇU KİMDİR?

Topcu, 1941 yılında Sinop'un Boyabat ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra bir süre serbest avukatlık yaptı. Süleyman Demirel'in 43 yıl avukatlığını yapan Yaşar Topçu, merkez sağın iki partisi hem ANAP (Anavatan Partisi) hem de DYP'de (Doğru Yol Partisi) siyaset yaptı. DYP'de Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. 18, 19, 20 ve 21. dönem Sinop Milletvekili seçildi. Süleyman Demirel Başbakanlığı'nda kurulan 49. Hükümet'te Ulaştırma Bakanlığı, Mesut Yılmaz Başbakanlığı'nda 55. Hükümet'te Bayındırlık ve İskan Bakanlığı görevinde bulundu. Türkiye onun Ulaştırma Bakanlığı döneminde cep telefonlarıyla tanıştı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Üçüncü kez görevine seçilen İnce, Güzelbahçe’nin ''rakı-balık'' yapmanın ötesinde bir kimliği olduğunu belirterek, ''5 büyük projeyi'' anlattı.

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; ''Çiftçinin bahtı kara kaderini kim ve nasıl kurtaracak?'' işte görüşler...

Türkiye İstatistik Kurumu, Temmuz ayında TÜFE'nin yıllık yüzde 16.65 olduğunu açıkladı. 12 aylık ortalamada enflasyon yüzde 19.91 olurken ÜFE ise yüzde 21.66 olarak ge...

Suriye'de ''Güvenli Bölge'' konusunda ABD ile ''Müşterek Harekat Merkezi'' kurulacak. Gözlem konuyu uzmanlara sordu.

Çoban Ateşi Hareketi ve Büyük Türkiye Hareketi ile ''merkez sağ parti boşluğunun doldurulması'' sürecine girildi. Ne var ki, ''olağanüstü Kurultay ile'' ortaya bir de ...

İmarı alındı; Eylülde temel atılacak olan Ege Ticaret Merkezi’nde üretim, teşhir, satış ve ihracat ''bir arada'' olacak.

Gürsel Baran, Avrupa modeli konkordatoyu örnek göstererek, ''Ülkemizde de uygulanabilir'' dedi. Bu modelde devlet şirketin tüm mallarına el koyarak yine şirketin borçl...

Yazarlar
Website Security Test