Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Libya'da neler oluyor ve Türk basını ''neden'' ilgilenmiyor?

19.7.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, ''KUZEY AFRİKA'DA DA MI BİR 'SURİYE SENARYOSU' VAR?'' sorusuna cevap arıyor.

Sekiz yıldır iç savaşın yaşandığı Libya'da "Seçilmiş" Temsilciler Meclisi yönetimi ile Türkiye arasında siyasi gerilim tırmanıyor. Temsilciler Meclisi yönetimindeki Libya Ulusal Ordusu'nun bir süre önce "Türk yapımı bir İHA'yı düşürdüklerini, bu durumu 'savaş sebebi' saydıklarını, Türkiye'nin Libya'daki ticari ve askeri varlığının hedef alınacağını" açıklamasının ardından iki ülke karşılıklı uyarı açıklamaları yapmıştı. Temsilciler Meclisi Hükümeti'nin Genel Kurmay Başkanı Halife Hafter'e bağlı Libya Ulusal Ordusu, 6 Türk vatandaşını alıkoymuş, daha sonra ise serbest bırakmıştı. İç savaştaki Libya'da Hafter güçleri Türkiye'yi düşman ilan etmişti. Uzmanlar, Libya'nın Türkiye için yeni bir "Suriye çıkmazı" olmasından endişe ediyor.

Arap Baharı olarak tanımlanan kitlesel halk hareketinin rejim karşıtı çatışmalara dönüştüğü ve Muammer Kaddafi'yi koltuğundan ettiği 2011 yılından bu yana siyasi istikrarın bir türlü sağlanamadığı Kuzey Afrika ülkesi Libya'da birden fazla yönetim bulunuyor.

Bunlardan birisi ülkenin doğusunda, Mısır sınırına yakın Bingazi'de bulunan Temsilciler Meclisi Hükümeti, diğeri de Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti. Ülkede Bingazi bölgesindeki petrol yataklarından dolayı uluslararası alanda adeta paylaşım savaşı yaşanıyor. Ülkenin petrol kaynakları, Temsilciler Meclisi Hükümeti'nin egemenliğindeki bölgede, ihracatı ise Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin kontrolündeki limanlardan yapılıyor.

Akdeniz'e kıyısı bulunan 6,5 milyon nüfuslu petrol ülkesi Libya'da Kaddafi'nin devrilmesinin ardından "çoğunluğu Bingazi Hükümetin yanında olan" 9 aşirete ve iki hükümete bağlı silahlı gruplar faaliyet gösteriyor.

Merkezi Trablus'ta bulunan Başında "Filistin kökenli Libyalı" Fayiz Mustafa es Saraj başkanlığındaki Libya Adalet ve Kalkınma Partisi (İhvan yanlısı)'nin kurduğu Ulusal Mutabakat Hükümeti,  Türkiye, Katar, İtalya ve Fransa tarafından, El Fini başkanlığındaki Bingazi Hükümeti ise ABD, İsrail, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan'dan destek buluyor.

"Diktatörlük" iddialarına muhatap olan 75 yaşındaki Hafter ise, "Benim bu yaştan sonra nasıl diktatör olma ihtirasım olabilir. Benim hedefim, dağılmış Libya'nın birliğini ve laik, demokratik bir Libya Cumhuriyeti'nin kurulmasını sağlamaktır" diyor.

 

Türkiye ile gerginlik

"Libya'daki iç savaştaki taraflardan biri olan Genel Kurmay Başkanı General Hafter güçlerinin sözcüsü Mismari, geçtiğimiz günlerde, "Türkiye'nin bir insansız hava aracını vurduklarını öne sürmüş ve tüm Türk hedeflerini düşman olarak gördüklerini" ilan etmişti.

Gazeteci Faruk Bildirici ise konuyla ilgili kendi sitesinde yayımladığı, "Türkiye, Libya'daki iç savaşta aktif taraf mı" başlıklı bir yazısında, Hafter güçlerinin "savaş ilanı"nın Türkiye'deki yankıları için, "Medyanın 'Libya'daki iç savaşta bizim ne alakamız var?' diye sorgulaması beklenirdi değil mi? Öyle olmadı. İnternette 'Küstah tehdit' başlıklarıyla, basılı gazetelerin de iç sayfalarında küçük haberlerle geçiştirildi" dedi.

Japonya'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir gazetecinin konuyla ilgili, "Türkiye ve iki Körfez ülkesi arasında Libya'da yaşanan yeni bir vekalet savaşı mı?" şeklinde sorduğu soruyu da aktaran Bildirici, "Erdoğan'ın sorudaki 'Türkiye'nin vekalet savaşı mı' bölümünü yanıtsız bıraktığı gibi, Türk medyasının da sorunun o kısmını geçiştirerek yalnızca Erdoğan'ın yanıtına odaklandığını" belirtti.

Esir alınan altı Türk'ün serbest bırakılınca, Türk medyasının da o dosyayı kapattığını ifade eden Bildirici, "Ülkenin bu kadar yakıcı bir sorunun içine yuvarlanmasını görmemek, sormamak, üzerine gitmemek eşine az rastlanır bir gazetecilik dramı olsa gerek..." dedi.

 

Faruk Bildirici'nin yazısının bir bölümü şu şekilde:

"... Türkiye'nin Trablus yönetimine desteği gizli değil. General Hafter güçleri, Nisan ayında Trablus'a saldırı başlattığında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trablus yönetimine desteğini şu cümlelerle ilan etmişti: 'Bundan sonra da Libyalı kardeşlerimizin yanında duracağız. Yeni bir Suriye'ye dönüştürmek isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak için tüm imkânlarımızı seferber edeceğiz.'

Erdoğan, 27 Nisan günü partisinin Kızılcaham'daki kampındaki bu sözleriyle Libya'daki içsavaşta taraf olduğunu ilan ediyordu. Ama Suriye'den sonra bir içsavaşta daha Türkiye'nin taraf haline gelmesi, kamuoyunda bilinen, TBMM'de tartışılmış ve benimsenmiş bir karara dayanmıyordu. Ne yazık ki, bir savaşa aktif katılımı en yüksek ağızdan duyuran bu sözler satırlar arasında kaybolup gitti.

30 Haziran'da Hafter güçlerinin altı Türk gemiciyi kaçırdığı haberi gelince Türkiye medyası hafiften hareketlendi. Milli Savunma Bakanı Akar'ın 'en şiddetli şekilde mukabele edilecektir' ve Dışişleri Bakanlığı'nın 'Hafter unsurları meşru hedef haline gelecektir' açıklamaları haber sitelerinde manşetlere, gazetelerde birinci sayfalara çıktı.

Bu açıklamalar da savaş dili içeriyordu. Türkiye medyası yine gelişmelerin bu yanını görmezden geldiği gibi, altı Türk serbest bırakılınca dosyayı kapattı. Hatta Mehmet Barlas 'Bir eksiğimiz Libya'da Hafter'le çatışmaktı zaten. Bereket altı Türk denizci sağ salim gemilerine dönmüşler' diye yazdı.

Oysa Türkiye 'bütün imkanları' ile Libya'da ve adı konulmamış bir çatışmanın ortasında. Erdoğan, Japonya'dan dönerken uçakta seçilmiş gazetecilerin 'Libya'daki gelişmeler...' diye sorduğu ürkek soruya, 'Bizim zaten askeri anlaşmamız var. Bunu daha da güçlendirdik' yanıtını vererek, Türkiye'nin oradaki pozisyonunu bir kez daha açıkça dile getirmiş oldu. Ama tabii askeri anlaşmanın daha da güçlendirilmesinin anlamını oradaki gazeteciler soramadılar yine...

Erdoğan, döndükten sonra Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz Mustafa es Saraj ile Dolmabahçe'de görüştü; desteğini yineledi. Bu da 'sıradan' bir görüşme olarak geçti haberlerde.

Nedense bu dönemde bir tek Yeni Şafak, hemen her gün Libya'daki savaş ile ilgili haberler yayımlamayı sürdürdü. 6 Temmuz'daki 'MİT TIR'ları skandalından daha vahim' manşeti ile de 'FETÖ'cüler Libya'da gizli görevde olduklarını iddia ettikleri devlet görevlilerinin isim ve fotoğraflarını internette yayımlayıp hedef gösterdi. Can güvenlikleri tehlikeye atılan görevliler arasında generaller de var' denildi. Aslında gazete bu ifadeyle oradaki Türk askeri varlığını dolaylı olarak kabul etmiş oluyordu."

 

“İNANÇ DEĞERLERİ ÜZERİNE İNŞA EDİLEN İÇ VE DIŞ POLİTİKALARIN BAŞARI ŞANSI YOKTUR”

Soner Aydın (Emekli Albay)Haziran ayı sonunda Libya’da 6 Türk denizcinin General Halife Haftar güçleri tarafından alıkonmasının ardından Türkiye’nin Libya ile ilişkileri yeniden gündeme geldi. Ulusal ve uluslararası basında; Türkiye’nin Libya’da Müslüman Kardeşler (İhvan) ile irtibatlı siyasi yapıları desteklediği, silah ve mühimmat yardımı yaptığı, Libya’ya giden 6 Türk gemisinde silah yakalandığı, Türk askeri personelinin (hatta emekli askerlerin) Libya’da görevlendirildiği, bu askeri personele Türk generallerin komuta ettiği haberleri yer aldı. “Bizim zaten (Libya ile) askeri anlaşmamız var, bunu daha da güçlendirdik” şeklindeki resmî açıklamalar (İç savaş yaşanan bir ülkede “askeri işbirliğinden” bahsedilmesi taraf tutulduğunun ve müdahale edildiğinin itirafıdır), bazı gazetelerde “FETÖ’cüler Libya’da gizli görevde olduklarını iddia ettikleri devlet görevlilerinin isim ve fotoğraflarını internette yayımlayıp hedef gösterdi. Can güvenlikleri tehlikeye atılan görevliler arasında generaller de var” şeklinde çıkan haberler, Haftar güçlerinin Türkiye’ye ait bir İHA’yı düşürdüklerini açıklamaları, bu haberlerin üzerinde durulmaması ve yalanlanmaması soru işaretlerini daha da güçlendirdi.

Basında yer alan haber ve yorumlarda; Libya’da 2011 yılında Kaddafi’nin devrilmesinin ardından ülkenin iç savaşa sürüklendiği, ülkede halen iki hükümetin bulunduğu, Fayez Saraj başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin; Batı ülkeleri ve Türkiye tarafından desteklendiği, General Haftar’a bağlı silahlı güçlerin ise Abdullah Sini hükümetini desteklediği, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in Sini Hükümetine finansman sağladığı, Rusya ve Fransa’nın da bu hükümeti desteklediği bilgileri yer almaktadır. Ulusal Mutabakat Hükümetinin Müslüman Kardeşler Örgütü’nün desteğinde kurulduğundan ve başlangıçta bütün bölgede ABD tarafından desteklenen Müslüman Kardeşlerin, ABD çıkarlarına gerektiği gibi hizmet etmemesi nedeniyle son yıllarda terör örgütü kategorisinde değerlendirildiğinden bahsedilmektedir. Kaddafi ile anlaşmazlığı nedeniyle ABD’ye sığınan, 20 yılını ABD’de geçiren ve Kaddafi’nin devrilmesi sürecinde Libya’ya dönerek rol alan General Haftar’ın ABD’den yardım aldığı konusunda bilgiler de mevcuttur. Nitekim Haftar’ın kontrolündeki bazı bölgelerde ABD üretimi füze ve silahların ele geçirilmesi bu iddiayı güçlendirmiştir. Sonradan bu silahların ABD tarafından BAE’ne satıldığı iddia edilmiş ancak olayın üzerine gidilmemiştir.

Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekleyen Müslüman Kardeşler (İhvan); tarikat kardeşliğini ve hilafeti savunmaktadır. General Haftar ise siyasal İslamcılığa karşı olduğunu, laikliği savunduğunu iddia etmektedir. Aslında her iki taraf da aldıkları dış desteklerle ülkelerinin huzurunu, refahını, zenginliğini, istikrarını ve toplumsal barışını onarılmaz şekilde yok etmişlerdir.

Arap Baharı olarak adlandırılan süreçte sadece Libya değil, halen iç savaş yaşayan bütün ülkelerin halkları; inanç değerleri, mezhep ayrılıkları, etnik yapıları istismar edilerek bu günlere gelmişlerdir. Ülkelerinde din, mezhep ve etnik aidiyet gibi hassas değerler üzerinden siyaset yapılan bütün halkların aynı durumla karşılaşması kuvvetle muhtemeldir. Emperyalizmin istediği de budur. ABD, çıkarına göre; hedefine koyduğu ülkelerde önce yönetimleri desteklemekte, iyi ilişkiler kurmakta, teşvik etmekte, bu arada toplumları ayrıştırmak için her türlü argümanı kullanmakta/kullandırtmakta, ülke istediği kıvama geldiğinde ise çeşitli bahanelerle yönetimlere verdiği desteği çekerek memnuniyetsiz kitleleri kışkırtmakta ve hedef ülkeyi her türlü müdahaleye açık hale getirmektedir. Bunu yaparken demokrasi, hak ve özgürlükler gibi kavramları çarpıtarak müdahalesini meşru göstermektedir.

Bunlardan dersler çıkarmamız gerekmektedir. Ülkemiz de inanç değerlerimiz üzerinden yapılan kutuplaştırıcı siyaset sonucunda ABD destekli çok ciddi bir FETÖ tecrübesi yaşamıştır. Arap Baharı, BOP, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projelerinin uygulamaya konulduğu sürecin başlangıcında; ABD tarafından desteklenen, stratejik ortak ilan edilen, dönemin başbakanı projenin eş başkanı olduğuna inandırılan ve bölgenin şekillendirilmesinde bütün komşularımızın ve iyi ilişkiler içinde olduğumuz bölge ülkelerinin karşısına konulan ülkemiz, bugün çeşitli bahanelerle tek başına bırakılmıştır ve yaptırımlarla tehdit edilmektedir. İnanç değerleri üzerinden yürütülen içsiyasetin ve inanç değerleri üzerine inşa edilen dış politikanın hiçbir ülkeye yarar getirmediğinin artık görülmesi gerekmektedir. Küreselleşen dünyada, inanç değerleri üzerine inşa edilen siyasi yapılar ve dış politika, ABD ve ortaklarının yıkım projesidir ve sadece kendi dar çevresine hitap etmektedir. Dünya çapında başarıya ulaşma şansı yoktur ve bütün bölgede görüldüğü gibi ülkelerin yıkımına neden olmaktadır. Bizim için en çağdaş ve en sağlam seçenek Atatürkçü Düşünce Sistemidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Enflasyon iki ay sonra yeniden çift haneye çıktı. 9 ay boyunca küçülen ekonomi, bu yılın 3. çeyreğinde yüzde 0.9 büyüdü. İşsizlikteki artış ise sürüyor. Hayat pahalılı...

Ülkenin her tarafından “erkekler tarafından hunharca işlenmiş kadın cinayetleri” haberleri geliyor. Savcılar, kadınların “korunma taleplerini” savsaklıyor, hakimler “e...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson, zirve kapsamında bir ar...

Türkiye’de kadına şiddet eylemleri, çoğunlukla cinayetle sonuçlanıyor ve giderek artıyor. Erkek şiddeti durmuyor, durdurulamıyor. Savcılar “koruma kararları” almıyor. ...

“Esrarengiz” bir iddianın, iki gazeteci - Saray - Muharrem İnce - CHP Genel Merkezi arasında kopardığı fırtına ana muhalefeti sarstı ve... “Kumpas” ortada “sahipsiz” ...

Türkiye’de para piyasalarının gözü kulağı hep dışarı. En ufak bir haber döviz kurunu yukarı taşıyor. Döviz, gün içerisinde, hatta saatler içinde ciddi oranda artışlar ...

Afetler ülkesinde “koordinasyon noksanlığı” yıllardır sürüyor, Afetlerle “birçok” bakanlık, kurum ve kuruluş” ilgili, ama her büyük afette kaos yaşanıyor. “Çareyi” uzm...

Yazarlar
Website Security Test