Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Millet, ‘’Değişmeyecek’’ olana değil, ‘’Değiştirecek’’ umuduna oy verdi

28.6.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

23 Haziran seçimi, Türkiye seçmeninin, iktidar ne kadar güçlü olursa olsun, ikna olmadığı seçim iptaline onay vermediğini gösterdi. Seçmen İmamoğlu'nu ''mağdur'' olarak gördü ve tartışmasız bir sonuçla belediye başkanlığına taşıdı.

Yenilenen İstanbul seçimlerinde AKP'nin medya üzerindeki büyük tekeli, devletin tüm imkanlarını kullanması fayda etmedi ve halk sandıkta ortaya koyduğu iradeye saygı göstermeyen iktidara ağır bir ceza kesti. Bu sonuçla, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Mersin'den sonra Türkiye'nin en büyük ili de yeniden muhalefetin eline geçti. Yani AKP, Türkiye'nin en büyük illerinde yönetimi kaybetti.

Seçimin kaybedeni Cumhur İttifakı, kazananı ise Millet İttifakı oldu. Millet İttifakı'nın iki lideri bu seçimde çok iyi bir strateji uygulayarak başarılı oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "aday belirleme ve propaganda sürecinde sahaya inmeyerek alanı adaya bırakması, seçmenin Ekrem İmamoğlu'nu daha fazla tanımasına yol açtı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve partilileri bu seçimde "kapı kapı dolaşıp özellikle milliyetçi kesimden oy koparmakta" başarılı oldu.

İstanbul'da İmamoğlu'nun aldığı sonucun ortaya çıkmasında HDP'nin kararlı tutumunun rolü de büyük. Kürt seçmen, son dakika devreye sokulan Abdullah Öcalan mektubuna itibar etmeyerek, kararını değiştirmedi.

Geçen seçimde yüzde 1,5 oyu olan Saadet Partisi seçmenden yüzde 1'lik bir oyun da İmamoğlu'na kaydığı anlaşılıyor. 31 Mart'ta 30 bin dolayında oy alan ve 23 Haziran'da adayını çeken DSP'nin oylarının da İmamoğlu'na gittiği görülüyor.

23 Haziran seçimi için hem AKP-MHP, hem de CHP-İYİ Parti ittifakı, seçime katılımı arttırmak için hemşehri dernekleri üzerinden yoğun kampanya yaptı. Cumhur İttifakı'nın adayı Binali Yıldırım, Ramazan Bayramı'nda Diyarbakır, Millet İttifakı'nın adayı Ekrem İmamoğlu Karadeniz turuna çıktı. Her iki adayın bu programları kamuoyunda çok tartışıldı.

 

Mağduriyet etken oldu

İmamoğlu'nun seçimi açık ara kazanmasındaki en önemli etken olarak, seçmenin "mağdurun yanında yer alması" olarak gösteriliyor. İktidara bir anlamda "mağduriyetlerle" gelen AKP'nin, 31 Mart yerel seçimlerinde, seçim iptalini sağlayarak İmamoğlu'nu mağdur konumuna düşürdüğü algısının etkili olduğuna dikkat çekiliyor.

Seçimden çıkan sonuç, "Oylar çalındı" gerekçesini gösteren AKP'nin bu söylemine seçmenin ikna olmadığını da ortaya koyuyor. Zira seçimin iptaline temel gerekçe olarak kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkan ve üyeleri gösterilmişti. Seçmenin, bu kurullardaki görevlendirmelerden CHP adayını sorumlu tutmadığı, "oylar çalındı" söyleminden etkilenmediği görülüyor.

 

Öcalan mektubu ters tepti

AKP ve MHP'nin seçim stratejisindeki değişiklik seçmende kafa karışıklığına yol açtı. 31 Mart öncesinde stratejisini "ülkenin beka sorunu" üzerine kuran Cumhur İttifakı, İmamoğlu ile ona destek verenleri "PKK ile işbirliği içinde olmakla" suçlamıştı. Kürt seçmeni etkilemek için 20 Haziran'da Anadolu Ajansı aracılığıyla PKK lideri Abdullah Öcalan'ın "HDP seçmenine tarafsızlık çağrısı yaptığına" ilişkin mektuba, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin de destek vermişti. Kürt seçmeni etkileme girişimi Kürt seçmende karşılık bulmadığı gibi her AKP ve MHP tabanını da rahatsız etti.

AKP ve MHP tabanından İmamoğlu'na yönelik en az yüzde 3,5'luk oy kaymasının en önemli nedenlerinden birisinin de Öcalan'ın mektubu üzerinden, Kürt seçmeni etkileme girişimi gösteriliyor.

 

"TIKANAN TOPLUMUN DEĞİŞİM ARAYIŞI"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)- İmamoğlu'nun beklenmeyen düzeydeki başarısı tek bir nedene indirgenemez. Zira ülkenin biriken çok boyutlu sorunlardan kurtulmak için toplumun çok yönlü değişim arayışı olarak görülmelidir. Toplumun tıkanması, iktidarın tıkanması ile devreye girdi; çünkü İktidar yapısal sorunlardan, stratejik ve taktik hatalara kadar her konuda tıkanmışlık sergiledi. İktidar Türkiye gibi dinamik ve her açıdan, içerde ve dışarıda çok karmaşık ilişkiler içindeki bir toplumu tek merkezden yönetme sevdasına kapıldı. Oysa karmaşık ve çok yönlü sistemler, çerçeve ve ilkeleri doğru belirlenmiş, esnekliği de olan, ciddi sistem politikaları ile ademi merkeziyetçi olarak yönetilebilir (Bknz. Benim "Sosyal Piyasa Ekonomisi" kitabım.) Ekonomi politikaları, bir piyasa ekonomisine uymayan biçimde, merkezden, eksikli ve yanlış uygulamalarla yönetildi. Ekonomik yapı, üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine kaydı. Çoğulcu parlamenter politik sistemin yetki dağılımını tek merkezde toplayan bir hükümet ve devlet yapısı getirildi. Kültürel Sistem geleceğe değil geçmişe yönelen bir kültür sistemi ve politikasın dönüştürüldü. Sosyal sistemde iktidara yandaş olan ve olmayan kesimler ayrımı ve nepotizmle birlikte toplumda kutuplaşmış bir toplumsal yapı yarattı. Toplumda uzlaşma, barış, özgürlük, demokrasi ve çoğulculuk, adalet ve hoşgörü politikaları yerine; 17 yıldır kesintisiz destek vermiş kesimin çekirdeğini daha sıkı kendine bağlaya bilmek için, yandaş kesim ve karşıt kesim yaratıldı. Ayrımcılık yaratıldı.  Zaten sınırlı uygulanan liyakat ve başarı motifi tümden terk edildi.  Kitlelerin iletişim aracı olması gereken, siyaset dili, çatışma ve ötekileştirme üzerine kurgulandı. Bütün bu yöndeki yanlış yapısal politikaların, kendince mutlak doğru olduğu şeklinde bir inatçılıkla yürütülmek istendi. Bu durum toplumda ve iktidara destek veren, yandaş kesimde bile artık tepki bulur oldu. Tıkanan toplumsal ve ekonomik yapıda, ekonomik kriz vatandaşın cebine yansıdı. Ülkenin tıkanan iç politikası yanında, dış politika da tıkandı. Suriye politikası,  Doğu Akdeniz ve Kıbrıs politikası,  ABD ile ilişkiler ve de AB ile ilişkiler ve politikalar tıkandı. Bu kadar yanlış şekillenen yapısal politikalarda iktidarın ısrarcı olması, muhafazakar MHP desteğine rağmen,  onu kurtarmaya yetmedi. Aksine daha fazla ısrarcılık içinde kontrol ettikleri adalet, hukuk ve yargı sistemleri ile oynamaları; onlara her türlü keyfi kararı aldırma gücü, YSK'nın bu yönde alenen kullanmaları, toplumsal vicdanda derin etkiler yarattı. Yapısal politikalardaki yanlış uygulamalar, kaçınılmaz olarak tek kişi egemenliği ve otoriter bir yönetim algısı ve yapısı yarattı. Üstelik İktidar ve destekçisinin bu politikaların sürdürülmesi yönündeki taviz vermez tutumları son seçimde yanlış stratejiler uygulamalarına yol açtı. Yanlış yapısal politikalar ve yanlış stratejilerin uzantısı olan yanlış taktik uygulamalar iktidarın uyarılmasını kaçınılmaz kıldı. Örneğin 30 yıldır ülkenin baş belası olan terörü yaratan kişiden medet uman derin devlet taktiklerine başvuruldu. Bu arada HDP için de kendini terörden ayrıştırma için bir şans doğdu. Kullanabilirse ülke kazanır. Asıl kaybeden Yıldırım'dan çok iktidar ve ortaklarıdır.

Tüm bunlara karşın, muhalefetin adayı İmamoğlu,  tüm bu uygulamaların tersi olan bir yaklaşım sergiledi. Demokrasi, uzlaşma, hoşgörü, özgürlük, adalet, barış, herkesi kapsama, kimseyi dışlamama yönünde pozitif bir yaklaşım ve dil kullandı.  Gençleri, çocukları, kadınları öne çıkardı.  Rakibi gibi geçmişi değil; geleceği öne çıkardı. Ailesi ile çağdaş bir model sundu.  Gelecek Umudu yaratı.  Uygarlık ve çağdaşlık için tek yol göstericinin bilim ve teknoloji olduğu yönündeki Büyük dahi ve kuantumvari politikalar uygulayıcısı Atatürk'ün izinden gitmesi ona başarı getirdi.  Dini inançların siyasete ve ticarete alet edilmeden kişilerin kutsal inançları olarak kendilerine bırakılması ve ancak toplumsal sorunların akıl, bilim, organize işbirliği ve katılım ve etkin işlevselliğe dayalı sistemler vurgusu, yaratığı umut ve vicdan Muhasebesi kendisinin başarılı olmasını sağladı. Dilerim demokrasi ve ülkenin kazançlı çıkacağı bir yeni yapılanma ve sürecin başlangıcı olur.

 

"BU SEÇİM VATANDAŞA UMUT VERDİ"

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı)- İki aday arasında üslup farkını gördük. Vatandaşa hitap etme şekli, vatandaşı bu olaya katma, vatandaşın kendisini bu olayın içinde görme anlayışı... Ekrem İmamoğlu vatandaşı bu işin içine kattı. Vatandaşın katılımcı bir demokrasi ile varabileceği yeri gösterdi.  Bunun yanı sıra mümkün mertebe az hata yaptı. Vatandaşa çok iyi bir dille hitap etti. Bun karşılık Binali Yıldırım kendisinden daha ziyade AK Parti'nin belli militanları ve Cumhurbaşkanı'nın ve Cumhur İttifakı'nın söylemleri kendilerine puan kaybettirdi. Bu puan demokrasinin kazanımına yol açtı. Sözleri yerine getirme konusunda halk İmamoğlu'nun samimiyetine inandı. Samimiyet, ciddiyet, fedakarlık, gençlik, dinamizm çok önemliydi. Bakın İmamoğlu hitap ederken gençler ona 'abi' dedi. İmamoğlu'na ne baba ne de amca dedi. Daha yakın ifade ile abi dedi. İmamoğlu da abisine hitap eden kardeşlerinden birisinin sözünü aldı, sloganı haline getirdi ve "Her şey çok güzel olacak" dedi.

Bu seçimlerde mağduriyet yaratıldı. Bu mağduriyeti yaratan iktidar kanadı oldu. Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar yasama, yürütme, yargı ve yandaşların eliyle çoğaltıldı. Bu seçimde vatandaşa bir umut verildi. İmamoğlu yerine getiremeyeceği sözü verdi mi vermedi mi ya da İmamoğlu bu sözleri yerine getirecekken engellenmeye çalışılacak mı bunlar sınanacak. Biz İmamoğlu vasıtasıyla Türkiye olarak sınanıyoruz. Vatandaş artık oyunu verdikten sonra da takip etme görevini üstlenecek.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Öğrenciler için ders zili zamlarla birlikte çaldı. Yeni dönem başlarken, eğitim-öğretim masrafları katlandı. Ekonomik krizin her alanda yaşattığı sorunlar okul sıralar...

''Kurulduğu 2002 yılından bu yana girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkan AKP'de erime süreci mi başladı?'' Bugünlerde Ankara Gündemi'nin başında "bu sorunun c...

Türkiye ile ABD arasında Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölgeye ilişkin taraflardan ''Anlaşma sağlandı'' açıklaması gelse de belirsizlikler devam...

Irak ve Suriye'ye ''terörün önlenmesi, barış ve huzurun sağlanması için'' çaba gösteren, asker gönderen Türkiye'de ''toplumsal şiddet olayları'' giderek tırmanıyor. GÖ...

Yerel seçimde İstanbul hezimetinin ardından AKP'de sular durulmuyor. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük illerde seçimlerin kaybedilmesinin yankılarının yanı sı...

Atatürk'ün kurduğu kurum, "Atatürk'ü yok" sayıyor! Millet soruyor; ''Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapmak istiyor?''

Yazarlar
Website Security Test