Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ve... Her yerden ''uyarı üstüne uyarı'' geliyor

17.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı, uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

Türkiye bir türlü seçim ortamından kurtulup kendi gündemine dönemiyor. İstanbul'da seçimlerin yenilenmesiyle Türkiye'nin gündemi yeniden seçim olurken, ekonomiyle ilgili kaygılar ve uyarılar giderek artıyor. Kriz, uluslararası ekonomi kuruluşu ve kurumların da gündeminde, yaşanan dalgalanmalarla ilgili yabancı kredi derecelendirme kuruluşu ve yabancı bankalardan üst üste açıklamalar gelirken, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, tam tersi mesajlar veriyor. Albayrak, Türkiye'nin zorlu bir dönemden geçtiğini söyledi ve "Adım adım sona doğru yaklaşıyoruz. Tünelin sonundaki ışık büyümeye başladı. Türkiye ekonomik olarak güçlü refleksler vermeye başladı" dedi.

Son günlerde TL'nin dolar karşısında hızla erimesi sonucu birçok kuruluş Türkiye ekonomisi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Kimi yabancı banka Türkiye'nin büyüme rakamını düşürürken kimi kuruluş ise düşük ekonomik büyümenin tüketici güveninde istikrarsızlık anlamına geldiğini belirtti. Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody's, düşük ekonomik büyümenin tüketici güveninde istikrarsızlık anlamına geldiğini belirtirken, ABD'li yatırım bankası Goldman Sachs Türkiye ekonomisinin büyüme görünümü tahminini eksi yüzde 1.5'ten eksi yüzde 2.5'e düşürdü.

Ekonomik verilere göre tünelin ucundaki ışık belirginleşmiyor, tam tersine daha da zayıflıyor. İşsizlikte, enflasyonda, bütçe açığıda, cari açıkta büyüyor.  Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre 2019 yılının dört aylık döneminde bütçe açığı 54,5 milyar lira oldu. Bütçe, nisan ayında ise 18,3 milyar lira açık, 13,2 milyar TL faiz dışı açık verdiğini açıkladı. Çarşamba günü açıklanan TÜİK'in verilerine göre işsizlik yüzde 14,7. Şubat'ta işsiz sayısı önceki yılın aynı ayına kıyasla 1.37 milyon kişi artarak 4.73 milyon kişi oldu. Önceki yıla kıyasla işsizlik oranı 4,1 puanlık artışla yüzde 14,7 seviyesinde gerçekleşti. Genç nüfusta işsizlik oranı 7,1 puanlık artış ile yüzde 26,1 oldu. Cari işlemler dengesi 4 ay fazla verdikten sonra ocak, şubat ve martta yeniden eksiye döndü. Mart ayında cari açık 589 milyon dolar oldu. Ekonomistler, mart ayında cari işlemler hesabının 960 milyon dolar açık vermesini bekliyordu. 12 aylık cari açık ise 12.83 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise nisan ayında açıkladığı raporda yılsonu dolar beklentisini yükseltmişti. Buna göre; yılsonu dolar beklentisi bir önceki anket döneminde 6,06 TL iken, bu anket döneminde 6,20 TL'ye çıkmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın, bütçenin daha fazla bozulmaması için TCMB'nin 40 milyar liralık ihtiyat akçesini merkezi yönetim bütçesine aktarmayı planladığını ve bu konuda gerekli yasal düzenleme üzerinde çalışıldığı iddia ediliyor. Reuters'a bilgi veren üç üst düzey ekonomi kaynağı, merkezi yönetim bütçesinde açığın şu anda öngörülenden daha fazla olduğu ve bütçenin desteklenmesi için böyle bir adımın atılmasının planlandığını kaydetti. Haberin ardından Türkiye'nin önde gelen ekonomistlerinden Mahfi Eğilmez ve Uğur Gürses yaptıkları yorumlarla kararı değerlendirdi. Eski Hazine Müsteşarı Eğilmez, "Bu para basmak demektir. Kısa vadeli avans uygulaması çok daha namuslu bir uygulamaydı. "Bayram ikramiyesini ödeyecek para yok deniyor" derken; Gürses, "Getireceği sonuç enflasyon ve kur artışına yakıt olmak" ifadesini kullandı.

İhtiyat akçesi öngörülemeyen durumlara karşılık kârdan ayrılan para niteliği taşıyor; 2018 sonunda TCMB bilançosunda ihtiyat akçesi 27.6 milyar TL olarak yer alıyor. Reuters'e konu hakkında bilgi veren kaynak, "2018 sonu itibariyle ihtiyat akçesinde toplam 27.5 milyar lira bulunuyor. Ancak yılbaşından bugüne kadar ihtiyat akçesi kalemine giren tutar da eklenince TCMB'nin 40 milyar lira düzeyinde bir ihtiyat akçesi oluyor. Yapılan değerlendirmelerde bunun 2019 merkezi yönetim bütçesine aktarılmasının uygun olacağı öngörüldü. Bu adımla bütçenin daha iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi planlanıyor" dedi.

Merkezi yönetim bütçesinde açığın bu yıl 80.6 milyar lira olması, 36.7 milyar lira faiz dışı fazla verilmesi hedefleniyor. Merkez Bankası'nın yaklaşık 40 milyar liranın biraz altında bir miktarda temettü ödemesi de bu yıl bütçeye aktarılmıştı. Bir başka kaynak, "Daha önce ihtiyat akçesinin kullanıldığını hatırlamıyorum. Bütçedeki bozulmanın daha ileri gitmemesi için bu yöntem gündeme geldi" diye konuştu. Aynı kaynak, "İhtiyat akçesinin bütçeye aktarılması için yasal düzenleme gerekiyor. Bu konuda hazırlanacak teklifin kısa süre içinde TBMM'ye gönderilmesi planlanıyor" dedi.

Ekonomistler, iç tüketimdeki yavaşlama, ekonomideki daralmanın ve seçim nedeniyle gündeme gelen bazı uygulamaların etkisiyle bütçede öngörülenden kötü bir tablonun gündemde olduğunu, tek seferlik gelirlerle bütçenin desteklendiğini vurguluyorlar.

 

"MB döviz rezervlerini sıfırladı"

Son dönemde en çok konuşulan bir diğer konu da Merkez Bankası'nın döviz rezervleri oldu. İstanbul seçimlerinin iptaliyle 6.20 TL'nin üzerini gören dolar tüm dikkatleri üzerine çekti. Rezervler erirken, Merkez Bankası'nın kura müdahale için kamu bankalarını kullandı. Kimi kaynaklara göre 4.5 milyar doları bulan döviz satışına rağmen kur 6 liranın altına inmedi. İçerideki yatırımcı tasarruf mevduatında TL'den çok doların değer kazancına oynuyor. Tasarruf mevduatında dolarizasyon oranı yüzde 54 olduğu belirtiliyor. Dünya Gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, "Merkez Bankası döviz rezervlerini sıfırladı" diye yazdı. Merkez Bankası'nın net döviz rezervi ekside olduğunu belirten Aktaş, satılan dövizin Merkez Bankası'na ait olmadığını, amacın, "en azından 23 Haziran'a kadar kurda bir tırmanış yaşanmasını engelleyebilmek" olduğunu kaydetti.

Aktaş, döviz satışının artık kamu bankaları üzerinden yapıldığını aktararak, "Peki net rezerv sıfırlanmış ve eksiye geçilmişken Merkez Bankası teorik olarak kendisinin olmayan dövizlerle niye satış yapıyor? Hani Merkez Bankası'nın bir kur hedefi olmazdı ki olmaz, olmamalı, öyleyse bu satış kararını kim niye veriyor?" sorularını sordu.

 

“İŞSİZLİĞİN TEMEL NEDENİ, EKONOMİDE KÜÇÜLMEDİR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.)–  Şubat ayında TÜİK, işsizlik oranını yüzde 14.7, işsiz sayısını da 4 milyon 730 bin kişi olarak açıkladı. Geçen sene aynı ayda bu sayı 3 milyon 354 kişi idi. Yani işsiz sayısı 1 milyon 376 bin kişi arttı. Bu son bir yıl içinde Türkiye'nin nüfusu da 1 milyon 193 bin 357 kişi arttı. Buna göre, hem yeni nüfusa iş veremedik  hem de eskiler işini kaybetti.

İşsizliğin temel nedeni, ekonomide küçülmedir. 2018 son çeyreğinde yüzde 3 daralan ekonominin, 2019 yılında da  yüzde 2.5 küçülmesi bekleniyor. Bu paralelde üretimde düşme işsizliği daha çok etkiliyor. Türkiye bir an önce İMF destekli ciddi bir istikrar programı yapması gerekir. Üretimde aramalı ve hammadde girdi oranı yüksektir. Bazı sektörlerde yüzde elliyi geçiyor. Kur artışı ithalatın finansman maliyetlerini artırdı. Aynı zamanda Türkiye de risklerin artması, dış borçlanma maliyetlerini artırdı. Aramalı ve hammadde olarak ithal girdinin azalması, üretimin daralmasına ve işsizliğin artmasına neden oldu. Üretimde ithal girdi oranını azaltmamız gerekir. Bunun için ithal girdi yerine ikame iç üretimi teşvik etmeliyiz. Aslında kur arttığından ithalat girdi daha pahalıya geliyor. Otomatik olarak yerli üretimin artması gerekir. Ne var ki, hukuki altyapıda, siyasi altyapıda yaşamakta olduğumuz sorunlar yatırımlar için güven ortamını bozdu. Yatırımlar için bu güven ortamını yeniden oluşturmamamız gerekir. Kayıt dışı çalışanlar oranı da arttı. Bunun temel nedeni Suriyelilerdir. Suriyelileri göndermek işsizliği  çözmenin olmazsa olmaz şartıdır. Suriyeliler hem kayıt dışı çalışıyor hem de sosyal bir sorun olarak  yatırımlar için güven ortamını zedeliyor. 

 

 

"İSTANBUL'U KAZANMA HIRSINA FEDA EDİLEN EKONOMİ"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)- Tarih göstermiştir ki, seçim dönemleri ekonomik istikrardan en çok vazgeçilen dönemlerdir. Zira öncelik ekonomiden siyasi gücü elde tutmaya kayar. Bu nedenle popülizm ve savurganlık tepe yapar.  Üstelik bu savurganlık, ekonominin krizde olduğu bir döneme rastlamasına rağmen, sırf iktidarı elde tutma hırsı uğruna yapılırsa, önüne geçilmez bir sel afetine dönüşür. Önüne kattığı her şeyi kırıp dökerek ve yok ederek sonsuzluğa sürükler. İşte Türkiye'nin İstanbul seçimleri, ne yazık ki böylesi bir ortam yaratıyor. Ekonomide, işsizlik, enflasyon, pahalılık, ekonomik daralma,  bütçe açıkları, cari açık, faiz ve döviz kurunda sürekli yükseliş,  paranın değer kaybı, sıcak para bulma sıkıntısı ve borçlanma süreçleri sürekli kötüleşiyor. Kaynak için başvurulacak ülkelerle ilişkiler de giderek kötüleşiyor.  Sıcak para bulmak çok daha zorlaşarak, eline alanı yakacak duruma geliyor. Bütün bunlara gözlerini kapatan iktidar, İBB'nin ekonomik kaynaklarının elinden alınmasını göze alamadığı için; siyasi baskı ile ülkeyi yeniden iki ay süren bir seçim maratonuna mecbur etti.  En acil sorun ekonomik sıkıntılar olması gerekirken; ekonomik sorunlar yok sayılarak; yeni bir seçim süreci yaratıldı. Şimdi seçimin kendisi için olduğu kadar; vatandaşa müjde olarak yansıtılmak istenen seçim vaatlerine de kaynak bulmak zorunda. Kriz içindeki ekonominin kaynakları bir önceki seçimde zaten sonuna kadar kullanılmış ve bütçe açıkları hızla tırmanırken, kambur üstüne kambur eklenmişti.  İstanbul seçim sonuçlarına kadar döviz kurunu frenleyerek, yaratılmak istenen sahte ortam için, TCMB'nın her türlü döviz kaynaklarına başvurmak zorunda kalacaktır. Nitekim kendi nezdinde tutmakta olduğu bankaların yasal döviz karşılıklarını piyasaya sürdüğü, TCMB'nın ihtiyaç akçelerini kullandığı yönünde haberler basında yer almaya başladı bile. Ancak bu denli kötü koşullarda, ne yapılırsa yapılsın, freni boşalmış ekonominin seçim sürecinde kontrol altına alınması mümkün olmayacaktır. İktidar bu yanlış adımın altında, önce kendisi ve bunun yanında tüm ekonomi ezilecektir. Dolayısı ile vatandaşları büyük yük ve zararlara katlanmak zorunda kalacaktır. Yapay olarak yaratılmak istenen, her şeyin güllük gülistanlık olduğu algısı bu kez tutmayacak gözüküyor. Ayrıca yok edilen ya da yetkileri elinden alınan devlet kurumları nedeniyle, devletin organize savunma refleksi de zayıflamış bulunuyor.  Kısacası, İstanbul'u elde tutma hırsının, maliyeti bu kadar büyük olmamalı. Yapay algı yönetimi yerine; ekonomi yönetimi, ekonomiyi yönetme yöntemleri ve ekonominin yapısal reformları yeni bir anlayış ve yaklaşımla ele alınmalıdır. İBB'nın yönetim değişimi Ülke ekonomisinin feda etmenin alternatif maliyeti olamamalıdır. Zira demokrasi, değişim ve alternatif yaratma potansiyeli nedeniyle, tüm eksikliklerine rağmen, alternatiflerin en iyisidir. Demokrasi güçlüyü belirleme rejimi olmaktan çok, herkese seçenek, umut ve şans tanıma işlevi nedeniyle bu üstünlüğe sahiptir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM Yayın Kurulu'nun konuğu olan Halaçoğlu ''Bir ülkede hukuku çökertirseniz, devleti çökertirsiniz'' dedi.

ABD - Çin arasındaki ticaret anlaşmasına yönelik endişelerin devam etmesi ve ABD ile İran arasında artan gerilim dünyayı da geriyor. Çin ile karşılıklı vergi artışı ge...

Türkiye ile beraber dünyanın da yakından takip ettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi, iş adamlarının korkutulduğu, yazarların ve sanatçıların fişlendiğ...

GÖZLEM, ''hayat pahalılığının önlenememesinin sebeplerini ve ne yapılması gerektiğimi'' uzmanlara sordu, işte ''karamsar'' cevapları...

Tarımda Milli Birlik Projesi'nin üst yapısını, ''yüzde 50'si yerli ve yabancı özel sermayeye ait'' Semerat Holding yönetecek. Bu tabloya, sektörün tüm paydaşlarından t...

İstanbul halkı, YSK’nın aldığı ve ''haklı sebepten yoksun olduğu'' hukukçuların çoğunluğunca kabul edilen bir karar ile 23 Haziran’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı se...

YSK, ''İptal'' kararı ile yalnızca bir seçimi iptal etmiş olmadı, ülkenin ve demokratik rejimin geleceğini belirleyen ve o gelecekte şimdiye kadar demokrasi adına hep ...

Yazarlar
Website Security Test