Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Olası seçim iptali, Türkiye'ye nelere mal olur?

19.4.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Millet İttifakı'nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, seçimden 17 gün sonra mazbatasını alarak görevine başladı. Ancak Cumhur İttifakı, YSK'ya "olağanüstü itiraz" başvurusunda bulundu. Yani ''seçimin iptal edilmesi ve 2 Haziranda yenilenmesi olasılığı'' halen var. Seçim iptal edilirse, Türkiye, demokratik rejim, siyaset, sosyal dinamikler, ekonomi ve dış politika açısından nasıl bir durumla karşı karşıya kalır? Gözlem bu soruyu uzmanlara sordu... İşte yanıtları...

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen ve mazbatasını alan Millet İttifakı adayı CHP'li Ekrem İmamoğlu'nun görevi devralmasından sonra gözler Yüksek Seçim Kurulu'nun vereceği olası iptal kararına çevrildi. Maltepe'deki sayıma ilişkin birleştirme tutanaklarının da işlendiği rakamlara göre, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu 4 milyon 169 bin 765, AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım 4 milyon 156 bin 36 oy almış ve İmamoğlu'nun seçimi önde bitirdiği tescillenmişti.
AK Parti'nin, Maltepe'deki seçim tutanaklarına yönelik itirazı İstanbul İl Seçim Kurulu tarafından değerlendirilerek reddedilmişti. Ancak AK Parti 16 Nisan tarihinde 44 sayfalık dilekçeyle İstanbul il geneli için Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) olağanüstü itirazda bulundu. İstanbul İl Seçim Kurulu bu itirazın ertesi günü Ekrem İmamoğlu'na mazbata vermesine rağmen YSK'nın İstanbul'daki yerel seçimleri iptal etmesi ve yeniden yapılmasına karar verme hakkı bulunuyor.
AK Parti'den 4 maddede itiraz
AK Partili yetkililerin itiraz dilekçesinde 4 ana iddia bulunuyor. AKP Genel Başkanı Yardımcısı Ali İhsan Yavuz'un açıklamasına göre 5 binden fazla döküm cetvelinde mühür, 694 tanesinde imza, 214 tanesinde ise hiçbir yazı bulunmuyor. İtirazın ikinci ana maddesiyse kısıtlı seçmenler. AK Parti seçmen listelerinde asker, ölü, hükümlü ve madde ya da alkol bağımlılığı, akıl hastalığı gibi nedenlerle vesayet altında olmasından dolayı kısıtlı seçmen olarak nitelendirilen bir seçim bölgesinde oy kullanamayacak olanlarla ilgili de usulsüzlükler yapıldığını öne sürüyor. Üçüncü büyük iddiaysa AK Parti'nin kayıp oy olarak nitelendirdiği oy kullanan seçmen ile oy pusulası sayısı arasında "ciddi farklar" bulunması.

 

 

“SEÇİMLERDE OY SAYIM SÜRECİNİN UZAMASI VE İTİRAZLAR”

Fevzi Demir (Prof. Dr.)- Son yerel seçimlerde sandık kurulları kararlarına vatandaşı ve kurul üyelerini de bıktıracak derecedeki itirazların yasal dayanağı nedir? Okuyuculara 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun hükümleri konusunda bilgi verilmesinde yarar görüyoruz.

Öncelikle, sandık kurullarının veya başkanlarının işlemlerine ve her türlü sandık başı işlerine karşı yapılacak şikayetlerin reddine dair verilecek kararlara karşı ilgililer, derhal, ilçe seçim kurulu başkanına itiraz edebilirler. İlçe seçim kurulu başkanı, itirazı derhal tetkik ederek kesin karara bağlar. Başkanın kararı, durumu tashih veya sandık kurulunun şikayet üzerine verdiği kararı iptal eder mahiyette ise, bu karar derhal sandık kurulu başkanına bildirilir, karara uymak mecburidir. Şikayet ve itirazlar en geç seçim sonuçlarını tespit eden tutanağın düzenlenmesine kadar yapılır (md.127). Öyleyse, seçimler sırasında ve sayım esnasında sandık kurulunda yapılan her türlü şikayet ve itirazların tutanağa geçirilip bir karara bağlanması zorunludur.

Bununla birlikte, sandık kurulunun kararı kesin olmayıp, kurulların kararları ve tutanakların düzenlenmesi aleyhine ilçe seçim kurullarına itirazda bulunulabilir. Bu itirazlar, sandık tutanağının düzenlenmesine kadar sözle veya yazıyla sandık kurulları vasıtasıyla yapılabileceği gibi, oy verme gününün ertesi günü saat on yediye kadar doğrudan doğruya ilçe seçim kurullarına yazıyla da yapılabilmektedir. İlçe seçim kurulları itirazın kendisine verildiğinin ertesi günü saat on yediye kadar itirazları karara bağlarlar. İtirazı yapan hazır ise karar kendisine bildirilir. Yoksa tebliğ edilir (md.128). 

Ancak, ilçe seçim kurullarının veya başkanlarının kararları da kesin olmayıp, bu işlemleri ve verdikleri kararlar ile sair kararları aleyhine, en geç ilçe birleştirme tutanağının düzenlenmesine kadar itiraz edebilirler. İlçe birleştirme tutanağı ile buna ait işler ve neticelerine karşı ise, bu tutanağın düzenlenmesini takip eden gün saat on yediye kadar, doğrudan doğruya veya ilçe seçim kurulları eliyle il seçim kurullarına itiraz edilebilir. Bu itirazlar, iki gün içinde kesin karara bağlanır. İtirazın kabulüne karar verildiği takdirde, bu karar en seri vasıta ile ilçe seçim kurulu başkanına bildirilir. Sair itirazlar, iki gün içinde karara bağlanır, itiraz eden hazır ise kendisine sözle bildirilir. Hazır değil ise tebliğ olunur (md.129).

Görüldüğü gibi, en ince ayrıntısına kadar yapılacak itirazlar ve şikayetler sandık kurullarında karara bağlanmak ve gerekirse bir üst kurula götürülebilmektedir. Aksi halde, şikayet hakkının kötüye kullanılması dışında, bu itiraz ve şikayetleri karara bağlamayan ve görevlerini yapmayan sandık kurulu üyeleri için bile “üç aydan bir yıla kadar hapis” cezası öngörülmüştür (md.135).

 

İTİRAZLARIN KARARA BAĞLAMA SÜRELERİ

 

İlçe seçim kurulundan başlayarak İl seçim kurullarının kararlarına karşı aşağıdaki süreler içinde itiraz olunur:

  1. İl seçim kurullarıyla başkanlarının kendi işlemleri aleyhine vaki şikayetlerin reddine dair verdikleri kararlara, tebliğ veya tefhiminden itibaren 3 gün,
  2. Bu kurulların teşekkülüne, kurulun teşkilinden itibaren 3 gün,
  3. Oy verme günü işlemlerine ait kararlara karşı derhal,
  4. Sair kararlar aleyhine bu kararların öğrenildiği tarihten itibaren 3 gün içinde ve en geç il birleştirme tutanağı düzenlenmesini takip eden 3 üncü gün saat 17 ye,
  5. Oyların dökümüne, sayımına, oyların seçilenlere göre ayrılmasına; il birleştirme tutanağının düzenlenmesinden sonraki 3 üncü gün saat on yediye,
  6. Seçilme yeterliğine; veya kendilerine tutanak verilenlerin, seçilmediğine veya seçimin sonucuna tesir edecek olaylara karşı, seçilenlere verilecek tutanağın düzenlenmesinden sonraki 3üncü gün saat onyediye kadar;

110 uncu maddede yazılı  “seçme yeterliliğine sahip yurttaşlar, siyasi partiler veya bunların tüzüklerine göre kuruluş kademelerinin başkanları veya vekilleri, müşahitler, adaylar ve milletvekilleri” doğrudan doğruya veya il seçim kurulları vasıtasıyla Yüksek Seçim Kuruluna itiraz edebilirler (md.130/2).

Görüldüğü gibi seçimlerde hemen her türlü şikayet ve itirazlar her daim YSK dahil tüm kurullarca incelenip karara bağlanmak zorundadır. Yukarıdaki üçer günlük itiraz ve karara bağlama süreleri dikkate alınacak olursa şikayet ve kararların 15 gün içinde karara bağlanması ve sonucun ilan edilmesi gerekmektedir. İstanbul seçimi 16. günde bitirilip 17. günde İmamoğlu’na mazbata verildiğine göre, YSK’nın onca karmaşa ve siyasi baskıya rağmen süreci yasaya uygun yönettiği söylenebilecektir. Kaldı ki bu süreler hukuki anlamda “emredici” değil “yol gösterici-tavsiye edici” sürelerdir. Yani, YSK’nın kabul şartıyla sürelerin aşılması “seçimin iptalini” gerektirmez. Sorun, en küçük bir şikayet ve şaibeye meydan vermek istemeyen yasanın “ayrıntılı” sistematiğinden ve özellikle sandık kurulu üyesi siyasilerden seçim kaybına uğrayanların yerli yersiz yaptıkları itirazların sıklığından kaynaklanmıştır. Yoksa, seçimleri sonuçlandırmakla görevli sandık kurulu üyelerinin canla başla yaptıkları çalışmaları takdirle karşılamak gerektiğine inanıyoruz.

 

OLAĞANÜSTÜ İTİRAZ

Kanunda düzenlenen halen gündemde olan “olağanüstü itiraz” ile ilgili hükme gelince, “siyasi partilerin il başkanlarıyla genel merkezleri veya bağımsız aday tarafından tutanağın düzenlenmesinden sonra (7) gün içinde seçimin neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle yapılan itirazlar”, olağanüstü itiraz olarak nitelendirilmektedir. Öyle ki, “seçimin sonucu hakkında kesin karar vermek yetkisine sahip olan kurullarca, seçimin neticesine müessir görüldüğü takdirde, alt kademelerce verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması veya kurullara derece derece ve müddeti içinde müracaat edilmemiş olması, bu itirazın incelenmesine ve reddine sebep teşkil etmez” (md.130/3).

Bununla birlikte, sandık kurullarında kabul gören sözlü şikayet ve itirazlara karşın,   bu itirazlar “yazılı” olarak yapılır. “İtiraz dilekçesine, itiraz edenin adının, soyadının ve açık adresinin yazılması, ihbar ve iddia olunan vakıaların mahiyetinin ve gerekçesinin beyanının, delillerinin gösterilmesi ve belgelerinin bağlanması, bu belgelerin elde edilmesi mümkün değil ise, sebeplerinin ve nereden ve ne suretle temin olunabileceğinin bildirilmesi lazımdır." (md.130/4).

1979 yılında Seçim Yasasının 130 uncu maddesine, YSK kararlarında adına “tam kanunsuzluk” denilen beşinci fıkra eklenmiş, bu maddede de bugüne kadar başkaca bir değişiklik yapılmamıştır.1979 yılında yapılan tam kanunsuzlukla ilgili düzenlemede, adayın “Türk vatandaşı olmadığına, yaşının yasada öngörülenden küçük olduğuna, ilkokul mezunu olmadığına, seçilme yeterliliğini kaybettiren bir mahkumiyeti bulunduğuna”, ilişkin bu dört nedenden herhangi biri ileri sürülerek “tam kanunsuzluk” başvurusu yapılabileceği, “adaylığın kesinleşmesinden sonra bunların dışında bir neden ileri sürülemeyeceği”, bu hükmün olağanüstü itirazlar konusunda da geçerli olduğu” vurgulanmıştır. Bu düzenleme, adaylarla ilgili olarak olağanüstü itiraz nedenlerinin de 1979 sonrasında bu dört nedenle sınırlandırılması anlamına gelmekte ise de, YSK kararlarına göre, “mahkeme kararları gereğince kısıtlanma, mahkeme kararları uyarınca hak yoksunluğu, askerlik yapmama durumu” da bu kapsamda incelemeye alınmıştır (md.7,8,130/5).

Ancak, bütün bu durumlardaki itirazlar, “seçimlerden sonra, kendisine süresi içinde yapılan, seçimin sonucuna müessir olacak ve o çevre seçiminin veya seçilenlerden bir veya birkaçının tutanağının iptalini gerektirecek mahiyette” ise YSK tarafından incelenip karara bağlanacaktır (md.14/9). Örneğin, Artvin-Yusufeli seçiminde bir oyla kazanan adayın seçimlerinde iki seçmenin kısıtlı olduğu tespit edildiği ve bu tespitin “seçimin sonucuna müessir olacak” tarzda olduğundan seçimlerin iptaline karar verilmiştir.

AK Partinin itirazı ise, öncelikle “adayın kesinleşmesinden sonra” yasada belirtilen  “(7) gün içinde” yapılması gerekirken, İmamoğlu’nun adaylığının kesinleşmesinden bir gün önce (15.04.2019) yapılan itiraz “usule” uygun olmamaktadır. Bunun dışında diğer itirazlardan “Büyükçekmece’de usulsüz seçmen” iddiası daha önce YSK tarafından listelerin askı sonrası “hukuken kesinleştirilmiş” seçmen kayıtları nedeniyle soyut bir iddia olarak kalmaktadır. İkinci iddia “sandık kurullarına usulsüz atama” ise, “olağanüstü itiraz nedenleri” arasında bulunmadığından, “usulsüz atamadan” İçişleri ve Adalet Bakanlıkları; YSK değil, adli makamlar sorumlu olur. Nihayet üçüncü neden “kısıtlı seçmen sayısı” itirazı, esas itibariyle yasaya uygun en tutarlı itiraz nedeni görülmekle birlikte, 5 bin civarında olduğu belirtilen kısıtlı seçmen sayısının ne kadarının oy kullandığı bilinmediği gibi, velev ki tamamının oy kullandığı kabul edilse bile, İmamoğlu’nun seçildiği 13.729 oy farkına ulaşamamaktadır. Bu nedenle, yasanın “seçimin sonucuna müessir olacak” hükmüne uygun düşmeyen bu itirazın da inceleme bile yapılmadan reddedilmesi kaçınılmaz görülüyor.

Sonuç: Her ne kadar 16 Nisan 2017 referandumunda Anayasa ve Seçim yasasının apaçık üç maddesi hükmüne aykırı olarak “skandal” bir kararla “mühürsüz” oyları “geçerli” sayarak “bağımsız ve tarafsızlığına” gölge düşürse de, YSK’nın bu defa her türlü spekülasyona rağmen yasa hükümlerine uygun kararları ile kuşkuları gidererek “güven tazeleme” yoluna girdiğini söylemek yanlış olmaz. “Olağanüstü itirazı” da her türlü siyasi baskıya rağmen yasa hükümlerine uygun olarak kararlaştıracağı inancını taşıyoruz. Ancak bu olayın bir yararı olmuştur ki; o da, “yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının” uygulamayı da garanti altına alan, yargıya saygıyı tartışmasız kılan ne derece hayati nitelikte bir değer olduğu apaçık ortaya çıkmıştır…

 

 

"SEÇİM İPTALİNİN DÜŞÜNÜLMESİ BİLE ÜRKÜTÜCÜ"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)-  Türk siyaset kültürüne yeni bir stil kazandıran ve seçmende yankı bulan Ekrem İmamoğlu mazbatasını aldı ve göreve başladı. Ancak AKP'nin YSK'ya yaptığı itirazlar nedeniyle, mazbatanın ve İstanbul  Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin iptali tartışması, bu satırlar yazılırken henüz güncelliğini koruyordu. Güncelliğin korunması, iptal için haklı nedenlerin bulunması yüzünden değil; Cumhur İttifakını oluşturan partilerin İstanbul'u kaybetmeyi kabullenememiş olmasından kaynaklanıyor. Ancak Kamu vicdanı da bunun açıkça farkındadır. Oysa, çeyrek asırdır İstanbul BB'sini yönetiminde tutan siyasi görüş; gerek ekonomik, gerek politik, gerekse psikolojik nedenlerle bu  beklemediği sonucu içine sindiremiyor. Bu yüzden AKP, kırk dereden su getirerek seçimlerin iptalini  istemektedir. Öne sürdüğü gerekçeler üç ana grup olarak, sandık kurulu, kısıtlı seçmen ve mühürsüz  cetvellerin varlığında toplanmakla birlikte, bunlara ilişkin süreçlerin düzenlenmesi, gözetilmesi ve yasal olmayan girişimlerin  önlenmesi, öncelikle iktidar olarak, kendi yönetimi altındaki kurum ve kurulların sorumluluğunda bulunuyordu. Bu alanlara ilişkin yasal düzenlemelerin hemen çoğu da kendi getirdikleri yasal düzenlemelere uygun olarak düzenlenmişti. Buna rağmen, çoğu haklı nedenlere dayanmayan, haklı nedene dayansa bile seçim sonucunu etkileyici nitelikte olmayan, adeta büyüteçle gerekçeler aranarak, kafa karıştırıcı üç bavul  dolusu belge üretilerek; YSK'na sunulmuş bulunuyor. Türkiye çapındaki seçim sonuçları, büyük  ölçüde 8-10 saat içinde alınırken, İstanbul'un tek bir ilçesinde sandıkların sayımının 17 günde ancak bitirilmesi, hiçbir haklı gerekçe ile açılanamaz. Üstelik de 13-14 bin bandında bir fazla oy varken. Anlaşılan iktidar, YSK kararlarının daha çok iktidara  yatkın yönde alındığına yönelik kamu oyu algısından cesaretlenmek istemektedir. Ancak artık basit bir seçim kararı olmak yerine, kamu vicdanında köklü yer eden İstanbul seçim kararı konusunda, YSK üyeleri, Yüksek Yargı olarak kılı kırk yararak; herkesten daha çok vicdan muhasebesi yaparak, ülke için en doğru kararın verilmesi yönünde davranacaklardır. Ben kişisel olarak bir seçim iptalinin olmayacağı kanımı korumak isterim. Bu durumda, Türkiye'de demokrasinin kökleşmiş olduğu; iktidarın seçimle değiştirilebilir olduğu; güçlü iktidarların bile seçim sonuçlarına katlandığı kanıtlanacaktır. Üstelik, bu olumlu ortam, partiler arasındaki, ülke sorunlarının çözümüne ilişkin rekabet yarışını pozitif yönde etkileyecektir. Ekonomik krizlere ortak çözüm arayışı güçlenecektir.

Yok eğer aksi olur ve İBB seçimleri iptal edilirse, ülkenin, hem ekonomik, hem siyasi, hem de psikolojik açıdan içinden çıkılmaz bir kaos ortamına sürüklenme riski vardır. Zira İktidar partisinin, haklı haksız gerekçelerle korunduğu, iktidarın seçimle değiştirilemez olduğu, iktidarın devlet gücünü kendi siyasi amaçları için yoğun kullandığı; göstermelik bir seçim dışında  demokrasinin kültür değerlerinin ülkede olmadığı algısı iyice yerleşecektir. Bu durum sosyal ve siyasi kesimler düzleminde iktidara yakın olan ve olmayan kutuplaşmasını keskinleştirecektir. Gençlerde yüzde 30'a doğru yönelen işsizlik, yandaş olamayan gençlerde tüm umutların tükenmesi ile dayanılmaz travmalar yaratabilecektir. Özellikle uzun yıllardan beri, ülkemizde cehalete övgü düzülürken; diğer ülkelerin dijital dönüşüm, endüstri 4.0 ve akıllı makinalar çağı yönünde köklü sıçramaları çoğu gençlerin  gözünden kaçmıyor. Bu yönde  gelecek umudunu kaybetme sürecine girmiş olan genç ve aydın kesim hatta belli sermaye çevreleri kendine ülke dışında fırsat aramaya yönelecektir. Oysa bu kesim uzun yıllardan beri ilk kez umutlandığı bir süreç yaşadı. Bu sürecin de önü kesilmiş olacaktır. Diğer yandan yüksek katma değerli  üretim yerine; tüketim ve ticaret temelli ekonominin bugün içine düştüğü  krizden (işsizlik ve enflasyon ve üretim düşüşü) çıkmak için ihtiyaç duyulan kaynakların dış dünyadan temini çok daha zorlaşacaktır. Döviz kurlarının artışı ülke ekonomisinde tamiri imkansız yaralar açabilecektir. İktidar açısından ise, son yaşanan 17 günlük süreç, iktidarın inanılırlığına büyük bir darbe vurmuştur. Eğer iktidar benzer baskıyı, YSK üzerinde kurmaya kalkar ise, bundan en çok kendisi zarar görecek ve kendi seçmen kesiminin bir bölümünde bile itibar kaybı artarak devam edecektir. Üstelik artan ekonomik dar boğaz ile birlikte değinilen tüm olumsuzlukların bir birini tetiklemesi sorunun çözüm umutlarını tüketen bir kaos ortamı yaşanabilir. Bu tür zorluklarla boğuşan bir Türkiye'nin sorunlu Orta Doğu ve küresel bağlamdaki ağırlığı güçlü bir zafiyet geçirecektir. Böylece 18 yıldır muhalefetin yapamadığını, iktidar kendi elleri ile yine kendileri yapmış olacaktır. Oysa iktidar bu  durumu germek yerine, olağan seçim sonuçlarını kabullenerek, önümüzdeki zor dönemin elbirliği, işbirliği ve uzlaşı içinde atlatılmasına odaklanması, en akılcı, en kolay, en ucuz, en sağlıklı bir yol olduğu kadar; ülkenin ekonominin ve insanımızın kırılıp dökülmediği bir dönemi başlatacaktır. İnancın  odur ki, bunu iktidar partileri yapmasa bile, YSK'nun vicdanlı yargıçları, yürürlükteki yasalar ışığında  bu durumları tartarak, sorumluluk bilinci içinde karar vereceklerdir.

 

 

"MİLLETİN SİNİR UÇLARIYLA OYNANDI"

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci-Yazar)- 31 Mart'ta öyle bir seçim yaşadık ki, doğrusu yıllar geçse de unutulmayacak. Seçimin üzerinden 17 gün geçtikten sonra, İstanbul'un sonucunun ancak kesinleştirilip Ekrem İmamoğlu'na mazbatanın verilebilmesi, halkın dikkatinin burada yoğunlaşmasına yol açtı. Günlerdir insanlar sabahtan akşama neredeyse bu meseleyle yatıp kalktı. Tabii bu arada vatandaşın sinir katsayısı da tavan yaptı. Doğrusu, ilgililer ve yetkililer tarafından, 31 Mart sonrası süreç çok kötü yönetilerek, adeta milletin sinir uçlarıyla oynandı!.. Buna karşın, toplumun önemli kesiminin konuya olan ilgisinin, duyarlılığının ve takibinin hiç azalmadan sürmesi, her türlü takdirin üzerindedir. Mazbata bekleyişi sırasında neredeyse seçim hukuku konusunda uzmanlaşan halkımız, gerçekten tam anlamıyla bir demokrasi nöbeti tuttu.
Bu süreçte, öncelikle, devletin kurum ve kuruluşlarını yıllardır kontrol edip yöneten iktidar çevrelerinin, hiç de iyi bir sınav vermediğinin altını çizmek gerekiyor. Ancak iktidar gücünü elinde bulunduranların gerçekleştirmesinin düşünülebileceği bir takım iddialarla muhalefete yüklenilmesi ve seçimin geçersiz kılınmaya çalışılması, doğrusu iktidar partisi için olumsuz puan oldu. Üstelik muhalefeti ve İstanbul'da çok başarılı bir seçim sınavı veren muhalefet adayı Ekrem İmamoğlu'nu mağdur hale getirdi. Çünkü bütün seçim süreci ve bu süreçte sorumluluğu olan kurumlar, kuruluşlar, doğal olarak iktidarın yönetimi ve denetimi altındaydı. Onların bir eksikliği ve yanlışlığı varsa, bunlardan iktidar da sorumluydu.
Bir başka altı çizilmesi gereken konu, yıllardır seçim sandığını ve milli iradeyi kendileri için temel dayanak yapanların, seçim güvenliği üstüne söz söyletmeyenlerin; sandıktan kendi aleyhlerine sonuç çıktığı zaman, yıllardır savundukları o tezleri birden yok sayabilecekleri de İstanbul örneğinde görülmüş oldu. Böylece iktidarın temel siyasal tezleri de inandırıcılığını yitirdi. Ayrıca, kendi aleyhlerine olan sonucu hazmedemediklerini de göstermiş oldular. Siyasal hikâyelerinde çok büyük önem taşıyan İstanbul'da işi sürekli yokuşa sürerek zaman kazanmaya ve kendilerinden yana formüller bulmaya çalıştılar.
Sürecin bu denli uzamasının ve halkı yormasının bir büyük sorumlusu da elbette Yüksek Seçim Kurulu (YSK) oldu. Daha önceki seçimlerde aldığı ve hukuksal içtihat haline getirdiği kararlara uygun düşmeyen uygulamalara gitti. Özellikle seçmen kütükleri ve sandık kurulları ile ilgili usulsüzlük ve seçmen kaydırma iddiaları karşısında, seçim takvimindeki itiraz sürelerine dikkati çekip daha kararlı bir duruş göstermeli ve süreci gereksiz yere uzatmamalıydı diye düşünüyoruz. Süreç uzadıkça sinirler gerildi, İstanbul seçimi bütün Türkiye'nin meselesi haline geldi. Aynı zamanda elbette dünyanın da dikkatini çekti. Bu çelişkili tavırlar, İstanbul seçimini önde tamamlayan Ekrem İmamoğlu'nu mağdur etti ve seçmen nezdinde ilgi odağı haline getirdi. Bir bakıma da kahramanlaştırdı. Böylece olayın boyutları daha da büyüdü ve iktidarı daha çok yıprattı.

YSK, İstanbul seçimi ile ilgili ortaya koyduğu tavır ve uygulamalarla, doğrusu kötü bir örnek oluşturdu ve yeni bir yol açtı. Korkarız bundan sonra yapılacak her seçimde kaybeden taraflar İstanbul örneğinden hareketle itirazlarda bulunacak ve her seferinde geçersiz oylar yeniden saydırılmak istenecek.
YSK'nın tartışmalar yaratan bir başka kararı da, Güneydoğu'da bazı yerleşim yerlerinde seçimi kazanan KHK'lılara mazbatalarının verilmeyip, başkanlığın ikinci gelen, daha doğrusu seçimi kaybeden adaylara verilmesiydi. Doğrusu bunu anlamak ve açıklamak mümkün olmadı. Akla, mantığa ve vicdana uymayan bu karar, aklı başında her insanı derinden üzdü ve yaraladı. Ülkemizin demokrasisi ve seçim hukuku adına önemli bir kayıp oldu.
Bu analiz/yorum hazırlanırken, İstanbul seçimi ile ilgili olarak YSK'ya yapılan itiraz süreci henüz tamamlanmamıştı. Sonuçta, başta İstanbul seçimi olmak üzere, bütün bu yaşananlar; halkın vicdanında ve ülkemizin siyasal tarihinde, etkileri önümüzdeki süreçte daha çok görülecek derin izler bıraktı.

 

 

"EKONOMİDE KRİTİK GÜVEN EŞİĞİ"

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.)- Türkiye, ekonomi ve dış politikaya odaklanması gerekirken seçimle yatıp seçimle kalkar oldu. Seçimlerde çözümsüzlük artınca da sorunların daha da derinleşmesine ve toplumun kutuplaşmasına artan bir katkı yaptı.
Türkiye ekonomisi, oldukça kritik bir dönemden geçmektedir. Yatırım yok, enflasyon yüksek, işsizlik yüksek ve seçimin getirdiği harcamalarda da bütçe disiplini kaybolmuş durumda.
Sanayi yüzde 5.1, perakende satışlar yüzde 4.9 daralmış ve inşaat yüzde 22 düşmüş; ekonomi de betona gömülmüş bir görünümde.
Bütçe ve kamu bankaları kanalıyla "Kredi Garanti Fonu Serüveni" gibi yeniden yaratılan savurganlık, ortalığı vurgun yerine çevirdi.
Yüksek büyümeden daralan bir ekonomi yapısına geçtik. Geçen yılın son çeyreğinde yüzde (-) 3 daralan ekonominin, 2019 yılının başlarında da daralmasının devam edeceği görülüyor. Ekonomideki bu daralma, ithalatı azalttı. Kur artışları ve iç talebin daralması nedeniyle ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90'lara çıktı.
Ancak bu gelişmeyi bir yol haritası ortaya koymadan piyasa sert bir davranışla kendisi yaptı. İthalata dayalı bir üretim modelimizin olmasından dolayı kur artışları, ekonominin küçülmesine, rekor enflasyon, faiz ve işsizliğe yol açtı.
İşsizlik yüzde 14.7'ye, tarım dışı işsizlik yüzde 16.9 ve genç işsizlik yüzde 26.7'ye yükseldi.
Gerçeklerle yanlışları ayırt edip özgürce karar vermeyi öğrenemez isek başarılı olamayız. Sorunlara çözüm aramadan işsizlik düşecek demekle işsizlik düşmez. Üretici ve tüketiciye gelecekteki belirsizlikleri ortadan kaldıracak güveni veremez isek, bozuk moralleri iyileştiremezsek, ekonomiyi düzeltemeyiz.
Hele hukuk ve demokrasi tahribatı içinde çözemediğimiz seçim ortamında ve yeniden seçime gitme söylentileri ile bunu hiç sağlayamayız.
Bir tarafta Türkiye'nin uluslararası imajı, öte yanda ekonomik daralmanın ve stagflasyonun topluma keseceği fatura, çok ağır olacaktır.
Ekonomide düzenleyici kurumların hesap verebilirliğinin tahrip edildiği bir ülkede fiyat istikrarını ne sıkı para politikasıyla, ne de mali disiplin aracılığıyla sağlamak mümkün değildir.
Yapısal reformların; enflasyonu, işsizliği ve döviz kurlarındaki aşırı oynaklığı içeren ekonomik kriz ile mücadelenin ön koşulunun hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı ilkelerine dayalı demokrasinin sağlanmasında olduğu, unutulmamalıdır.
Biz ancak yerli ve yabancı yatırımcılara bu güveni verebilirsek, ekonomide düzelme görebiliriz.

 

 

"KANUNLARIN UYGULANMADIĞI BİR ÜLKE İMAJI ÇİZİLMİŞ OLUR"

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi)- Öncelikle, seçimin iptal edilmesi gibi bir durumun ortaya çıkmasına ben çok fazla ihtimal vermek istemiyorum. Ancak böylesi bir durum, Türkiye'nin dünya açısından görünümü anlamında hiç iyi olmayacaktır. Hukuksuz ve istikrarsız bir ülke görüntüsü çizilmiş olacaktır. Şimdiye kadar YSK ve alt seçim kurulları, süreç içinde hiçbir hukuksuzluğun söz konusu olmadığını ifade etmişlerdir. Ancak şimdi, sözüm ona olağanüstü bir kanunsuzluğun olduğu gibi bir durum olduğu konuşuluyor. Seçimlerin hazırlanması ve düzenlenmesinden sorumlu olan, muhalefet partisi değildir. Belirli süre içinde itirazlar yapılmış olmalıdır. Geçersiz oylarla ilgili itirazların sandık başında yapılacağına dair açık hüküm var. Sandık başında bu itirazlar yapılmamış, buna rağmen şimdiki itiraz başvurusu alınmıştır. Bir insanın seçimlere katılması hususunda bir aykırılık görmüyorsanIz ve seçimlerde aday olması uygundur diyorsunuz; ama sonrasında KHK ile ihraç edilmiş diyerek mazbata vermiyorsunuz. Kuralları koyuyorsanız, bunları tam olarak uygulamanız gerekir. Bu şekilde yapmıyorsanız, uluslararası kamuoyu karşısında da hukukun, kanunların ve kuralların uygulanmadığı bir ülke imajı çizmiş olursunuz. Böyle bir izlenim uyandırmamak gerekir.

 

"İNŞALLAH VAR'A ÇEVİRMEYİZ!..

Öcal Uluç (Gazeteci / Yazar)- İmamoğlu mazbatasını aldı göreve başladı, ama... Olağanüstü itirazlar YSK'da... YSK'nın "seçimi iptal" yetkisi var. Bu yetkiyi nasıl kullanacak, yaşayıp göreceğiz. İnşallah "Futboldaki" VAR'a özenmezler..."Gol oluyor"; futbolcular, teknik adamlar, yöneticiler, taraftarlar sarmaş dolaş, havlara zıplıyor, bayram yapıyorlar. Sonra VAR'dan haber geliyor; "Ofsayt var" ve... Gol İptal!..
Eğer "böyle" okursa, o zaman "seçim yenilenir" ama, demokrasimiz, siyasi tarihimize yazılacak ve unutulmayacak "bir gol yemiş olur" ve de... İçerde de / dışarda da "golün ofsayt olduğuna" inananların sayısı, inanmayanların sayısının yanında "devede kulak" kalır!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Öğrenciler için ders zili zamlarla birlikte çaldı. Yeni dönem başlarken, eğitim-öğretim masrafları katlandı. Ekonomik krizin her alanda yaşattığı sorunlar okul sıralar...

''Kurulduğu 2002 yılından bu yana girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkan AKP'de erime süreci mi başladı?'' Bugünlerde Ankara Gündemi'nin başında "bu sorunun c...

Türkiye ile ABD arasında Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölgeye ilişkin taraflardan ''Anlaşma sağlandı'' açıklaması gelse de belirsizlikler devam...

Irak ve Suriye'ye ''terörün önlenmesi, barış ve huzurun sağlanması için'' çaba gösteren, asker gönderen Türkiye'de ''toplumsal şiddet olayları'' giderek tırmanıyor. GÖ...

Yerel seçimde İstanbul hezimetinin ardından AKP'de sular durulmuyor. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük illerde seçimlerin kaybedilmesinin yankılarının yanı sı...

Atatürk'ün kurduğu kurum, "Atatürk'ü yok" sayıyor! Millet soruyor; ''Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapmak istiyor?''

Yazarlar
Website Security Test