Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

ABD, Türkiye'den yana konuşuyor, YPG / PYD'den yana tavır alıyor

25.1.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararı, bölge ülkelerinin ve Suriye krizine müdahil olan güçlerde geniş yankı buldu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararı, bölge ülkelerinin ve Suriye krizine müdahil olan güçlerde geniş yankı buldu. Çekilme kararı, YPG/PKK'yı Türkiye ile karşı karşıya bırakma anlamına geliyor. Tampon ya da güvenli bölge açıklaması ise "Kuzey Suriye'de ayrılıkçı bir yapı oluşturma projesi" olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu konuya örnek olarak ise 1991 Temmuz'unda ABD'nin Kuzey Irak'ta başlattığı "Çekiç Güç Operasyonu"nu veriyor. 36 ila 42 paralel arası "uçuşa yasak bölge" ilan edilmişti. Eşref Bitlis Paşa olmak üzere "Çekiç Güç varken PKK'yla mücadele başarıya ulaşamaz" diyen bazı komutanların şüpheli ölümleri olmuştu.

Güvenli bölgenin nasıl kurulacağı konusunda Ankara-Washington arasındaki müzakereyi zorlu hale getirebilirler. Ankara, Çekiç Güç'ü ve Kuzey Irak tecrübesini anımsatan planlara kapalı görünüyor, ancak, güvenli bölgeye sıcak bakıyor. Güvenli bölge olarak adlandırılan 32 kilometrelik hat YPG/PKK üssü konumunda. Washington, Türkiye'nin başına bela ettiği YPG'yi koruma niyetinde olduğu Trump'un "Kürtlere saldırırsa Türkiye'yi ekonomik olarak mahvedeceğiz" twiti ortaya koyuyor.

ABD'nin Suriye'den asker çekme kararı sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Moskova'da bir araya geldi. Toplantı sonrası bir basın toplantısı düzenleyen ikili, Suriye'de yaklaşık sekiz yıldır devam eden iç savaş ve ikili ilişkilerle ilgili mesajlar verdi. ABD'nin çekilmesi sonrasında ülkede güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Terör örgütlerinin istismar edebileceği bir boşluğun doğmaması kritik önemdedir" ifadesini kullandı.

Erdoğan, Türkiye-Suriye sınırından yaklaşık 32 kilometre güneye inmesi öngörülen "güvenli bölge" konusunda Ankara ile Moskova'nın aynı görüşte olduğunu ve Suriyeli sığınmacıların ülkelerine güven içinde dönebilmek için bu alanların oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı.

Güvenli bölge konusunda Putin de Türkiye'ye destek verdiklerini vurguladı. Rusya Devlet Başkanı, "Türk dostlarımızın menfaatlerine saygı duyuyoruz. Özellikle güvenliğin sağlanması noktasında" yorumunda bulundu.

İki liderin basın toplantısında Suriye hakkında öne çıkan bir diğer konu da İdlib vilayetinde oluşturulan "çatışmasızlık bölgeleri" oldu.

Son haftalarda El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünün, aralarında Türkiye'nin de desteklediği ılımlı silahlı muhaliflerin bulunduğu gruplara karşı İdlib'de üstünlük kazanmasına değinen liderler "terörle mücadele" vurgusu yaptı.

Rusya lideri Putin bölgede oluşturulan çatışmasızlık bölgelerinin denetlenmesini içeren İdlib mutabakatına atıfla "Türk meslektaşlarımızın mutabakatın şartlarını yerine getirmek için çabalarını görüyoruz" ifadesini kullandı.

Putin, ancak önemli olanın çatışmasızlık bölgelerinin terörle mücadelenin gevşek tutulmasına yol açmaması gerektiğine dikkat çekti. Rusya lideri bu nedenle söz konusu tehdidi bertaraf etmek için ortak çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Erdoğan da benzer bir şekilde "İdlib'te terör örgütlerine karşı mücadelemiz aynı şekilde ortak devam edecektir" dedi.

  

"ABD POLİTİKASININ NETLEŞMESİ BEKLENİYOR"

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi) -Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya'ya yaptığı ziyaretin başarılı geçtiği açıklanmıştır. Liderler iki ülke ilişkilerinin her alanda olumlu seyrini vurgulamış, Suriye'de anayasa komisyonunun gecikmeden kurulmasının önemine işaret etmişlerdir.

Putin, ABD yönetiminin çekilme kararının ardından Kürtlerin elindeki bölgelerin akıbeti konusunun Şam yönetiminin Kürt unsurlarla yapacağı görüşmelerle gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Putin'in ayrıca güvenli bölge kurulması konusunda BM kararı ve Suriye'nin davetinin bulunmadığını hatırlatması dikkat çekicidir.

Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mariya Zaharova da yaptığı açıklamada İdlib'deki durumun endişe verici olduğunu söylemiş, Fırat'ın doğusunun Suriye güçlerinin eline geçmesinin gerektiğini bildirmiştir.

Trump, Suriye'den askerlerini çekeceğini açıklamış olmakla birlikte yönetimin bu konudaki kafa karışıklığı devam etmektedir. ABD'nin Suriye'de bundan sonra alacağı şekil ve bölgede PYD/YPG'nin korunması kaygıları kadar önem taşıyan bir husus İran'a yönelik politikalardır. ABD'nin İran konusunda Şubat ayında Polonya'da yapmayı planladığı toplantı İran'ın tepkisini çekmiş ve İran karşıtlığının uluslararası boyuta yükseltilmesi adımı olarak değerlendirilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ziyaretinin ardından, ABD'nin Suriye Özel temsilcisi James Jeffrey'in Ankara ziyaretinde YPG ile ilişkilerin bundan sonra alacağı seyir ele alınmıştır.

Türkiye Suriye'nin kuzeyinde bir güvenli bölge kurulmasından yanadır ve bunu sınır güvenliği için talep etmektedir.

Öte yandan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Suriye rejimiyle dolaylı temasların bulunduğunu ilk kez açıklamıştır. Cenevre'de yapılan anayasa komisyon toplantısında önemli gelişmeler kaydedildiğini bildiren Çavuşoğlu, Fırat'ın doğusunda oluşturulacak güvenli bölge için şimdilik bekleme kararı alındığını söylemiştir.

Görülen odur ki, Türkiye'nin alacağı kararlar ve belirleyeceği politika, ABD'nin politikasının netleşmesine ve bundan sonra atacağı adımlara bağlı olacaktır. ABD'nin kukla Kürt devleti kurma hedefinin uzun vadeye yayıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda Türkiye'nin ulusal bütünlüğü açısından bundan böyle bölge ülkeleriyle karşı karşıya gelecek adımlardan uzak kalarak sağduyulu ve Rusya ile ABD dengesini kollayan bir politika izlemesi uygun olacaktır.

 

 

"ABD İLE ANLAŞMAZLIK SÜRÜYOR"

Soner Aydın (Emekli Albay) -Geçen hafta Türkiye'yi ziyaret eden ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın; bazı gazete ve televizyonlarımız tarafından "PYD-YPG'yi desteklemekle hata yaptık" şeklinde yansıtılan açıklamaları ABD'nin Türkiye çizgisine geldiği algısı yaratmıştır. Ancak, senatörün açıklamalarında geçen ve basında çok da üzerinde durulmayan "Türk Silahlı Kuvvetleri PYD-YPG ile savaşmak için Suriye topraklarına girerse yanlış olur", "Türk Ordusunun Suriye'de PYD-YPG'ye müdahalede bulunması ikinci bir kaos yaratır" sözleri ve ABD resmi makamlarının her vesileyle "Türkiye'nin Suriye'deki Kürtleri hedef almaması gerektiği" ikazını yapması ABD'nin niyet ve maksadını ortaya koymaktadır.

Esad yönetimi, ABD'nin Suriye'deki hedeflerinin önünde ciddi bir engeldir. Bu nedenle Esad yönetiminin ortadan kaldırılmasını da hedefine koymuştur. Türkiye'nin ABD'nin yanında Esad yönetimine tavır aldığı ve halen bu tavrını sürdürdüğü bilinmektedir. Ancak bölgede PKK uzantılarının (PYD-YPG) varlığı konusunda ABD ile anlaşmazlık sürmektedir. Bu anlaşmazlığın aşılması için güvenli bölgede "teröre karışmamış Kürt gruplarla iş birliği yapılması" fikri empoze edilmeye çalışmaktadır. Bu Türkiye için bir tuzaktır. Uluslararası hukuk uzmanları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı olmadan veya Suriye resmi yönetiminin bir talebi olmadan güvenli bölge uygulamasının hayata geçirilmesinin hukuki olmayacağını ifade etmektedirler.

Rusya, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunmaktadır ve bunu sağlamak için Esad yönetiminin varlığını sürdürmesinden yanadır. Bu nedenle terörden arındırılan bölgelerin Suriye yönetimine devredilmesi gerektiğini ifade etmektedir. İran; Suriye'deki Şii grupları destekleyerek bölgede İsrail'in önünü kesme gayreti içindedir. Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve Esad yönetiminin devamı İran'ın güvenliği için çok önemlidir. Suriye Yönetiminin de varlığını sürdürmek, İsrail baskısından kurtulmak, muhaliflerini yatıştırmak, ülkesini terörden arındırmak ve toprak bütünlüğünü korumak için Rusya ve İran'dan başka tutunacak dalı yoktur.

Türkiye'nin Rusya ve İran'la çeliştiği konular ise Esad yönetiminin devamı ve terörden arındırılan bölgelerin Suriye yönetimine devridir. Türkiye ve Rusya'nın 23 Ocak'ta yaptıkları görüşmede Putin tarafından ifade edilen en önemli konular; güvenli bölge uygulamasının "BM kararıyla veya Suriye yönetiminin davetiyle" hayata geçirilmesi gerektiği, Türkiye ve Suriye Arap Cumhuriyeti arasında 1998 yılında imzalanan "terörle mücadele anlaşmasına" her iki tarafın da uyması, "bütün terör örgütleriyle" mücadelenin birlikte yapılması, anayasa komitesinin bir an önce kurularak çalışmaya başlaması, sorunun "siyasi ve diplomatik yollarla" çözülmesidir. Rusya'nın bu önerilerinin uygulanabilmesi, ancak; Türkiye'nin Suriye yönetimiyle diplomatik ilişkilerini geliştirmesi ve birlikte çalışmasıyla mümkündür.

Tabloya bu şekilde bakıldığında Rusya-İran-Suriye üçlüsünün sadece ABD'ye karşı olduğu, Türkiye'nin arada kaldığı ve Esad rejimiyle birlikte çalışmaya yanaşmadığından ABD'ye daha yakın durduğu söylenebilir. Türkiye'nin ABD ile birlikte hareket etmesi; gelecekte Rusya ve İran'ı da karşımıza almamıza ve bölgede çıkarlarımıza uymayan bir sonuçla karşı karşıya kalmamıza yol açabilecektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

CHP'li Ekrem İmamoğlu'nun başkan seçilmesinin ardından istifa eden AKP döneminin İBB Genel Sekreteri Hayri Baraçlı'nın ekibi belediye 60 milyarlık İBB bütçesinin 40 mi...

25 Temmuz 2019 tarihli Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu (PPK) Toplantısı'nda alınacak faiz kararı ne olacak?

Avrupa Birliği'nin (AB) yaptırım kararına Türkiye Akdeniz'e dördüncü bir gemi gönderme kararıyla karşılık verdi. Kıbrıslı Rumlar ise Kıbrıslı Türklerin ortak komite ön...

GÖZLEM, ''KUZEY AFRİKA'DA DA MI BİR 'SURİYE SENARYOSU' VAR?'' sorusuna cevap arıyor.

Duygu Özerson Elakdar, Urla’da Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan kiraladığı 2 bin 400 dönümlük alanda zeytin ormanı oluşturdu. Bölgeye 60 bin zeytin ağacı diken iş kadını ...

Abdullah Gül / Ali Babacan girişimi mi, Ahmet Davutoğlu çıkışı mı, Çoban Ateşi Hareketi mi şanslı? GÖZLEM uzmanlara sordu. İşte cevaplar…

Yazarlar
Website Security Test