Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''Vatandaşa kurşun geçirmez fanila satışı serbest bırakılsın''

23.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye’de kolaylıkla pompalı tüfek sahibi olunabiliyor ve adeta pompalıyı kapan da sokağa koşuyor! Sokak kavgaları, silahlı çatışma mertebesine yükseldi. Onlarca suçsuz vatandaş da bu olaylarda hayatını kaybediyor. Devletin gerekli düzenlemeleri yapması çağrısıyla bir öneriyi gündeme getiriyoruz: TSK için üretilen kurşun geçirmez fanilalar, halka da satılsın.

Türkiye, adalet sisteminin işleyişi ve demokratik kriterler bakımından pek çok endekse göre oldukça alt sıralarda yer alıyor. Örneğin dünya çapında saygın bir proje olan ve Türkçe’ye “Dünya Adalet Projesi” olarak çevrilebilecek World Justice Project’e (WJP) göre Türkiye, “2017 Hukukun Üstünlüğü Endeksi”nde 113 ülke arasında 101'inci sırada yer aldı. Ülkelerin bulundukları coğrafi bölgelere göre kategorize edildiği endekste ülkemiz, Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki 13 ülke arasında sonuncu sırada yer alırken, orta üst gelir grubundaki 36 ülke arasında ise sadece Venezuela'nın önünde kendine yer bulabildi. Türkiye ayrıca WJP’nin temel haklar kategorisinde yine 113 ülke arasında 107’nci, kamu düzeni ve güvenliğinde 106’ncı, hukuk mahkemeleri konusunda 94’üncü, hükümetin şeffaflığı kategorisinde 93’üncü ve düzenleyici uygulamalar konusunda 84'üncü sırada yer alabildi.

Ekonomide yaşanan olumsuz gelişmeler ise Türkiye’deki medyanın büyük bölümünde görmezden gelinse de vatandaşın günlük yaşantısına tüm ağırlığıyla yansıyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun yayınladığı Kapsayıcı Büyüme Endeksi (IDI) Raporu'nda Türkiye’nın adı, gelir ve servet eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkeler arasında geçiyor. Temel ihtiyaçlarımız ve sanayi üretiminde kullandığımız enerji ile aramalını döviz cinsinden ithal ettiğimiz için kurda yaşanan artış, borçluyu daha da borçlu hale getirirken market raflarındaki tüm ürünlerin fiyatlarına zam olarak yansıdı. Ülkede resmi ağızdan açıklanan enflasyon, yüzde 25’in üzerine çıkmış durumda.

Hem ekonomik sıkıntılar, hem de adalet sisteminin işleyişine olan güvenin azalması, toplum olarak sinirlerimizin iyiden iyiye gerilmesine neden oluyor. Bu yüzden de evde kadına, işyerinde arkadaşa, kampüste karşıt görüşlüye, trafikte diğer sürücülere yönelik şiddet ve hatta linç olayları artıyor. Üstelik söz konusu olaylar, silahlı şiddet boyutuna yükseliyor.

Pompalı av tüfeklerinin üretim ve satışlarındaki düzenleme ve denetim boşluğu, birçok kişinin tıpkı ABD’de olduğu gibi kolaylıkla silah satın alabilmesine olanak tanıyor. Sonuç, “kendi işini kendisinin halletmesinden” başka çıkar yol olmadığı düşünen yüzbinlerce, belki milyonlarca insanın etrafa terör ve şiddet saçması oluyor.

 

Kurşun geçirmez fanila

Gözlem, böyle bir dönemde, devletin konuyla ilgili gerekli önleyici düzenlemeleri yapması çağrısıyla bir öneriyi gündeme getiriyor. Sokak terörünün, bölücü terör kadar can almaya başladığı bugünlerde vatandaşın en azından kendi güvenliğini sağlayabilmesi adına bir öneri...

Tekstil sektörü, Türk Silahlı Kuvvetleri için “kurşun geçirmez atlet ve fanila” üretmeye başlamış durumda. Bu atlet ve fanila üretiminin arttırılması ve halka da satışının yapılması, vatandaşın canına gelebilecek bir zarardan kendisini korumasını sağlayacaktır. Pompalı tüfek satışının bu kadar kolay olduğu bir ortamda, kurşun geçirmez fanila satışının da şiddet ortamı içinde bir mütekabiliyet sağlayacağı ve devlet tarafından can güvenliğine yönelik düzenlemeler yapılana kadar, hiç olmazsa vatandaşın kendi güvenliğini sağlamasına yararı olacağını düşünüyoruz.

 

“TCK’DA LİNÇ SUÇU TANIMLANARAK CEZAİ MÜEYYİDE GETİRİLMELİ”

Elif Yıldız (Avukat) - Birbiriyle fikir birliğine varacak kadar bile birbiriyle zaman geçirmemiş bir topluluğu bir an içerisinde birleştirip aslında “normalde yapmayacakları” şiddet eylemlerini yaptırabilecek kadar kuvvetli bir bağ, ne yazıktır ki sadece şiddet üzerinden kurulabiliyor. Linç eyleminin kaynağı kolektif bir şiddet anlayışı olduğu kadar, şiddetin kültürel olarak toplumsal ve bireysel davranışlarımıza işlemiş olmasıdır.

Şiddetin ve özellikle de halkın galeyanı ya da toplu hareket olarak adlandırılabilecek şiddetin (dolayısıyla bu şiddeti yaratan kitlenin) amacı, sosyal olarak hem devletin sağlayamadığı adaleti sağlamak, hem ahlaki veya fonksiyonel olarak yanlış giden bir şeye/ duruma en etkili ve acil müdahaleyi yaparak yürürlüğünün durdurulmasını kendi eliyle temin etmek, hem de kendi içinde yaşadığı sosyal çevreyi kendi istekleri yönünde dönüştürme aracı olarak kullanmaktır. Toplu olarak uygulanan şiddet ile insanın insan üzerinde meşru olduğu iddia edilen şiddet araçları yoluyla egemenlik kurması amaçlanmaktadır.

Linç ve linç tehdidi, hukuksal düzeyde suç olmaktan öte medeniyet kaybıdır. Eş söyleyişle, linç hukuksuzluğun başlıca temsilcisidir. Türkiye’de linç, ülkenin bir siyaset aracı olarak hayatımıza girmiştir.

Son 50 yıldır, Türkiye’de şiddetin kurumsallaşması, hukukun tıkanması, kitlesel şiddetin cezasız kalması, emniyet güçlerinin yanlı olması, yine emniyet güçlerinin muhalefeti karşısında görmesi tutumuyla linç ve linç girişimleri ortaya çıkmış ve bu linç girişimleri uygulanan politikalarla beslenmiştir.

Buradaki problem, devlet nezdinde meşruiyeti olmasa bile bu tür eylemlerin toplumsal bir meşruiyete sahip olmasıdır. Dünya modern devlete giden yolda ilerlemektedir ve pozitif hukuk her gün her türlü istisnayı içerecek şekilde yeniden düzenlenmektedir. Sonunda varılacak nokta ise, devletin şiddet ve cezalandırma tekeli olacaktır.

Gerçek anlamda linç, hukukta suç olarak tanınmadığından dolayı linç olaylarının yargılaması kanunun çeşitli hükümleri çerçevesinde yapılmaktadır. Sözde insan haklarına saygılı olan bir Türkiye değil de; Türkiye’nin insan haklarını icra eden, insan hakkını yaratan ve insan haklarına dayanan bir devlet haline gelmesi için atılması gerekli en önemli adım, linç suçunun hukuki açıdan tanınarak ivedilikle Türk Ceza Kanununda özel olarak düzenlenmesidir.

Linç eylemlerinin yargılanabilir olması ve tanımlama gerekliliği, bugüne ve bugünün insan haklarına yönelik bir kaygı olduğuna da dikkat çekmekte fayda görüyorum.

Ayrıca, internetin hayatımıza girmesi ile hayatımızdaki birçok şey farklı boyutlarda taşındığı gibi şiddet kavramı da farklı boyuta taşınmıştır. Gerçek hayatta mağdura silah, taş, sopa gibi cisimlerle şiddet uygulamak olan linç, sanal alemde kişiye hakaret, tepki ve bir çok çeşitli hallere dönüşmüştür. İlerleyen günlerde, bu eylemler nedeni ile çok daha büyük sıkıntılar yaşayacağımız aşıkardır. Bu nedenle, internet ve sosyal medya kullanımının okullarda ders olarak verilmeye başlanması gerekmektedir.  

 

“ŞİDDET İLE MÜCADELE İÇİN YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER GEREKİYOR”

Gizem Ahcı (Sosyolog) - Şiddet, toplumda yadsınamaz bir sosyolojik gerçeklik. Hatta şiddet, sonrasında bıraktığı kamusal ve insan vicdan travması ile sosyolojik bir olgu olarak karşımızda duruyor. Şiddet kavramı, katı, kaba, sert kuvvet kullanımını içerir ve özünde sosyalliğin azlığına parelel olarak bir tür acizlik ile beraber çaresizliği ve tükenmişliği yansıtır. Bizde her ne kadar şiddet daha çok fiziki bir eylem olarak anlaşılsa da sözel, psikolojik, davranışsal, cinsel ve benzeri alt kırılımları vardır. Bireysel olabildiği gibi bir gruba ya da topluluğa karşı da olabilmektedir.

Sosyolojinin de, sosyal antropoloji dahil ilgi alanlarındandır ve Marks, Engels, Durkheim, Merton, Weber ve Colins dahil bir çok müellifin odağına girmiştir. Çünkü, sosyolojinin en önemli çalışma alanlarından birisi olan ‘çatışma’, esasta şiddeti önceler. Genel olarak insanlara indirgenen ya da kollektif şiddet ayrımı yapılır ve şiddetin nedeni noktasında kültürel, ekonomik, psikolojik ve politik alt başlıklar üzerinde durulur.

Ülkemizde, kadına ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin fazlası ile görünür olması, son yıllarda şiddetin kavramsallaşması ve gündemde olmasına yol açmıştır. Bu yüzden, konu ile ilgili farkındalık amacı ile 25 Kasım günü, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günü olarak çeşitli etkinlikler için belirlenmiş durumda.

Sonuçta, şiddet, geniş spektrumlu psikososyokültürel sosyolojik bir olgudur ve mücadele için de bireysel ulusal eğitimden hukuki reformlara kadar bir çok yapısal değişikliği gerektirir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Uzmanlar, enflasyonda yaşanan ve halkın “şüphe ile” karşıladığı düşüşün vergi oranlarında ve akaryakıtta yapılan indirimlerle gerçekleştiğini, bunun ise orta vadede da...

19 otelden ikisinin rezervasyonlarının Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un sahibi olduğu ETS Tur tarafından yapıldığı” haberleri kamuoyunda tepki yarattı. tepki çe...

Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türk bankalarının genel durumunu değerlendirdi.

Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı (EGEV) Başkanı Mehmet Ali Susam, ikincisi düzenlenen Ege Ekonomik Forum süresince Ege ekonomisinin ve potansiyelinin Türkiye’nin gündemi...

GÖZLEM, bu soruyu siyasetin duayenlerine ve uzmanlara sordu, işte görüşleri…

Rusya ve Ukrayna, bir kez daha savaşın eşiğinde... Rusya’nın üç gemisine el koyduğu Ukrayna seferberlik ilan etti ve Rus Ordusu bölgeye ilave S-400’ler sevk etti. Geri...

GÖZLEM, “AK Parti’nin adayları belli, CHP – İYİ Parti ittifakı kimleri aday göstermeli sorusunun cevabını uzmanlardan aldı, işte görüşleri…

Yazarlar
Website Security Test