Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

ABD nerde, ''stratejik ortaklık'' nerde?

24.8.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, uzmanlara sordu; “ABD ile ilişkilerimiz Stratejik ortaklık mı, Stratejik müttefiklik mi”, işte onların görüşleri…

GİZEM AY

1950’li yıllardan beri “Stratejik ortak”, “Stratejik müttefik” olduklarını her fırsatta dile getiren ABD ile Türkiye arasında bir süredir devam eden soğuk savaş dönemi sonunda “yaptırımlar” getirdi. Washington'ın Amerikalı Pastör Andrew Brunson'ın serbest bırakılmaması gerekçesiyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'e yaptırım kararı sonrası ABD – Türkiye ilişkileri yeni bir krize girdi.

 

Türkiye ile ABD’nin “Stratejik ortak” olarak anıldığı yıllardan bu yana öne çıkan 7 kriz yaşandı. Küba Füze Krizi (1962), Johnson Mektubu (1964), Haşhaş ekiminin yasaklanması (1974), İncirlik Üssü'nün kullanımının askıya alınması (1974), 1 Mart Tezkeresi (2003), Çuval olayı (2003), Vize krizi (2017) ve Andrew Brunson gerilimi. Bu krizlere gösterdi ki iki ülke arasında ilişkilerde “Stratejik Ortaklık”tan ziyade karşılıklı ama “daha çok” ABD’nin menfaatine olan “Stratejik müttefiklik” görüntüsü var.

 

Türk-Amerikan ilişkilerindeki krizi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye yönelik son adımlarını Sputnik’e değerlendiren uzmanlar, son krizle birlikte iki ülke arasındaki ilişkileri tanımlarken “kullanılan ‘stratejik ortaklık’ söyleminin altının dolu olmadığının anlaşıldığı” yorumunu yaptılar.

 

Türkiye – ABD ilişkileri tarihinin en gerilimli dönemlerinden birini yaşarken ABD Başkanı Donald Trump'ın onayladığı yasayla Türkiye'ye F-35 savaş uçaklarının satışı da durdurulmuş oldu. Trump'ın talimatıyla ABD'nin Türkiye'den ithal ettiği çelik ve alüminyuma uygulanan gümrük vergisi iki katına çıkarıldı. İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Naim Babüroğlu, Spuntnik’e verdiği mülakatta, ilişkilerin tarihine bakıldığında “Türkiye ile ABD'nin hiçbir zaman stratejik ortak, stratejik müttefik olmadığını” belirtti. Babüroğlu, “İki ülkenin ilişkilerine bakıldığında Brunson meselesinin gerçek anlamda kriz olabilecek bir nitelik bile taşınmadığını görüyoruz. Ben ABD'ye soruyorum. Suriye'de PYD/PKK'ya silah yardımı yapan ve eğitim veren ve Suriye'de PYD/PKK varlığı oluşturmasından daha âlâ bir kriz sebebi olur mu? Bence en büyük sebebi bu. Türkiye'nin bunun konuşması lazımken, Trump yönetimindeki Evangelistlerin derdi Kasımdaki seçimler öncesi güç kazanmak. Ve önümüzdeki seçimlerde, Demokratlar Senato’da öne geçerse ve Temsilciler Meclisi'nde Trump çoğunluğu kaybederse o zaman devam eden yargı sürecinin aleyhine dönmesi durumu var. Bir de bu seçimleri kaybederse, bir sonraki seçimlere girmeme durumu olduğu için Trump, Brunson'ı bir anahtar olarak görüyor. Brunson meselesinin tek önemi Trump açısından önemi. Neticede, benim hep söylediğim bir şey vardı. ABD, Türkiye'yle hiçbir zaman ne stratejik müttefik ne de stratejik ortak olmuştur. Biraz önce saydığım krizler, hiçbir zaman böyle bir müttefikliğin olmadığını gösteriyor. Aynı ABD'nin PYD/PKK'ya yardımının da gösterdiği gibi… Ama maalesef iki ülkenin liderleri belki de diplomatik bir dil kullanmak için ‘stratejik ortak' ‘stratejik müttefik' gibi kavramlar kullansa da bunun tarihsel gerçekliklerle hiçbir ilgisi yoktur."

 

“İran'a yaptırımlar konusunda ABD'nin Türkiye'ye herhangi bir ayrıcalık tanımamasının da iki ülkenin stratejik ortak olmadığını gösterdiğine” değinen Babüroğlu "İsrail veya İngiltere ABD'nin stratejik ortağıdır. Ama Türkiye değildir, hiçbir zaman olmamıştır. NATO'da Belçika, İtalya nasıl müttefik ise Türkiye de NATO müttefikidir. Türkiye için en kötü senaryo ABD veya Rusya'ya haddinden fazla yaklaşmak olur. Türkiye, Rusya'dan S-400 aldığında ABD dâhil pek çok ülkeden daha büyük gürültü çıkacağını düşünüyorum ve ABD'nin Türkiye'ye ilave yaptırımlar uygulayacağını öngörüyorum" dedi.

 

 

 

“ABD HERKESLE DÜŞMAN!”

 

Uluç Özülker (Emekli Büyükelçi) - “ABD ile bugüne kadar yapılmış olan anlaşmaların hepsinde ‘loyal’ kelimesini kullanır. Loyal sadık müttefik anlamına gelir. Bu sadıklığın arkasında yatan şeyi çok basit şekliyle biat kültürü olarak değerlendirmek gerekir. Yani ABD’nin şuanda Türkiye’ye bakışı bir eşitlik düzeyinde değildir.  Ortaklık ya da müttefiklikte de mutlaka bir eşitlik ve menfaat paylaşımı söz konusu olması gerekir. ABD meseleyi bu şekilde değil doğrudan doğruya ABD’nin menfaatleri olarak değerlendirmektedir. Türkiye ile empati yaparak Türkiye’nin sorunları ve menfaatleri olabileceğini dikkate almamaktadır. Dolayısıyla sorunun temeli burada yatıyor. Bu yüzden böyle bir ilişkiye müttefik ya da ortak demek bugünkü koşullarda ve farklı anlayış biçimiyle değerlendirildiğinde pek mümkün gözükmüyor.

 

ABD ile olan ilişkilerin en az yüzde 80’inde Türkiye haklıdır. ABD bugün bütün dünyayı kaosa sürüklemekte ticari yönden de yepyeni ufuklar açmakta başka bir ifade ile 2. Dünya Savaşı sonrasında yaratmış olduğu Bretton Woods mali sistemi ile San Francisco Birleşik Devletler Sistemi’ni adeta ortadan kaldırıldığı bir ortam yaratılmaktadır. Eski zihniyetler 21. yüzyılı hala sadece kendi menfaatleri çerçevesinde tek başına götürebilecek şekilde değerlendiriyorlar. Bunun imkanı olmadığı her geçen gün biraz daha anlaşılıyor. ABD herkesle düşman sadece Türkiye ile değil. Türkiye’nin en son yaşamış olduğu olaylar diğer muhatap almış olduğu ülkelere göre biraz daha kırılgan bir yapıya sahip olmasından kaynaklanıyor. O kırılganlığın temelinde de borç sarmalı var. Türkiye’nin paraya ihtiyacı var ABD de bunu kullanıyor. Bu da herhangi bir şekilde dostluk ilişkisi olarak görülemez.  Ancak bunun anlamı Türkiye ile ABD savaşa girecek manasında değil. Son zamanlarda özellikle bizim tarafımızdan yapılan açıklamalarda hep diplomasi ön plana çıkarılıyor. Tarih boyunca hep menfaat birlikteliği içinde yaşamış iki ülkenin Trump bunu yaptı diye topyekün ilişkilerini kaldırması tabiatıyla söz konusu değildir. Ancak Dışişleri Bakanımız ve Cumhurbaşkanımızın açıklamasına göre Avrupa Birliği ve NATO bizim temel öğelerimizdir dediler. Yani NATO’da da ABD ile ortak olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım. Şuanda menfaatlerimiz uyuşmuyor, hastalıklı bir ilişki var ama sonuç itibariyle bu çatışarak değil diplomasi yoluyla konuşarak çözümlenmesi gereken bir konular bütünüdür. Bugün karşımızdaki muhatap Trump olunca bu konuda başarısız oluyoruz. Biz de kendi hak ve hukukumuzu bu kapsamda elbette savunma hakkına sahibiz.”

 

 

 

“SÖZDE STRATEJİK ORTAK !”

 

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – ABD, hiçbir zaman Türkiye’nin “stratejik ortağı” olmadı. Sadece “NATO  Müttefiki” oldu. Evet Türkiye ve Anadolu, bulunduğu topoğrafya olarak, tarih boyunca  her zaman stratejik  bir konuma sahip oldu. Bu nedenle NATO için bir “Stratejik Müttefiktir”. Bu Stratejik  konumu, Batılı Müttefikler, kendi  çıkarları gündeme geldiğinde hatırlar; diğer dönemlerde unuturlar. Stratejik Ortaklık,  daha çok Körfez krizi döneminde, Türkiye’yi  müdahalenin içine çekmek için kullanıldı. Hatta  ABD; Türkiye’de  “nitelikli Bölge” kurma sözü ile kavramı süsledi ve bir emekli generalin başkanlığında gelen  heyet,  TOBB ile toplantılar yaptı. Ancak  Tezkere kararının Meclisten  geçmemesi sonucunda “nitelikli bölge “ kavramı bir daha gündeme gelmedi. Gözlem’de  o dönemde bu konuya ilişkin olarak  yazdığım yazılarda sürekli  şunu vurguladım: Bir  “Stratejik Ortaklığın” ekonomik temeli olur. Ekonomik temele dayanmayan bir stratejik ortaklık olmaz. Sözü edilse bile yaşama geçmez ve sürdürülebilir değildir. Nitekim bu “stratejik Ortaklığın” sözde bir stratejik ortaklık olarak kaldığını artık herkes gördü.

 

ABD’nin iki temel stratejik ortağı, İngiltere ve İsrail’dir. Bunlarla çok derinlere giden kültürel ve ekonomik bağlantıları vardır. Bu üçlü arasında asla bir olumsuz durum yaşanmaz ve hep uyum içinde karar verilir. Oysa Türkiye ile “stratejik ortaklık” kavramı, içi boş kalmış, içi doldurulmamış, sözde bir kavram olarak kaldı. Zira bir yandan ABD tarafı bu içeriğin oluşturulması ve doldurulmasında samimi değildi.  Bizim yöneticilerimiz de bu kavramın içini doldurma konusunda  bir strateji geliştirme gayret  ve çabası içinde olmadılar. Duygusal olarak ABD’nin  “Stratejik Ortağı “olma algısı ile yetindiler. ABD’nin Strateji uzmanları, Türk insanının duygusal  olduğunu; duyguya hitap eden kavramlarla kolay ikna  edilebileceğini çok iyi biliyorlar. 65 yılık NATO ortaklığı içinde ABD  uzman kadroları bizim insanımızı yakından tanıdı. Ayrıca, ABD’deki Think Tank kuruluşlarının çoğunda Museviler ağırlıktadır. Türkiye ve Osmanlı toplumu ve insanı üzerine, Türkiye’den daha fazla araştırma ve bilgi birikimi bunların elinde bulunuyor. Türkleri duygusal olarak ele geçirmenin kolaylığını iyi biliyorlar.

 

ABD ile kurulan “stratejik Ortaklığın” sözde olduğunu, bizimle ilişkilerinde hiçbir zaman samimi olmadıklarını ve eşitlik içinde davranmadıklarını hep gördük. Bir hatırlatma gerekirse; Kore’de kendi askerlerinin geri çekilmesi sağlamak için bizim askerleri araya sürüp, bizimkiler telef olurken, kendi  canlarını kurtardılar. 1962 Küba krizinde anladık ki, Türkiye nükleer savaşın cephe ülkesi olmuş. 1964 Kıbrıs olaylarında, Kıbrıs’a Türkiye’nin müdahale etmesi durumunda, Türkiye’yi Sovyetlere karşı korumayacağını tehditkar Johnson Mektubu ile iletmiş ve İsmet Paşa,  bu mektuba karşı,” Yeni bir Dünya Kurulur ve Türkiye Orada yerini alır” cevabını vermiştir. 1974’te Haşhaş ekiminin yasaklanmasını istemiş; Ecevit bu yasaklama baskısına boyun eğmemiştir. 1974 Kıbrıs Harekatı sonrasında ABD, Türkiye’ye karşı  hemen Silah ambargosu koymuş ve Türkiye İncirlik ve diğer üslerin  kullanımını askıya almıştır. Ambargo 1978’e kadar sürdü. 2003 Martında Körfeze müdahale kararına Türkiye katılmayınca, Türk askerlerinin başına çuval geçirme olayı ile müttefikliğe yakışmayan bir tepki verdiler. Hatta bununla yetinmeyip, FETÖ  terör örgütünü kullanarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Komuta kadrolarının  düzmece mahkemelerle tasfiye edilmesi ve Kozmik odaya girilme süreçlerinin arka planında yer aldıklarını düşünebiliriz.  Nihayet Suriye’de önce bizi bataklığa  çekip; sonra geri adımla,  kendileri süreci geri plandan yönettiler. 2017 yılında  Türkiye’ye  karşı vize sınırlaması  getirdiler. Nihayet günümüzde Türkiye’ye karşı,  Brunson krizini bahane ederek sistematik bir ambargo koyma atağını başlattı. Evet, Sözde stratejik ortaklığın ekonomik temeli yoktu; fakat Brunson Krizi tümüyle ekonomik ambargolar üzerine kurgulandı ve döviz kuru ataklarını tetikledi. Artık bırakınız Stratejik ortaklığı, müttefik olarak bile ABD’ye güvenilemeyeceği kanıtlandı. Türk insanı stratejik düşünmeye yatkın değildir ama musibetlerden ders çıkarmayı iyi bilir.”

 

 

 

“BU NASIL STRATEJİK ORTAKLIK?”

 

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi) – Türkiye ABD ilişkilerinde yaşanan bunalım ve tırmanan gerilim, iki ülke arasında stratejik ortaklık bulunmadığını açıkça ortaya koymuştur.

 

Geçmişe baktığımızda 1960'lardan bu yana ABD çeşitli zamanlarda ve vesilelerle Türkiye ile ilişkileri bozmakta bir beis görmemiştir.  Ülkemiz ne zaman haklı olduğu bir taleple ortaya çıksa ABD'nin itirazı ile karşılaşmıştır. Bu durum Küba füze krizinden, Kıbrıs'ta  yaşanan vahşete, Türkiye'nin haşhaş ekim kararına kadar çok değişik ve hayati alanlarda görülmüştür.

 

Son 15 yılda ise Orta Doğu politikasında peş peşe başarısızlıklara imza atan ABD, Türkiye'yi hedef almıştır. 1 Mart tezkeresi ile istediğini elde edemeyen ABD Türk subaylarının başına çuval geçirme cüretini gösterebilmiştir. O tarihten bu yana ABD Türkiye'den adeta intikam almaktadır. Çünkü ABD Türkiye'nin tek başına Orta Doğu'ya girmesini sağlayamamıştır.

 

Ergenekon ve Balyoz davalarında ve gazetecilerin tutuklamalarında ABD hiç sesini çıkarmamış iken, bugün Rahip Brunson nedeniyle Türk yargısına müdahale etmektedir.

 

Trump sadece Türkiye'ye karşı değil, diğer ülkelere yönelik politikalarla artık küresel bir tehlike olmak durumundadır. Türkiye'ye yönelik yaptırımlar İran, Almanya ve İtalya tarafından eleştirilmiştir.

 

NATO ve BM yaşanan krizin diyalog yoluyla çözümlenmesi çağrısında bulunmuştur.

 

Türkiye'nin stratejik ortaklık çerçevesinde ABD'ye doğru attığı diplomatik adımlar karşılık görmemektedir.

 

Türkiye'nin bu kriz döneminde yapması gereken Avrupa'daki dost ülkelere yönelmesi ve Rusya ve İran gibi ülkelerle ilişkisini geliştirmesidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

EGSD Yönetim Kurulu Başkanı Atınç Abay, konuk olduğu Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu Toplantısında Türk şirketlerinin mevcut ekonomik darboğazdan çıkış sürecini iyi yönet...

Gözlem, “Atatürk Düşmanlığının yaygınlaştırılmaya çalışıldığı” bir dönemde Ali Erbaş’ın, Mısıroğlu’nu ziyaretinin arka planını araştırdı ve uzmanlara sordu, işte cevap...

TÜSİAD, “Kalkınmayı esas alan bir perspektifle serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, ekonomimizi yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu en başta şeffaf,...

GÖZLEM öğrencileri bile isyan ettiren olayları ve “Milli Eğitimin yarınını” uzmanlara ordu, işte cevapları…

2015’de yapılan kapsamlı anlaşmadan çekilen ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımları, üçüncü ülke ve şirketleri de kapsayacak şekilde uygulamaya kondu. Ham petrolünün ...

Gözlem’e konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, hizmette devamlılığa vurgu yaparak “Biz bilim ne diyorsa onu yaptık. Gelecek başkan da bu anlayışı de...

TÜFE’nin alt kalemlerinden ev eşyası grubunda yüzde 38, ulaştırmada yüzde 32; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 31,5 ve konutta yüzde 25,72 artış gerçekleşti. Yılbaşı...

Yazarlar
Website Security Test