Facebook ta paylaştweet le

“İnsan Hakları Eylem Planı” hangi “acı” gerçeğin belgesi?

12.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye’de son yıllarda siyasetin zirvelerinde nefret söyleminin ve ayrımcı dilin artmasıyla birçok muhalif siyasetçi ve gazeteci saldırıya uğradı.

Peş peşe gelen cinayet, tecavüz, kadına şiddet, gazeteci linci haberlerinin faillerinin rahatça dolaşması “Politik çekişme ve siyasi baskı ‘şiddet’ olarak sokaklara mı iniyor?” tartışmalarını da beraberinde getirdi. Art arda yaşanan saldırılar, durumun ciddiyetini bir kez daha gözler önüne serdi.

Bu arada, muhalif gazetecilere “Cumhurbaşkanı’na hakaretten, casusluğa kadar uzanan iddialar” ile açılan davalar ve tutuklamalar rekor sayısına ulaştı.

Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Türkiye’deki İnsan Hakları ihlalleri ile ilgili verdiği kararların da uygulanmaması”, hem yurt içinde, hem yurt dışında “Türkiye’deki demokratik rejim konusunda” şüpheler uyandırdı.

 

ABD ve AB, “insan hakları ile ilgili kararların derhal uygulanmasını” istediler.

Türkiye’de tablo bu ilken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “İnsan Hakları Eylem Planı” başlığı ile bir belge açıkladı. Bu belgeye göre, Plan 9 amaç, 50 hedef ve 393 faaliyeti içeriyordu.

Erdoğan’ın açıklamasına göre eylem planı 11 temel ilkeye dayanıyor ve ilk maddede “devletin temel amaç ve görevinin insanın doğuştan sahip olduğu hakları korumak olduğu” belirtiliyordu. “İnsan onuru, bütün hakların özü olarak hukukun etkin koruması altındadır” denilen maddenin ardından, “herkesin hukuk önünde eşit olduğu” kaydediliyordu.

“Böyle bir planın yürürlüğe konulması”, Türkiye’de hâlen “insan haklarının ihlal edildiğini kabul edilmesi” anlamına gelmiyor muydu?..

Bu sorunun cevabı çok açıktı ve ABD’nin ile AB’nin “Türkiye’ye insan hakları ihlalleri konusundaki iddia ve eleştirilerini doğrular” mahiyette değil miydi?..

 

2020 Hak İhlalleri Raporu

CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili Dr. M. Sezgin Tanrıkulu, Ocak ayında açıkladığı “2020 Yılı Hak İhlalleri Raporu”na göre, 3 bin 362 yaşam hakkı ihlali, 3 bin 534 işkence yaşandı. 15’i çocuk, 1670 kişinin işkenceye maruz kaldığı, 1855 kişinin ise cezaevlerinde işkence ve kötü muamele gördüğü belirtilen raporda şu değerlendirme yapıldı:

“Toplantı ve gösterilerde dövülerek, gaz sıkılarak, ters kelepçe takılarak gözaltına alınanlar ile işkence gördüğü halde bunu açıklamayan, suç duyurusunda bulunmayanlar dikkate alındığında gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğu ortaya çıkmaktadır”

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine göre 9 Mart itibariyle 65 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde bulunuyor.

 

 *********

 

“KAYBOLAN İNSAN HAKLARI ARAYIŞIMIZ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Sn. Cumhur Başkanı Mart ayı başında “İnsan hakları Eylem Planı”  olarak, 9 Amaç, 11 temel ilke,50 hedef ve 393 faaliyeti kapsayan bir belgeyi açıkladı. Bu Belge sayesinde özgür birey, güçlü toplum ve demokratik Türkiye yaratılacağı vurgulandı.  Ancak bu girişim beraberinde sayısız soru işaretleri getirdi. Düşünün ki, 19 yıllık sürede özgür birey, güçlü toplum ve demokratik Türkiye yaratamayan bu iktidar, önümüzdeki 2 yıl içinde bunu yaratma sözü veriyor. İnandırıcılık için iktidarın düşün felsefesi ve yaptığı icraata bakarak samimiyetine ulaşabiliriz.

AKP, Kemal Derviş’in, topluma büyük bedeller ödeten ekonomi programı sonrasında ve 70 yıllık toplumun sanayi birikimlerini hızla özelleştirme sayesinde, Türk siyasi yaşamında en uzun süreli kesintisiz tek parti iktidarı oldu. Peki bu süreçte kabaca neler yaptı.  İlk yılları, belirtilen nedenlerle, ekonomide başarılı geçti.  Muhafazakar demokrat olarak kendini tanıtırken,  özgürlüğü sadece türbana indirgedi. Oysa toplumun liberal kesimi ile askeri vesayetten şikayet eden kesimlerinden yoğun destek almıştı. İlk dönemlerinde kendini hem ülke içinde, hem de ülke dışında kabullendirme ve iktidarını stabilize etme uğraşı vardı. Ülkedeki Kemalist askeri gelenekten rahatsız olan Batı’nın desteği için AB üyelik sürecini devam ettirdi. Anti-laik uygulamaların odağı olduğu gerekçesi ile kapatılma sorunu ile karşılaştığında, Batı’nın desteği ile bu süreci atlattı. Ancak kendini güvene aldıktan sonra, şampiyonluğunu FETÖ unsurların yaptığı, geleneksel Cumhuriyet Döneminin Devlet kurumlarını, kendi kontrolüne alacak dönüştürme sürecine girişti. Önce yargı kurumlarının yapısı peyder pey dönüştürüldü. Arkasından FETÖ savcıları,  Ordu’nun çeşitli birimleri aleyhine kumpaslar kuruldu. Komplo davaları oluşturdu. Bu davalar başlangıçta, “yargının işi” gerekçesi ile Parti yönetiminden dolaylı destek buldu.

 

Ulusal savunmanın en mahremi olan Kozmik Odaya girildi. İktidar, Devlet kurumları ile kavgalı duruma düştü. Kendinin iyice güçlendiği sonucuna varan FETÖ unsurları, önce Parti içinde iktidarı ele geçirmek için; buradan sonuç alamayınca, daha sonrada Ülkede darbe girişiminde bulundu. Bütün bu süreçlerde yıpranan AKP iktidar gücünü korumak için sistem değişikliğine yöneldi. Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi ile parlamenter sistem tasfiye edildi. Kuvvetler ayrılığı tamamen ortadan kalktı. Yeni sistemde,  kontrol mekanizmaları olan, Yargı, Sayıştay ve Meclis önemli ölçüde devre dışı bırakıldı. Parti yandaşı olan insanlar devlet kadrolarına yerleştirildi. Liyakat sistemi ve başarı motifi tamamen devre dışı kaldı. Üniversitelere atanan yandaş rektörler, “Devlet Üniversitelerini Parti Üniversitesine” dönüştürdüler. Zayıflayan kamuoyu desteği karşısında cepheleşen bir siyaset tercih edildi. Cepheleşme siyasi söylemin görülmemiş boyutta dejenere olmasına yol açtı. Türkiye kamuoyu tarihinde görülmediği düzeyde kutuplaşan, cepheleşen ve bir birini haksız suçlayan kamplara bölündü. Kısacası AKP dönemi sürekli toplumsal kurumlar arası kutuplaşma, gerilim ve kavga üretmeye devam etti. Yaşanan ve güçlenerek süren bu kutuplaştırıcı ortamdan, ne özgür düşünce, ne güçlü toplum, ne de güçlenen bir demokrasi çıkar.  Zaten uluslararası istatistikler özgürlük, adalet, hukuk devleti ve demokrasi sıralamasında sürekli mevzi kaybettiğimizi ortaya koyuyor. Zira 2007 sonrasından beri sürekli bağımsızlığı yok edilen yargı sistemi, yok edilen hukuk sistemi ve adaletsiz ortamda insanlar kendini asla özgür hissedemez. Kutuplaşan toplum asla güçlü olamaz. İnsan hakları ihlallerinin sürdüğü bir toplumda insanlar haklılığını bile savunamaz. Yargısız infazların önüne geçilemez. Sokakta organize dayak öğütleri kol gezerken, can güvenliği ortadan kalkar.

 

Düşünce suç sayılırken bir aydın, bir bilim insanı ve gazeteci ya suçlu ya da yandaş olmaya zorlanırken hangi insan haklarından söz edebiliriz ki. Anayasa mahkemesi kararlarına uymayan, siyasi iktidar ve alt mahkemeler olduğu sürece hukuk devletinden nasıl bahsederiz. İlke ve kural ile kurumlaşan işlevsel bir sistem yerine, kişiselliğin keyfilik ve kuralsızlığı geçerli ise, uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülükler yok hükmünde sayılıyorsa; yurt içinde ve dışında saygınlık ve güven nasıl yaratılır.  Adil yargının varlığına inanmayan sıcak para böylesi toplumlara uğramaz.  Kağıt üzerinde kalacak her düzenleme, uygulama ve eyleme geçmiyorsa, içerde ve dışarda yaratılan algı, geri tepmeye mahkumdur.

 

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Gaye Karadağ son yolculuğuna uğurlandı.

ESHOT Genel Müdürlüğü’nün 2020 yılı Faaliyet Raporu dün İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde oylanarak kabul edildi. Rapora göre ESHOT Genel Müdürlüğü ağır pandemi ...

Bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle birlikte kripto para piyasasında işlem yapan yatırımcıların bazı işlemlerine kısıtlama getirilmesinin ardından Merkez B...

Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, pandemi sürecinde güvenilir gıdanın daha fazla önem taşıdığına vurgu yaparak, içinde bulunulan Ramazan ayında vatandaşların, ...

İzmir Sanayici ve İş İnsanlar Derneği’nin (İZSİAD) Başarı Sohbetleri’ne Yusuf Cengiz Gıda Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı, İZSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı v...

30 Ekim'deki depremin ardından siyasilerin başta kenetlendiğini, geçen süre içinde ise gelişme olmadığını söyleyen Hüseyin Aslan, "Benzer bir depremde yine aynı acılar...

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İzmir Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre, 2020 yılı Mart ayında İzmir’de 7 bin 131 olan konut satışı, 2021 yılı Mart ayında %6...

Yazarlar