Facebook ta paylaştweet le

'Ekonomik zaaflar... Dinci politikalar ve köşeye sıkışma...'

30.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in gündemdeki olaylar ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, ABD Başkanı Biden’ın “bildire bildire lades dediği ‘Soykırım’ iftirasına”, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “beklenenden çok daha yumuşak bir açıklama ile” cevap vermesi, Covid 19 nedeniyle uygulanacak tam kapanma, emekli ikramiyelerine yapılan 100 liralık zam, THODEX ile başlayan “kripto para vurgunları” hakkında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri...

 

GÖZLEM – ABD Başkanı Biden’ın “bildire bildire lades dediği ‘Soykırım’ iftirasına”, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “beklenenden çok daha yumuşak bir açıklama ile” cevap verdi. Bu tablo, “biraz” 4 Temmuz 2004’te Kuzey Irak’ta “ABD askerleri tarafından ‘başlarına çuval geçirilen’ Türk subay ve askeri” olayını ve o zaman başbakan olan Erdoğan’ın AKP grup toplantısında "Biz devlet yönetiyoruz devlet, nota verecekmişiz, müzik notası mı" sözlerini hatırlattı. Bu arada S – 400 yaptırımları başladı. ABD – Türkiye ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz?

K – Türkiye ekonomide o kadar kötü bir şekilde yönetiliyor ve o kadar kötü bir dönemden geçiyor ki, buna dış politikada yürütülen ihvancı – dinci politikanın yarattığı kısıtlamalar da eklenince ülke olarak dış siyasette en zayıf kaldığımız ve bu nedenle de her şekilde üzerine akbabalar gibi saldırıların geldiği bir sürece girdik. ABD Başkanı Biden iktidarın “tepki” göstermeyeceğinden o kadar emin ki –ki eğer bu görüşme öncesi karşılıklı bir istişare yapılmışsa hiç şaşırmayacağım- bir gün sonra “soykırım” açıklaması yapacağını telefonda açıkladığı Cumhurbaşkanı’na “Haziran’da NATO zirvesinde ikili meselelerin görüşüleceği” sözünü vererek adeta sopa-havuç politikası izliyor. Yönetimin ağızına “bir parmak bal” çalıyor. Normalde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artık herkes tarafından bilinen bir özelliği hakikaten tepki göstereceği konularda olayın arkasından vakit geçmesini beklemeden anında bir tepki gösterdiği ancak olaydan hemen sonra tepki vermediği konuları da sürümcemeye bırakacağıdır. Örneğin son olarak sarıklı, cübbeli amiral olayında, konunun araştırıldığını söylemişti. Ancak aradan geçen bunca zamana rağmen bu konuda hiç bir adım atılmadı. Öte yandan bildiri yayımlayan amiraller anında gözaltına alınmışlardı. Burada da Erdoğan’ın Biden’e yanıtı hem çok geç, hem de çok “cılız” oldu. Soykırım iddiaları için “mesnetsiz, haksız, hakikatlere aykırı” dedi ama “yalan” bile diyemedi. Biden’i, “Türkiye’deki iktidarı muhalefete destek vererek indireceklerine” dönük sözleri ABD basınında yayımlandıktan sonra, gecikmeli olarak “Eyy Biden” diye yerden yere vuran Erdoğan, burada Biden’in “soykırım” açıklaması için sadece “Bizi üzmüştür” diyebildi ama “Öfkelendirmiştir” bile diyemedi. Mesele sadece ABD ile ilişkiler de değil. Türkiye dış politikada, ekonomik zaaflarından ve dinci politikalarının yarattığı kısıtlardan dolayı o kadar köşeye sıkışmış durumda ki, uğruna Rusya ile aranın bozulacağı hale geldiği, Rusya’nın gözdağı vermek için Türkiye’ye uçuşları durdurarak, turizm sektörünü 2 milyar dolarlık gelirden ettiği Ukrayna’nın İçişleri Bakanı bile “Ermeni Soykırımı’nı sahiplenme” açıklaması yapabildi. Bir hafta önce Türkiye’ye gelip ortak basın toplantısında Türkiye’yi tehdit eden Yunan Dışişleri Bakanı şimdi de “Akkuyu’daki santral yapılmadan komşu ülkelere sorulmalıydı” diyerek Türkiye’nin haklarına saldırıyı Türk iç işlerine kadar getirdi. Bu tamamen Türkiye’nin güçsüz olması, yaptığı çıkışların “kof” olduğunun başta ABD ve AB olmak üzere görülüyor olması sonucu içine düşünülen bir durum. ABD bize Patriot füzelerini vermediği halde S-400’ler alındığı için yaptırımları arttıracak. Türkiye’yi F-35 üretiminden çıkardı. Suriye’de SPG/PYD terör örgütüne tam destek verecek. Doğu Akdeniz’deki enerji haklarımızı elimizden alacak. Yunanistan ile tarihte örneği görülmemiş bir askeri ilişki içine girerken Türkiye’ye düşmanca tutum sergileyecek. Libya’da aynı şekilde. Ama öte yandan siz, Türkiye’yi içine soktuğunuz ekonomik kırılganlıklardan dolayı bırakın İncirlik’i, Kürecik’i kapatmayı, S-400’leri kullanıma geçirmeyi, en ufak bir tepki bile veremeyeceksiniz. Sadece “ABD bu yanlıştan dönmeli. Haziran’daki görüşmemizde bu konuları değerlendireceğiz” diyeceksiniz. Haziran’daki görüşmeyi beklemeye ne gerek var? Biden telefonun öbür ucunda: “Yarın yapmayı düşündüğünüz soykırım açıklamasını bir daha düşününüz. Bu açıklamayı yaparsanız biz de İncirlik’i kapatırız veya S-400’leri aktive ederiz” diyebilirsiniz. Maalesef Türkiye dış politika açısından bence tarihinin en zayıf döneminde. Bunu gören ülkeler de, kendi çıkarları gereği Türkiye’nin tepesine çullandıkça çullanıyorlar. Şımardıkça şımarıyorlar. Buna karşı iktidar bir Rusya’yı, bir Çin’i bile kullanmayı, devreye sokmayı düşünemiyor. Göze alamıyor.

 

GÖZLEM – Biden’in “soykırım” açıklaması olmasaydı belki bu hafta da 128 milyar doların akibetini konuşacaktık.. Ne düşünüyorsunuz?

K – Merkez Bankası rezervlerinden 128 milyar doların eksilmesinin nedeninin, faizler “emir”le düşürülürken, “ekonomi bozulmuyor” havası vermek için, kurların artmamasını sağlamak amacıyla yapılan döviz satışlarıydı. Bu “yanlış” politikanın arkasında dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Enflasyonun sorumlusu faizdir” teorisini doğrulama amacının yattığı varsayılıyordu. Ancak geçen hafta içinde yaşanan bazı gelişmelerle bu 128 milyar dolarlık satışlara ilişkin ciddi anlamda “usülsüzlük” olduğuna dair emareler ortaya çıkmaya başladı. Bir defa AKP içinde, yaptığı bir iki zoraki değerlendirmeye karşın, hâlâ saygınlığını koruyan mevcut Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan, hafta içinde yaptığı savunmada Hazine ile Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) arasında bir protokol yapıldığını, böylece yeni bir kanal açıldığını belirterek “Bu protokol çerçevesinde Hazine hesapları üzerinden alım-satım gerçekleştiriliyor. Bu protokol yasaldır. TCMB muhabir bankası olan kamu bankaları aracılığıyla bu işlemleri elektornik işlem platformunda gerçekleştirdi. Taraflar birbirini bilmiyor. Kasım ayından bu yana böyle bir döviz alım-satım işlemi yapmadık. Yöntem eleştirilebilir ama ‘Yolsuzluk var’ denilemez” dedi. Bakan Merkez Bankası’nın bunca yıllık tecrübesine karşın niye her zaman yaptığı alım-satım işlemlerinin kamu bankaları aracılığıyla yapıldığını açıklamadı. Dahası kendisinin ve önceki Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın göreve gelmesinden sonra böyle bir işlem yapılmadığını belirterek, üstü kapalı bir şekilde “kendilerinin de bu yönteme başvurmadıklarını, dolayısıyla bu yöntemi benimsemediklerini” ifade etmiş oldu. Üstüne üstlük “’Yolsuzluk var’ denilemez” diyerek aslında kimsenin açıkça ifade etmediği bir iddiayı dile getirmiş oldu. Böylece şüpheler büyümeye başladı. Hazine’nin saygın eski müsteşarlarından Mahfi Eğilmez, bloğunda “Asıl soru MB’nin döviz yönetimi konusundaki görevini Hazine’ye niçin ve nasıl bıraktığı meselesidir. Rezervler ‘Faizi indirerek enflasyonu düşürme teorisi’ uğruna kullanıldı. Tam tersine kurlar da faizler de yükseldi” diye yazdı. Bakanın açıklamalarından sonra hem bahsi geçen protokolün dayanağı olan KHK hükmünün kaldırılmasından sonra da bu protokole göre işlem yapıldığı, hem de protokolün iki unsurunun çok ciddi “yolsuzluk şüphesi” içerecek nitelikte olduğu ortaya çıktı. Buna göre 21 Şubat 2017 tarihinde Merkez Bankası ile Hazine Müsteşarlığı arasında imzalanan Protokol’ün “Hazine aleyhine oluşacak kur farklarının MB tarafından karşılanmasını” ve “protokolün, imzalandığı tarihten 22 gün önce, 31 Ocak itibarıyla yürürlüğe konulmasını” hüküm altına alıyor. Bu durum da daha protokol olmadan, yani yasal altyapısı oluşmadan, bu şekilde bir alım-satım yapılmaya başlandığını ve bu döviz alım-satımlarında “zarar” oluşabileceğini gösteriyor. Oysa serbest piyasada oluşacak fiyatlardan alım-satım yapılması halinde bir “zarar”dan bahsetmek mümkün olmayacaktı. Merkez Bankası’nın eski saygın başkanlarından İyi Partili Durmuş Yılmaz protokolün geriye doğru yürütülmesini “Demek kanunların, düzenlemelerin etrafını dolanarak bir takım işler yapmaya karar verdiler. Ve bu yaptıkları işin de kılıfını hazırlamak istediler” şeklinde açıklıyor. Yılmaz, yapılan işlemlerde “zarar” oluşacak olmasını da “Hazine’nin yapacağı döviz satış işlemlerinden ortaya çıkacak kur zararını baştan görmüşler ki protokole böyle bir madde eklemişler. ... Bu kesinlikle suçtur. Kur zararı nereden çıkıyor? Daha yüksek fiyattan aldığın bir şeyi daha düşük fiyata satacaksın ki kur farkı çıkacak. Hangi ekonomik mantıkla pahalıya aldığın bir şeyi ucuza satıyorsun?” diye değerlendiriyor. Bu süreçte Merkez Bankası’nın yeni başkanının yapılan satışları “Yabancı dövizi piyasadan bulamıyorsa birisi karşılayacak” diyerek savunması da ilginçti. Bir defa Merkez Bankası’nın “döviz ihtiyacını karşılama” diye bir görevi yok. Ayrıca “döviz talebininin de piyasadan karşılanamıyor olması” diye bir durum da olamaz, çünkü serbest piyasada döviz yoksa, talep olunca döviz fiyatları o dövizi arz etmeyi uygun görecek birileri çıkıncaya kadar yükselecek ve bir dengede bulunacaktır. Sonuçta iktidar yapılan 128 milyar dolarlık satışların kime, ne zaman, hangi fiyatlardan yapıldığını açıklamadığı sürece tartışmaların, araya giren önemli gündem maddelerine karşın, devam edeceğini düşünüyorum.

GÖZLEM – İçişleri Bakanı’nın “resmi ve yazılı bir karar olmadan” açıkladığı ve “Paris’te de var, gece içki satışı yasak” diye izaha çalıştığı “tam kapanma süresince bütün yurtta ve 24 saat uygulanacak olan” içki satış yasağının, “Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerinden olan ‘Laiklik ilkesinin Ramazan ayında bu uygulama ile delinmesi’ için konulduğu” iddia ediliyor; ne dersiniz?

K – Hakikaten de iktidar, aklında olan “şeri” düzene ulaşmasını sağlayacak adımları adım adım ve sinsice uygulamaya sokmaya devam ediyor. Bir defa bu sözkonusu yasağa ilişkin açık bir şekilde yapılmış bir düzenleme yok. Sadece önceden hafta sonları valilikler tarafından kolluk kuvvetleri münasebetiyle yasal bir düzenleme olmamasına karşın pratikte uygulamaya konulan yasağın şimdi aynı şekilde sokağa çıkma yasağı olan tüm günlerde uygulanmaya devam edeceği anlaşılıyor. Üstelik bu tasarrufun kaynağının, haberin NTV’nin Cumhurbaşkanlığı muhabirince duyurulmasından anlaşılacağı şekilde beklendiği gibi en üst makam olduğu anlaşılıyor. Alkol yasağının pandemiyle de hiçbir alakası olmadığı aşikâr. Alkol satışını pandemi gerekçesiyle yasaklayan iktidar Camilerde topluca namaz kılınmasını serbest bırakıyor. Eğer gerekçe hakikaten pandemi olsaydı, camilerde topluca namaz kılınması da yasaklanırdı.

 

GÖZLEM – Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSKAR) “Tam Kapanma" kararından Türkiye'deki toplam 26 milyon çalışanın çoğunluğu fabrikalarda çalışan işçiler olmak üzere 16 milyonunun yararlanamadığını, 6 milyonun ise kısmen yararlandığını” açıkladı. Yorumunuz?

K – “Tam kapanma” adı altında yapılan hamlenin dört ana zaafiyeti var. Bir defa sokağa çıkma yasağına karşın toplam 43 istisnada, sizin de bahsettiğiniz gibi, Türkiye’de pandemiye en açık olanların da aralarında yer aldığı çok büyük kitleler hâlâ sokakta kalmaya ve virüs tehlikesinin altında yaşamaya ve çevresindekileri yaşatmaya devam edecekler. İkincisi, bu kapanmayla “çalışmamaya zorlanan” yine çok büyük bir kitleye hiç bir destek verilmiyor ve bu kitlenin geçimlerini sağlamalarına dönük bir icraat yürütülmüyor. Üçüncüsü alınan önlemlerde, camilerde namaz kılınmasına imkân tanınmasından, çalışacak sektörlerdeki çalışanlara öncelikli aşılama yapılamaması gibi salgını arttıracak çok önemli açıkların bulunuyor olması. Dördüncüsü bu kapanmayı “nihai başarıya” ulaştıracak aşılama sürecinde yaşanan aksaklıklar sonucunda, Türkiye’nin toplumsal bağışıklığı kazanacağı aşılama seviyelerine bu kapanma döneminde de gelinemeyecek olması. Maalesef iktidarın aldığı önlemler hep eksik ve geç. Şimdi yapılan yeni bir anlaşmayla Rus Sputnik V aşısı Türkiye’de üretilecek. Buna karşın Bakan Fahrettin Koca, Biontech aşısının ikinci doz randevusu alanların işlemlerinin erteleneceğini belirterek “Aşı tedariki önümüzdeki 2 ay güçleşiyor ancak sonrasında aşı bolluğu yaşanması bekleniyor. ... Türkiye Sputnik V aşısından 6 ay içinde 50 milyon doz almak üzere anlaşmayı imzaladı” duyurusunu yapınca yeni bir tartışma konusu ortaya çıkmış oldu. Rus Sputnik’i Türkiye’de üretecek firma örneğin ilaç sanayinde çok büyük deneyimleri olan Abdi İbrahim gibi bir firma değil de AKP’ye yakın bir firma olunca hem verilen hedeflerin tutulamaması hem de acaba Biontech’in veya diğer aşılarda yaşanacak “geçici” sıkıntının nedeninin bu firmaya bir pazar yaratmak mı olduğunun tartışılmasına yol açıyor.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan 3 yıldır uygulanan “Bayram ikramiyelerine ‘aslında enflasyona göre 85 lira olması gerekirken biz 100 lira zam yaptık” diye açıkladığı “emeklilere bayram ikramiyesi” konusundaki hesap bütün emeklileri şaşırttı. “Gerçek enflasyonu aşağılara çeken” TÜİK rakamları bile hesabı böyle vermiyor, görüşünüz?

K – Cumhurbaşkanı’nın ekonomik konulara hâkimiyeti artık herkes tarafından biliniyor. 128 milyar dolarlık rezervin en azından erimesine yol açan “Enflasyonun nedeni faizdir” teorisi gibi, burada da yaptığı enflasyon hesabı, TÜİK hesaplarına göre 503 lira olması gereken zammın 100 lirada kalmasına neden oldu. İlk bayram ikramiyesinin ödendiği 2018’den bugüne kadar geçen 3 yıllık dönemde resmi tüketici enflasyonu yüzde 50,3 oldu. Buna göre o zaman 1.000 TL olan ikramiyenin bugün 1.503 TL olması gerekirdi. Son bir yıllık resmi enflasyon da yüzde 16,19. Şayet Cumhurbaşkanı 85 TL hesabını yaparken sadece son bir yılı dahi kullanmış olsa o zaman da 162 TL’lik bir zam yapılması gerekirdi. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın 85 TL rakamına nasıl ulaştığı belli değil.

 

GÖZLEM – Emekliye “100 lira ikramiye zammı verilir”, tam kapanmada “esnafa destek verilmezken”, CHP’li Milletvekillerinin açıklamalarına göre hem de “dolar bazında garantili” havaalanları, köprüler, otoyollar, tüneller için müteahhitlerine “milyarlarca lira” para ödeniyor, havalimanları başta “kiralık yerlerinin kiraları” affediliyor; yorumunuz?

K – Bunun iki nedeni var. Birincisi kaynaklar kısıtlı. Ekonomide durum çok kötü. Ancak onun da ötesinde iktidar kısıtlı kaynakların aktarılacağı sektör ve kesimler arasında tercihini çoktan yapmış durumda. Sözcü Gazetesi’nin hesabına göre “tam kapanma” yaşanacağı 17 günde sadece Avrasya Tüneli ile Osmangazi ve Yavuz Selim köprülerine ödenecek garanti miktarı 35,4 milyon dolar. Bir başka hesaba göre yine kapanma sürecindeki 17 günde tüm garantili projeler için ödenecek garanti tutarı olan 1 milyar lira “mücbir sebep” gerekçesiyle ödenmeyerek bir milyon aileye 1.000 liralık bir destek verilebilirdi. Ben Cumhurbaşkanı’nın ekonomiden hakikaten de bu kadar anladığını ve yaptığı tercihin bir yanlış hesaplama sonucu değil, kendi bilinçli tercihi olduğunu düşünüyorum.

 

GÖZLEM – “Şirketinin bakanlığa “dezenfektan sattığı” ortaya çıkan ve görevden alınan Ruhsar Pekcan hakkında, 5 yıl önce Ticaret Bakanlığı’na bağlı Gümrükler Genel Müdürlüğü Özel Bürosu’nun Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlükleri ile bağlı Gümrük Müdürlüklerine bir e – mail göndererek “Ruhsar Pekcan isimli şahıs tarafından Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi sayın Emine Erdoğan hanımefendinin yakını olduğu olduğunu söyleyerek vergi ödenmeksizin eşya ithali teşebbüsünde bulunduğu / bulunacağı bilgisi gelmiş olup, bu duruma karşı olarak bütün bölge müdürlükleri ve bağlantı gümrük müdürlüklerinde görevli personelin müteyakkız olması hususunda uyarılmaları gerekmektedir” denilmiş. Ve 3 yıl sonra Ruhsar Pekcan bakan yapılmış, görüşünüz?

K – Demek ki doğru söylüyormuş! Hakikaten de bir yakınlığı olsa gerek ki böyle bir göreve getirilmiş. Ancak görevden alınmasının nedeninin, yazıldığı gibi kendi firmasına fayda sağlamak olmadığı da ortaya çıktı. Pekcan’ın, kendi firmasından piyasa fiyatının 3 katına yakın üzerinde bir fiyatla bakanlığa dezenfektan sattığının ortaya çıkmasından çok daha önce görevden alınacağının belli olduğunu Sözcü’den Deniz Zeyrek yazdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, hakkındaki eleştirilere karşın “...Ruhsar Pekcan’a teşekkür ediyorum” diyerek kendisini savundu.

 

GÖZLEM – THODEX ile başlayan “kripto para vurgunları” hakkında ne düşünüyorsunuz?

K – Kripto paralar sadece Türkiye’de değil ama tüm dünyada büyük bir alım-satım furyası içinde. Bunda para transferlerinin devletlerin vergisel kaygıları nedeniyle çok ciddi denetlendiği bir küresel ortamda, kripto paraların para transfer aracı olarak kullanılmasının da etkisi büyük. Değeri aşırı ve hızla arttığı için kripto para alım-satımı Türkiye gibi ekonomik sıkıntıların büyük olduğu, hızlı zengin olma hırsının mantığın önüne geçtiği bir ülkede son dönemde adeta patladı. Türkiye çeşitli kıstaslara göre dünyanın önde gelen kripto piyasalarından bir tanesi. Türkiye’de 40’a yakın kripto para borsası bulunuyor. Thodex ile başlayan süreçte, Türkiye’nin önde gelen bir kaç büyük kripto para borsası, gerçek bir karşılığı olmayan kripto paralardan kazançlarını realize etmek üzere çıkmak isteyenlerin paralarının karşılığını alamamaları üzerine başlayan saldırı sonucu, yıkılan bir ponzi şeması gibi çökmeye başladılar. Korkarım son bir haftada yaşanılanlar, 1980’lerdeki banker furyası gibi büyük bir buzdağının sadece görünür kısmını oluşturuyor. Sadece Thodex’de 400 bine yakın yatırımcının 2 milyar doları bulunduğundan bahsediliyor. Bu ve benzer borsaların çökmesiyle kayıp miktarının çok daha artması muhtemel. Diğer pek çok konuda olduğu gibi, Hükümet burada da düzenleme yapmakta geç kaldı. Bir kripto para borsası kurmanın bir bakkal kurmaktan daha kolay olduğu bir süreç yaşandı. Hatta Thodex’in içine düştüğü durumun belli olduğunu, daha önce de baskına uğradığını ancak polisin ofiste olduğu halde şirketin “liseden terk” yönetim kurulu başkanıyla görüşmediğini Sözcü’ye bir Thodeş yatırımcısı anlattı. Şimdi alınacak önlemlerle Takasbank benzeri kurumsal yapıyla kripto para borsalarının saklama ve transfer yetkilerinin sınırlandırılmasının planlandığı, bu şirketlere sermaye yeterlilik şartı getirileceği ifade ediliyor. Ancak oluşmuş olan zararın nasıl telafi edileceği belli değil.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 7 Mayıs 2021 Cuma. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 6 Mayıs 2021 Perşembe. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Suver, Türkiye - Çin Halk Cumh...

Günlük Burç Yorumları 5 Mayıs 2021 Çarşamba. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 4 Mayıs 2021 Salı. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 3 Mayıs 2021 Pazartesi. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar