Facebook ta paylaştweet le

Atatürk; 'Ben her kerameti Meclis’ten bekleyenlerdenim!..'

22.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun, ey Türk milleti…

Yıl 1920… Gün; 23 Nisan… Ankara’da Millet Meclisi açılıyor ve “Türk Devleti’nin kuruluşu” bütün dünyaya ilan ediliyor…

Ve işte, 29 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyeti ve “Cumhuriyetin vazgeçilmez temeli olan” Ulusal Egemenliği, “onların Kabesi olan” Millet Meclisi’ni  Türk milletine “ebediyen yaşatılması dilek ve inancı ile bırakan”  Atatürk’ümüz!..

Bu tarihi fotoğraf  “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile beraber” ebediyen yaşayacak ve hatırlanacaktır!..

 

***

Atatürk;  Millet… Ulusal Egemenlik… Millet Meclisi… için diyor ki…

 

“… Ben her kerameti Meclis’ten bekleyenlerdenim. Bir devreye yetiştik ki onda her iş meşru olmalıdır. Millet işleri de ancak millî kararlara istinat etmekle, milletin hissiyat-ı umumiyesine tercüman olmakla hâsıldır. Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve zillet kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine ‘Ey Millet, sen esaret ve zillet kabul eder misin?’ diye sormak lâzımdır. Ben, milletin vereceği cevabı biliyorum... Bizim bildiğimiz hakikatler milletçe de tamamen malûm olunca, onun kararlar bahsinde de bizim gibi düşüneceği neden kabul edilmemelidir? Ben, bilâkis milletin bu hususta daha salim, daha kat'i kararlar vereceğine kaniyim.”

“… Bu dünyadan göçerek Türk Milleti’ne veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü bu olmalıdır: Benim Türk Milletine, Türk Cumhuriyetine, Türklüğün istikbâline ait ödevlerim bitmemiştir. Siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar edersiniz. Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere durmadan tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk... Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.”

“… Milli emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.”

“… Bir millet varlığı ve hukuku için bütün kuvvetiyle, bütün fikrî ve maddî güçleriyle alâkadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Millî hayatımız, tarihimiz ve son devirde idare tarzımız, buna pek güzel delildir. Bu sebeple teşkilâtımızda millî güçlerin etken ve millî iradenin hâkim olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli Egemenlik…”

“… Türk Milleti yeni bir iman ve kat’i bir azm-i millî ile yeni bir devlet kurmuştur. Bu devletin dayandığı esaslar ‘Tam Bağımsızlık’ ve ‘Kayıtsız Şartsız Millî Egemenlik’ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Millî Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir…”

“… Milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür.”

“… Türk Milleti asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli bir lazıme-i hayatiye etmiş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklâlsiz yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”

“… Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir ve bu hâkimiyet makamının hükûmetine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti derler. Bundan başka saltanat makamı, bundan başka bir hükûmet yoktur ve olamaz.”

“… Efendiler; bu umde icabı bütün cihan bilmelidir ki, artık Türkiye halkı; hakimiyetini hiçbir şahıs ve makama veremez. Hakimiyet demek şeref demek, namus demek, haysiyet demektir. Bir milletten bu evsaf-ı medeniye ve insaniyesinin terkini talep etmek onu insanlıktan çıkarmak demektir.”

“… Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kat'î manasıyla millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde hürriyet sonsuzdur. Ancak onun hududu, onu sonsuz yapan esasın korunmasıyla mevcut ve çevrilidir.”

“… Mutlak ve sınırsız Egemenlik erki yalnız ve yalnız halkın kendisindedir. Halkın toplu halde kendini satması, kendine ihaneti, ya da kötülük etmesi düşünülemez!..”

Sana şükran büyük Atatürk… Bıraktığın miras ebediyen korunacak ve yaşatılacaktır!..

 

 

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?

 

“Millî Sembol” Üstüne Bir Hiciv...

 

Şu Danıştay, Atatürk’ü millî sembol saymamış ya...

Uzun zamandır ilk defa, doğru bir karar vermişler

Ve önceki kararından, çark etse de caymamış ya

Madalya bahanesiyle, bak sirkatin söylemişler

 

Doğrudur bir millî sembolden fazlasıdır ki Gazi,

Adı itibarıdır ve “Yurtta, cihanda sulh” sözü

Cadde hastahane okul, parklarda büst, heykel bazı

Dört bir yanında dünyanın, pullarda resm eylemişler

 

Sûretini göstermeye ehemmiyet verse biraz

“Yüzümü görmek değil, fikirlerim kâfi” demez

Emanettir “dünyalara bedel mah cemâli” niyaz

Mızrağı çalmadan bunlar, çuvalı hazırlamışlar

 

İstiklâl madalyasını nakşederken Mesrur İzzet,

Fikreylemiş kullanmamış, resmin ağır bahasını

İki yüzündeki mevcut Anadolu havasını

Görünmeyen yüz tamamlar, onu da anlamamışlar

 

Devlet nişanı üstünde, bugün eğer bayrak varsa

Sebep görünmeyendir; sebep sonuca sığarsa

İdrak etmeyen unutur, nisyan bu kastı aşarsa

Kendileri, “ilelebet” diyerek tamamlamışlar...

Nihat Demirkol

 

 

Erdem ve… Politika

 

Korkusuz yaşama hakkı gibi, korkusuz gezme hakkı ve korkusuz uyuma hakkı kaybolmuşsa, gecenin bir saatinde bir kadın “Bu saatte sokakta ne işin var” diye tecavüze uğruyorsa, “Dekolte elbise giyersen tecavüzü hak edersin” deniliyorsa, milletin anasına söven el üstünde gezdiriliyorsa, orada parlamentonun ne işe yaradığını sorgulamak gerekir.

Ali Naili Erdem

 

 

Sözün Özü

 

Atatürk’ü sevmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama saygı duyacaksınız. Zira “O”, “Ben Türk’üm” diyenlerin atasıdır ve “Öyle” de kalacaktır!..

 

 

 

İnternet’ten “esen” Rüzgarlar!..

 

UNESCO, 27 Kasım 1978’deki 20. Genel Konferansında “Anma ve Kutlama Yıldönümleri” programına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğumunun 100. Yıldönümünü almış ve 1981 yılını “Atatürk Yılı” ilan etmiştir.

Türkiye, toplantıya katılan 152 ülke temsilcisinin imzası ve “oybirliği ile” alınan bu karar ile, “ilk defa” Unesco’nun “Anma ve Kutlama” Programına alınmıştır.

İşte, UNESCO’un aldığı kararın gerekçesi…

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar