Facebook ta paylaştweet le

Dinci çevreler yeni radikal adımlar bekliyor

26.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı GÖZLEM’in ülke gündeminin başında yer alan gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı. Kışlalı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını,  TSK Harp Okulları ve Astsubay Yüksek okulları yönetmeliğinde yapılan değişiklik, Merkez Bankası Başkanının görevden alınması ve AKP 7. Olağan Büyük Kongresi hakkında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

 

GÖZLEM – İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışın “iki tartışmalı” yönü var; birincisi; “Tek adam kararı ile çıkış” konusunda görüşünüz?

K – Anayasa’nın 90. Maddesi “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır” diyor. Buna göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden kararnamesi ile bir “kanun”u tek başına yürürlükten kaldırmış oluyor. Bu Anayasa’ya aykırı. Bu yol açılırsa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu şekilde Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu olan Lozan Antlaşması’nı bile iptal edebileceğini söyledi. Zaten bu kararname ile “zafer çığlıkları” atan dinci çevrelerde radikalleşme konusunda çok daha büyük beklentiler oluştu. Yeni Akit bu kararnameye dayanarak “hilafet” çağrısında bulundu. “Meclis isterse hilafeti ihya edebilir” sürmanşetiyle yayımlanan haberde görüşüne başvurulan Prof. Dr. Ahmet Ağırakça “Hilafet ilga edilmedi. Meclis’e devredildi. Meclis kararı gözden geçirilip hilafeti ihya edebilir. 15 dakikada alınacak karardır” dedi. Ağırakça’nın kastettiği Meclis “kararı” hilafetin kaldırılmasına ilişkin kanun. Bu mantıkla Meclis hilafeti kaldıran kanunu “kaldırarak” hilafeti geri getirebilir. Hatta Cumhurbaşkanı’nın kendisi de bir kararname ile İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlüğe sokan kanunu kaldırdığı gibi hilafeti kaldıran kanunu da kaldırabilir. Meclis’in Kadın hakları uzmanı avukat Canan Arın “Bundan sonra demek ki medeni kanun, laiklik ve 6284 sayılı kanun da feshedilerek şeriat getirilecek” yorumunda bulundu. Hukukçular bunun teklif edilmesinin bile mümkün olmadığını, cezai müeyyidesi olduğunu ifade ediyorlar ama bu müeyyideyi uygulayacak yargı ve kolluk sistemi şu an için işlemez durumda. Dolayısıyla pratik olarak hakikaten bu tarz bir kararı uygulayacak bir yapı artık kalmadı. Peki bu kararnamenin Anayasa’ya aykırı bir şekilde yürürlüğe sokulması o gece hızla verilmiş bir karar sonucu yapılan bir yanlışlık mı? Pek sanmıyorum. Bu konu Meclis’e gelse, İstanbul Sözleşmesi çıktığında bir çekimser oy hariç AKP dahil tüm partiler tarafından onaylanarak yasa hükmünde yürürlüğe giren bu Sözleşme, Cumhur İttifakı’nın çoğunluğuyla yine de feshedilirdi. Ancak Cumhurbaşkanı bu konunun Meclis’te halkın önünde, kendi partisine oy verenler, hatta kendi kızı da dahil kadınların “yüksek sesli” protestosu önünde tartışılmasını istemedi. Bu kararname Danıştay’a götürülecek olsa bozulması gerekir ancak son aldığı “Andımız” kararından sonra Danıştay’daki nihai karar mercii olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun da vereceği hüküm belli.

 

GÖZLEM – İkincisi; Sözleşme’den çıkış kararının gerekçesi konusunda görüşünüz?

K – AKP içindeki giderek daha radikalleşme isteyen dinci yapı ve muhafazakâr çevreler İstanbul Sözleşmesi’ne başından beri “Aslında kadına karşı söylendiği kadar büyük bir şiddet furyası yok. İstanbul Sözleşmesi kadını koruma kisvesi altında aileyi hedef alıyor” gerekçesiyle karşı çıkıyorlardı. Sözleşmede yer alan “Kadının beyanı esastır” hükmü ile erkeklerin mağdur edildiği, “Aile içi şiddet” tanımındaki “partner” ifadesinin evlilik dışı ilişkiye; “toplumsal cinsiyet ve cinsel tercih temelli ayrımcılık olamayacağına” ilişkin hükmün ise “eşcinselliğe” yol açtığını ileri sürüyorlardı. İstanbul Sözleşmesi tartışması AKP içinde “artık zamanın geldiğini, istediklerini uygulamaya sokmaları gerektiğini” düşünen aşırı dinci kesimlerle, AKP’nin nispeten daha liberal muhafazakârları arasında bir çatışma noktası oluşturmaya başladı. İktidar, ekonomi ve dış siyasetteki çözülmeyle beraber iç siyasette kötüye gidişe ilişkin emareler ve oy kaybı yaşandığına dönük kamuoyu yoklamaları arttıkça aşırı dincilerin bu isteklerini yerine getirerek muhafazakâr kesim içinde oylarını konsolide etme tercihini gütmeye başladı. Kaldı ki dinciliğin gittikçe daha radikalleşmesi hâli, zaten iktidarın da “fıtratı”nda var. Bu kapı açıldıkça süreç gittikçe daha radikalleşmeye yöneliyor. Hiç istemediği halde Erdoğan’ın verdiği Ayasofya kararı da; bu sürece ilişkin bir örnek, belki de bu sürecin ciddi biçimde ivme kazanmasına neden olan bir kırılma noktasıydı. Ayasofya’nın açılmasından sonra imam olarak atanan Mehmet Boynukalın’ın tvitleri ve açıklamaları, parti ve muhafazakâr çevreler içindeki bu ayrışmayı ve çatışmayı gözler önüne serip elle tutulur hâle getirdi. Bu gelişmelerin ve iç siyasetteki oy kaybının yarattığı ortamda değişik çözümler arayan Erdoğan, geçen ay içinde yaptığı ani ziyareti sırasında İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edileceğini Asiltürk’e söyledi. Bunu Asiltürk bizzat kendisi açıklamıştı. Ben bu kararının, aynı “Andımız” kararı ile Harp ve Astsubay okullarına öğrenci alışında “öğrencilerin irticai faaliyetlerinin olmaması şartının kaldırılması” değişikliği gibi muhafazakâr çevreleri konsolide etme amacı taşıdığını düşünüyorum. Hakikaten de özellikle “Andımız” kararında, tüm muhafazakâr muhalif partiler fikri olarak AKP çizgisinde buluştu. Erdoğan zeminin elinin altından kaydığını gördükçe daha radikal kararlara imza atma eğilimine girdi.

 

GÖZLEM – TSK Harp Okulları ve Astsubay Yüksek okulları yönetmeliğinde yapılan “irtica / iltisak değişikliği” konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

K – Milli Savunma Bakanlığı, Harp Okulları Yönetmeliği ile Astsubay Meslek Yüksek Okulları Yönetmeliği’ni yürürlükten kaldırdı. Böylelikle bu yönetmeliklerde bu okullara giriş koşulları arasında sayılan “Kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin tutum ve davranışları ile yasadışı siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlere karışmamış olması” şartı, bu yönetmeliklerin yerine getirilen yönetmeliklerde yer almayarak kaldırılmış oldu. Bu durum da bana göre iktidarın, yaşadığı oy kaybı sonucu sadece aşırı dinci kesimlerin oylarını konsolide etmek adına değil, iktidardan düşmemek, fikirlerini, yarattığı sistemi daha geniş kitlelere yayarak devam etmesini sağlamak adına yaptığı bir değişiklik. Bunu iktidarın iktidarını ve gücünü kaybetmeme ve sürdürme çabası olarak görüyorum. Yeni yönetmelikle bu okullara gireceklerde aranacak koşullar arasında “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı ... olmamak” hükmünün getirilmiş olması da “iltisak” ifadesinin genel geçerliği nedeniyle “istenilmeyen herhangi bir adayın sübjektif olarak kabul edilmemesine neden olabilecek” bir düzenleme olarak görülüyor.

 

GÖZLEM – Merkez Bankası olayını nasıl yorumluyorsunuz?

K – Benim edindiğim bilgiye göre görevden alınan Naci Ağbal üç haftadır Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan randevu istiyor ancak alamıyormuş. Yani Türkiye’nin en önemli konularından birisi olan ekonomi alanındaki belki de en yetkili iki kişiden biri Cumhurbaşkanı ile görüşemiyor. Bunda Ağbal’ın, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan’ın aksine, Cumhurbaşkanı’nın talebine rağmen, kavgalı olduğu damat Berat Albayrak’ı CHP’nin iddialarına karşı sosyal medya veya yapacağı açıklamalarla savunmamasının etkisi olduğu ifade ediliyor. Hatırlarsanız CHP’nin Berat Albayrak’a dönük başlattığı “Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervinin akıbetine” ilişkin iddia ve suçlamalar sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan damadını “Berat Bey’in önce enerjide, ardından ekonomide ifa ettiği görevlerdeki en büyük talihsizliği, ‘damat’ sıfatının bu alanlardaki birikimi, gayreti ve başarısının önüne geçirilmiş olmasıdır. ... Damat kadar taş düşsün başınıza” diyerek savunmuş, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan da “...Sayın Berat Albayrak aleyhinde CHP tarafından yürütülen haksız ve seviyesiz söylemleri şiddetle kınıyorum. ... finansal istikrar hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen döviz rezervi işlemlerini maksadı dışında çarpıtarak seviyesiz bir siyaset malzemesine dönüştürülmesi kabul edilemez” ifadeleriyle, esasen karşısında olduğu Albayrak’a sahip çıkmak zorunda kalmıştı. Ancak o dönemde Ağbal’dan bu konuda hiçbir açıklama gelmemişti. Yine Cumhurbaşkanı’nın Ağbal’ın aldığı üç faiz artışı kararından haberi olmadığı da iddia ediliyor. Sonuçta Cumhurbaşkanı Erdoğan hakikaten, ekonomi teori ve pratiğine aykırı olarak enflasyonu düşürmek için faizin düşürülmesi gerektiğinde ısrarcı. Bu ısrarı sonucu enflasyona karşı parasının değerini koruyamayan yatırımcılar da mecburen Türk Lirası bazlı varlıklardan kaçarak dövize ve altın gibi emtia yatırımlarına kayıyorlar. Alınan ani karar sonrası yaşanan döviz kurundaki artıştan dolayı Türkiye’ye giren sıcak paranın da ağzı yandı, faizden kazandığını döviz artışından kaybederek çıkışa yöneldi. Hem yerli, hem yabancı yatırımcının bir anda karşılaştığı bu sürpriz durum da döviz kurunun yükselmesine ve bu yolla enflasyonun artmasına, döviz rezervi olmadığı için olası bir ödemeler dengesi riskine, borç krizine, ihracat yüzde 70’ler civarında ithalata bağlı olduğu için üretim ve dış ticaret krizine yol açıyor, açacak. Tüm bunlara bir de geçen yıl düşük faizle verilen kredi patlaması sonrası geri ödemelerin yapılmasında yaşanacak zorluklar eklendiğinde, Türkiye’yi gelecek dönemde iyi bir ekonomik ortamın beklemediği söylemek kaçınılmaz oluyor.

 

GÖZLEM – Peki Merkez Bankası’nın yeni Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun bu konudaki yaklaşımı ne olabilir?

K – Faiz konusunda ne yapacağı merakla bekleniyor. Köşe yazarı olduğu Yeni Şafak, önceki Başkan Naci Ağbal’ın faiz artışını ağır bir şekilde eleştirmiş ve Başkan’ın görevden alınma kararı bundan sonra gelmişti. Kavcıoğlu Merkez Bankası başkanı olmadan Yeni Şafak’taki 9 Mart tarihli köşe yazısında “büyümek için faizleri düşürmek gerektiğini” yazarken, başkan olduktan sonraki ilk açıklamasında “enflasyonu indirmek için faizleri yüksek tutacağız” mesajı verdi. Hangisi gerçekleşecek göreceğiz. Yeni başkan Kavcıoğlu’nun Ağbal ile arasının da iyi olmadığı biliniyor. Hem Kavcıoğlu’nun, hem de Berat Albayrak’ın tez hocası olan Prof. Dr. Erişah Arıcan’ın Cumhurbaşkanlığı’nda ekonomi politikalarında belirleyici bir konuma geldiği, Lütfü Elvan’ın hazırladığı ekonomik reform programını da ciddi biçimde tırpanladığı konuşuluyor. Dolayısıyla Kavcıoğlu’nun Merkez Bankası başkanı olmasında damadın o veya bu şekilde etkisi olduğu anlaşılıyor.

GÖZLEM – “Merkez Bankası” ile ilgili “kayıp” denilen 128 milyar dolar ile “genel müdürün değişimi sırasında” yapıldığı iddia edilen “dolar alım satımı” spekülasyonları konusunda görüşünüz?

K – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası Başkanı değişikliği öncesinde “yüklü miktarda dolar alımı yapıldı” iddialarına dönük “Cuma günü kimler dolar aldı, bu krizi kimler fırsata çevirdi? Bunun bilinmesi lâzım” dedi. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da “Cuma günü tüyo alanların ne kadar dolar aldıklarına bakılmalı. 450 milyon dolardan bahsediliyor” diye konuştu. Böyle bir alım satım olmuşsa, burada dolar başına en az 50 kuruştan 200-250 milyon liralık bir kâr elde edilmiş olmalı. Bu iddiaların da ötesinde hem ekonomi bilgisinden şüphe duyulmayan, hem de ekonomi yönetimini iyi tanıyan Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın iddiası ise çok daha ilginç: “Merkez Bankası’nın 130 milyar dolarını bunlar çarçur etti. Hatta bir rivayet var ki; ayrılan Merkez Bankası Başkanımız ‘Ya şuna bir bakın, ne oldu?’ demiş. Bu 130 milyar dolar nereye gitmiş diye yapılan bir çalışma neticesinde de bu kararın alınmasıyla ilgili bir rivayet var. Doğru ise ben şaşırmam.” Babacan’ın söylediği 130 milyar doların hakikaten de satılma sürecinde birilerine, bir fayda mı sağlandığıyla ilgili. Bunun dürüstlüğünden ve yetkinliğinden şüphe olmayan eski Hazine ve Ekonomi Bakanı’ndan gelmesi ilginç. Açıkçası CHP’nin bu 128 milyar dolarlık satışı gündeme getirmesini daha siyasi bir propaganda manevrası olarak görüyordum, ancak şimdi Babacan’ın söyledikleri hakikaten “Bu işin bir beceriksizlikten ziyade başka bir yanı var mı?” sorusunu gündeme getiriyor.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan AKP 7. Olağan Büyük Kongresi’nde “Son birkaç gündür piyasalardaki dalgalanmalar, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, potansiyelini kesinlikle yansıtmıyor. Ellerinde döviz ve altın tutan vatandaşlarımıza çağrı yapmak istiyorum. Vatandaşlarımdan evlerindeki döviz ve altını çeşitli finans araçlarına yatırarak ekonomi ve üretime kazandırmalarını istiyorum. Ülkemize yatırım yapan uluslararası yatırımcılara Türkiye'nin gücüne ve potansiyeline güvenmeleri çağrısında bulunuyorum. Herhangi bir endişeye gerek yok. Uluslararası yatırımcıların Türkiye'ye güvenmelerini istiyorum” dedi. Siz bu açıklamalar konusunda ne diyorsunuz?

K – Bir defa bu “Herhangi bir endişeye gerek yok” açıklaması başlı başına bir endişe konusu. Türkiye’nin önünde çok ciddi bir döviz krizi, belki bir ödemeler dengesi veya borç krizi olasılığı sorunu var. Bunu ben değil uzmanlar söylüyor. Commerzbank analisti “Yeni lira krizi kapıda. Para politikasında Türkiye’nin atacağı adımları öngörmek imkansız olsa da faizi yüzde 13 seviyesine çekmeleri büyük olasılık. Bu da önümüzdeki 9 ayda enflasyonda ciddi bir artışı beraberinde getirecektir. Bu noktadan sonra artık faiz artışı da yatırımcıları sakinleştirmeye yetmez” dedi. BlueBay analisti Türkiye’nin gelecek bir yıl için 250 milyar dolarlık brüt dış finansman ihtiyacı olduğunu belirterek “Merkez Bankası faizleri yüksek tutacak ya da sermaye kontrolleri ve/veya IMF’den borçlanma gerçekleştirecek” değerlendirmesi yaptı. GAM yatırım direktörü “Erdoğan bu ölçüde dış borcu olan bir ülkenin arzu ettiği gibi düşük faizler belirleme serbestisine sahip olmadığını bir şekilde anlayacak” dedi. Societe Generale’in analisti Türkiye’nin döviz rezervlerinin tükendiğini ileri sürerek “Bence yeni bir döviz krizine doğru giriyoruz” öngörüsünde bulundu. Erdoğan’ın “Endişeye gerek yok” ifadesinin neden daha endişe verici olduğuna gelince, bu ve benzeri ifadeleri son dönemde “sıkça” duymaya başladık. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan “Serbest piyasa mekanizmasından taviz olmayacağını ve liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına devam edileceğini” söyledi. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut “Türkiye’nin bankalarla ilgili düzenlemeler yapması, sermaye kontrolü getirmesi hepsi külliyen yalandır” dedi. Yatırımcılar bunları sık duymaya başlayınca, işte Erdoğan’ın söylediklerinin tam da tersine “endişe” duymaya başlıyorlar. Çünkü bu yönetime ve söylediklerine güven duyamayacaklarını, Erdoğan’ın “Piyasaların gereğini yapacağız” demesinden 4,5 ay sonra, piyasaların gereğini yapan Merkez Bankası Başkanı’nı yine faiz arttırdı diye bir gecede görevden almasından biliyorlar. Bugüne kadar isteklerine kulak verilen bir Ayasofya İmamı’nın “Faiz kaldırılsın” çıkışından ürküyorlar ve daha ne gibi radikal ve ani kararlar alınabileceğini sorguluyorlar.

 

GÖZLEM – Uzmanlar bir döviz krizinden bahsediyor. Bundan sonra ne olacak? Görüşünüz…

K – Sıkıntıyı anlamak için uzman olmaya da gerek yok: Faizi yüzde 19’a çıkardınız. Resmi enflasyon yüzde 16’ya yakın. Eğer sürekli söylediğiniz gibi faizleri düşürürseniz, enflasyon yüksek olduğu için yatırımcılar paralarının değerini korumak adına dövize koşarlar. Eğer rezerviniz olsaydı onlara döviz satarak TL’nin değerini koruyabilir ve faizleri tutabilirdiniz. 128 milyar dolar satılırken bu oldu ve yatırımcıların yüksek enflasyona karşı parasının değerini korumak isteyip dövize yönelmelerine karşın örneğin dolar kuru 6,8 TL civarında kaldı. Ancak döviz rezervleri bitince ve faizler arttırılmayınca dolar kuru artmaya başladı ve Berat Albayrak’ın görevden alınmasıyla sonuçlanan süreç yaşandı. Şimdi döviz rezervi olmadığına göre faizi düşürürseniz kurları tutamazsınız. Faizi düşürmezseniz de Cumhurbaşkanı’nın çok korktuğu ekonomik duraklama devam eder ve enflasyon artma eğiliminde olduğu için eninde sonunda kur (faiz arttırılmadıkça) daha fazla yükselme eğilimine girer. Türkiye’nin eli şu anda güçlü değil onun için TL’ye yatırım yapacaklar, eğer faizler bu seviyelerde kalmazsa paralarının değerini koruyamayacaklar. Faizler bu seviyede kalırsa da büyüme ve borç ödemesi gibi sorunlar ortaya çıkacak.

 

GÖZLEM – AKP Yönetiminde yapılan değişikliklerle, kabinede yapılacak olan” değişiklikler ve sebepleri konusunda görüşünüz?..

K – 2001’den beri 50 kişi olan AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu listesi 75 kişiye çıkarıldı. Hem yeni kişilere yer bulundu, hem eski milletvekillerine. Kapsayıcı ancak daha muhafazakâr bir yönetim yapısı oluşturuldu. Erdoğan “Yardımcı üyeler de asil üyeler gibi çalışacaklar” dedi. Bu gelişmeleri “erken seçim” olasılığını ihtimal dahilinde tutma hamlesi olarak değerlendirmek mümkün. Başkanvekilliği sayısı arttırıldı. Binali Yıldırım 1. Başkanvekili oldu. Kulislerde Binali Yıldırım’ın başkanvekilliğinin göstermelik bir görev olduğunu ifade ettiği, görevi istemediği, Erdoğan’ın uzun süre ısrar ettiği ve ortamın gerilmesi sonucu görevi zorla kabul ettiği konuşuluyor. Damat Berat Albayrak’ın kongreye katılmamasına karşın özellikle ekonomi yönetiminde etkisinin hissedildiği ifade ediliyor. Değiştirilecek bakanlar arasında ise Sağlık, Milli Eğitim, Ticaret, Tarım ve Turizm bakanları sayılıyor. Albayrak tekrar kabineye girebilir mi? Parti içindeki büyük tepkiye rağmen nasıl bir karar alınacağı kesin değil. Ancak etkisinin yeniden artışta olduğu yönünde göstergeler var. Nihayetinde burada tek seçici Cumhurbaşkanı Erdoğan.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 12 Mayıs 2021 Çarşamba. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 11 Mayıs 2021 Salı. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 10 Mayıs 2021 Pazartesi Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 8-9 Mayıs 2021 Cumartesi.Pazar Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar