Facebook ta paylaştweet le

İklim değişikliğine hazır mıyız?

26.2.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kyoto protokolü, temiz kalkınma mekanizması, küresel ısınma, kuraklık, fırtınalar, sel felaketleri çoğumuza sanki bilim-kurgu film sahneleri ya da akademik tartışmaymış gibi geliyor. Bunların ülkemizi, doğamızı, yaşadığımız bölgeleri ve insanlarımızı hem bugün hem de uzak olmayan gelecekte nasıl etkileyeceği konusunda pek fikir sahibi değiliz. Yeterince hazırlıklı olduğumuz da söylenemez.

Çin’den ABD’ye, AB ve Rusya’ya uzanan karbondioksit emisyonlarının azaltılması, karbon ticareti ve benzeri çabalarda ismimiz pek okunmuyor.

Resmi söylem, küresel ısınmaya yol açan karbondioksit emisyonlarında Avrupa’nın en büyükleri arasında yer almamıza karşın kişi başına düşen emisyonda hayli geride olduğumuzun dışında fazla bir şey söylemiyor. Temcit pilavı gibi gelişmiş ülkelerin dünyayı kirleterek sanayileştiğini, büyüdüğünü, şimdi hızla yükselmekte olan dinamik ekonomilerin önünü kesmek için iklim değişikliğini öne attığını, bizim için yerel çevre sorunlarının daha önemli olduğunu söylüyoruz. Bir yandan da sanki bir şeyler yapıyormuşuz gibi davranıyoruz.
*
Uluslar arası Enerji Ajansı’nda Asya-Pasifik programını yönettiğim 1990’li yıllarda sık sık Çin’e giderdim. Enerji güvenliğinin yanı sıra iklim değişikliği konusunda dünyada en fazla karbon salınımı yapan bu ülke ile diyalog mekanizmaları yaratmaya çalışırken bizim şimdi söylediklerimizi onlardan dinlerdim.
Aradan geçen sürede Çin, köklü bir pozisyon değişikliğine giderek, iklim değişikliği uluslar arası çabalarında ABD’nin yarattığı boşluğu doldurarak lider konumuna yükseldi.

Biz hala yerimizde sayıyoruz, gerçek anlamda önceliğimiz haline getiremedik bir türlü.
O bilinç ne kafalara ne yasalara girmiş.

Oysa içinde bulunduğumuz coğrafi kuşak en hızlı ısınacak bölgeler arasında. Antalya, Mersin, İskenderun ve Güneydoğu Anadolu sadece çekilmez sıcaklarla değil şimdiye kadar ismi cismi duyulmamış mikropların yol açacağı hastalıklarla da mücadele etmek zorunda kalacak. ABD’nin Meksika Körfezi’nde yaşanan Katrina felaketinin de gösterdiği gibi kendimizi hem bireyler, hem hükümetler hem de uluslar arası kuruluşlar olarak iklim ısınmasının önüne geçecek önlemlere yoğunlaşmanın yanı sıra daha sıcak, sağlıksız ve fırtınalı günlere hazırlamamız gerekiyor.

*
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre bizde toplam sera gazi emisyon miktarı 1990’a göre yüzde 135,4’lük bir artış göstererek 496,1 Mt CO2 eşdeğeri oldu. Emisyon azatlım katkı planına göre ise emisyon azatlım çalışması yapılmadığı takdirde emisyonların 2030’a kadar 1.175 milyar tona çıkması bekleniyor. Alınacak önlemlerle bu değerin yüzde 21 azaltarak 929 milyon tona düşürülebileceği de belirtildi. Sera gazı salımları açısından18’inci sıradayız dünya liginde; gerekli kararlar ve önlemler alınmazsa 2030’da 8’inci sıraya kadar yükselmemiz söz konusu.

Kişi başına düşen sera gazı emisyon miktarımız da artış kaydediyor her geçen gün. 1990’da 3,8 ton/kişi olarak hesaplanmıştı. 25 yıl sonra 6.3 tona yükseldi. Toplam emisyonlarda üç yıl önce en büyük pay yüzde 72,8 ile enerji kaynaklı emisyonların olurken, bunu yüzde 12,6 ile endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, yüzde 11,4 ile tarımsal faaliyetler ve yüzde 3,3 ile atık takip etti. Aradan geçen sürede bu emisyon toplamının ve yüzdelerinin pek değişmediği söylenebilir.
*
İklim değişikliği nedeniyle Türkiye’deki sıcaklıkların, gelecek 25 yıl içinde 3 dereceye, yüz yılsonunda ise 6 dereceye kadar artabileceği, yağışların ise yüzde 50 oranında azalabileceği tahmin ediliyor. Ayrıca, özellikle Doğu Karadeniz ile Antalya ve Muğla’nın kıyılarında şiddetli sağanakların da artabileceği öngörülüyor. Bu iklim değişikliklerine bağlı olarak Türkiye’de kuraklığın yanı sıra, su kaynakları ile tarımsal ve hayvansal üretimde azalmanın meydana gelebileceğine işaret ediliyor. İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasındayız.

Antalya ve Mersin zaten ağır sıcak yaşıyor yazları. Önümüzdeki 20 yılda buralarda yaşam yazları daha da dayanılmaz hal alacak. İnsanlar kendilerini hazırlamazlarsa bu bağıra çağıra gelen felakete yakında “iklim mültecileri” deyimi de lügatımıza girecek. Kuzey ve Güney Avrupa insanları Orta Avrupa’ya ve daha soğuk başka bölgelere göç etmeye başlayacaklar.

Buna karşın, iklim değişikliğine uyum konusundaki çalışmalarımız çok yetersiz.
*
Günümüzde karbondioksit ile sıcaklık ilişkisi geçmişteki paralelliğe benzemeyen bir şekilde net. Şu anda atmosferdeki karbondioksit miktarı 385 ppm civarındayken, ortalama sıcaklığı 14,5 C civarında. Önceki döngülerdeki gibi dünyanın doğal döngüsünden kaynaklanan bir artış değil bu. İnsan kaynaklı olarak hızlı ve yoğun olması yüzünden alışılagelen bu paralellik bozuldu.

İklim değişikliğine uyum sağlanması durumunda, kentlerimizin inşa edilmesi, insanların ve ürünlerin taşınması, evlere ve fabrikalara enerji temin edilmesi, gıda üretimi ve doğal çevrenin idare edilmesi gibi konular gündeme gelecektir. Ayrıca, uyum ve hafifletme önlemlerinin etkin bir şekilde birleştirilmesinin, iklim değişikliğinin gelecekteki etkilerinin sınırlandırılmasına yardımcı olacağı ve bu etkiler meydana geldiğinde, Türkiye’nin daha iyi hazırlanmış ve daha dirençli olacağı da açıktır.
*
“Bunca sorun içinde bir de başımıza bu mu çıktı?” demeyin sakin; iklim ısınması ve yarattığı olumsuz sonuçlar diğer sorunların hepsinden daha önde geliyor. İklim değişikliği ile yaşamayı öğrenmek bir seçim değil zorunluluk hepimiz için. Ulusal değil en önemli uluslar arası sorun bu ve çözümü de ortak sorumluluk gerektiriyor.

Hele hele “yeşil mutabakat”ın önümüzdeki on yıllarda tepemizde Democles’in Kılıcı gibi salınacağını da biliyorsak ve de şayet başka bir gezegene göçmek gibi bir niyetimiz yoksa.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar