Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: “Ordu’da ilk görev askerin bekasının sağlanmasıdır!..”

19.2.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülkenin gündeminin başında olan olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, 16 şehit verdiğimiz Pençe-Kartal-2 operasyonu ve sonrasında yaşananlar hakkında açıklamalarda bulundu. Kışlalı, “İlk göreviniz askerin bekasıdır. Dolayısıyla ‘13 yurttaşımızı şehit verelim ama karşılığında 51 terörist öldürelim’ diye bir hesap askerlikte olamaz” dedi. İşte görüşleri…

GÖZLEM – 16 Şehit verdiğimiz Gara operasyonu konusunda görüşünüz?

K –Operasyonun esir edilen yurttaşlarımızın kurtarılması için yapıldığı ancak başarısızlık sonrası sanki genelde tüm Gara bölgesine dönük bir operasyonun parçasıymış gibi gösterilmek istenildiği anlaşılıyor. Eğer operasyon hakikaten rehin yurttaşlarımızı kurtarmak için yapıldıysa, bir defa Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın verdiği bilgilere göre tespit edilen 50 noktadan 48’ine hava bombardımanı ile başlamış, sonra bölgeye özel güvenlik timleri indirilmiş. Akar’ın muhtemelen uyarıda bulunduğu Erbil ziyareti sonrası, Erbil’den Gara’ya operasyon yapılacağına dair istihbarati bilgi geldiği ileri sürülüyor. Eğer öyleyse yapılan en vahim hata, bölgeye bir operasyon yapılacağının önceden duyurulmuş olması. Üstüne operasyona bir hava harekatıyla başlanması. Hava harekatıyla kurtarma nasıl olur, mağaranın üzerine bir bomba düşse ve mağara yıkılsa içeridekileri nasıl canlı çıkaracaksınız? İstihbarat bilgisi olarak yurttaşlarımızın tutulduğu mağaranın yeri doğru olarak elde edilmiş. Ancak mağaranın içerisine ilişkin bir bilgi olmadığı anlaşılıyor. Anlaşılan bizim tim içeride olanlardan haberleri olmadan mağaraya girmiş. Mağaranın sonradan çizilmiş olduğu anlaşılan krokisi önceden edinilmiş olsaydı, bu mağaradan 13 yurttaşımızın canlı çıkarılması olasılığının hakikaten çok düşük olduğu anlaşılırdı.

GÖZLEM – Askerliğinizi Doğu’da Tendürek’te tim komutanı asteğmen olarak yaptınız. Operasyonu değerlendirir misiniz?

K –Bir defa Ordu’da birinci görev, size ilk öğretilen en önemli kural, askerin bekasının sağlanmasıdır, yani varoluşunun, yaşamasının sürdürülmesidir. İlk göreviniz askerin bekasıdır. Dolayısıyla “13 yurttaşımızı şehit verelim ama karşılığında 51 terörist öldürelim” diye bir hesap askerlikte olamaz. En azından bizim bildiğimiz tür bir askerlikte olamaz. Onun için eğer hakikaten hedef genel bölgenin, Gara’daki faaliyetlerin etkisizleştirilmesi değil de bu yurttaşlarımızın kurtarılması idiyse, o zaman bu operasyonun hiç yapılmaması veya en azından mağara çevresinde bir güvenlikli bölge oluşturulduktan sonra PKK yönetimi nezdinde, bu mağara sorumlusunun bağlı olduğu yönetim nezdinde pazarlığa girişilmesi gerekirdi. Bu bir oyun değil. İnsan canı. “Ölümden sonra ahiret var” diye böyle bir riske girilemez. Bunlar yaşayan insanlar. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu yurttaşları kurtarmak için niçin 6 yıl beklendiğini, PKK nezdinde etkisi olduğu bilinen aracılara, örneğin eski ABD Başkanı Trump’a, insan hakları derneklerine niçin başvurulmadığını sordu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Meclis’te “1984’ten bu yana terör örgütü 6 bin 21 sivil katliam gerçekleştirdi. O İHD (İnsan Hakları Derneği) denilen canı çıkacası dernek, bir tanesi için laf söyledi mi, onun peşine takılıyorsunuz?” demişti. İktidarın açılım sürecinde akil insanlar arasında yer alan İHD’nin Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan bu suçlamaya “Biz defalarca girişim başlattık, örgüt vermedi ve muhataplık kurmak istedi. Devlet ise ‘terörle muhatap olmayız’ dedi. Biz de alamadık. Bir bakanın bu konuda bizim işimizi kolaylaştırması gerekir. 2015’te gümrük memurlarını zorlayarak aldık, devlet de üzerine düşeni yaptı. Ancak bu sefer örgüt bunu yapmadı. Kendisi istese diyalog kurardı, alırdı. Musul’da nasıl yaptılarsa, denizcilerde ne yaptılarsa aynısını yapması gerekirdi. ‘Terörle muhatap olmayız’ diyenler neden başka teröristle muhatap oluyor? Başkasını suçlayarak sorumluluktan kaçmaya çalışıyor” diyerek yanıt verdi. Bu önemli.

GÖZLEM – Yani devlet bir temas kurarak bu yurttaşların kurtarılmasını mı sağlamalıydı? Ne yapılmalıydı?

K –Aslında arada belli temasların olduğu da biliniyor. İHD Başkanı’nın anlattıkları var. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Derneği söylemeyeceğim dediler ki ‘MLKP’li gözaltına alınmış, onu bırakın şu askerleri getirelim’. ‘Tamam’ dedik” şeklinde anlattığı temaslar var. HDP Eş Başkanı Pervin Buldan ile ilgili konu var. AKP Milletvekili Öznur Çalık’ın girişimi üzerine, İçişleri Bakanı’na göre Buldan Çalık’a “Biraz misafir edecekler, sonra bırakacaklar” demiş, Buldan’a göre ise “Alıkonulan askerin sadece sağlığının iyi olduğu yönünde bir bilgiye ulaşıldı ve Çalık’a ‘Sağlığı iyiymiş, umarım en kısa zamanda bırakılır’ şeklinde” bir paylaşımda bulunmuş, herhangisi doğruysa ortada bir iletişim de olduğu anlaşılıyor. Öte yandan iktidar eğer bu yurttaşları kurtarmak için diyalog kurma tercihinde bulunmadı veya bulundu ama bir sonuca ulaşamadı ve her halükârda operasyonu başlattı, bunun sonucunda da 13 yurttaşımız infaz edilerek öldürüldüyse, o zaman iktidardan da bu yurttaşları vermeyip infazlarını emreden veya en azından engellemeyen PKK yönetimini topyekün hedef alması beklenirdi. Eğer böyle acımasız, alçak bir infaz gerçekleştiyse ki, bir düşünün, cezaevlerinde çok sayıda PKK’lı var, devletin bunların başına birer kurşun çıkıp öldürmesi düşünülebilir mi? Bir terör örgütü de olsa, belli bir hapishane sistemi kurmuş ve bu zamana kadar ailelerine mektup yazmalarına bile izin vermiş. Ortada bir idari mekanizma olduğu anlaşılıyor. O zaman böyle bir infazı gerçekleştiren bir yapıya karşı en ciddi şekilde harekata geçilip, merkezlerine kadar gidilmeli, gerekirse daha büyük bir kara harekatı başlatılmalı idi. Ama bunun yapılmadığını, operasyonların bu şekilde genişletilip topyekun büyütülmediğini görüyoruz. Üstüne AKP kongresinde şehit annesinin aranması, durumun hassasiyetine yakışmayan konuşmalar, “terör olayıyla ilgili hasbıhal etme” gibi ifadeler de dikkate alındığında, o zaman da akıllara başka sorular geliyor. Gazeteci-yazar Emin Çölaşan Sözcü’deki köşesinde iki gün boyunca bu tür soruların yer aldığı okur görüşlerine yer verdi: “Altı yıldır bir terör örgütünün elinde rehin olan yurttaşlarımız gündem maddesi dahi olmamış çünkü gündeme getirenler vatan haini olmakla, terör örgütünün sözcüsü olmakla suçlanıyor. Sağ kurtulsalardı Erdoğan’ın açıklayacağı müjde olacaktı. Sağ kurtulamadıklarını ise Malatya Valisi açıklıyor. Seçimde oy uğruna Öcalan’dan Kandil’e mektup götürenler, Osman Öcalan’ı televizyona çıkaranlar, ‘Terör örgütüyle müzakere etmeyiz’ deyip onların kurtarılması için herhangi bir girişimde bulunmamış. Oy için müzakere var ama hayat için yok!” Bir başkası: “... başarısızlık olası bir sonuç değil. Yani operasyon yapılacak ve 13 rehine kurtarılacak. Çarşamba günü ise müjde verilecek! Plan bu mu? Yani PKK’nin rehineleri öldürme olasılığı hiç hesap edilmemiş mi?”

GÖZLEM - Operasyon sonrası iktidarın muhalefeti “Hepiniz bu 13 silahsız masum insanın alçakça infazından sorumlusunuz” diyerek “suçlu ilan etmesine” kadar giden çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

K –O süreci hatırlayalım: PKK’yi Irak Kürdistanı’nda barındıran Mesut Barzani’nin Tayyip Erdoğan ile birlikte mitinglerde boy gösteriyordu. Teröristler Habur sınır kapısından üniformalarıyla Türkiye’ye giriş yapıp, Silopi’de kurulan çadır mahkemelerinde aklanmışlardı. PKK ile Oslo’da masaya oturulmuştu. Açılım süreci başlatılmıştı. Hendeklerin kazıldığı bilindiği halde TSK’ya operasyon yapılmaması emirleri verilmişti. Sonraki hendek çatışmalarında Türkiye 249 güvenlik görevlisini şehit verdi. Daha sonra seçim döneminde TRT’ye Osman Öcalan’ın çıkarıldı. Apo’dan mektup istendi. Bu gibi olaylar hatırlandığında iktidarın bunlar sanki hiç olmamış gibi buradan muhalefeti bastırmaya dönük attığı adımlar, planın bu yukarıdaki gibi, Amerikalıların ifadesiyle bir “win-win” durumuna dönüştürülmeye çalışıldığı intibaını yaratıyor. Öte yandan Cumhurbaşkanı’nın operasyona ilişkin ifadelerinden ve daha önce örneğini hatırlamadığım şekilde muhalefet partileri CHP ve İyi Parti’ye Savunma ve İçişleri bakanlarını yollamasından, hakikaten beklenmedik bir başarısızlık yaşadıkları intibaı doğuyor. Burada HDP eş başkanı Mithat Sancar’ın da olayları açıkça kınaması, aslında HDP’nin de hiç olmadığı kadar bir yol ayrımında olduğunu gösteriyor. Benim nihai çıkarımım, mağara ile ilgili istihbarat alındığında, biraz da aşırı özgüvenle iktidar tarafından operasyon kararı verilmiş ve eğer yurttaşlar kurtarılabilseymiş, ki bana göre böyle bir ihtimal hiç yoktu, o zaman Cumhurbaşkanı’nın hafta başında açıklayacağını açıkladığı “müjde” açıklanacakmış, şimdi bu başarısızlık durumunda da, kurtarma operasyonu başarısızlığı 51 teröristin öldürülmesi ile geçiştirilmeye çalışılırken, öbür taraftan da bu katliam öne sürülerek HDP’nin ve ardından CHP’nin üzerine gidilmesinin altyapısı oluşturuluyor. Zaten bu operasyondan önce hatırlarsanız, iktidarın bir hedefi HDP’yi iyice “teröristleştirip”, CHP’yi de ona eklemleyerek Millet İttifakı’nı çözmekti. Bu katliamdan sonra Meclis’te HDP’lilerle ilgili bekleyen fezlekeler işleme sokulup ardından sıra CHP’lilere gelirse kimse şaşırmamalı. Bu süreçte Siyasi Partiler Yasası’na da “terörle iltisaklı partiler” ibaresi konup bunun muhtemelen altı doldurulup tanımı yapılarak HDP’ye dönük seçim yardımlarının kesilmesinden daha farklı yöntemlere kadar çeşitli yaptırımlar getirilmesinin gündeme getirilebileceği anlaşılıyor. Bu sürecin bir şekilde CHP’ye de sirayet etmesi muhtemel gözüküyor.

GÖZLEM – Bu acı olay ile ilgili olarak Ankara kulislerinde hava nasıl? Erdoğan’ın şehit edilen rehinelerimiz için “Esir” demesinin yankıları büyük oldu, ne diyorsunuz?

K –Erdoğan’ın “esir” demesi tabii pratik bir yanlışlıktan kaynaklanıyor. Yoksa Cumhurbaşkanı’nın bir terör örgütünü, hem de PKK’yı meşru bir yapı olarak görmediği belli. Erdoğan bu tür gafları daha önce de yapmıştı, şehitlere “kelle” ifadesini kullanmıştı. Ancak şimdikinden muhalefet için nasıl bir siyasi avantaj çıkar emin değilim. Öte yandan bakanların CHP ve İyi Parti’yi ziyaretlerinde ortak bir açıklama yapma konusunun gündeme geldiği ifade ediliyor. Ancak CHP lideri Kılıçdaroğlu konuya ilişkin 5 sorusunu öne sürünce, Meral Akşener de “Bizim muhatabımız PKK değil” deyince bu açıklamadan vazgeçildiği anlaşılıyor. Bu arada kulislere yansıyan bilgiler arasında, PKK’nın elinde başka yurttaşlarımızın bulunduğu istihbaratı da yer alıyor.

GÖZLEM – Bundan sonrası nasıl gelişebilir; istifalar olabilir mi?

K –İstifa olması için birilerinin sorumluluğu üstlenmesi lazım. Gerçi Cumhurbaşkanı Erdoğan operasyona ilişkin bilgi verdiği Rize Kongresi’nde “Bu kardeşlerimizi bu teröristlerin elinden kurtaracağız, bunun hesabını yaptık. Çok uğraştık” sözleriyle başarılı olunamadığını açıkladı ve “Bu operasyonun sorumlusu elbette aynı zamanda başkomutan ve yürütmenin başı olan cumhurbaşkanından...” şeklinde başladığı sözlerle aslında sorumluluğun kendisinden başladığını ifade etti, ama sonrasında da devam ederek “...askerinden, polisine, istihbaratçısına kadar Türkiye Devleti’dir” diyerek bunu aşağı doğru uzatıp tüm devletin sorumluluğu olarak sundu. Aslında bu ifadesi de bir taraftan “her işin başının kendisi olduğu” halinin teyidi için sorumluluğunu aldığını gösteriyor. Ama öte yandan da Kemal Kılıçdaroğlu’nun “13 şehidin sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır” sözlerine, kendi sorumluluğunu ifade ettiği halde “Bay Kemal sen nasıl bir yüzsüzsün ya! Sen de nasıl bir yüz var ya! Bunların sorumlusu Cumhurbaşkanıdır nasıl diyorsun ya! Terbiyesiz herif. Sana İçişleri Bakanımı, Savunma Bakanımı gönderiyorum. Utanmadan Cumhurbaşkanına fatura kesmeye kalkıyorsun” diye yanıt veriyor. Bu sözlerinden Tayyip Erdoğan’ın istifa etmeyi düşünmediğini çıkarıyoruz. Öte yandan tecrübeler ve gelişmeler iktidar kanadından başka bir kimsenin de bu başarısızlığın sorumluluğunu alıp istifa etmeyeceğini gösteriyor. Zaten AKP zihniyetinde “istifa mekanizması” siyaseten kullanılan bir yöntem değil. Çünkü “istifa” mekanizmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer kendi karar verip dikte ettirmediyse, kendisine karşı bir başkaldırı olarak görüyor. Erdoğan ile kimse de, korkudan ve gelecek çıkarlarına zarar geleceği düşüncesinden bir çatışmaya girmek istemediği için, örneğin zamanın Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar örneğinde olduğu gibi çok az sayıdaki istisna hariç istifa etme yoluna gitmiyor.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu için söylediği ağır sözler konusunda görüşünüz?

K –Kılıçdaroğlu bu sözleri “kontrolünü kaybetmesi”ne bağlıyor. Aslında tabii Erdoğan büyük bir ikilem içinde. Tek adamlığı o kadar benimsedi ki Türkiye’de olan her konuda en büyük yetkinin kendinde olduğunu veya olması gerektiğini düşünüyor. (Kısmen de haklı zaten.) Bu da tabii sorumluluğun da kendinde olması halini gündeme getiriyor. Ancak söz konusu bir başarısızlık olunca hem “Bu işin sorumlusu benim” deyip, hem de “Başarısız olduk sorumluluğu alıyorum” diyemediği için bir ikilemde kalıyor. Bu ikilem de psikolojik olarak kendi içinde bir çelişki ve dolayısıyla öfke yaratıyor. O öfkeyi de sorumluluğu kendine yönelten kişiye yönlendiriyor.

GÖZLEM – Partisinin Yargıtay Başsavcılığına müracaatla “HDP’nin kapatılması için dava açılmasını isteme” hakkı varken, “bu müracaatı yapmayıp” ama durmadan “Kapatılsın” diye açıklama yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sizce ne yapmak istiyor?

K –Zaman kazanmak ve bu kozu AKP’nin üstünde bir giyotin gibi tutmak istiyor. HDP’nin kapatılması için girişimde bulunulması MHP’ye oy kazandırır. AKP’ye ise oy kaybettirir. HDP’nin hep bir günah keçisi olarak gündemde tutulması ise AKP’ye yarıyor. İktidarın kullandığı bir taktik. Ayrıca HDP’nin kapatılması için girişimde bulunulmasının bir karşılığı yok, çünkü kapatma süreci başladığında ve dava açıldığında, HDP kendisini feshedip yeni bir parti olarak açılarak bu süreci boşa çıkarabilir. Bunu eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu şöyle anlatmıştı: “Eğer parti yönetimi, dava devam ederken partinin feshine karar verirse, açılmış olan kapatma davası düşer. Dolayısıyla ertesi gün aynı isimle aynı parti tekrar kurulabilir. Anayasa’da şu hüküm var. ‘Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmasına karar verilen herhangi bir parti tekrar kurulamaz.’ Ama kapatma gerçekleşmeden parti yönetimi partiyi kapatırsa, dava düşeceği için, ertesi gün o siyasi parti yeniden açılabilir. O yüzden... Türkiye’de bir siyasi partinin, Anayasamızda belirtilen eylemlerin odağı olduğu kabul edilse, kapatılması için dava açılsa bile kapatılmasına imkân yok.”

GÖZLEM – Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a saldıranların “adli kontrol” ile serbest bırakılmalarını nasıl yorumluyorsunuz?

K –Başka türlüsünü beklemiyordum. Bunun da örneklerini Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan linç saldırısından başlamak üzere gazetecilere, avukatlara, muhalif siyasetçilere yapılan önceki saldırılarda görmüştük. İktidarın yarattığı, yürüttüğü ve teşvik ettiği “kutuplaştırma” siyasetinin bir sonucu.

GÖZLEM – AKP’nin, ülkede yasak ve kısıtlamaların yoğun olarak uygulandığı bir süreçte “Pandemi vakalarının en yoğun olduğu” illerde bile “tıklım tıklım dolu” salonlarda kongrelerini yapması konusunda görüşünüz?

K –Bu durum büyük bir çelişki; hatta buna “ikiyüzlülük” bile denilebilir. İdeolojik bir tarafı da var. Dip dibe, Cumhurbaşkanı’nın kendi ifadesiyle “lebalep dolu” yapılan Rize Kongresi’nde virüs riski yok, ama iki kişinin karşılıklı içki içtiği açık bir ortamda var. Dolayısıyla bu çelişki en fazla, Pandemiden çok kötü etkilenen esnafı isyan ettiriyor. Restoranlar, kıraathaneler çok iyi müşterilerine gizli şekilde hizmet ediyor. Hatta şikayetler olduğunda bile gelen yetkililerin cezai işlem yapmadan uyarıyla durumu geçiştirdiklerini biliyoruz. Ancak bu durum böyle devam edemez. Zaten Cumhurbaşkanı da, gelen tepkilerden haberdar olmuş olmalı ki, “İllerimizi dört gruba ayırarak mart ayı başı itibarıyla kademeli normalleşme sürecini başlatıyoruz. Hafta sonu kısıtlamasını illerdeki vaka ve aşılama kriterlerine göre aşamalı kaldıracağız. İşine ara vermek zorunda kalan restoran, kafe, kıraathane ve benzeri esnaflarımızı rahatlatacak yol haritası önümüzdeki günlerde açıklanacaktır” dedi.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 27 Şubat 2021 Cumartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in iç ve dış politikayı doğrudan etkileyen gelişmelere ilişkin sorularını cevapladı. Kışlalı, Gara operasyonu, Merkez Bankası’nın ...

Yazarlar
Website Security Test