Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Otoriterliğin dayanılmaz ağırlığı!..

15.1.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Son günlerde, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD), bütün dünyanın gözü önünde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Siyaset dünyası için önemli derslerle dolu bu süreci ve dönemi, herkesin dikkatle izlemesi gerekiyor. 

20 Ocak günü görevi sona erecek ABD Başkanı Donald Trump için azil süreci yürütülüyor. Azil işleminin bu tarihe yetişmesi ya da azille sonuçlanması şimdilik zor görünüyor. Ancak bu süreç, yine de hem ABD ve hem de dünya siyasal tarihi için ilginç bir örnek oluşturuyor.

ABD’de yaşananlar ve otoriterliğin çıkmazı

Trump’ın başkanlık döneminde tırmanan, kurumları ve kuralları hiçe sayan otoriter yönetim anlayışının, nerelere kadar varabileceği;iktidarının son günlerinde adeta bir kez daha görülüp test edildi!.. ABD gibi, dünyada kapitalizmin, liberal düzenin merkezi sayılan bir ülkede yaşananlar, otoriterliğin, tek adamcı yönetim anlayışının çıkmazını gözler önüne serdi.

Başkanlık seçimi sürecinde ve sonrasında yaşananlarla, özellikle 6 Ocak günü Trump’ın kışkırtması ve yönlendirmesiyle aşırı sağcı, neofaşist ve ırkçı grupların kongre binasını basması, bu sürecin tepe noktası oldu. 6 Ocak’ta yaşananlar, bütün dünya için, bir bakıma otoriterliğin ‘turnusol’u işlevini gördü.

Trump, Trumpizm ve Trumpgiller!..

Uzunca bir süredir dünyada otoriterliğin, tek adamlık düzeninin yükselişine tanık oluyorduk. Küreselleşmenin sönümlenmesi ve onun ekonomik-sosyal yaşamda yarattığı yıkımların sonucu, geniş kitleler yeni arayışlara yönelmişlerdi. İnsanlar işsizlikten, yoksulluktan, adaletsiz gelir dağılımından yılmışlardı.

İşte bu geniş kitleler, otoriterliğin, tek adamcılık anlayışının, rüzgarına çok çabuk kapılabiliyorlardı. Adeta ‘otoriterlik hava sahası’ içindeydiler!.. Trump tarzı liderler, bu kitleleri ırkçı söylemleriyle etkiliyorlardı. Trump’ın, bunca olup bitenden sonra, ABD’de onca oy alması ve fanatik kitlesiyle neredeyse bir sivil darbe yapacak hale gelmesi, aslında tehlikenin boyutlarını çarpıcı biçimde gösteriyor. Öyle anlaşılıyor ki Trump gitse de Trumpizm bitmeyecek. Üstelik otoriterlik anlayışında Trump tek örnek değil. ‘Trumpgiller’ olarak ifade edilen, dünyada daha pek çok örnek var.

Otoriterlik kutuplaşmadan besleniyor

Demokrasiyi, demokratik yönetim anlayışını tehdit eden otoriterlik, kutuplaşmadan, gerginlikten besleniyor. Yaşadığımız dönem ve içinde bulunduğumuz tarihsel, siyasal, ekonomik ve sosyal koşullar da doğrusu bu anlayışa çok uygun bir zemin ve ortam yaratıyor. Ekmek, iş ve aş derdindeki insanlar, halklar, egemenler tarafından birbirine düşürülüyor.

Bütün dünyada ötekileştirme, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık yükseliyor. Adeta ikinci dünya savaşı öncesindeki koşulları yaşıyoruz. Oysa tarihte yaşananlardan ders alınmalıdır. Eğer ders alınmazsa, insanlık yeniden aynı acıları yaşar. Savaş, kavga, çatışma insanlığın yararına değildir, emperyalist amaçlara hizmet eder. Otoriterliğin aldatıcı propagandasına ve söylemlerine itibar edilmemelidir. Kutuplaşmaya, gerginliğe, ırkçılığa, ötekileştirmeye prim verilmemelidir.

Önümüzdeki dönemin temel sorusu; otoriterlik mi, demokrasi mi?

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki sürecin temel belirleyeni ve aynı zamanda siyasal ayracı, ‘otoriterlik mi, demokrasi mi?’ sorusu olacaktır. Bu durumun yalnız bizim ülkemiz için değil, genel anlamda bütün dünya siyaseti için de geçerli olacağını düşünüyoruz.20 Ocak’ta ABD’de başkan değişimi yaşanacak. Yeni başkan Joe Biden göreve başlayacak. Elbette bu değişimin ABD gibi bir ülkenin temel niteliğini ve emperyal emellerini değiştireceği söylenemez. Ancak Trump ile Biden’i bir tutmak ve değişen bir şey olmayacağını ifade etmek, doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Yeni dönem yeni etkileşimler yaratacak

Dünyada yaşanan salgın koşulları da başta ABD olmak üzere hemen bütün ülkeleri bir durum değerlendirmesi yapmaya ve izlenen siyasal tutumları gözden geçirmeye zorluyor. Trump döneminin yarattığı siyasal ve yönetsel tahribat, bu değerlendirmeyi ve sağaltımı ABD için daha da ivedi ve zorunlu kılıyor.

Bütün bu yaşananlardan sonra, otoriterliğin çıkmaz yol olduğu daha iyi kavranabilir. ‘Şahsım devleti’ anlayışının yerini, yerleşik kurumlar ve kuruluşlar, gelenekselleşmiş kurallar alabilir. Doğal olarak, ABD - AB ve Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönem başlayacaktır. Şimdi tüm siyasal aktörlerin konumlarını, durumlarını, siyasetlerini yeniden değerlendirmelerinin ve yeni yol haritası oluşturmalarının zamanıdır.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test