Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Asker gözüyle 2021’e kalan dış politika sorunları...

31.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

2020 yılı; bölgemizde yaşanan gelişmeler, başta ABD ve Rusya olmak üzere emperyalist, yayılmacı ülkelerin projelerine göre oluşturulmaya çalışılan yapılanmalar, bunların yarattığı sorunlar ve sorunların çözümünde karşımıza çıkan/çıkarılan engeller açısından oldukça zor bir yıl oldu. Genel hatlarıyla bakıldığında karşımızdaki tabloda şunları görmekteyiz:

Irak’ın kuzeyinde KDP liderliğinde oluşturulan bölgesel yönetim (IKBY); Irak Merkezi Yönetiminin kontrolünden neredeyse bütünüyle çıktı, artık bağımsız bir devlet gibi önünü açtı. IKBY’nin kontrolündeki bölgede yuvalanan PKK, Kandil’in dışına taşarak Suriye sınırına kadar yayıldı, Suriye sınırına yakın Sincar bölgesinde geçmişte kendi hallerinde yaşayan Ezidi’lerin büyük bölümünü de bünyesine katarak etki alanını genişletti. Geçtiğimiz aylarda Sincar’daki PKK’lı teröristlerin çekileceği bildirilmesine rağmen toplam 400 kadar terörist bölgeden ayrıldı, kısa bir süre sonra da geri döndü. PKK’nın Sincar’ı boşaltmasını beklemek zaten işin mantığına uygun değildir. Çünkü Sincar; ABD’nin desteğiyle Suriye’nin kuzeyine yerleşen PKK uzantısı PYD/YPG’nin Irak’taki PKK unsurlarıyla irtibatı sürdürebileceği yegane güzergah üzerinde taktik ve stratejik önemi olan bir bölgedir.

Suriye’de; demokrasi, insan hakları, özgürlükler bahane edilerek “Zalim Esad” sloganıyla başlatılan, yönetimin tasfiyesine yönelik müdahale, Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozacak boyuta geldi. Ülkenin kuzeyi neredeyse merkezi yönetimin kontrolünden çıktı. Kuzey batıda radikal İslamcı gruplar, kuzey doğuda PKK uzantısı PYD/YPG; ABD ve ortaklarının desteğiyle bölgeye yerleşti, kendi düzenlerini kurdu. Devletimiz, batıda (İdlib’de) Rusya ile Fırat’ın doğusunda da ABD ile çözüm arayışına girdi, devriye ve gözlemle sınırlı müşterek faaliyetlere başladı. Sonuç olarak İdlib’deki gözlem noktalarının bazılarından çekilerek alanı Suriye rejim güçlerine bıraktık, geriye kalan bölgede de radikal İslamcı gruplar kendi sistemlerini oluşturdular. Fırat’ın doğusundaki PKK uzantılarını etkisiz hale getirmek için icra ettiğimiz harekatla yaklaşık 400 kilometrelik sınırımızın dörtte biri kadar bir alanda kontrol sağlamaya çalışıyoruz. PYD/YPG; geriye kalan bölgede adı konmamış özerk bir yapı kurmayı başardı.

Irak ve Suriye’de bunlar olurken Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Fransa’nın başını çektiği, bölgenin hidrokarbon rezervlerinin değerlendirilmesinde Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerini açık açık ihlal eden birliktelikler ve çalışmalar karşımıza çıktı. Bununla mücadele etmek için tek başımıza sondaj faaliyetlerine giriştik, Libya’nın BM tarafından tanınan meşru hükümetiyle (Ulusal Mutabakat Hükümeti) anlaşmalar yaptık, askeri iş birliği anlaşması kapsamından Libya’ya asker gönderdik. Uluslararası girişimler sonucunda bir ara UMH ile Hafter güçleri arasında sağlanan ateşkesle işler yoluna giriyor derken Almanya bir ticaret gemimize korsan saldırı düzenledi, sonrasında olay tatlıya(!) bağlandı. Geçtiğimiz hafta da Hafter; Türk askerinin bölgeyi terk etmesi, aksi halde hedef olacağı şeklinde küstah bir açıklama yaptı. Doğu Akdeniz krizinin yarattığı ortamda; ABD, Rusya, Fransayı, Almanya ve Yunanistan başta olmak üzere neredeyse AB ülkelerinin tamamını, Mısırı, Birleşik Arap Emirliklerini… karşımızda bulduk.

Bu arada Yunanistan boş durmadı Ege’de ülkemize ait olanlar da dâhil olmak üzere 19 ada ve iki kayalığı işgal etti, asker konuşlandırdı, silah yığdı, kiliseler açtı, turizm bölgeleri ve yerleşim merkezleri kurdu, Kuzey Ege’de karasularımız içinde petrol kuyuları işletmeye başladı. Üstüne bir de karasularını genişletme kararı aldı. Bu durum fiili olarak Ege’deki hareket alanımızı büyük ölçüde daralttı. Bu oldu bitti karşısında hala sessizliğimizi koruduğumuz gibi, zaman zaman TV’lere çıkan kanaat önderleri ve yetkililer; tarihi gerçeklere gözlerini ve kulaklarını kapatarak, çarpıtılmış kavramlarla, adaların zaten Lozan’da verildiğini ileri sürdüler ve halkımızı ikna etmeye çalıştılar.

Bölgede oluşan boşluktan yararlanmaya çalışan Ermenistan yönetimi; Kafkaslarda söz sahibi olabilmek ve ekonomik kaynaklardan pay kapabilmek amacıyla Azerbaycan’a saldırılar başlattı, ancak sert kayaya çarptığını gördüğünde iş işten geçti ve durum şimdilik Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’ı işgalden kurtarmasıyla sonuçlandı. Ülkemiz başlangıçta Rusya’nın öncülüğünde bölge dışında tutulmaya çalışılırken, Azerbaycan’ın ısrarı sonucunda Rusya; sınırlı da olsa müdahil olmamıza razı oldu. Sonuç olarak bir general komutasında 35 askeri personelin gözlemci olarak Azerbaycan’a gönderileceği haberini aldık.

Bütün bu gelişmeler sonunda yılın son ayında karşımıza ABD ve AB’nin yaptırım kararları çıkarıldı. ABD, Rusya’dan satın aldığımız ve bir türlü aktif hale getiremediğimiz S-400 hava savunma füzelerini bahane ederek Türkiye’ye “hasımlarına uyguladığı” CAATSA (ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarını uygulama kararı aldı, AB ise Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimizi ve Libya ile ilişkimizi sınırlandırmak, etkisizleştirmek amacıyla Türkiye’ye yaptırım toplantısı yaptı. 2019 yılında aldığı yaptırım kararını yürürlükte tutarken daha geniş yaptırımları şimdilik erteledi, tabir yerindeyse Türkiye’ye 2021 Mart ayına kadar süre verdi.

2020 yılı böyle bitecek derken yılın son günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “S-400 sorunu için ABD ile ortak çalışma grubu kurma konusunda anlaştık" ve “Gelecek yıl AB ile ilişkilerin daha pozitif ortamda geçmesi için biz hazırız” açıklamaları basında yer aldı. Bu açıklamanın nerelere gideceğini merakla bekleyeceğiz. Şimdilik Dışişleri Bakanı’nın bu açıklamasını 2021 yılında ülkemizin dış politikası ve bölgesel gelişmelerin nasıl olacağı konusunda ipucu olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Bundan önceki yazılarımda da değindiğim gibi benim kanaatim; S-400 konusu da Doğu Akdeniz’deki sismik araştırmalar konusu da bölgedeki gelişmeleri ve kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları maskelemek için gündemde tutulan konulardır. Asıl amaç; Ortadoğu kaynaklarının paylaşımı, Akdeniz hakimiyeti, Ege’nin bütünüyle Yunanistan üzerinden AB’nin kontrolüne geçirilmesi, Bölgede İsrail’in güvenliğini sağlayacak şekilde bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasıdır. 2021 yılı mücadelenin bu hedeflere ulaşacak şekilde tırmanacağı, ülkemiz de dahil yönetimlerin siyasi varlıklarını ve iktidarlarını korumak için tavizler vermek zorunda kalacakları bir yıl olacaktır endişesi içindeyim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 8 Mart 2021 Pazartesi. Aşk. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 7 Mart 2021 Pazar. Aşk. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İnadına yapacağız” dediğ...

Yazarlar
Website Security Test