Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''Masa, İYİ Parti ile AKP’yi bir araya getirebilir… mi?..''

31.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında yer alan gelişme ve konularla ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, 2021’de siyasette yaşanabilecek gelişmeler, pandemi ve ekonomik kriz, ABD’deki başkanlık değişimi, erken seçim konusunda görüşlerini dile getirdi. İşte görüşleri…

GÖZLEM – 2021, ekonomik kriz, Pandemi ve “bloklar arası güç dengeleri” bakımından size ümit veriyor mu? Veriyorsa neden, vermiyorsa neden?

K – Artmakta olan bazı rakamlara karşın, geliştirilen aşılar nedeniyle Pandemi açısından 2021’e “Tünelin ucunda ışık göründü” ümidiyle bakıyorum. Ancak aşılama süreci ve Pandeminin sağlığa ve ekonomiye yaptığı etki, olursa tamamen iyileşmenin 2022 ve sonrasına kayacağını gösteriyor. Tabii burada virüsün mutasyon gösterme riskini de akılda tutmak gerek. Bloklar arası güç dengeleri açısından önümüzdeki yıllar ABD ile Avrupa Birliği’nin bir nebze daha yakınlaştığı, Batı dünyasının ilerlemiş ülkelerinin bu birlikteliğe temkinli yaklaşacağını düşünüyorum. Temkinli çünkü Trump döneminde dünyanın bir çılgınlıkla nerelere gidebileceği göründü ve ABD politikalarına entelektüel dünyada hiç olmadığı kadar şüpheyle yaklaşılmaya başlandı. Diğer tarafta ise Çin her geçen gün güç kazanıyor ve dünyanın en azından ekonomik olarak yeni lideri olmaya doğru ilerliyor. 2028’de ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi olacağı hesaplanıyor. ABD onu bir taraftan da Hindistan ile çevrelemeye çalışıyor. Siyasi, askeri ve kabul etmek lazım liderlik açısından Rusya belki son 40 yılın en etkin döneminde. Ortadoğu’da İsrail’le yakınlaşan Batı’ya dönük Arap ülkelerine karşı İran-Rusya ve onların uydu ülkeleri cephesi var.

 

GÖZLEM – Aynı soruyu, “partiler arası güç dengeleri” değişikliği yaparak Türkiye için soralım; Pandemi ve ekonomik kriz ile beraber?

K – Ekonomik açıdan daha kötü bir döneme giriyoruz. Özellikle 2021’in ilk 6 ayı kötü geçecek. Türkiye’yi bir üretim ve daha büyük çapta borç krizi bekliyor. Zor durumda olanların durumu maalesef daha da zorlaşacak. Bu yurttaşlar bazında da ekonomik aktörler bazında da böyle. Gelir dağılımı da ciddi biçimde bozulacak. Pandemi açısından iktidar güvenilirliğini yitirdiği için durumun kötü olduğunu düşünüyorum. Sağlık Bakanı 8 Aralık’ta Sözcü’de yaptığı söyleşisinde Çin aşısı için “Aşı 11 Aralık’tan sonra gelecek” demişti. 28 Aralık’taki son açıklamasında “Çin’den Türkiye’ye yola çıkması beklenen aşıların bir iki gün gecikeceğini” söyledi. 8 Aralık’ta “11 Aralık’ta gelecek” diyor. 28 Aralık’ta “1-2 gün gecikecek” diyor. Pratik olarak bu “Yeni yıldan sonraya kalacak” demektir. Yani en azından 1 hafta gecikmiş olacak. Onu bile “1-2 gün” diye söylüyor. Aynı Bakan 8 Aralık’ta Türk aşısının Nisan’a hazır olacağını söylemişti. Geçen hafta içinde de “Çin aşısı geldikten sonra günde 2 milyon aşı yapılacağını” ileri sürmüştü. Türk aşılarının daha Faz-2 çalışmasına başlamadığı açıklandı. Almanya’nın günde en fazla 150 bin aşı yaparak aşılama sürecini 2021 sonunda bitireceği bir ortamda Türkiye’nin olmayan aşılarla süreci 2022’ye ve sonrasına taşıyacağı bana göre kesin gibi.

 

GÖZLEM – “Partiler arası güç dengeleri”ne değinmediniz... İç siyasette ilginç gelişmeler oluyor. İyi Parti lideri Meral Akşener’in güçlendirilmiş parlamenter sistem için masa kurma önerisine AKP’nin “hevesli” olduğu görülüyor. Buna karşı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Akşener’e “Masa kur demedik, evine dön dedik” yanıtı verdi. Cumhur ve Millet İttifaklarında bir değişiklik olma ihtimali var mı?

K – Cumhurbaşkanlığı sistemi şunu gösterdi. AKP en büyük parti olsa da, AKP + MHP’den oluşan Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı’nı seçecek kadar oy oranı yok. (Hatta eğer yapılırsa, gelecek seçimlerde iktidara bile gelecekleri şüpheli.) Dolayısıyla bu Cumhurbaşkanı olmak için yüzde 50+1 oy gereken sistemde Erdoğan yeni arayışlar içinde. Ya İyi Parti’yi bir şekilde Cumhur İttifakı’nın içine çekmek ya da o da olmazsa, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” adı altında yüzde 50+1’e ihtiyaç duymadan, örneğin tek turda en fazla oy alan adayın Cumhurbaşkanı olmasını sağlayacak (veya Cumhurbaşkanlığını eskisi gibi temsili bir göreve indirgeyerek-veya kaldırarak, en çok oy alacak partinin genel başkanının başbakan-veya başkan olacağı ve ülkeyi yöneteceği sisteme geri dönecek) değişiklikleri yasalaştırmak. Bunun için Anayasa değişikliğine, dolayısıyla İyi Parti’ye ihtiyacı var. Öte yandan İyi Parti olmazsa, HDP’yi devre dışı bırakarak veya sindirerek, HDP’nin alternatiflerinden güç almak bir başka seçenek. Erdoğan’ın Hüdapar Genel Başkanı’nı sarayda kabul etmesi, yine terörist Osman Öcalan’ın bir Cumhurbaşkanlığı danışmanı ile görüştüğünü açıklaması yeni bir tür “açılım süreci” yaşanacağına dair olasılıkları gündeme getiriyor. Bu noktada MHP’den ihraç edilen Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un “MHP ile AK Parti arasında kavga var. Bahçeli ısrarla HDP’ye bu kadar hücum ediyorsa; o da yeni bir çözüm süreci olacağını gördü ki, bunu engellemeye çalışıyor diye düşünmeye başladım. Eğer yeni bir çözüm süreci yaşanırsa Ak Parti ve MHP birlikteliğinin devam edeceğini düşünmüyorum” açıklaması da ilginç. Bu ortamda Erdoğan da attığı her adımda Bahçeli’nin tepkisini yakından izlemek ve hareketlerini ona göre düzenlemek zorunda. Sonuçta bu düzende hâlâ MHP’nin desteği, AKP için hayati önem taşıyor. İyi Parti’de ise durumu fırsata çevirme emareleri var. Niyeti tam olarak belli değil. (Örneğin Ankara’da Melih Gökçek zamanının şaibeli imar konularından Demir Kafes ile ilgili oylamada, İyi Parti Meclis üyelerinin AKP’li üyelerle beraber oy kullanmaları münferit bir olay mıydı, yoksa geleceğe dönük bir işaret miydi, hâlâ tam olarak açıklığa kavuşmuş değil.) İyi Parti, bir taraftan HDP’nin CHP’ye “gereğinden fazla ve zamanından önce” yakınlaşmasından ve bundan dolayı kendi tabanında eleştirilmekten rahatsız. Diğer taraftan da son kongrede kamuoyunda karşılığı olan güçlü politikacıların üstünü çizerek “merkez partisi” olduğu algısı yaratacak vitrinden vazgeçmiş görüntüsü verdi. Bunun bir yol kazası olduğuna inanamıyorum. Düşünün İyi Parti Genel Başkanı olarak Kongre’de hazırlanan “oy verilmeyecekler listesi” ile Parti’nin hem milliyetçi kanattan, hem de merkez sağdan önemli isimlerinin üstü çiziliyor. Ama siz bununla ilgili bir adım atmıyorsunuz. Diyelim ki bundan haberiniz yoktu veya bir emrivaki karşısında kaldınız. Bu durumda bile böyle bir gelişmeyi “yumuşatacak”, “gönül alacak” bir yöntem bulabilirdiniz. Bu yöntemin, bu listeyi hazırladığı bilinen kişiye tam anlamıyla sahip çıkarak daha fazla paye ve yetki vermek olmadığı kesin. Dolayısıyla “AKP ile ittifak değil ama bir masa kurulabilir, o masada oluruz. ... Bugün de Sayın Erdoğan memleket masası kurabilir. Neden bir araya gelip fikirlerimizi söylemeyelim? Ama ‘Meral Akşener Erdoğan’a göz kırpıyor’ diyorlar. Hayır, böyle bir şey yok. Bu konuda en net siyasi parti biziz” şeklindeki sözlerine karşın zaman geçtikçe anlaşılan konu o ki, İYİ Parti Genel Başkanı güçlü parlamenter sistemi tartışacak masa önerisiyle ve masaya CHP’nin de dahil olması gerektiği açılımıyla hem CHP’yi HDP’den çekmek, hem de AKP ile “uzlaşı” aramak yoluna gidiyor. Erdoğan’ın iktidarını kaybedecek hiçbir uzlaşıya girmeyeceği hususu ortada. Meral Akşener bunu bilmez mi? Eğer biliyorsa, Erdoğan’ın iktidarını kaybetmeden uzlaşı arayacağı böyle bir masadan nasıl bir fayda sağlayacağını düşünüyor? CHP yönetimi de bu masadan bir fayda gelmeyeceğinin farkında ki kendi “güçlendirilmiş parlamenter sistemi” önerisi içinde Erdoğan’ın kolay kolay kabul etmeyeceği “Yargı bağımsızlığı sağlanacak. Anayasa Mahkemesi ve yüksek mahkemelerin üye seçim yöntemleri değişecek. Sayıştay denetimi dışına çıkarılan kurumlar yeniden denetime alınacak. Getirilen çoklu baro sistemi kaldırılacak” gibi şartlar var. CHP “uzlaşı” yerine Erdoğan’ın doğrudan gitmesini sağlayacağı seçimin peşinde. MHP Genel Başkanı Bahçeli, MHP’yi işlevsiz kılmaya dönük olduğunu düşündüğü tüm bu gelişmeler ışığında “İP’nin (İYİ Parti’yi kastediyor) Başkanı demirlediği limandan ayrılıp yenisine yelken açmanın küçük ve kurnaz hesabı içindedir. İttifak yerine yeni bir masa kurma teklifinin esbabı mucibesi bize göre budur. ... Bizim nazarımızda masa kurma teklifi ciddiyetsiz ve itibarsız bir tekliftir. ... Tavsiyemiz iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarıyla vakit kaybetmesinler. Muhatabına masa kur demedik evine dön dedik. Hâlâ zaman vardır” açıklamasıyla hem İyi Parti’nin girişimi içinde yer almayacağını ifade ediyor, hem de bana göre Akşener’in “masa kurma” teklifini reddetmeyen Erdoğan’a “sınırımı zorlama” mesajı veriyor. Ben hâlâ bir noktada, ekonomi ve diplomasideki tüm olumsuzluklara karşın, Bahçeli’nin “Hodri meydan” deyip iktidarı erken seçime zorlama yolunda bir adım atma ihtimalini gözardı etmiyorum. Özetle Akşener “Masa kuralım” dedi. Erdoğan hevesli. Kendi iktidarını kurtarmaya çalışıyor. Bahçeli Çakıcı, Arınç-Demirtaş ve “Masa yok yuvana geri dön” çıkışlarıyla hem sırasıyla CHP’ye, HDP’ye ve İyi Parti’ye “ayar verdiğini” düşünüyor, hem de Erdoğan’a “Sınırımı zorlama” mesajı veriyor. CHP ise tehlikenin farkında. Masa gibi “uzlaşı” zemini yerine, Erdoğan’ı iktidardan seçim ile gönderme hedefini güdüyor.

 

GÖZLEM – 2021’de bir “erken seçim” görünüyor mu?

 

K – Devamlı yapılan kamuoyu araştırmaları,  hem milletvekili seçiminde, hem de Cumhurbaşkanı seçiminde Cumhur İttifakı’nın kaybedeceğini gösterirken, iktidar kanadından Meclis’te erken seçim teklifine “evet oyu” vermesini beklemek mümkün mü?

 

Açıkça görülüyor ki, “erken seçim” eğer Bahçeli gibi sürpriz bir potansiyel ortaya çıkmazsa veya ülke özellikle ekonomideki kötüleşmeden dolayı yönetilemeyecek bir noktaya gelmezse çok zor. Erdoğan çok denklemli bir politika yürütüyor. 2021’de ekonomideki sorunlar daha da kötüleşecek ve bir buhran noktasına gelecek. Dış ilişkilerde de tıkanmışlıkla beraber gelen baskılar Erdoğan’ı iyice köşeye sıkıştıracak. Bu şartlar altında Erdoğan’ın bile bile bir erken seçim kararı alması bana çok uzak bir ihtimal olarak geliyor.

 

GÖZLEM – İktidar muhalif belediyeler ile uğraşmaya devam ediyor. Son olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında satın aldığı Fatih Sultan Mehmet tablosunun “sahte” olduğu iddiasıyla kovuşturma açıldığı ortaya çıktı. İktidarın belediyelerle uğraşmasının nedeni sizce nedir; görüşünüz?

K – Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Ankara ve İstanbul’u kaybettiğinin belli olduğu ilk günden itibaren özelde CHP, genelde muhalif belediyelerle uğraşmaya başladı. CHP’li belediyelerin Pandemi sürecinde ve İzmir depremindeki yardımları engellenmeye, bağış toplama yolları kapatılmaya çalışıldı. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bulduğu yeni krediye, AKP dönemindeki borçlara mahsuben el konulması sağlandı. AKP’nin Belediye Meclisleri’ndeki çoğunluğu sayesinde Belediye Başkanları’nın icraatları, borçlanmaları ısrarla engellendi. Burada, belediye başkanlıklarını kazanmalarına karşın CHP belediye meclislerinde 18 Ocak 1984 tarihli “Mahalli İdareler Seçimi” ile ilgili yasadaki nisbi temsil çarpıklığı nedeniyle kazandığı oya oranla çok daha az sayıda belediye meclisi üyesiyle temsil edilebiliyor. Bu yasaya göre belediye meclisleri örneğin nüfusu 10 bine kadar olan ilçelerde 9 asil üyeden, ama nüfusu 500 bin 1 ile 1 milyon arasında olan ilçelerde sadece 55 asil üyeden oluşuyor. Büyükşehir belediyeleri de bunun beşte biri oranında üyeden ve belediye başkanından oluşuyor. Buna göre nüfusu 3 bin 97 olan Ankara’nın AKP’li Evren ilçesinden büyükşehir belediye meclisine 2 üye gidiyor. Ancak nüfusu Evren’in 305 katı fazla olmak üzere 944 bin olan CHP’li Çankaya’dan sadece 10 üye gidiyor. Böylelikle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Mansur Yavaş olmasına karşın Ankara’nın 147 kişilik Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 107’si AKP + MHP ortaklığındaki Cumhur İttifakı’ndan, sadece 40’ı CHP + İyi Parti ortaklığındaki Millet İttifakı’ndan oluşuyor. Öte yandan iktidar HDP ile ilgili belediyeleri ise kayyum atayarak ele geçirme yolunu seçti. HDP’nin elinde, 31 Mart 2019 seçimleri sonucunda kazandığı 3 büyükşehir, 5 il, 45 ilçe ve 12 belde belediyesi olmak üzere 65 belediyeden sadece 4’ü ilçe, 2’si belde 6 tanesi kaldı. Sonuçta iktidar muhalif belediyelere göz açtırmamaya ve yurttaşa hizmet götürmesini engellemeye çalışıyor. Bunun nedeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, halkın, diğer partilerin kendilerini, önce şehirlerini ama belki sonra tüm ülkeyi, yönetebileceğini görmelerini istememesi. CHP için bir “becerisizlik” algısı, HDP için de “Ne yaparsanız yapın, size yönettirmeyeceğiz” bıkkınlığı yaratma çabası. Tüm engellere karşın özellikle Ankara ve İstanbul belediye başkanları CHP’nin halkı şeffaf ve etkin bir şekilde yönetebileceğini, mevcut yardımların devam edeceğini ve kadrolarda partizanlık yapılmayacağını göstermiş oldular. Örneğin Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş, şu anda görüşmeleri süren asgari ücret ne olarak belirlenirse belirlensin, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki en düşük ücretin 3 bin 100 lira olacağını açıkladı. Bu, bir anlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Siz asgari ücreti bu kadar yüksek belirleyemiyorsunuz, ama biz belirleyebiliyoruz, biz halkı sizden daha çok düşünüyoruz” mesajı oluyor. Bir adım daha ileri gideceğim. Bunu “Cumhurbaşkanlığı’na adayız” mesajı olarak bile algılayabiliriz. Bir başka örnek CHP’li Bolu Belediyesi Pandemi bitene kadar mülkiyeti belediyeye ait olan işyerlerinde faaliyetini kesen kiracılarından kira almayacağını açıkladı. Oysa örneğin 18 Aralık’ta, AKP’li Düzce Belediye Meclisi’nde MHP’lilerin benzer şekildeki kira indirimi teklifini AKP’liler reddetmişti. CHP’li belediyeler önceki dönemlere ait olası yolsuzlukların, usulsüzlüklerin de üzerine giderek bunları dosyalaştırıp cumhuriyet savcılıklarına intikal ettirdiler. Belki şimdi değil ama iktidar değiştiğinde sadece belediyelerde değil, merkezi yönetimde de yolsuzlukların hesabının sorulacağı algısını oluşturdular. Bu icraatlar mevcut iktidar açısından çok kötü örnekler oluşturuyor. “Demek ki muhalif partiler de bu ülkeyi yönetebilir ve geçmiş dönemlerin hesabının sorabilir” algısı oturuyor. Bunu büyük bir tehlike olarak görüyor olmalılar ki ellerindeki bütün güçle, özellikle İstanbul ve Ankara belediyelerinin üzerine gidiyorlar.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan “ekonomide ve hukukta reform sözü” verdi. Olabilecek mi?

K – Mümkün değil. Çünkü bir defa doğasında yok. Elinde değil. Hakikaten tüm iyi niyetiyle böyle bir değişime kalkışmaya kalksa en başta kendi iç dengeleri bozulur. Ayrıca hukukta bizim bildiğimiz anlamda bir reform gelmesi kurduğu düzenin sonu anlamına gelir. Bundan da en fazla kendisinin zarar göreceği ortada. “Hukukta, adalette reform” sözünü ben yine kendisinin “Demokrasi bir amaç değil araçtır” sözü bağlamında değerlendiriyorum.

 

GÖZLEM – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlalleri” kararlarının uygulanacağından ümitli misiniz?

K – Değilim. Aslında bu kararların Anayasa gereği uygulanması gerekir. Ama bu iktidarı Anayasa’nın da “bağlamadığı” daha önceden birkaç kez örnekleriyle ortaya çıktı. Şimdi Tayyip Erdoğan, kendisi bugüne kadar üç defa AİHM’e başvurmasına rağmen “Bu kararlar beni bağlamaz. Tamamen siyasidir. Kararlar Türk mahkemelerinde değerlendirilir” diyerek bu kararı uygulayıp Demirtaş’ı salıverme durumunda olan mahkemelere mesaj verdi. Onu, hükümet üyelerinden gelen benzer açıklamalar izledi. Bu açıklamalar, eğer Erdoğan MHP’yi gözden çıkarmazsa, Selahattin Demirtaş’a ilişkin bir kararın, özellikle Devlet Bahçeli’nin varlığının gölgesinde, uygulanmayacağını gösteriyor.

 

GÖZLEM – AB’nin “ABD’nin yeni başkanı Biden’in ne yapacağını beklemek üzere marta bıraktığı” yaptırımlar konusunda ne düşünüyorsunuz; Biden ne yapabilir, AB ne yapabilir?

K – ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden’in ve onun kimliğinde ABD’nin dünyadaki ana amaçları Çin’in önlenemez yükselişini geciktirmek, Rusya’nın bölgesel etkisini zayıflatmak, İran, Kuzey Kore gibi potansiyel tehlikeli ülkeleri kontrol altında tutmak. Bizim bölgemizde ise Kuzey Suriye’de, Kuzey Irak’ta olduğu gibi kendi denetiminde bir Kürt devletçiği kurmak ve bununla mümkünse, ki artık Rusya nedeniyle zor gözüküyor, Akdeniz’e ulaşmak. Doğu Akdeniz’de de varsa, bulunacak doğal kaynaklardan faydalanacak bir yapı oluşturmak. Bu hedefler bağlamında Türkiye’nin Rusya, Çin ve İran ile yakınlaşmasını istemeyecektir. Bölge ülkeleriyle şimdi olduğu gibi arası bozuk kalmasını isteyecektir. Libya’da ve sahra Afrika’sında Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı ilişkileri baltalayacak ve hiç şüphesiz Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in giriştiği Türkiye ile İsrail’in arasını düzeltme çabasını, inisiyatifi kendi elinden alacağı ve Kafkaslarda güç dengesini iyice bozacağı için engellemeye çalışacaktır. Hesabını, bu çabaların başarısının, Türkiye’nin kendisine bağımlılığını düşüreceği üzerine yapıyordur. Bunun için de, diğer Batı ülkeleri ile bir araya gelerek, elindeki tüm yaptırım kartlarını, ara ara bazı ödünler veriyor gözükerek kullanmaya devam edecektir. AB, ABD ile ilişkileri düzeltebilir ve belli bir koordinasyon içinde çalışırsa, Türkiye üzerinde baskılar artacaktır. Buna karşı Türkiye’nin alabileceği ana önlem, bölge ülkeleriyle arasını düzeltip, bir an önce Rusya-İran ile ilişkileri ısıtarak, buna Çin’i de eklemleme politikasına gitmesidir. Son olarak Yunanistan verdiği NOTAM ile Ege ve Akdeniz’in büyük bölümünü kapatacak kadar büyük bir hava sahasını 4 Ocak’tan, 26 Şubat’a kadar tatbikat sahası ilan ederek Mart ayındaki AB zirvesi öncesi ortamı germeye başladı. İktidar ise sismik araştırma gemisi Oruç Reis’i Antalya Körfezi’ne hapis ederek şimdiden geri adım atmış oldu. İktidar hâlâ İhvancılık – Dincilik gibi ideolojik saplantılarla Türkiye’nin en bariz doğal haklarını koruyamıyor. Doğu Akdeniz’de Meis gerekçe gösterilerek 190 bin kilometrekarelik Münhasır Ekonomik Bölge’mizin 140 bin kilometrekaresine el konmak istenmesi; Ege’de silahlanma ve işgalin önlenmesi gibi çok bariz olan hak ve isteklerimizi açık ve seçik bir şekilde savunamıyor, bunlara karşı girişimleri boşa çıkaracak adımları atamıyor. Bu şartlarda eğer gerekli ittifak adımları atılmazsa, ABD-AB birlikteliğiyle gelecek baskı, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yapılacak bir konferansla ödünler vermeye zorlayacak, belki Kuzey Suriye’deki konumunu bile gözden geçirmeye itecek. Libya’da şimdiden emarelerinin gözüktüğü üzere Doğu Akdeniz’deki haklarını kaybedecek şekilde çözüm sürecinin dışına itecek.

 

GÖZLEM – Meclis’te kabul edilen “Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin” kanun “Sivil Toplum Örgütlerini” imha edebilir mi?

K – Çok ciddi bir potansiyel var. Düzenleme, mevcut durumda olduğunun aksine mahkeme kararı aranmaksızın, dernekler, vakıflar ve sivil toplum kuruluşlarına siyasi ve taraflı olabilecek şekilde sadece Cumhurbaşkanlığı ve İçişleri Bakanlığı kararıyla kayyım atanmasının önünü açıyor. Normalde derneklerle ilgili faaliyet durdurma, kapatma gibi tüm kararları mahkemeler veriyor. Şimdi bu karar denetimsiz bir şekilde yönetime bırakılmış durumda. Bu durum ayrıca Anayasa’ya aykırı. Dernekler özel hukuk tüzel kişisi. Kamu değil. Bir özel hukuk tüzel kişisine kayyım atayınca burayı kamulaştırmış, özel haklara devlet adına el koymuş oluyorsunuz. Bir nevi sizin özel sektörün malını hiç bir yargı kararı olmadan, tamamen taraflı olabilecek bir gerekçeyle, örneğin FETÖ ile ilişkisi olduğu gibi bir gerekçe göstererek, yargıda kanıtlamaya gerek duymadan İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla el koymak gibi bir şey. Özgürlükler açısından çok ciddi bir tehlike var. Ancak ben tasarının görüşmeleri sürecinde sivil toplum örgütlerinden gelecek tepkilerle bu düzenlemenin bir şekilde kalkacağı ya da değişeceği kanaatindeyim. Çünkü düzenlemeye sadece muhalif örgütler değil, iktidara yakın örgütler de şüpheyle bakıyor. Hatta bazı iktidar milletvekilleri bile kaygılarını dile getirdi. Örneğin AKP’li İmran Kılıç “Teklifte, Suç Gelirinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 2. maddesindeki ‘yükümlü’ tanımına avukatlar dahil edilmektedir. Bu durum savunma hakkını olumsuz etkileyen bir durum olabilir mi?” diye sordu. AKP’li Mustafa Levent Karahocagil de “Teklifte derneklere üye olma, yönetim organlarında görev alma gibi dernek kurma özgürlüklerini daraltan düzenlemeler var mıdır?” sorusunu yöneltti.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test