Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Suyun değerini bilelim… (1)

30.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Su, insanın en temel ihtiyacıdır. Bir kişi, karnını doyurmadan epey bir süre dayanabilir ancak susuzluğa dayanabilme süresi çok azdır. Bu açıdan her ülkede suyun temini, işletilmesi, arıtılması ve dağıtımı çok önem arz etmektedir. Bu öneme binaen de kamu tarafından yönetilmektedir. (Ancak dünyaya hakim olan oligopol odakları birçok ülkede su konusuna hakim olmada çok ileri düzeye erişmişlerdir. Ne yazık ki ülkemiz de bu sömürülen ülkelerden birisidir. Özellikle şişe suyu satışlarının çok önemli bölümü, yabancıların eline geçmiştir.) çok uzun olmayan bir dönemde, başta bizim bölgemiz olmak üzere “su savaşları”nın yapılacağı, açıkça beyan edilmektedir. Hepimizin bildiği gibi Türkiye düşmanlarının gözü, (başta Dicle ve Fırat olmak üzere) su kaynaklarımızın üzerindedir. Bunun başını da, İsrail ve kölesi ABD çekmektedir. (Sn. İsmail Tokalak’ın bu konu ile ilgili kitapları mutlaka okunmalıdır.)

-Aslında ülkemiz su zengini değildir. Tüm kapasitemiz 110 milyar metre küptür. Bu kapasite de; sorumsuzluğumuz, su kaynaklarını devamlı kirletmemiz, hiçbir şekilde tasarruf yapmamamız, tarım ve sanayideki aşırı israf olarak gerçekleşen kuraklık, yağışlardaki bölgesel dengesizlikler, nüfus artışı, yeşil alanların ve ormanların yok edilmesi, çöp ve naylon istilası, gelişigüzel yapılan HES’ler, her tarafın betonlaştırılması, vb. çok sayıda sebep yüzünden devamlı almaktadır.

- DSİ verilerine göre; kapasitenin yüzde 74’ü tarımda, yüzde 13’ü sanayide, yüzde 13’ü de içme ve kullanımda sarf edilmektedir. Ve her üç sahada da müthiş israf vardır. Kimse geleceği düşünmemekte, sorumsuzca davranmayı sürdürmektedir. Hâlbuki iktidarın, mahalli idarelerin ve vatandaşların derhal aklını başına toplaması ve gereken tedbirleri alması şarttır. (DSİ ilmi metotlarla her yıl “Su Bütçesi” yapmalıdır. Bu konuda uydu görüntülerinden yararlanılabilir.)

 

Neler yapılabilir?

17 su yönetiminde disiplin sağlanmalıdır; şu anda su konusunda 9 bakanlık ve bunlara bağlı 39 genel müdürlük veya başkanlık yetkilidir. Otuzdan fazla kanun ve yüzlerce yönetmelik veya yönergenin bulunduğu bu düzende, İçişleri Bakanlığından, Turizm Bakanlığına ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne kadar sayısız yetkili makam vardır. Tam bir kargaşa ortamı mevcuttur. Yetkiler iç içe geçmiştir.

  1. a) Sadece Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı, DSİ Genel Müdürlüğü ile belediyeler yetkili kılınmalıdır.
  2. b) Merkezi hükümete ait tüm birimler DSİ çatısı altında, “Su Yönetimi Genel Müdürlüğü” olarak toplanmalıdır. Suyun kaynaktan, beldelere ve tarlalara getirilmesi ile ilgili tüm işlemler ve yetkiler burada toplanmalıdır.
  3. c) Mahalli idarelerde ise, “Havza Yönetimi” sistemi getirilmelidir. Bu yapıda aynı su havzasında yer alan belediyelere yetki verilmelidir. Yönetim özerk olmalıdır. (Zamanında DSİ bunların kendisine bağlanması için uğraşmıştı.)

Havza yönetimi, denetimi ve iş birliğini sağlayacaktır. Mesela İzmir’in su kaynaklarının bir bölümü, Manisa ili hudutları içindedir. Aynı şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, “Körfez’e kirli su akmasın” diye astronomik harcamalar yaparak, “Büyük Kanal Projesi”ni gerçekleştirdik. Tüm tabakhanelerin İzmir’in dışına çıkması için yıllarca süren, yoğun gayretler sarf ettik. Ancak Kütahya, Uşak ve Manisa illerinden geçen Gediz Nehri güzergâhındaki çok sayıda beldenin atık suyunu, hem de arıtmadan Körfez'e dökmektedir. (Bir de bu zehirli su ile tarlalar, bahçeler sulanmaktadır. Ve İzmir Su ve Kanal İdaresi hiçbir şey yapmamaktadır.)

-Türkiye’de 25 nehir havzası vardır ve havza yönetimi ciddi tasarruf sağlayabilir. Su tarifeleri düşebilir. Ayrıca aynı havzadaki tüm beldelerde aynı tarife uygulanabilir.

  1. d) Bir zamanlar mevcut olan, “Yeraltı Suları Kanunu” hemen yürürlüğe girmelidir. Bu kanun lobilerin baskısı ile kaldırılmıştır. Tarım ve sanayi kesimi yer altından çektikleri suyu, (bedava olduğu için) hoyratça israf etmektedir. (Özellikle meşrubat ve tekstil sektörü) O zaman tüm sanayiciler paket arıtma yapmak, geri dönüşüme önem vermek ve tasarrufa riayet etmek zorunda kalacaktır. En büyük tüketici olan tarım kesimi de “vahşi sulama”dan vazgeçmek zorunda kalacaktır. Yağmurlama sistemini terk edecektir. “Terleyen boru veya toprakaltı damlama sulama” sistemine geçmek zorunda kalacaktır.

- Türkiye’de 30 göl vardı. Çoğu ya Akşehir Gölü gibi kurudu ya da küçüldü. (Her gün bir gölün yok olma haberini okuyoruz.) Kuş cennetleri mahvoldu.

- Her taraf “obruk” doldu. Yeraltı suları tükendi, iyice derinlere kaçtı.

-Enerji maliyeti arttı. 1.3 milyon hektar sulak arazi (Van Gölü’nün 3 katı) kaybedildi.

- Meriç, Gediz, Ergene, Büyük Menderes, Asi vb. nehirler kendilerini yenileyemiyorlar. Eskisi gibi kar yağmıyor zira şehirleri beton kütleler işgal etti.

- Denizlerimiz, göllerimiz ve nehirlerimiz; tarım ilaçlarının, sanayicilerin ve halkımızın sorumsuzluğu yüzünden inanılmaz boyutlarda kirlendi. Deniz canlıları yok edildi. Her tarafı çöpler, naylonlar, zararlı deniz varlıkları kapladı. Balık nesli bitirildi. Tam bir “Çevre Faciası” yaşandı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test