Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''Kadın haklarına ‘sosyal terör’ diyen kitapçık Meclis’te nasıl dağıtılır?''

25.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında yer alan gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı. Kışlalı, AİHM Büyük Dairesi’nin, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Demirtaş hakkında aldığı karar, kadın haklarına ‘sosyal terör’ diyen kitapçığın Meclis’te dağıtılması, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Seval Türkeş’i ziyareti, enflasyon, işsizlik ve asgari ücretle ilgili açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş kararı konusunda görüşünüz?

K – AİHM Büyük Dairesi, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5 maddesini ihlal ettiğine ve Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetti. Karar 2’ye karşı 15 oyla alındı. Türk yargıç karara muhalif kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu kararın bir şekilde uygulanmayacağını “AİHM bizim mahkemelerimizin yerine geçecek karar veremez. Mahkemelerimizce bu karar değerlendirilir. AİHM kararı iç hukuk yolları tükenmeden alınmıştır. Tamamıyla bu adımlar siyasidir” diyerek açık etti. Erdoğan “Terör örgütünün şiddet eylemini kınamamayı teröre destek olarak kabul eden bir mahkemenin 6-8 Ekim 2014’te 39 vatandaşımızın hunharca katledilmesiyle sonuçlanan bir eylemin (Kobani olaylarını kastediyor) sorumlusunun tahliyesini istemiş olması resmen çifte standarttır, iki yüzlülüktür” dedi. Demirtaş’a esas olarak yöneltilen suçlama, Erdoğan’ın da bahsettiği Demirtaş’ın Kobani olaylarındaki payı. Kobani olayları IŞİD’in Suriye’deki Kobani’yi kuşatmasına karşılık YPG militanlarının Türkiye sınırları üzerinden silah nakli yapmasına izin vermeyen hükümete tepki olarak HDP Merkez Yürütme Kurulu’nun 6 Ekim’de aldığı kararla ve sokağa çıkma çağrısıyla başlamıştı. Demirtaş bu dönemde HDP Eş Genel Başkanı’ydı. Sokağa çıkma çağrısı yapılması ile insanların öldürülmesinin emredilmesini bir sayan Erdoğan’ın, kendisinin başlattığı açılım süreci ve valiliklere verilen “operasyon yapılmaması” emirleri sonucunda Güneydoğu’daki “Hendek savaşları”nda çok sayıda güvenlik görevlisi yaşamını kaybetmişti. Erdoğan’ın, başkanlık seçimi sürecinde “Seni Başkan yaptırmayacağız” çıkışı yapan ve 7 Haziran seçimlerindeki mağlubiyetinin sorumlusu olarak gördüğü Demirtaş’a yakınlık duymadığı da bilinen bir gerçek.

GÖZLEM – Bu kararın gereği yapılmazsa, AB ile ilişkilere Marttaki toplantıda görüşülecek “yaptırım” kararına etki eder mi?

K – Öncelikle bu karar uygulanmak zorunda. Avukat Turgut Kazan “AİHM Büyük Kurul kararı kesin karadır ve Türkiye buna tartışmasız uymak zorundadır. Bu karara uymamak anayasaya aykırıdır” dedi. Bu karar uygulanmazsa neler olabileceğini Avukat Celal Ülgen “Avrupa Konseyi bu tür, özellikle yaşam hakkı ve özgürlüklerle ilgili kararların uygulanmamasına karşı Bakanlar Komitesi tarafnıdan da desteklenmek üzere çeşitli yaptırımlar öngörebilir ve bu Türkiye için bir yol ayrımı demektir” şeklinde anlattı. Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Avukat Münci Özmen de kararın uygulanmaması durumunda “Delegeler Komitesi ‘yükümlülüklerin ihlali süreci’ni işletebilir. Bu sürecin sonunda, Avrupa Konseyi üyeliğinin önce askıya alınması, sonra da üyelikten çıkarma yaptırımları gündeme gelir” diye konuştu. Avrupa Konseyi ile AB’nin herhangi bir organik bağı yok. AİHM Avrupa Konseyi’ne bağlı. Ancak sonuçta Avrupa Konseyi ile AB’nin yakın işbirliği söz konusu. Avrupa Konseyi işi üyelikten çıkarmaya kadar götürebilir mi bilemiyorum ama sonuçta AİHM kararının uygulanmamasıyla ABD ve AB’den sonra, Türkiye üyesi olduğu Avrupa Konseyi’ni de karşısına almış olacak. Böylece Avrupa’nın Türkiye’ye karşı fazladan bir koz elde edeceği muhakkak. Zaten Erdoğan, karara karşı yaptığı açıklamayla, AB’nin son zirvesinden önce yaptığı “Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile kurmayı tasavvur ediyoruz” çıkışını da boşa çıkarmış oldu.

 

GÖZLEM – Kadına yönelik şiddetin önlenmesini amaçlayan İstanbul Sözleşmesi karşıtı bir grubun (Aile Dernekleri Birliği), TBMM'de milletvekili odalarına "İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı İftira Kanunu İptal Edilsin. Erkeklere Negatif Ayrımcılığa Son verilsin" başlıklı kitapçık dağıtmış. Kitapçıkta; feminizmin “sosyal terör” olduğu öne sürülüyor ve “kadına şiddete karşı yürüyüş” eylemlerinden fotoğraflarla onlarca kadın hedef gösteriliyor. Yorumunuz?

K – Bu Aile Dernekleri Birliği, facebook’taki sayfasında bu yıl 31 Temmuz’da yaptığı basın açıklamasında “Feminist zihniyet, 71 yaşındaki Abdurrahman Dilipak’ın bir yazısında geçen ve ‘Fahişeyim, Feminist’im!’ pankartları açan, namus kavramıyla dalga geçen zihniyeti eleştirdiği bir ifadesini yine cımbız ve büyüteçle yansıtıp bu manipülasyon üzerinden İstanbul Sözleşmesi savunuculuğuna soyunmuştur. Dilipak’ın hedefe oturtulmasının ana sebebi Cumhurbaşkanı’na sunulan ve İstanbul Sözleşmesi’nin feshini isteyen bir raporda imzasının olmasıdır. Raporda “İstanbul Sözleşmesi’nin de bu sözleşmenin şemsiyesi altında her türlü sapkınlığı yaymaya çalışan zihniyetin de savunulur hiçbir tarafı yoktur. Aileleri parçalayan, sapkınlığın yayılmasına duble yol yapan, toplumu çürüten İstanbul Sözleşmesi ve iftira amaçlı kullanılan 6284 sayılı kanun bir an önce iptal edilmelidir” ifadeleri yer alıyor. Hatırlarsanız Dilipak’ın 27 Temmuz 2020 tarihinde yayımlanan “AKP’nin Papatyaları” başlıklı yazısında AKP içinde İstanbul Sözleşmesi’ni destekleyen AKP’li kadınları kastederek “ANAP’ı o ‘Papatyalar’, o ‘Lale Devri çocukları’ bitirdi. AK Parti’yi de, bu Erguvani AKP’nin ‘Papatyaları’ (!?) bitirecek bu gidişle... AB fonları ile semirenlerin sesleri nasıl inceldi, eskiden ter kokuyorlardı, şimdi parfüm kokuyorlar. Bodrum katlarında rutubet kokan derneklerden çıkıp plazalara taşındılar. AK Parti içindeki AKP’liler, FETÖ’nün zihniyet ikizi gibi davranıyorlar. Hem uluslararası fonlarla destekleniyorlar, hem de kamu fonlarını kullanıyorlar. Malum ‘Yeşil Sermaye’ de bunlara sponsor olabiliyor. Koç kadar, Sabancı kadar, Eczacıbaşı kadar bizim ‘Yeşil sermaye’ davasına sadakat gösterip, bu fahişelere ve onların türevlerine karşı seslerini yükseltebilecekler mi?” diye yazmıştı. Dilipak yazısında “Bu felaketin sorumluları arasında en önemli isim olarak karşımıza hep Fatma Şahin çıkıyor. Şahin hâlâ bu yönde genelgeler yayınlıyor. Toplumdaki öfke konusunda sanırım bilgi sahibi değil. KADEM bir, Fatma Şahin iki” ifadelerini de kullanarak Şahin ile beraber Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın yaptığı KADEM’i hedef almıştı. Bu konunun AKP’ye oy veren muhafazakar kesimde çok büyük bir çatlak yarattığı anlaşılıyor. O kadar ki hakaretin ucunun Cumhurbaşkanı’na kadar dokunacağını bilmelerine rağmen kendilerini tutamıyorlar.

GÖZLEM – Kitapçıkta, “Süresiz nafaka uygulamasına ve nafaka hapsine son verilmelidir. Hiçbir ülkede aynı anda iki cumhurbaşkanı olmadığı gibi bir evin içinde iki reis olmamalıdır. Bakanlık bünyesinde ‘Erkek Sorunları Genel Müdürlüğü’ kurulmalıdır” deniliyor. Dahası, kitapçıkta “6284 sayılı kanunun sonuçlarından biri de Türk erkeklerini yabancı gelinlere yönelmesidir. Türkiye’de hızla yayılan feminizm belası, kadınlara bekar yaşamalarını ve çocuk doğurmamalarını öğütlemektedir. Feminist politikaların güdümüne giren Aile Bakanlığı, sadece feminist kadınların bakanlığı imiş gibi çalışmaktadır. İstanbul Sözleşmesi, Türk milletine doğrultulmuş bir suikast silahıdır” ifadeleri de yer alıyor. Ne diyorsunuz?

K – Daha ötesinde ifadeler var. Sözleşmenin “Kültürel kodlarımıza tamamen aykırı biçimde toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve zehirli erkeklik zihniyetine dayanan feminist bir dille” yazıldığı ifade ediliyor. “Bütün erkekleri devlet gücüyle ve kanun zoruyla baskılamak şiddeti önlemez tersine artırır”, “zorunlu askerlik yapan, savaş ve seferberlik durumunda vatan için ölmesi beklenen erkek yurttaşların kendi devletine” küstürüldükleri “hatta çok daha öfkelenenlerin daha da ileri gidip terör örgütlerine pasif ya da aktif destek verir duruma” sürüklendikleri gibi önermeler içeriyor. Bu girişimi yobaz ve gerici zihniyetin, toplumun içinde bulunduğu ortamdan faydalanarak sahip olduğu etken durumlarını ve iktidarlarını sürdürmeye dönük çabaları olarak görüyorum.

GÖZLEM – “İstanbul Sözleşmesi’nin ‘milli güvenlik sorunu’ haline geldiği ve sözleşme metninin cinsel ayrımcılık içerdiği, 5 milyon mağdur oluşturduğu öne sürülen kitapçığın ilk sayfasında, “Feminizm size çok. Ağzınıza yüzünüze...” diye devamında küfür içeren ifadeler de var. Böyle bir kitapçık, “Ay yıldızlı / Atatürklü tişörtler giyenlerin alınmadığı” Meclis’e nasıl sokuluyor ve dağıtılıyor; görüşünüz?

K –Böyle bir kitapçığın idari açıdan AKP’nin tamamen kontrolü altında olan Meclis’e girmesi beni şaşırtmıyor. Eğer yeterince tepki gösterilirse, özellikle küfür ve hakaret içeren ifadelerden dolayı toplatılması ve sorumluların hakkında göstermelik soruşturmalar açılması mümkün olabilir. Ama beni esas ilgilendiren bu konunun AKP’nin yumuşak karınlarından birisi olması. Cumhurbaşkanı’nın kızı da dahil pek çok AKP’li kadının ve kadın örgütlerinin İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olan AKP’li kesimlere destek vermediğini, bu yönde açıklamalarının olduğunu biliyoruz. AKP’li kadınlar bu konuda erkek seçmenlerine göre çok daha bilinçli. Bu konudaki aydınlanma bu seçmenlerin başka konularda da AKP’yle ilgili bazı gerçekleri görmeye başlamalarına neden olabilir.

 

GÖZLEM – Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve İstanbul CHP İl Başkanı olmak üzere “Seval Türkeş’i ziyareti”, ziyaret gününün “Maraş katliamının yıldönümüne rastladığı” belirtilerek Alevi Dernek ve Federasyonlarının ağır tepkisi ile karşılandı. Kim haklı?..

K – Kılıçdaroğlu haklı. Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve onun yönlendirdiği Alaattin Çakıcı’nın saldırılarına karşı kendisine destek veren Alparslan Türkeş’in eşini ziyaret etmesinden Alevilere dönük bir kasıt mı arayacağız? Sivas katliamından Alparslan Türkeş’in eşini ve tüm MHP’lileri mi sorumlu tutmak gerekiyor? Tabii ki keşke böyle bir şekilde kullanılabileceğinin, yorumlanabileceğinin farkına varsalardı da bu tür bir ziyareti farklı bir günde yapsalardı. Ancak CHP lideri veya yönetimine yönlendirilebilecek eleştiri seviyesi bu noktada sona eriyor. Ne Kılıçdaroğlu veya çevresi bu tarihin kasıtlı seçildiğiyle suçlanabilir, ne de CHP’nin veya Kılıçdaroğlu’nun Alevi yurttaşlarımıza ilişkin duyarsız olduğu söylenebilir. Burada biraz egoların devreye girdiğini, bu küçük “yanlışlık” diyelim üzerinden bir rant kazancı elde etme isteği, belki geçmişe dayanan bazı “canı yanmışlıkların” hesabının görülmesinin istendiğini anlıyorum. Yoksa Alevi yurttaşlar CHP’nin en sağlam taban yapılarından biridir ve CHP ve hatırlatmaya bile gerek yok ama kendisi de Alevi olan Genel Başkanı’nın bu ziyaretinden zorlama bir kriz çıkarmaya çalışmak bu dönemde CHP’ye herhangi bir eleştirel fayda sağlamayacağı gibi olsa olsa iktidarın işine yarar.

 

GÖZLEM – Enflasyon ortada… Pandemi’nin yarattığı işsizlik, yoksulluk da… Böyle bir süreçte “asgari ücret ve hemen ardından gelecek emekli zamları” konusunda görüşünüz?

K – Asgari ücret 2020 yılı için 2 bin 324 lira olarak uygulanıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2021 için asgari ücret önerisini yaklaşık yüzde 20 arttırarak 2 bin 792 lira olarak önerdi. DİSK asgari ücretin 3 bin 800 liraya çıkarılmasını istiyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu asgari ücretin vergisiz olarak 3 bin 100 lira olması gerektiğini söyledi. Birleşik Kamu İş Federasyonu’na göre Türkiye’de açlık sınırı 3 bin 146 lira. Asgari Ücret Komisyonu 5 hükümet, 5 işveren ve 5 işçi temsilcisinden oluşuyor. Geçen yıl TÜİK’in önerisi 2 bin 331 lira olmuş, asgari ücret bunun biraz altında 2 bin 324 lira olarak belirlenmişti. Komisyon’dan hükümet ile işverenin ağırlığıyla TÜİK’in rakamlarına yakın bir rakam kabul edilir. Bana göre Komisyon, Pandemiyi de dikkate alır görünerek 2 bin 800 lira civarında bir rakam belirleyecek, ancak daha sonra Tayyip Erdoğan “devreye girerek” bu rakamı, bence psikolojik sınırını da düşünerek, 3 bin liranın üzerine çekecek olsa, bu da gayet yüksek olarak kabul edilebilecek yüzde 30’luk bir artış demek olur. Ancak... Öte yandan Sayıştay raporlarıyla ortaya çıkan israf, savurganlık gibi konular, ihalelerdeki kamu zararları, kamudaki savurganlık ve ekonomik krize karşın devlet yönetiminde “tasarruf”un “t”sine rastlanmıyor olması, sadece Kamu-Özel İşbirliği ile yapılan projeler bile, aslında iktidarın öncelikleri farklı olsaydı, Türkiye’de gelirin çok daha eşit bir şekilde dağıtılabileceği bir ortam yaratılabileceğini ortaya koyuyor. Türkiye’de kayıtlı iş gücünün yüzde 40’tan fazlası asgari ücretle çalışıyor. Son rakamlara göre Türkiye’de 7 milyon asgari ücretli var. Ancak asgari ücretin seviyesinden sadece onlar değil, asgari ücretin biraz üzerinde maaş alanlar, işsizlik maaşı alan 250 binden fazla işsizin, Pandemi sorası kısa çalışma ödeneği alan 1 milyon işçinin ve nakit desteği alan 2 milyonu aşkın yurttaşı da ilgilendiriyor. Asgari ücretlilerin büyük kısmı özel sektörde çalışmakla beraber, şayet devlet, gelir dağılımını düzeltmek adına, her asgari ücretliye fazladan 400 lira verecek olsa, bu yılda 4 bin 800 liradan 33,6 milyar liraya denk geliyor. Devletin şehir hastaneleri, köprü, tünel gibi Kamu-Özel İşbirliği projeleri için 2021 yılında ayırdığı ödeme tutarının 31 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, iktidarın siyasi tercihi de daha açıkça ortaya çıkmış oluyor.

 

GÖZLEM – Tunus’a 5 milyar dolar Corona hibesinden sonra, Irak’a da 5 milyar dolar “altyapı kredisi” verdiğimiz açıklandı. Sizce, Türkiye’de bu kadar işsiz, zorda esnaf, çiftçi varken, bu hibeler ne anlama geliyor?

K – Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan iktidarını sağlamlaştırmak ve dünyada etkinliğini arttırabileceğini düşündüğü bu tür yardımları yaparak bu algı yönetiminden iç siyasette faydalanmak için bu tür yollara başvuruyor. Dış İşleri Bakanı bu tür yardımların, bu ülkelerin Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlarda Türkiye lehine oy vermelerine yol açtığını ima edecek şekilde bir açıklama yaptı ama, Türkiye’nin bu yardımlardan objektif olarak hangi kararlarda ne gibi fayda sağladığı, bu yardım-destek bağının ne kadar güçlü olduğu gibi sorular cevaplanmaya muhtaç.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Ziyaretçi

26.12.2020 - 08:22
Murat Bey kadın cinsiyeti için delilsiz beyan üzerine iftira atmak hak değil terördür tabiki. Haber izlemiyor musunuz siz yediği tatlının parasını ödememek için yada markette bakkalda aldığı ürünün parasını ödememek için beni taciz etti derim hapislerde çürürsün tehdidini yapan kadınlar var. Kamera kaydı olmasa adamlar hapisteydi! Denemesi bedava bir kadın ofisinize gelip Murat bana şu kadar para ver yoksa bana saldırdı cinsel tacizde bulundu derim desin. Bakalım başınıza neler geliyor!
Yazarlar
Website Security Test