Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Sevgi ve toplum

18.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ülkemizde toplum olarak aslı ve mensubiyeti ne olursa olsun, kendisini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak adlandıran fertler, Türk toplumunu teşkil eder. Bunun anlamı, sevinçte ve kederde herkesin aynı duygu ve düşünceleri hissetmesi, ortak hayatı refah istikametinde taşımak için birlikte çalışmasıdır.

Ancak son yıllarda Türkiye’mizde toplumsal refahı sıkıntıya sokan “sevgisizlik” durumları, çeşitli aksiyonlarla sürekli yaşanmakta. Bu anlamda hem bireysel ve hem de toplumsal hareketleri üzüntüyle izliyoruz. Bu hal, Türk toplumunu rahatsız edici bir mahiyete sahip.

Etrafı ne yazık ki çok sıkıntılı devletlerle çevrili olan ülkemizin huzur ve refahı, bu şekilde içten ve dıştan sabote ediliyor. Dış müttefik ülkeler de bırakın ortak menfaatleri paylaşmayı, sınır boylarına ayrılık fidanları dikiyor. İş yaptırımlara kadar götürülüyor. Örnek mi? Fransa başta olmak üzere AB ülkeleri ve NATO ortağımız Amerika...

Bu durumda toplumumuzu oluşturan fertlerin görevi nedir? Toplum içinde “birlik ve beraberliği” azami seviyeye çıkarmak.

Ancak ne yazık ki Türk toplumu mevcut koşulların ve yaşananların tehlikesini tam anlamıyla kavramaktan uzak görünmektedir. Ortak akılda buluşmak ve “SEVGİ” olgusunu esas alıp birleşmek noktasında eksiklikler sergilemektedir. Evet, eksikliğini sergilediğimiz şeylerin en önemlilerinden biri, sevgi unsurudur.

Bunun nedeni ise etnik ayrılıklar, ahlak ve genel menfaatlerin paylaşılmasında zafiyetler, ekonomik zenginlikteki dengesizlikler ve bunun etkisiyle kendini gösteren sosyal yaşam farklılıklarıdır.

Bu zorluklar, Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal ve siyasal hayatındaki sevgisizliğin toplumun fertlerine de yansımasına yol açmaktadır. Ortak akılda birleşerek içteki ve dıştaki sıkıntıları sonlandırabilmenin önünde, işte bu sevgisizlik durumu vardır. Bu gerçeklik, gündelik hayatımızda da fazlasıyla hissedilmektedir.

 

Sevgi nedir? 

Bu sorunun yanıtı, antik çağlardan bu yana aranmış ve çok farklı şekillerde açıklanmaya çalışılmıştır. Ekonomik düzenin ve onun belirleyicisi olan üretim ilişkilerinin mahiyeti değiştikçe bu soruya verilen yanıt da değişmiştir.

Toplumumuzda ise “sevgi” ve “arzu” kavramları, genellikle birbirine karıştırılmaktadır. Oysa sevgi, sağlıklı bir toplumun merkezkaç aksiyonudur. İnsanları ve toplumu iyi yönde bir ilişkiye doğru öteler. Değişerek birleşmeyi, birleştikçe çoğalmayı ve güçlenmeyi tetikler.

İnsanlarda var olan sevginin en önemli boyutlarından biri de ülke sevgisidir. Bu sevginin insanların ruhlarına nüfuz etmesini sağlamak noktasındaki görev de öncelikli olarak siyasetçilerin ve ülke yönetiminde görev alan diğer insanlara düşmektedir.

Türkiye’mizin, en büyük sıkıntıları yaşadığımız pandemi sürecinde başına doluşan iç ve dış problemlerle mücadele ederken en çok eksikliğini çektiği şeylerin başında, işte bu sevgi olgusu geliyor.

Çare ise, her ortamda bu gerçekliğin dile getirilmesi ve Türk siyasetinin iktidarıyla, muhalefetiyle “sevgi ve ortak menfaat” çerçevesinde bir araya gelmesidir. Bu durum, bir “sevgi hareketini” başlatabilir.

Sayın Cumhurbaşkanının son olaylardaki birleştirici ve akılcı dış siyaset tutumu, bu anlamda umut vericidir. Keza Türk toplumu, çaresizlikler karşısında sevgi ile birleşerek çare yaratmayı tarih boyunca başarmış bir toplumdur.

Yine yaratacaktır, göreceksiniz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test